Gönderen Konu: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]  (Okunma sayısı 19127 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Buka

  • okur
  • *
  • İleti: 59
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #15 : 11 Ağustos 2008, 19:14:49 »

İmamı Rabbani Hz.leri  şöyle ifade etmiştir. “Eğer isyan ve günahlar Allah’ın hakkıyla alakalı olup kullarla alakalı değilse (mesela: zina, içki, çalgı dinlemek, haramlara bakmak , abdestsiz kurana el sürmek, bir takım bozuk inançlar gibi) bunların tevbesi şiddetli pişmanlık içten gelerek Allah’a  özür dileyip istiğfar etmektir. Farzlardan bir farz terk edildiyse tevbe için önce onun edası(kazası) gerekir. Mesela (kılınan bir kaza namazından sonra onu geçir- menin günahından dolayı da ayrıca istiğfar getirmek lazımdır.)
 Eğer isyan ve günahlar kullara zulüm, haksızlık ile ilgili ise onun tevbesi bu zulmü terk etmek, zulüm ettiği kişi ile helalleşmek ona iyilik ve ihsanda bulunmak ve onun için dua etmektir. Eğer alacaklı ölmüşse onun için istiğfar ve ihsanda bulunur. Evladı, veresesi varsa onlara hakkını teslim eder. Varisi yoksa ona alan borç miktarı malından fakirler ve miskinlere Allah yolunda tasadduk eder.
Abdullah İbni Mubarek Hz. leri “Üzerinde bulunan bir kuruşluk hukukunu, hemen ödemek (zekat borcuda buna dahildir.) binlerce altını tasadduk etmekten daha hayırlıdır.

Başka bir rivayete göre “Kabul olunmuş 600 nafile hac tan daha efdaldir.”
(Mektubat C.2 Sh. 108) 
Yapılan tevbelerin Allah katında makbul olacağı da müjdelenmiştir. Hz. Ali  efendimiz Hz Ebu Bekir efendimizden rivayet ettiği bir Hadisi şerifte “Herhangi bir kul ki günah işler sonra bunun afvı için kalkıp abdest alıp namaz kılarsa (Tesbih namazı olabilir çünkü en büyük istiğfardır) ve Allah’a günahından dolayı istiğfar ederse o kişiyi affetmeyi Allahü teala kendine vacip kılar.” (Mektubat C.2 Sh. 109 )

Ey Beytullah'a sefer edenler, yol tutup gidenler,
Siz bedenlerinizle yürürken, biz yürürüz ruhlarımızla.
Kalmışsak; bizi bağlayan, özrümüz, kaderimizdir.
Özrün kalmaya zorladığı, bırakmadığı bir kimse, 
Bil ki, sefer etmiştir; o da yolcularla gitmiştir.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #16 : 11 Ağustos 2008, 20:10:22 »
(İstiğfara devam edeni, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai]

(Bir mümin günah işleyince, melek üç saat bekler, eğer o kimse istiğfar ederse, o günahı yazmaz.) [Hakim]

*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #17 : 08 Ekim 2008, 12:31:21 »
Anlatıldığına göre, Adem aleyhisselam şöyle demiştir:
— Allah, Muhammed ümmetine dört ikramda bulundu ki, bunları bana vermemişti; şöyleki;

a) Benim tevbemin kabul edilmesi, Mekke-i Mükerreme' oldu; Muhammed ümmeti ise. hemen her yerde tevbe ederler; Yüce Allah da onların tevbelerini kabul buyurur.

b) Ben giyiniktim; günah işleyince, Yüce Allah beni çıplal etti. Muhammed ümmeti ise, çıplak çıplak günah işlerler; Yüce Allahda onları giydirir.

c) Ben günah işlediğim zaman, Yüce Allah, kadınımı benden ayırdı. Muhammed ümmeti de günah işliyor, ama kadınları ile araları açılmıyor.

d) Ben cennetin içinde günah işledim; Yüce Allah, beni ordan çıkardı. Muhammed ümmeti ise, cennetin dışında günah işlerler;' tevbe edince de cennete girerler.

Tenbih'ül-Gafilin, adlı eserden alınmıştır.

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #18 : 23 Ocak 2009, 12:26:16 »
Hz. Ali (r.a.), bir bedevînin diliyle acele acele tevbe ettiğini görmüş ve dil çabukluğuyla yapılan tevbe, yalancıların tevbesidir, demiştir. Tevbe nedir? diye sorulunca da,

“Tevbe; geçmiş günahlara pişmanlık, farzları yerli yerince edâ ve îfa, haksız kazançları yerine iâde ve hak sahipleriyle helâlleşmek, bir daha günahlara dönmemeğe azmetmektir” diye cevap vermişlerdir.

Bir de “tevbe-i nasûh” vardır ki, günahın benzerine dönmemeye azmi sağlamlaştırmaktır.

İbn-i Abbas (r. anhümâ) demiştir ki: “Tevbe-i nasûh; (günahlarda) kalp ile pişmanlık, dil ile istiğfar, bedenle vazgeçmek ve günaha bir daha dönmemeye azmetmektir.” Âyet-i kerimede de, “Ey îman edenler! Allâh’a nasûh bir tevbe ile tevbe edin” (S. Tahrîm, 8) buyrulmuştur.

Âlimlerin ekseriyetine göre tevbe, fevrî olarak vâciptir; tehir edilmemelidir. Çünkü tevbenin geciktirilmesinde, haram olan şeylerde israr etmek gibi çirkin bir durum vardır; kişinin helâkine sebeptir.

Tevbenin vücûbuna delil, “Ey mü’minler, hepiniz Allâh’a tevbe ediniz” (S. Nûr, 31) meâlindeki âyet-i kerimedir. Yine Kur’ân-ı Kerim’de müttakîlerin vasıfları sayılırken, “Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederler” (S. Zâriyât, 18) buyrulmaktadır.

İbn-i Abbas (r.anhümâ)’tan rivâyet olunan bir hadîs-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Allah Teâlâ, istiğfâra devam eden kimsenin her sıkıntısı için bir çıkış yolu ve her kederi için bir ferahlık ihsân eder. Onu hiç beklemediği bir yerden rızıklandırır.”

Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)’ten rivâyet edilen, “İstiğfâr eden kimse, günahta israr etmiş sayılmaz” meâlindeki hadîs-i şerifte ise, Allâh’ın rahmetinden ümidin kesilmemesi gerektiğine işaret olunmuştur.

Hâsılı tevbe, sadece cehennem korkusu ile veya işlenen günahların çirkinliğinden dolayı değil, sırf günahta Allâh’a isyan olduğu için, ona karşı suçluluğun verdiği vicdan azâbıyla yapılmalıdır. Tevbe, tevbe-i nasûh olmalıdır. Zira böyle bir tevbe, kişinin amelinde, mâsiyetten, gizli âşikâr hiçbir eser bırakmaz; sahibine, hâlde ve istikbâlde felâhı temin eder.

F.T.

Çevrimdışı Eymen

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 311
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #19 : 31 Ocak 2009, 11:16:30 »
İbni Abbas R. Anhümâ, Rasûlüllah Efendimizden rivâyet etmiştir:
“Ümmetimden -tevbe edenler hâriç-  on sınıf cennete giremez:
1- Kallâ, idârecileri yanlış yola teşvik eden.
2- Ceyyûf,  kefen soyan.
3- Kattât, koğuculuk yapan.
4- Debûb, kızları fuhuş için  evinde toplayan.
5- Deyyûs, ehlini; hanımını, kızını, kız kardeşini erkeklerden kıskanmayan.
6- Artabe sâhibi, davul çalan.
7- Kûbe sâhibi, tambur çalan.
8- Utül, özür kabul etmeyen, kibirli.
9- Zenîm, zinâdan doğan, yol kenarına oturup gıybet eden.
10- Âkk-ı Vâlideyn, ana ve babasına âsî olandır.
Zaman bir kılıçtır; sen onu kesmezsen, o seni keser.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #20 : 11 Ocak 2010, 18:24:04 »
Harika bir döküman olmuş ellerinize sağlık.
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı ebrart

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #21 : 23 Mart 2010, 17:59:17 »
Allah RAZI OLSUN

Çevrimdışı osmanlı-torunu

  • okur
  • *
  • İleti: 69
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #22 : 23 Mart 2010, 21:54:20 »
Anlatıldığına göre, Adem aleyhisselam şöyle demiştir:
— Allah, Muhammed ümmetine dört ikramda bulundu ki, bunları bana vermemişti; şöyleki;

a) Benim tevbemin kabul edilmesi, Mekke-i Mükerreme' oldu; Muhammed ümmeti ise. hemen her yerde tevbe ederler; Yüce Allah da onların tevbelerini kabul buyurur.

b) Ben giyiniktim; günah işleyince, Yüce Allah beni çıplal etti. Muhammed ümmeti ise, çıplak çıplak günah işlerler; Yüce Allahda onları giydirir.

c) Ben günah işlediğim zaman, Yüce Allah, kadınımı benden ayırdı. Muhammed ümmeti de günah işliyor, ama kadınları ile araları açılmıyor.

d) Ben cennetin içinde günah işledim; Yüce Allah, beni ordan çıkardı. Muhammed ümmeti ise, cennetin dışında günah işlerler;' tevbe edince de cennete girerler.

Tenbih'ül-Gafilin, adlı eserden alınmıştır.

Bir meşaiyyun var, bir de işrakiyyun var.
           İşrakiyyun: Önce inanıyor, sonra hikmetini araştırıyor. Meşaiyyun bunun zıddıdır. Kainatı inceler Allah’ı bulur. Bizim
      sûfî mezhebimiz işrakiyyun üzerine kurulmuştur. Zahirilerle  farkımız; biz cevizin içini, onlar kabuğunu yerler.

Çevrimdışı iniz_hay

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 177
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #23 : 12 Ocak 2011, 00:38:25 »
                                Maddi ve  Manevi Temizlik
 İslam dini maddi ve manevi temizlik ve nezafete  büyük önem vermiştir. Bu iki kısım nezafeten biri diğerinden ayrılmaz.Hatta bunlardan her  biri bir bakımdan maddi ise diğer bir bakımdan  da manevidir. Abdest gibi.
 Müslümanlıkta maddi şeyler  ile kirlenen bir vücudu, bir elbiseyi bi r mekanı temizlemek bir vazife olduğu gibi günah denilen manevi fenalıklarla kirlenen bir ruhu temizlemek bir vazifedir.Resül-i Ekrem Efendimiz de”Nezafet (temizlik)  imandandır.”  Buyurarak temizliğin ehemmiyetini belirtmişlerdir.
   Malümdür  ki  Allahü Teala  bizleri bir imtihan için yaratmıştır. Bir takım vazifeler ile mükellef tutmuştur. Bzim saadetimiz ancak bu vazifeleri yerine  getirmeye  bağlıdır.Bu vazifeleri yapmayanların kalbi kararmış ruhu kirlenmiş, kendisi azabı hak etmiş  olur. Artık bu halde yapılacak şey  tevbe ve istiğfardır.
   İnsan pak ma´sum bir halde dünyaya getirilmiştir.Artık kirli günahkar bir halde ahirete gitmekten sıkılmalıdır. İnsan kendi Rabbi´nin mukaddes emirlerine karşı nasıl isyan edebilir? İnsan kudret ve azametine nihayet olmayan büyük yaradanından korkmalı, her an nail olduğu nimetlerini düşünerek  utanmalı değil midir?
   Maamafih, insan; günah işleyebilir. Elverir ki bu günahtan dolayı kalbi sızlasın, ruhunda pişmanlık duysun, hemen Allah´ına yönelsin, günahının affedilmesini dilesin, daha tövbe imkanları elde iken günahdan kurtulmaya çalışsın.
   Allah ´ü Teala Hazretleri: “Ey mü´minler!.Hepiniz  Allahá  tevbe  ediniz ki,kurtulabilesiniz” buyuruyor. Resül-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) de: “Günahından tevbe eden günah işlememiş  kimse gibidir.”  Buyurmuştur.
   Artık bizim vazifemiz, Hak Teala Hazretlerine tevbe  istiğfar etmektir:”Estağfirullahé´l-azim ellezi la ilahe illa hüve´l- hayyül kayyüm ve etübü ileyh.”
   
      alıntı

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #24 : 28 Haziran 2012, 10:09:25 »
Tevbe'nin Çeşitleri

Tövbe, Allahü Teâlâ Hazretlerinden bir nimettir. Allahü Teâlâ Hazretleri bu ümmete in'âm etti. Diğer ümmetlere Allah, bu nimeti vermedi.

Tövbe’nin dört mertebesi vardır.

Birincisi: Tövbe ismiyle ilgilidir. O'da saliklerin (seyrü suluk’a girenlerin) ilk mertebesidir. Bu nefsi emmâre'nin tövbesidir. Bu mü'minlerden avamların mertebesidir. Bu tövbe’de, menhiyyatı (Allah'ın yasakladıklarını) terk etmek, Allah'ın emirlerini işlemek, kaçırdıklarını (namaz ve oruç gibi ibadetleri) kaza etmek, hakları hak sahiplerine vermek, zulmettiği kimseler ile helâlleşmek, yaptıklarına pişman olmak ve bir daha onlara dönmemeye azmetmektir.

İkincisi: İnâbe mertebesidir. Bu nefs-i levvâme'nin mertebesidir. Bu, evliya’dan mü'minlerin havassının (seçkin olanların) mertebesidir. Allah'a inâbet, dünyayı terk etmek, dünyanın lezzetlerine karşı zahit olmak, güzel ahlâka sahip olmak, nefsi, hevâ ve hevesine muhalefet ederek temizlemek ve nefis ile mücâhede etmeye devam etmektir. Nefis inâbe mertebesini kazanırsa, kalb makamına girer. Kalbin sıfatıyla vasıflanır. Çünkü inâbe kalbin sıfatlarındandır.
Allahü Teâlâ buyurdu:
"Gaybda Rahman’a haşyet duyan ve inâbeli bir kalb ile gelen kimselere!"

Üçüncü mertebe "Evbe" mertebesidir. Bu ise nefs-i mülheme'ye mahsus bir yerdir. Bu mertebe, evliya’nın havassının mertebesidir. Allah'a "evbe" etmek (ona yönelmek), mü'minin şevk ve iştiyak duygularının eseri olarak Allah ile karşılaşmaya ve buluşmaya yönelmesidir.

(Ruhü’-l Beyan Tercümesi C:1 S:519)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #25 : 28 Haziran 2012, 10:09:45 »
"İstiğfarın Yanında Tevbe de Şarttır"

Bu fakir (şeyh imam allâme müfessir seyyid İsmail Hakkı Bursevî k.s. hazretleri) der ki:
Haddâdî r.h. hazretleri;
"Hâlbuki kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'ın mağfiretine sığınırsa, Allah'ı bir gafur, rahîm bulur..." (Sûre-i Nisa, âyet 110)

Âyet-i Kerimesinin tefsirinde buyurduktan gibi (âlimler) tevbe ile istiğfarın arasını tefrik ederler...
Yani sadık tevbe ile istiğfar eden (dediler) ve tevbeyi şart koştular. Çünkü istiğfar, bütün âlimlerin icmâi (söz birlikleriyle) tevbe olmuş olmaz; tevbe eden kişi; istiğfar ile beraber; "Ya Rabbi! Ben sana döndüm, ben kötülük ettim ve ebediyyen bir daha o kötülüğe dönmeyeceğim. Bundan dolayı beni bağışla" demedikçe; onun istiğfarı, tevbe olmaz...

(Ruhü’-l Beyan Tercümesi C:11 S:764-765)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #26 : 28 Haziran 2012, 10:10:17 »
İstiğfar ve Mağfiret’in Manası

İstiğfar : Mağfireti istemektir.

Mağfiret : Allâhü Teâlâ hazretlerinin dünyada kulunun günahlarını örtmesi (başkalarından gizlemesi) ve âhirette de ona ceza vermekten geçmesi, (onu bağışlamasıdır...)

(Ruhü’-l Beyan Tercümesi C:11 S:763)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #27 : 28 Haziran 2012, 10:10:35 »
İbadetlerdeki Kusurdan Dolayı İstiğfar Edilmesi Gerektiği

Sonra istiğfar, sade günahlara mahsus değildir. Belki layık-i veçhiyle (şartları, erkânı, sünnet ve âdâbları) yerine getirilmeden yapılan ibadetlerden dolayı da istiğfar edilir.

Bazıları buyurdukları gibi:
-"Sahabeler, müstakil ibadetlerden ve o ibadetlerin içinde vaki olan şeylerden dolayı da istiğfar ederlerdi..."

(Ruhü’-l Beyan Tercümesi C:11 S:772)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #28 : 28 Haziran 2012, 10:10:54 »

Hazreti Allah’a Hem İstiğfar Hem Tevbe Edilmesi Gerektiği

"Ve hem rabbinizin mağfiretini isteyin, Ömrünüzün günlerinde; '(Sûre-i Hud, Âyet 3)
1. Yaptığınız aşırılıklardan,
2. Allah'tan gayrisini talep etmekten,
3. Allanın rızasını talep etmeyi terk ettiğiniz.
4. Hicapları (manevî mânileri) tahsil ettiğiniz,
5. Fıtrî istidadınızı iptal ettiğiniz; için istiğfar ediniz ki, istiğfar, sizin nefislerinizin tezkiyesi ve kalplerinizin tasfiyesi olmuş olsun'
sonra O'na tevbe edin."

(Ruhü’-l Beyan Tercümesi C:11 S:774)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« Yanıtla #29 : 28 Haziran 2012, 10:11:12 »
Tevbenin Makamları

İmam Gazalî(r.h.) hazretleri , "Minhâcû'l-Âbidîn" isimli kitabında buyurdular:

Tevbe'nin makamları üçtür.
1. Günahların çirkinliğini düşünmek,
2. Allah'ın azâb ve gadabını düşünmek,
3. Kendi zaifliğini düşünmek.

Birincisi: Günahların gayet çirkin olduklarını düşünmektir.

İkincisi: Allah-ü Teâlâ Hazretleri'nin cezalandırması gayet şiddetli, azabının çok elim (ve acı verici) ve senin onun gazabına takat getiremeyeceğin kadar büyük olduğunu düşünmektir.

Üçüncüsü: Kendi zayıflığını, tahammülünün az ve çaresizliğini düşünmendir. Zira, güneşin sıcaklığına, polisin tokadına ve karıncanın ısırmasına dayanamayan bir insan, cehennemin sıcağına, zebanilerin kamçılarına ve ateşten yaratılmış olan katır gibi akreplerin, deve boynu gibi cüsseli yılanların ısırmasına nasıl tahammül edecektir; gazâb diyarı ve cehennemde?... Gazabından ve azabından Allah'a sığınırız.

(Ruhü’l Beyan Tercümesi C:3 S:372)