Gönderen Konu: "Üç Beyazdan Sakının!" Kilolardan ve Hastalıklardan Kurtulun  (Okunma sayısı 14944 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
ABD'den Şok Eden Şeker Raporu
« Yanıtla #15 : 19 Mayıs 2012, 01:30:15 »



ABD'den Şok Eden Şeker Raporu

Yedikleriniz beyninizin işleyişini, ne düşündüğünüzü etkiler mi? Amerikalı bilim adamları bu sorunun yanıtını aradı. Peki yanıt ne oldu?


Somon balığı bol miktarda omga-3 içeriyor

Los Angeles'ta bulunan California Üniversitesi'nde fareler üzerinde yapılan araştırmaya göre şeker ağırlıklı bir beslenme, düşünme yetisinde sıkıntılara yol açabiliyor. Ancak bu durumu Omega-3 yağ asitleriyle dengelemek mümkün. Araştırmacılar, deneyler sırasında şekerle besledikleri farelerin karmaşık labirentleri çözmekte zorlandıklarını gördü. Ancak hem şeker hem de Omega-3 yağ asitleriyle beslenen farelerin karmaşık labirentleri, hiç Omega-3 almayan farelerden daha iyi çözdüğü görüldü.

The Journal of Physiology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre yüksek miktarda şeker içeren gıdalarla beslenenlerin uzun vadede beyinlerindeki öğrenme ve bilgileri hatırlama yetileri zayıflıyor. Bu hasarı en aza indirmede ise Omega-3 yönünden zengin gıdalar yararlı olabiliyor.

Meyve Değil Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu

Araştırmacılar, deneyde fruktoz şurubu kullanıldığını ve meyvelerdeki şekerin etkisinin araştırılmadığını belirtiyor. Deneyde konu alınan şekerli gıdalar daha çok yüksek şekerli mısır şurubu ya da yapay tatlandırıcı kullanılmış olanlar.

Uzmanlar, sağlıklı yaşamak isteyenleri tatlı yerine meyvelerle tatlandırabilecekleri yoğurt benzeri daha doğal gıdalar tüketmeye teşvik ediyor. Ceviz, keten tohumu gibi gıdaların da şekerin olumsuz etkilerini azaltmakta faydalı olabileceğinin altı çiziliyor.
Anasayfa » Manşet Haberler » Dikkat: Şeker yemek aptallaştırıyor
 
Dikkat: Şeker yemek aptallaştırıyor
Yedikleriniz beyninizin işleyişini, ne düşündüğünüzü etkiler mi? Amerikalı bilim adamları bu sorunun yanıtını aradı. Peki yanıt ne oldu? Amerikalı uzmanlara göre şeker bizi “aptallaştırabilir” ama Omega-3 yönünden zengin gıdaları da yiyerek şekerin etkisini en aza indirmek mümkün.

Los Angeles’ta bulunan California Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan araştırmaya göre şeker ağırlıklı bir beslenme, düşünme yetisinde sıkıntılara yol açabiliyor. Ancak bu durumu Omega-3 yağ asitleriyle dengelemek mümkün. Araştırmacılar, deneyler sırasında şekerle besledikleri farelerin karmaşık labirentleri çözmekte zorlandıklarını gördü. Ancak hem şeker hem de Omega-3 yağ asitleriyle beslenen farelerin karmaşık labirentleri, hiç Omega-3 almayan farelerden daha iyi çözdüğü görüldü.

The Journal of Physiology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre yüksek miktarda şeker içeren gıdalarla beslenenlerin uzun vadede beyinlerindeki öğrenme ve bilgileri hatırlama yetileri zayıflıyor. Bu hasarı en aza indirmede ise Omega-3 yönünden zengin gıdalar yararlı olabiliyor.

Meyve Değil Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu

Araştırmacılar, deneyde fruktoz şurubu kullanıldığını ve meyvelerdeki şekerin etkisinin araştırılmadığını belirtiyor. Deneyde konu alınan şekerli gıdalar daha çok yüksek şekerli mısır şurubu ya da yapay tatlandırıcı kullanılmış olanlar.

Uzmanlar, sağlıklı yaşamak isteyenleri tatlı yerine meyvelerle tatlandırabilecekleri yoğurt benzeri daha doğal gıdalar tüketmeye teşvik ediyor. Ceviz, keten tohumu gibi gıdaların da şekerin olumsuz etkilerini azaltmakta faydalı olabileceğinin altı çiziliyor.

(Voanews.com)


mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: "Üç Beyazdan Sakının!" Kilolardan ve Hastalıklardan Kurtulun
« Yanıtla #16 : 19 Mayıs 2012, 17:43:12 »
Şeker kronik bir hastalıktır ve yetişkinlerin yaşam süreçlerinde değişik nedenlerle belirir. Ancak birkaç aylık bebeklerde bile rastlanılan bir hastalıktır, şeker hastalığı. Çocuklarda rastlanılan şeker hastalığına bir çok değişik isim verilmiştir. Tip 1 diyabetler, çocukluk çağı şeker hastalığı, insüline bağımlı şeker hastalığı bunların arasındadır.

Bu hastalığı taşıyan çocuklar yaşam boyunca bir çok şeye dikkat etmek ve hastalıklarını kontrol altında tutmak zorundadırlar. Şeker dünyada 100 milyondan fazla insanı etkileyen yaygın bir hastalıktır. Çocukların bu rakam içindeki payı yüzde 3 ila yüzde 6 arasında değişir. Kuzey yarım kürede daha çok görülen bir hastalıktır. İskandinav ülkelerinde yüksek, Japonya da düşük düzeyde görünür.
Şeker hastaları besinleri uygun bir şekilde enerjiye dönüştüremezler. Yediğimiz besinleri sindirim sistemimiz glikoz denilen ve bir karbonhidrat türü olan şekere indirger. Başlıca enerji kaynağı olan glikoz kan aracılığı ile hücrelere ulaşır. Glikoz kanda dolaşırken midenin arkasında bulunan pankreas kandaki glikozun hücrelere girmesine katkıda bulunan bir hormon salgılar. Ne var ki şeker hastalarında pankreas yeterli insülin salgılayamaz. Yada salgılanan insülin etkisizdir. Hücreler tarafından soğrulamayan glikoz kanda kalarak hiperglisemi dediğimiz kanda normalden fazla şeker birikmesine neden olur. Bu kan şekerinin yüksekliği durumudur.

Çocuklarda Diyabet


 Diyabeti başlıca iki grupta toplayabiliriz. Andrea'nın ki tip 1 dediğimiz insüline bağımlı diyabettir. Şeker hastalarının sadece yüzde 5 ila yüzde 10 arası bu gruptandır. Ama bunlarında yüzde 90’ı çocuktur. Tip 2 dediğimiz ve insüline bağımlı olmayan şeker hastalığına genellikle yetişkinlerde rastlanır. Ve vakaların yüzde 90’ı aşırı kilodandır. Bu hastaların vücutları yeterli insülini üretir ama bu insülin vücut tarafından yeterli etkinlikte kullanılamaz. Şeker hastalarının yüzde 90’ı bu gruba girer. Bu iki ayrı tip neredeyse iki ayrı hastalıktır. Tip 2 çoklukla 40 yaşından sonra ve zaman içinde yavaş yavaş gelişirken, Tip 1 aniden ortaya çıkıp vücutta ciddi bir insülin eksikliği görülür.

     Pankreas yeterli insülin salgılayamadığı için kandaki glikoz hücrelere geçemez, oysa hücrelerin glikozlara ihtiyacı vardır. Bu tipteki tedavinin amacı vücuttaki insülin eksikliğini bir şekilde dışarıdan temin etmektir. Aslında pankreas küçük bir bilgisayar gibi çalışır. Kandaki şeker miktarını devamlı ölçüp aldığı veriye göre insülin salgısını ayarlar. Andrea'nın vücuduna belirli zamanlarda insülin şırıngalamasının nedeni de budur. Andrea vücudunda gerekli olan insülin dozunu kendisi ayarladığı için yemeği zamanında yemeye ve vaktini kaçırmadan insülin yapmaya özen gösterir.

İnsüline bağımlı şeker hastalığı neden olur?

Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bazılarının bu hastalığa kalıtsal sahip oldukları bilinir. Ama vücudun bu zaafını tetikleyen çevreden ve kişiden kaynaklanan bir neden olmalıdır. Andera'nın kardeşlerinin 20 yaşından önce bu hastalığın belirtilerini gösterme ihtimali diğer kişilere göre yüzde 3 ila yüzde 6 oranında daha fazladır.

Şeker hastalığı bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan da ileri gelebilir. Bazen sistem kendi pankreasının salgıladığı beta hücrelerini yok eden antikorlar üretmeye başlar. Oysa insülinin yapılmasına katkıda bulunan bu beta hücreleridir. Bu nedenle şeker hastalığını otoimmün sistemimizin bir arızası olarak görenler vardır.

Bazı hallerde hastalık doğumu takip eden üçüncü yada dördüncü haftada belirtilerini vermeye başlar. Bebek çok çabuk susayıp, çok çabuk acıkmaya başlar. Sık idrar yapar, kilo kaybeder ve halsizleşir. İki yaşına geldiğinde hastalık zirveye çıkmıştır. Bu zamana kadar beta hücrelerinin yüzde 90’ı yıkıma uğramış ve kalan yüzde 10 vücudun ihtiyacı olan insülini sağlamakta yetersiz kalmıştır. İnsülin olmadan kandaki glikoz hücrelere giremez ve kanda birikir.

Kan şekerinin yükselmesi vücudun su kaybına, susuzluk hissine ve sık sık idrara çıkmaya neden olur ve kilo kaybı başlar. Zamanla vücudun insülin salgılaması hepten durur ve vücut tamamen insüline bağımlı hale gelir. Bu artık yaşam boyu sürecek bir durumdur.

Çocuklarda İnsülin İğnesi

Günümüzde şeker hastalığı ile ilgili çalışmalar hastaların yaşamlarını bu şartlar altında en iyi nasıl sürdürebileceklerini araştırmaktan öte değildir. Hastanın kendi kan şekerini en basit yöntemlerle en basit nasıl ölçeceği ve buna uygun insülin ihtiyacını en basit vücuduna zerk edeceği çalışmalarına esastır. Hastalıklarıyla yaşamayı öğrenmek şeker hastalarının kısa ve uzun vadeli sağlıkları için önemlidir.
 


Kan şekerinin ideal düzeyde tutulması kalp rahatsızlıkları, felç, karaciğer yetersizliği ve körlük gibi orta ve uzun vadeli hastalıkları önleyebilmek için şarttır. Melanie günde 2 defa kahvaltıdan ve öğlen yemeğinden önce insülin şırıngalamaktadır. Bazı hastalarda bu günde 4 kereye kadar çıkar.

İnsülin 1921 yılında Banting ve Best adındaki iki Kanadalı doktor tarafından bulunmuştur. Bu önemli ve tarihi buluştan önce şeker hastaları ölüme mahkumdular. İnsülin hem hayvansal hem de kimyasal yollardan elde edilir. Hayvanlardan elde edilen insülin için inekler ve domuzlardan faydalanılır. Sentetik insülin ise DNA ve değiştirilmiş hayvan insülinin karışımıyla elde edilir. Hayvan bazlı olmayan insülinlerin alerji yapma ihtimali azdır. Hayvansal insülinin etki süresi daha uzundur. Şırınganın yapıldığı yerde bir şişlik ve geçici bir iz bırakır.

Pankreas ve İnsülin
 Şırıngası


İnsüline bağımlı şeker hastaları gramlı olarak kan şekerlerini ölçmek zorundadırlar. Bir şırınganın vaktinin kaçırılması yada beslenmede bozukluk şeker hastasını oldukça tehlikesi bir duruma sokabilir. Kanda yeterli şekerin bulunamaması hali olan hipoglisemi terleme, yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, davranışlarda bozukluk, aşırı acıkma ve görme sorunları yaratabilecek önemli arazlardandır. Durumun düzelmesi için hastaya hemen şeker verilir. Bazı hallerde insülin dozunun yeniden ayarlanması gerekebilir. Şeker krizi çırpıntılara neden olabilir. Glikoz şırıngalamak kan şekerini ve kusma durumunun normale dönmesini sağlayan en çabuk yoldur.

Bunun tam aksi durum kanda normalden fazla şeker bulunması hali olan hiperglisemidir. Aşırı bir açlık ve susuzluk durumu ağızda kuruma, sık sık idrara çıkma belirtileri arasındadır. İleri hallerde hastanın şeker komasına girmesine neden olabilir. Andrea insülin programına uymadığı takdirde karşılaşabileceği tehlikelerin bilincindedir. Olası bir şeker komasının yanında gözlerinin karaciğerinin ve tüm dolaşım sisteminin uğrayacağı ve giderilmesi mümkün olmayan hasarı da dikkate almak zorundadır. Bu nedenle, pankreası normal insülin salgılasaydı nasıl bir denge oluşacaktıysa, bu dengeyi kendisi sağlamalıdır. Aksi takdirde körlük ve böbrek yetersizliği onun için kaçınılmaz bir son olacaktır.

Şeker hastalığı üzerindeki çalışmalar koruyucu ve tedavi edici alanlarda devam ediyor. Araştırmacılar genetik formüller ve antikorlar üzerindeki çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır. Şeker hastası bir çocuğun kardeşlerinde de bu hastalığın çıkma ihtimali diğer insanlara oranla daha fazladır. Çalışmalar kardeşlerin DNA’larındaki benzerlikleri kanıtlamıştır. Eğer kardeşlerde de aynı tip antikorlara rastlanırsa onlara da sabah ve akşam ufak ve koruyucu dozda insülin verilebilir.

Şeker hastalığın kesin tedavisi için pankreas nakli üzerinde durulmaktadır. İnsülin salgılanmasındaki yetersizliği gidermek için insan pankreasından hücre naklide düşünülen çarelerdendir. Bu sahadaki klinik çalışmalar sonunda henüz tek bir kişinin bile olsa insülinden kurtulmuş olması ilerisi için büyük ümit vermiştir. Aslında bu yol pankreas naklinden daha olası görünmektedir. Çünkü naklin güçlüğü yanında verici bulmakta zordur. İnsülin hapının yanında insüline karşı olan antikorlara bağışıklık kazandıracak bir aşının geliştirilmesi de olası gelişmeler olarak kabul ediliyor. İnsüline bağımlı şeker hastalığının önlenmesi ve tedavisi bugün için mümkün görünmemektedir.

Önemli olan kandaki şeker düzensizliklerini en alt düzeyde tutabilmektedir. Günlük bir insülin programını bıkmadan, usanmadan, aksatmadan sürdürmenin güçlükleri ortadadır. Andrea ve melanie gibi gençlerin bir yandan hastalıklarını kontrol altında tutarken bir yandan da eğitim ve sosyal yaşamın gereklerini aksatmadan yürütebilmeleri için yakınlarının yardım ve desteğine ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır.

Kaynak: http://www.coreklen.com/2009/07/diyabet-tip-1.html#ixzz1vKKE55Bn

« Son Düzenleme: 19 Mayıs 2012, 17:45:12 Gönderen: mazhar »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Şekeri neden tüketmemeliyiz
« Yanıtla #17 : 03 Eylül 2013, 11:25:32 »
Şekeri neden tüketmemeliyiz

İşte uzmanlardan cevap...

Obezite bir salgın gibi yayılıyor ve bunun sorumlusu olarak artık yağlar değil, önce şeker gösteriliyor. Artık yasal bir uyuşturucu olarak tanımlanan şeker sadece kilo artışına neden olmuyor, her organı olumsuz etkiliyor. Oysa şeker adeta bir temel gıda maddesi gibi evlerimizin başköşesinde duruyor. Şekeri sadece bir kavanoz toz şeker ya da abur cubur olarak düşünmeyin. Tadı şekerli olmasa da beyaz undan yapılan her türlü gıda, beyaz pirinç, beyaz makarna ve patates vücuda girdiği anda şekere dönüşerek kan şekerini hızla yükseltiyor. Aşırı meyve tüketimi de aynı olumsuz etkiyi yaratıyor. Şekerin bizi nasıl etkilediğini uzmanlara sorduk. Bu yazıyı okuduktan sonra beslenmenizdeki karbonhidrat türlerini ve şeker miktarlarını gözden geçirmeniz kaçınılmaz olacak.


Yüksek şeker konsantrasyonu bozuyor

"Son zamanlarda şekerin düşmesi, reaktif düşük şeker ve insülin direnci kavramları da bizleri bu konuda çok dikkatli olmaya yöneltti. Yüksek şeker seviyesi dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu, hafıza kapasitesi düşüklüğü ve öğrenme güçlüğü yapabiliyor. İleri dönemlerde ise kandaki yüksek şeker oranı ile hücre içi ile dışı arasındaki geçiş bozularak yıpranma hızlanıyor. Bunu önce periferik sinirler, daha sonra beyin izliyor. Beyin damarlarındaki kan hacmi ile içerisindeki maddelerin -ki burada en önemlisi şeker- bir dengede olması isteniyor. Kan şekerinin düşüklüğünde de beyin hızlı tepki gösteriyor. Şeker yüksekliğindeki belirtilerin yanı sıra bayılmalara da yol açabiliyor."

Op. Dr. E. Onur Kulaksızoğlu/ Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı


Gözlerin düşmanı

"Kan şekerinin çok yüksek seyretmesi, vücutta kalp, böbrek ve göz gibi çeşitli organların hasarlanmasına yol açıyor. Diyabet 20-65 yaş arası körlüklerin en önemli sebebi... Bu nedenle dengeli beslenmek ve kan şekeri düzeylerini kontrol ettirmek çok önem taşıyor. Diyabet hastalığı, retina denilen ve görmede son derece önemli olan sinir tabakasındaki hasarlarla giden diyabetik retinopatiye, katarakt oluşumuna, göz tansiyonuna, hatta göz kaslarının felcine yol açarak şaşılıklara neden olabiliyor. Kan şekeriniz düzensiz gittiği ya da diyabet tanınız konduğu anda göz muayenenizi yaptırın."

Op. Dr. Mine ÖZTÜRK/ Göz Hastalıkları Uzmanı/ Özel TDV 29 Mayıs Hastanesi


Rahatlatırken mutsuzlaştırıyor

"Herkesin yediği zaman kendisini rahatlamış hissettiği bir ya da birkaç yiyeceği vardır ve listenin başını genellikle tatlı çeker. Bunun birinci sebebi kimyasal olarak tatlının serotonin hormonunu yükseltici etkisi, ikincisi de sosyal açıdan kişinin çocukluktan itibaren tatlı yediği zaman rahatlayacağını ve/veya kendisini ödüllendireceğini öğrenmesi... Tatlının hem biyolojik açıdan hem de davranışsal açıdan rahatlatıcı etkisi olduğu kesin fakat tatlının beyinde bağımlılık yaratan etkisi yenmediği zaman mutsuzluk da yaratabiliyor. Bunun yanı sıra kişi genellikle rahatlamak istediği zaman ihtiyacından çok daha fazla tatlı yiyor. Böylece en ufak bir moral bozukluğunda gerektiğinden fazla tatlı yeme, ardından kilo alımı ve pişmanlık geliyor. Bu da tatlının rahatlatıcı etkisini mutsuzluğa dönüştürebiliyor."

Feyza Bayraktar/ Uzman Psikolog


Kanseri besliyor diyemeyiz

"Şekerin kanseri kötüleştirdiği yönünde bilimsel bir dayanak bulunmuyor. Glikozun enerji kaynağı olması tüm hücreler için geçerli... Ağızdan alınan her türlü gıda glikoza dönüştürülerek kullanılıyor. Karbonhidratlar, protein ve yağ; kanser olsun olmasın, herkes için dengeli alınması gereken besinler. İnsülin direncinin olası kanserojen etkisinden bahsedersek glisemik indeksi düşük beslenme doğru kabul edilebilir. Ancak hastaya "Şeker yemeyin, kanserinizi besler" demek doğru değil. Hastalarımız etkilenip yanlış diyetleri takip edebiliyor."

Dr. Teoman Yanmaz/ Medikal Onkoloji Uzmanı/ Medical Park Bahçelievler Hastanesi


Şekerin günlük kalori miktarı yüzde 10'u geçmemeli

"Şekerin değişik tipleri bulunuyor. Süt şekeri laktoz ile meyve, sebze ve balda bulunan meyve şekeri fruktoz doğal şekerler olarak adlandırılıyor. Hazır gıdalarda ise mısır veya şekerpancarı kaynaklı şeker tatlandırıcı olarak kullanılıyor. Doğal şekerler vitamin ve mineral içerirken tatlandırıcılar yalnızca kalori kaynağı oluyor. Günlük alınması gereken karbonhidrat miktarına ilişkin değişik görüşler öne sürülmekle birlikte Dünya Sağlık Örgütü tatlandırıcı şeklindeki şekerlerin günlük kalori miktarının yüzde 10'unu geçmemesini öneriyor. Bir gram şeker 4 kilokalori enerji veriyor. Buna göre günlük 2 bin kilokalori tüketen bir bireyin 50 gramın altında şeker kullanması gerekiyor. Ancak günümüz tüketim rakamları bundan çok daha yüksek... Genetik, sosyal ve kültürel nedenler kişilerde tatlıya düşkünlüğü belirliyor. Şeker, toplam gıdanın fazla tüketimini tetikleyerek vücut ağırlığını artırabiliyor. Şekerin hazır gıdalar içinde özellikle yüksek konsantrasyonda mısır şurubu olarak yer alması durumunda obezite, diyabet ve kalp hastalığı gelişimi riskinin arttığına işaret eden bilimsel veriler bulunuyor. Ancak şeker tüketimi ile bu hastalıklar arasında net olarak bir neden-sonuç ilişkisinin henüz tanımlanmadığını belirtmek gerekiyor."

Prof. Dr. Bülent Okan Yıldız/ Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı/ Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi


Kalbi etkiliyor

"Günümüzde modern tıbbın ve teknolojinin sunduğu imkanlarla değişik yaş grubundaki insanlar üzerinde yapılan bilimsel karşılaştırmalarda fazla şeker kullanan grupların kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski, az şeker kullananlara göre anlamlı derecede farklı bulunuyor. Fazla şeker kullanımının ileriki yaşlarda kalp ve damar hastalıklarına ve şeker hastalığına yakalanma riskini artırdığı bilindiğinden az miktarda şeker kullanımını öneriyoruz."

Op. Dr. Orçun Ünal/ Kalp ve Damar Cerrahi Uzmanı/ Yedikule Eğitim ve Araştırma Hastanesi


Kolajen dokuyu yıkarak cildi yaşlandırıyor

"Cilt sıkılığını, elastikiyetini sağlayan ve deri hücrelerinin sürekli yenilemesine yardımcı olan kolajen dokunun azalması, yaşlanan deride kırışıklığı artıran en önemli etkenlerden biri... Kolajen sentezi ne kadar önemliyse kolajenin yıkımına neden olan enzimlerin sentezinde meydana gelen artış da yaşlanma sürecinde o kadar önem taşıyor. Kolajenin sentezi sırasında moleküller arasına glikoz moleküllerinin girmesi, bu bozuk yapılı, işlevsiz enzimlerin kolajeni ortadan kaldırmasına neden oluyor. Diyabet hastalarında kontrolsüz seyreden kan şekeri seviyesi kolajende glikolizasyonu artırdığı için, bu hastalarda yaşlanma süreci kontrolsüz ve daha hızlı oluyor. Glikolizasyona uğramış olan kolajen, oksidatif streste artışa yol açan hücre içi sinyal aktivasyonunu uyarıyor. Bu uyarım sonucu ortaya çıkan serbest radikaller ve sitokinler de kolajen yıkımını artırıyor. Bu nedenle şeker ve şekere dönüşen gıdaların alımında kontrollü olmak cilt sağlığı açısından da büyük önem taşıyor."

Dr. Figen Akın/ Deri Hastalıkları Uzmanı/ Anadolu Sağlık Merkezi


Diş çürüğünü tetikliyor

"Ağız içinin normal florasında bulunan bakteriler tüm besinleri, özellikle şeker ve nişastayı aside dönüştürüyor. Bu asitler, dişlerin mineral dokusunu çözerek diş çürüğünün başlamasına neden oluyor. Yemekten sonraki 20 dakika plak ve bakteri aktivasyonunun en yoğun olduğu zaman dilimi... Sık sık atıştırmak, diş yüzeyinin asitlerle temas süresini artırdığından çürük riskini de artırıyor. Tüketilen karbonhidratların miktarı ve tüketimden sonraki diş bakımı da önemli bir unsur. Limonata, kola, meyve suyu ve süt gibi meyve veya süt şekeri içeren içecekler de diş çürüğünü tetikliyor. Dişlerin üzerinde ve arasına yapışan her gıdadan kaçınmak gerekiyor. Yemekten sonra şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgısını çoğaltıyor. Tükürük, yemek artıklarını temizliyor ve dişlere zarar veren asitleri nötralize edip zararsız hale getiriyor. Fakat diş çürüğüne karşı en etkili silah, her zaman diş fırçası!"

Yeşim Tünal Güzey/ Diş Hekimi


Rafine şeker karaciğer yağlanması nedeni

"Vücudumuzun doğal yapısı doğal yollardan alınan şekerden fazlasına yani rafine şekere ihtiyaç duymuyor. Gün içinde alınması gereken şeker miktarını birkaç porsiyon meyve ile almak mümkün... Bunun dışında alınan fazla şeker hızlıca, direkt olarak kana karışıyor ve yağa çevriliyor. Bu yağ vücudun belli organlarında birikiyor. Son zamanlarda da çok fazla görülen karaciğer yağlanmasına sebep oluyor. Karaciğer yağlanması da uzun dönemde sindirim bozukluğuna yol açıyor. Çünkü yağlanma, karaciğerin rahat çalışmasını engelliyor. Çok fazla rafine şeker tüketmek aynı zamanda pankreastan da çok hızla insülin salgılanmasına sebep oluyor. Hızlı insülin salgılanması ise hipoglisemi ve insülin direncine zemin hazırlıyor."

Prof. Dr. Yıldıran Songür/ Gastroenteroloji Uzmanı/ Memorial Şişli Hastanesi


Tek şekerli çayın yıllık getirisi çok yüksek

"Ülkemizde şeker tüketim oranı son 10 yılda yüzde 50 oranında yükseldi. Bir küp şeker, 20 kaloriye denk geliyor. Günde tek şekerli beş bardak çay içtiğimizi varsayarsak sadece çay içerek aldığımız kalori 100'ü buluyor. Tek şekerli çaydan aldığımız aylık miktar 3 bin kalori; yıllık getirisi ise 36 bin kalori. Bu şekilde bir yılda vücudumuza tam beş kilo geliyor. Günde beş şeker eksilterek kalori alımına bağlı kilo riskini de ortadan kaldırabiliriz. Karbonhidrat alımının en düşük yüzde 42 olması hastalıkları engelliyor. Seçimi bulgur, tam buğday ekmeği gibi kompleks karbonhidratlardan yana yapmak gerekiyor."

Pınar Kural Enç/ Uzman Diyetisyen


Şekeri ne kadar tüketmeliyiz?

"Şeker kaynağı olarak yediğimiz karbonhidratlar, günlük diyetimizin yüzde 55-60'ını oluşturmalı. Seçim yaparken 'kompleks karbonhidratlar' denilen, sindirimi ve emilimi daha yavaş olan sebze, meyve, kuru baklagil, kepekli ekmek gibi yiyecekleri seçmeliyiz. Birçok hastalık için risk faktörü olarak düşünülen şekeri günde en fazla sekiz kesme şeker kadar tüketebiliriz. Bu da üç tatlı kaşığı bal veya elma, portakal, şeftali, armut gibi orta şekerli meyvelerden 300 gram yemeye denk geliyor. Ekmek gibi başka karbonhidrat grubu tüketmediğimiz takdirde toplamda tükettiğimiz karbonhidrat bu miktarları geçmemeli... Kahvaltıda bir tatlı kaşığı saf bal çok iyi bir antioksidan olduğundan tüketilmesini öneriyoruz. Mutlaka şekerli ürün tüketeceksek yemeklerin ardından küçük porsiyonlar olarak tüketmeye özen göstermeliyiz. Öncesinde ve sonrasında yapılan egzersizler yüksek kalorili bu ürünlerin zararlarını azaltmada faydalı olur. Düzenli egzersiz yapmak da insülin gereksiniminizi azaltacaktır."


Dr. Nafiz Karagözoğlu/ İç Hastalıkları Uzmanı


http://www.haberkita.com/sekeri-neden-tuketmemeliyiz_108881.html

Çevrimdışı son yolcu

  • okur
  • *
  • İleti: 84
  • TİTREDİM EFENDİM (SAV) , SENİ ANDIM DÜN GECE...
Ynt: "Üç Beyazdan Sakının!" Kilolardan ve Hastalıklardan Kurtulun
« Yanıtla #18 : 03 Eylül 2013, 16:22:39 »
Şekersiz bir hayat düşünemiyorum.... 

Doktorun söylediklerine uymak bi hayli zor görünüyor..
VE AŞKKKKKKKK İNSANIN ALNINA DOKUNDU... SÜBHANE RABBİYEL ALA ...

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Karatay Diyeti
« Yanıtla #19 : 03 Eylül 2013, 16:46:48 »
Şekersiz bir hayat düşünemiyorum....

Doktorun söylediklerine uymak bi hayli zor görünüyor..


 
Karatay Diyeti

Prof Dr. Canan Efendigil Karatay
Hayy Kitap


Sayfa: 160
Boyut: 16 x 23 cm
ISBN: 9786054325481

Kitap Hakkında: (Bu sayfadaki bilgiler kitaptan alınmıştır.)

Beslenme balonlarını patlatıyor, doğru beslenmenin ne demek olduğunu anlatıyor.

Beslenme ile hücresel/hormonsal fonksiyon bozuklukları arasındaki yakın ilişkiye odaklanan Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, kilo vermenin ABC'sini öğretiyor, hiç zorlanmadan zayıflamanın ve zayıf kalmanın sırrını açıklıyor.

Hepimiz yıllardır içinden çıkılamayan kısır döngüden, yani kilo verip geri alma korkusundan da kurtarıyor! Üstelik sürprizleri var. Onun sisteminde kalori hesabı ya da diyet ürünlerin peşinden koşmak yok! Et, balık, süt, peynir, yoğurt, yumurta, tereyağı, bakliyat, turşu, sebze, meyve ve kuruyemişler serbest...

Kilo vermek ve verdiğiniz kiloda kalmak istiyorsanız; kilo verirken halsizlik, bitkinlik, isteksizlik ve yorgunluk hissetmeden, mutlu ve enerjik bir şekilde yaşamayı arzuluyorsanız; unutkanlık şikayetlerinden kurtulmayı, düşüncelerinizin berraklaşmasını ve yaptığınız işe kolaylıkla konsantre olmayı hedefliyorsanız bu kitap tam size göre..

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İlk kez 1972 yılında yayınlanmış, tıpçılar ve yemek endüstrisi tarafından gözardı edilmiş.
 

 
Pure, White And Deadly: How sugar is killing us and what we can do to stop it

John Yudkin
Penguin; Re-issue edition (1 Nov 2012)


Paperback: 224 pages
Publisher: Penguin; Re-issue edition (1 Nov 2012)
Language: English
ISBN-10: 0241965284
ISBN-13: 978-0241965283
Product Dimensions: 19.6 x 12.8 x 1.6 cm

Kitap Hakkında: (Bu sayfadaki bilgiler kitaptan alınmıştır.)

A Telegraph Top 10 Diet Book, Pure White and Deadly by John Yudkin is a must-read for those concerned with how much sugar we consume every day.

Sugar. It's killing us. Why do we eat so much of it? What are its hidden dangers?


In 1972, when British scientist John Yudkin first proved that sugar was bad for our health, he was ignored by the majority of the medical profession and rubbished by the food industry.


We should have heeded his warning.

Today, 1 in 4 adults in the UK are overweight.

There is an epidemic of obese six month olds around the globe.

Sugar consumption has tripled since World War II.

Using everyday language and a range of scientific evidence, Professor Yudkin explores the ins and out of sugar, from the different types - is brown sugar really better than white? - to how it is hidden inside our everyday foods, and how it is damaging our health.

Brought up-to-date by childhood obesity expert Dr Robert Lustig M.D., his classic exposé on the hidden dangers of sugar is essential reading for anyone interested in their health, the health of their children and the health of modern society.

'[A] valiant . . . attempt to warn us against our lust for sucrose' British Medical Journal

' A medical classic' London Metropolitan University

'Arguably the leading nutritionist of his time' Guardian

'Worldwide, around 180million tonnes of refined sugar is produced each year and the UK market alone is worth nearly £1billion. Little wonder that no one listened to eminent nutritionist Professor John Yudkin when he called sugar 'pure, white and deadly' back in 1972 and quite rightly warned of the links between excessive consumption and heart disease' Catherine Collins, Principal Dietician, St George's Hospital

John Yudkin (8 August 1910 - 12 July 1995) was a British physiologist and nutritionist, whose books include This Slimming Business, Eat Well, Slim Well and This Nutrition Business. He became internationally famous with his book Pure, White and Deadly, first published in 1972, and was one of the first scientists to claim that sugar was a major cause of obesity and heart disease.

Robert H. Lustig, M.D. has spent the past sixteen years treating childhood obesity and studying the effects of sugar on the central nervous system and metabolism. He is the Director of the UCSF Weight Assessment for Teen and Child Health Program and also a member of the Obesity Task Force of the Endocrine Society. His YouTube video lecture Sugar: The Bitter Truth has received over two million hits, he recently appeared on the BBC 2 documentary The Men Who Made Us Fat and his book Fat Chance: Beating the Odds Against Sugar, Processed Food, Obesity, and Disease is being published in Autumn 2012.


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Uyuşturucu Kadar Tehlikeli...
« Yanıtla #21 : 22 Eylül 2013, 06:53:22 »
Uyuşturucu Kadar Tehlikeli...


Hollandalı araştırmacıların yaptığı araştırmalara göre şekerli yiyecekler için de sigaraya yapıldığı gibi "sağlığa zararlıdır" uyarısı yapılmalı.
 
Amsterdam Sağlık Servisi başkanı Paul van der Velpen'e göre şeker günümüzün en tehlikeli uyuşturucusu. Velpen, "Şekerli yiyecekleri tüketenler tehlikesinin de farkında olmalı. Bu sözlerim biraz abartılı gelebilir ama şeker gerçekten günümüzün en tehlikeli uyuşturucusu ve erişilmesi çok kolay. Şeker de sigara, alkol gibi bağımlılık yapıyor ve sağlık için oldukça zararlı." dedi.
 
Ülkelerin obeziteyle savaştığını belirten Van der Velpen, bu durumun sağlık harcamalarını da artırdığını ve şekerin de sigara gibi bağımlılık yaptığını, bırakmanın zor olduğunu açıkladı.


21 Eylül 2013 Cumartesi 11:49 | Dünyadan Ajans Haberleri

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: "Üç Beyazdan Sakının!" Kilolardan ve Hastalıklardan Kurtulun
« Yanıtla #22 : 22 Eylül 2013, 14:48:29 »
Önemli bir konuyu gündeme getirmişsiniz. Bana göre, biraz ağır olacak ama şeker'in de uyuşturucu katagorisine alınması lazım...
Ne dersiniz..?
« Son Düzenleme: 22 Eylül 2013, 20:24:01 Gönderen: mazhar »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Nabza Göre Şeker, Damlası Yeter
« Yanıtla #23 : 17 Temmuz 2014, 10:19:45 »
Nabza Göre Şeker, Damlası Yeter



Hint hekimlerinden dünyaya yayılan “Nabza göre şerbet” vererek yapılan tedavi usulünü Osmanlı hekimleri de uygulamıştı. Bozulan dengenin aksayan yönünü tespit için uygulanan bu tedavi usulünde hekim, hastanın nabzına bakar, hastalığı teşhis eder ve ona göre hastaya şerbet vererek hastayı tedavi ederdi.

Şerbet verilerek tedavi konusunda görüştüğümüz Uzman Dr. Orhan Dalkılıç, nabız türlerinin hastalıkları işaret eden kısım olduğunu söylüyor. Eskiden kalp hastalıkları ve bazı enfeksiyon hastalıkları nabzın şekline bakılarak anlaşılıyormuş. Günümüzde ise nabza bakarak tedavi usulü temel muayenelerden biri olarak kabul edilmesine rağmen teşhise götürecek daha kestirme usuller olduğundan bu usul çok kullanılmıyormuş.

Nabza göre şerbet verme usulünde, kan şekeri düştüğünde nabız atışları hızlanıyor, nabız hızlandığında ise hastaya şeker şerbeti içiriliyormuş. Bir bardak şeker verildikten sonra nabız düzelmiyorsa bir miktar daha veriliyor, hastanın dengesi yerine geldiğinde şekerli şerbet kesiliyormuş. Şeker, bir tedavi aracı olarak hayatımıza bu şekilde girmiş.

Sonra ne mi olmuş? Ne olduğu konusuna en çarpıcı misali vererek başlayalım.

Şekere karşı hassasiyeti olanların genelde bir hastalığın pençesine düşen kişiler olduğunu söylerek başlamak gerek. Dr. David Servan da kanser derdine düşüp derdini “Anti-Kanser” kitabında ilmi usullerle çarpıcı bir şekilde söyleyenlerden biri. 30 yaşına kadar modern tıp biliminin içinde, yapılanları mutlu pozlarla savunduğunu söyleyen David Servan, kansere yakalanıp çaresizce kıvranmaya başladığında tedavi usullerini sorgulamaya başlamış. En sonunda üzerinde düşünülmesi gereken bir tespitte bulunmuş. “Kanser doğu toplumlarında bizden %60′a varan oranlarda daha az görünüyor. Batıya göç eden Japonlar, bir iki nesil sonra kansere yakalanmada bizimkine yetişiyorlar. Bizim hayat tarzımızın bir yönü, bu hastalığa karşı savunmamızı zayıflatıyor.”

Kansere davetiye çıkaran Batılı hayat tarzının teferruatı farklı kaynaklardan araştırılabilir. Bizi ilgilendiren kanserin gelişimini doğrudan körükleyen üç kaynaktan, “beyazlatılmış un” ve “bitkisel yağlar”dan sonra gelen ”arıtılmış şeker”. Meseleyi iyi anlayabilmek için ilk önce arıtılmış şekerin Batılı hayat tarzından bize gelişine bakalım.

Bala bal demekle ağız tatlanmaz

Arıtılmış şekerin cazibesi, tadının yüksek seviyesinde gizlidir. Ancak, unutmamak gerekir ki bir şeye tatlı ya da tatsız derken içindeki şekeri değil de glikozu kastediyoruz.

Bütün yenilebilir bitki ve gıdalarda tatlılığı hissedilse de hissedilmese de farklı oranlarda lif, yağ, protein, nişasta ve şeker var. Mesela havuç yiyen bir insanda havuçtaki lif, şeker ve nişasta hazmedilip önce kana karışacak, oradan da enerjiye dönüşecek glikozu ortaya çıkaracaktır. Ancak farklı gıdalardan alınarak bünyede tabii olarak meydana gelen bu glikoz ile glikoz şurubunu karıştırmamak gerek.

Glikoz şurubu, früktoz ile birleşerek az sonra yine karşımıza çıkacak. Ancak en tabii ve sağlıklı olandan gidecek olursak içerisinde en fazla enerji; “hücrelerin ihtiyaç duyduğu glikoz” barındıran ve barındırdığı enerjiyi en hızlı şekilde bünyede gerekli yerlere ulaştıran hiç kuşkusuz baldır. Bir kaşık şekerde 16 kcal, bir kaşık pekmezde 17 kcal enerji var iken aynı oranda balda 21 kcal enerji vardır. Peygamberimizin “Size iki şifayı tavsiye ederim. Biri bal, diğeri Kur’andır.” buyurmasının hikmeti içindeki bu enerji miktarından olsa gerek.

Asıl azmaz bal kokmaz

Sadece mutfakta değil tabiplerin odalarında bile şekerin bilinmediği yıllarda temel tatlandırıcı ve enerji kaynağı bal idi. Eski tabipler ilaç reçetelerinde hep balı kullanıyorlardı. Balla şekeri karşılaştırdıklarında şekerin mideyi sarkıttığını ve balın mideyi temizleyip yıkadığını söylerlerdi.

Bal ve şekerin yapısını daha iyi anlamak için ikisinin karşılaştırıldığı Gıda Kimyası notlarına bakalım. Balda %38 früktoz, %34 glikoz bulunur. Oysa şekerde bunlar eşit orandadır. Balda früktozun daha fazla olması glikoz ve früktozun birleşip sakkaroz haline gelmesiyle bir miktar früktozu eşsiz bırakır. Bu açıkta kalan %42′lik früktoz balın oda sıcaklığında sıvı hale geçmesine sebep olur. Katı şekerleme imalatında bu özellik problem oluyor. ikinci problem bu fazla früktozun nem çekmesidir. Yani balla yapılan şekerlemeler hemen yumuşadığı için uzun müddet bekletilemez. Üçüncü özellikse bal karıştırılan şekerlemelerde balın renginin ve tadının öne çıkıp içindeki meyvenin rengini ve aromasını örtmesidir.

Şaptın şeker oldun

Arıtılmış şeker konusunun en başında şeker kamışı bitkisinin insanların dikkatini çekmeye başladığı yıllar var. Bu yıllarda bal veren bir bitki olarak görülen şeker kamışından elde edilen şeker, Gine ve Hindistan sınırlarının dışına çıkamıyordu. O yıllarda insanlar uzaktaki bu gizemli üründen “Yemen ve Hindistan diyarında, tuz kıvamında, bir çeşit katılaştırılmış bal gibi ve suda eritilip içilebilinen saz balı.” diye bahsediyorlardı. Osmanlı döneminde bile şekere “tatlı tuz, kuratü’l milh” denilmesinin sebebini belki de burada aramak lazım.

Tarihin her döneminde şeker kamışından şeker imal etmek, bir bilimsel sır olarak saklandı. ispanya’dan Müslümanlar türlü işkencelerle yok edilmeye çalışıldığı yıllarda, şeker yapmanın bir sır olduğunu ispanyollar o zaman anladılar. Ve hemen Tunus, Bingazi civarlarına giderek oralardan yüksek ücretle Müslümanlar arasında imalat ustası aradılar.

ilk dönemlerde Hintliler ve Çinliler “saz balı” dedikleri bugünkü şekerin atasını, şeker kamışının suyundan çıkartıyorlardı. Şeker kamışından elde edilen su, pekmezde olduğu gibi içine kireçli toprak katılarak kaynatılıyor, sonra kurutularak sert kütleler halinde pazarlanıyordu.

Ömrünü şekerin tarihini, üretimini ve sanayide kullanımını araştırarak harcayan Sidney W. Mintz, “Şeker ve Güç” kitabında sofralık şekerin değişen üretim hikâyesini şöyle anlatır: Şeker fabrikalarında bir dizi sıvı-katı işlem yapılır. Lifler ezilir ya da parçalanır, küçük küçük doğranıp sonra öğütülür, preste sıkılır, dövülebilir ya da sıvı içine daldırılabilir. Sakkaroz içeren sıvı ısıtılır, yoğunlaştırılır, aşırı doymuş duruma gelince kristaller belirmeye başlar. Soğutma ve kristalleştirme sırasında beyaz “kristal”, değerli kısım “pekmez”, daha az değerli maddeler “melas” olarak ayrılır. Geleneksel yöntemde daha fazla kristalleştirme yapılamaz.

Arıtılmış şekeri, Faslı tarihçi Halid El Naşiri bundan önce şu şekilde anlatmıştı “Beyaz şekeri kaynatıp süzdükten sonra ona nebati sefid tekrar atılırsa ona “şekeri süleymani” üçüncü defa atılırsa ve konik bir kaba konulursa “fanid” üçüncü kaynatılışta uzun tutulursa “ebluc” bir defa daha pişirilirse “nebati senceri” denilir. Üçüncü kaynatılışta onda bir oranında süt ilave edilip katılaştırılmaya bırakılırsa “teberced’ olur.

Sürecin buraya kadar olan kısmı çok eski çağlardan kalmadır. Arıtılmış, daha açık renkli, kimyasal olarak daha saf, daha rafine şekerin elde edilmesine ve alkollü ürünler dâhil birçok şurup, git gide çeşitlenen son ürünleri üretilmesine yol açan ilave işlemler yüzyıllar içinde geliştirilmiştir. Ancak yüzyıllar içerisinde şeker kamışından elde edilen iki ürün hiç değişmemiştir. Biri arıtılmış şeker ya da saf şeker, diğeri altın renginde sıvı kısım. Bu sıvı kısım “şeker pekmezi” ya da “altın şurup”, yıllar içerisinde daha ucuz olması ve sanayide daha rahat kullanımı ile bal karşısında giderek üstünlüğü sağlamıştır.

Şeker parayı çeker

Kolay yetişen şeker kamışı, kimyasal işlemlerle sanayiye adapte olmada kullanışlılığı, onun hızla ucuzlamasına ve şekerin pastacılık ve şekerlemecilikte balın yerini almasına yol açtı. Şekerin endüstride balın yerine tercih edildiği yıllarda artık Mısır ve Hindistan merkezli doğu kültüründen, bir sanayi endüstri mamulü olarak Brezilya ve ispanya gibi Batı merkezlerine doğru kaydığını görüyoruz.

İslamiyet öncesi Türk mutfağında bal, şeker ve pekmezin yer aldığı bir tarif bulmak mümkün değil. Aynı şekilde Avrupalılar da şekeri uzun bir müddet bilmiyorlardı. İlk karşılaştıklarında onu ilaç olarak eczanelerde buldular. Uzun yıllar aynı miktar ağırlıkta gümüş karşılığında satılan şeker hep şifa kaynağı olarak görüldü. İspanya’da Müslümanlardan şeker imalathanelerini ele geçirdikten sonra şeker konusunda söz sahibi olmaya başlayan Avrupalılar şekerle şifa-eza ve para arasında garip bir ilişki kurdular.

Bugün, Avrupalılar çılgıncasına tükettikleri şekeri azaltmaya çalışıyor. Ancak 17.yy da Avrupalılar şekerle tanışırlarken bir taraftan şifa olduğuna inanıyorlar diğer taraftan da tadına bağımlı hale geliyorlardı. Bir müddet sonra aristokratlar şeker bağımlısı haline gelmişlerdi. Misvak gibi bir nimeti de bilmedikleri için şeker yüzünden neredeyse dişleri dökülecek hale gelmişti. Ancak bu halde bile Doğu memleketlerinden yüksek fiyatlarla aldıkları şekerin peşine düşerek, Afrika’ya kadar gidip oraları sömürgeleştirdiler.

Şeker kamışı şerbetinin dağılmaması için, sıcak gün ortasında tarlada büyük palalarla kesilmesi gerekiyordu. Bu sebeple şeker kamışı tarlalarında çalışmak Avrupalılara zor geliyordu. O yüzden Afrikalı masum insanları gemilere doldurup Güney Amerika’ya getiriyorlar, şeker tarlalarında ölesiye çalıştırıyorlardı. Şeker tarlalarında şartlar o kadar çetindi ki bir kölenin yaklaşık ömrü buraya düştüğünde dört yıldı. Bu facia karşısında aynı yıllarda Müslümanların üretimleri Akdeniz havzasında mantıklı bir şekilde devam ediyordu. Nobel Deer 1966 yılında bu hadiseyi şöyle özetliyor: “Yenidünya’daki şeker üretimini 400 yıl boyunca lekeleyen örgütlü kölelik belası, kanlı ve acımasız uygulamalar, Akdeniz’deki şeker endüstrisinde geçerli değildi.”

Bal istedik belaya düştük

Yapılan bir deneyde kana enjekte edilen şekerin beyinde eroin ve kokaine tepki veren aynı haz merkezini harekete geçirdiği görülmüştü. Avrupalıların şekerle olan mantıksız ve çelişkilerle dolu ilişkilerin altında buna benzer sebepler yatsa gerek. Avrupa’da şeker kamışı yetiştirilemiyordu. Buna alternatif, şeker pancarı üretimini geliştirdiler. Ancak bir müddet sonra özellikle ABD’den dünyaya yaygınlaşan nişasta bazlı şurup baldan şekere, oradan da glikoz şurubuna daha sağlıksız bir geçişe sebep oldu. Bir müddet sonra NBŞ (Nişasta bazlı şeker) de yetmeyecek ve sentetik tatlandırıcılar devreye girecekti.

Buğday, patates, pirinç gibi ürünlerde bulunduğu halde gıda sanayinde en fazla mısırdan elde edildiği için “mısır nişastası” olarak da bilinen “glikoz şurubu”nun 1 kilosu 22 kilo toz şekerin tatlılık oranına eşittir. Bal, dut, kavun ve karpuz gibi gıdalarda bulunan früktoz ve bütün doğal karbonhitratlar arasında en tatlı olanıdır. İkisi de monosakkarit olan früktoz ve glikoz eşit miktarlarda karıştırılarak “Yüksek Früktozlu Mısır Şurubu” elde edilir.

Gıda sanayinde yaygın olarak kullanılan bu NBŞ’nin bünyeye ağır gelmesi ve sadece karaciğerde işlenebilmesi özellikle karaciğer
yağlanmalarına sebep oluyor. Ayrıca früktoz insan vücudundaki bütün hücrelerin insüline direnç kazanmalarına yol açarak şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.

İster kilolu ister zayıf olsun karaciğer yağlanması vakalarında yüzde yüze varan artış ve obezite her ne kadar üreticiler früktozdan zengin nişasta bazlı şurubun, fiyat ve sanayideki avantajını öne sürseler bile bugün, NBŞ’den dolayı yağlanan karaciğerin siroza çevirme vakaları, alkolden siroza geçme vakalarının bile önüne geçtiğini kimse inkâr edemiyor.

Bir zamanlar kıtlık yıllarının nadide parçaları arasında görünen şekerin görkemli şekilde Batı yemek kültürüne dâhil edilmesi aslında büyük problemleri de beraberinde getirdi ve NBŞ ile durum daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı. Bugün dünya glikoz ve früktoz içinde yüzüyor. Haluki bünyemiz çok az bir miktarı ile hayatını devam ettirecek şekilde yaratılmış olup fazlası büyük tehlike.

Bal tutan parmağını yalayamıyor

1900′lü yılların başında zengin ülkelerde bile kişi başına yıllık şeker tüketimi bir kilo civarındaydı. Oysa şimdi kişi başı tüketim dünyada yılda 50-70 kilo arası. Bunun yarısına yakınını ise maalesef NBŞ oluşturuyor.

iki yıl önce Türkiye Diyabet Çalışmaları TURDEP-I ve TURDEP-II yayınlandı. TURDEP-I 1997-98 yıllarında 20′li yaşlarda 25 bine yakın kişide uygulandı. 2010 yılında ise yine 20′li yaşlarda 26 bin 500 kişi üzerinde yapılan taramalarda sonradan görülen diyabet hastalığında iki kat artış kaydedildi. En ilginç sonuç ise Bozulmuş Glikoz Toleransı (BGT)’de kaydedildi. Çünkü BGT % 6,7 iken %28,7 olmuştu. Aynı zamanda bu dört kat artış ileride diyabet patlamasının da işaretini oluşturuyordu.

Şekerin bedene çökelmesi obeziteye sebep oluyor. Yüksek dozda şeker yenildiğinde tam bir zehir oluyor ve kana enjekte edilen şeker beyinde eroin etkisi yapıyor. Bunlar elbette az yenildiğinde tedbir alınabilecek gıdalardaki tehlikeler. “Şekeri azalt, problemi çöz” doğru bir tercih, ancak ‘früktoz ve glikoz’ pancardan ve şeker kamışından elde edilen şekere göre daha tehlikeli. Bu sebeple NBŞ’lerden uzak durmak gerekiyor. Aslında en doğrusu daima şekerden uzak durmak. Çünkü bir kişiye günde 30 gram şeker yeterli. Bu ise yıldall kiloya tekabül ediyor. Ne yazık ki Tükiye’de bir kişi yılda son verilerde 50 kiloya yakın şeker (bunun içinde toz şeker, kesme şeker ve NBŞ dahil) tüketiyor. Netice olarak beş kat daha fazla şeker tüketiyoruz.

Bal ile kaymak isteyen, akçasına kıymak gerek

Nabza göre şeker konusunda bir sonuca varmak kolay olmadı. Ancak konuyu araştırırken içlerinde bölüm başkanları da olan kimyager, biyolog ve gıda mühendisi akademisyenleri ziyaret ettik. Arkasından ulusal ve uluslar arası çapta üretim yapan tesisleri, tesislerin üretim sorumlularının odalarını, binalarını gezdik. Ürettikleri yüzlerce çeşit üründen şeker odaları yaptıklarını gördük. imal ettikleri ürünleri cömertçe ikram ediyorlardı. Ancak ne üretim müdürlerinin ne de imalat sorumlularının odalarında ürettikleri ürünün hiçbirini bulundurmadıkları dikkatimizi çekti. Bal tutan gerçekten burada parmağını yalamıyor, sadece ikram ediyordu. Hakiki bal da ucuz değil ancak gıdada sağlığı ön planda tutanlar, akçeye kıymak gerektiğinin, farkındalar.

Yediğimiz şekerin, en azından glikoz ya da früktoz şurubu, kısa adı ile NBŞ ihtiva edip etmediğini bilmek ve şeker için ise vücudun ihtiyacı olanından fazlasını almamak var. Sonrasında nasıl bir reklam ve üretim endüstrisi olursa olsun sıkıntıyı görerek en aza indirmek sağlıklı bir hayat için önemli.

Son olarak da bir damlası bile yeter; ancak hiç yememek de sizin tercihiniz diyoruz.



Sentetik Tatlandırıcılar / Prof. Dr. Mustafa Tavaslı (Uludağ Ünv. Organik Kimya)

Sentetik tatlandırıcılar nedir?

Sentetik tatlandırıcılar tamamen kimyasal yollarla elde edilen ve doğal şekerlerden çok daha fazla tat verici özelliğe sahip kimyasal maddelerdir.

Nerelerde kullanılmaktadır?

Sentetik tatlandırıcılar gazlı içecekler, öksürük şurupları, çikolata, diş macunları, meyve suları, sakız, hazır tatlılar, yoğurt, jelâtinli şekerler, lolipop, bonibon gibi yiyecek, içecek ve ilaç sektörünün hemen hemen her alanında kullanılmaktadır.

Ne kadar enerji verir?

Sentetik tadandırıcılar yapısında glikoz içermediği için vücut metabolizmasında bir karşılığı yoktur. Yani emilip kana geçemediğinden vücuda enerji vermez. Sentetik tatlandırıcıların kullanıldığı ürünlere “diyet” ürün denilmektedir. Diyet kola, diyet sakız, diyet bisküvi gibi.

Şekerden farkları nasıl anlatılabilir?

Bunların tatlandırıcılık özellikleri şekere göre çok güçlüdür. Sentetik tatlandırıcılardan Aspartam (180 kat), Acesulfame-K (200 kat), Saccharin (300 kat), Sucralose (600 kat), Neotame (13000 kat) daha fazla şekerden tatlılar. Özellikle kontrolsüz imalat yapan ve Gıda
Mühendisleri çalıştırmayan yerlerde, daha tatlı olsun diye, bol miktarda kullanılabilir. Aslında küçük miktarların bile bir hesabının olduğu kimyasal tatlandırıcılarda, bu noktaya dikkat etmek gerekiyor. Mesela 2012 yılında onay alan “neotam” adlı sentetik tatlandırıcı şekerden 13 bin kat daha tatlı. 1 gram neotam 13 kg şekerin verdiği tadı veriyor.

Günlük tüketim sınırı var mı?

Ortalama 70 kg gelen birisi günlük en fazla 2800 mg aspartam tüketebilir. Bu sınır aşıldığında aspartam zehir özelliği göstermeye başlar. Şu hususa da dikkat çekmek isterim. Sentetik tatlandırıcıların bazıları suda çözünmüyor, mesela neotam, ancak alkolde (etanol) çözünebiliyor. Avrupa’nın ya da ABD’nin gıda kodeksindeki alkol tanımı ile dinimizin alkol tanımı farklı. Sentetik tatlandırıcılardan neotam gibi sadece alkolde çözünenlerin kullanıldığı ürünlerden uzak durmak gerekiyor. Bu yüzden yurt dışından ithal gıda ürünlerine karşı daha da dikkatli olmalıyız.

Ülkemizdeki kullanımı ne durumda?

Bahsi geçen tatlandırıcıların hiçbirisi ülkemizde üretilmiyor. Ülkemizde imal edilen gıdalarda da bu sentetik tatlandırıcılar ithal edilerek kullanılıyor.

Bunların zararları var mı?

Sadece tatlılık hissi veren sentetik tatlandırıcılar bir araştırmaya göre enerji vermedikleri halde beyne aldatıcı mesaj göndererek gereksiz insülin salgılanmasına sebep oluyorlarmış. Bu durum beklenmeyen yan etkilere sebebiyet verebiliyor. Yine bir başka araştırmada sentetik tatlandırıcılar her ne kadar ağızda tatlı gibi hissedilse de aslında beyinde tam bir tatlı yemiş hissiyatı oluşturmadığı görülmüş. Bir kaşık bal yediğinizde zihinde tatlılık ile mutluluk bir arada yaşanırken, aynı tatlılık oranına sahip herhangi bir diyet içecek içtiğinizde ağızda tatlılık var ancak zihinde mutluluk yok.


Şeker Kanseri Besler mi? / Ahmet Katı (Yeditepe Üniv. Genetik ve Biyomühendislik Bölümü)

Sağlıklı hücreler bir hücresel döngü içerisinde büyür, bölünür ve ölür. Ve yerlerini yeni ve genç hücrelere bırakır. Ancak kanserli bir hücre meydana geldiği zaman bu hücre ölmeyi reddeder ve büyümeye, bölünmeye ve yeni kanserli hücreler oluşturmaya devam eder. “Kanserin şekeri sevdiği” ifadeleri 1924 yılında Dr. Otto Warburg’un “Bütünör Metabolizması Üzerine” diye bir yayını ile ortaya çıkmıştır. Warburg bu çalışması ile Nobel ödülü kazanmıştır. Bu çalışmasında özetle şunları belirtmektedir; “Kanserin en önemli nedeni normal vücut hücrelerinin oksijenli solunum yerine fermentasyon yoluyla şekerden enerji elde etmesidir”. Warburg’un bu tespiti yıllar içerisinde yanlış şekilde aktarılarak kanser şekeri sever şeklinde söylenmeye başlanmıştır. Şekerin veya diğer besinlerin sağlıklı ve kanserli hücreler tarafından farklı yollar ile enerjiye dönüştürüldüğü doğrudur. Ancak bu farklılık sadece bir etkidir, kanser için bir neden değildir.

Bunlarla birlikte beslenme alışkanlıklarında şeker miktarını sınırlandırmak da önemlidir. Yüksek şeker içeren ve işlenmiş şeker grubundan olan karbonhidratlar ile oluşan bir beslenme tablosu da fazla kiloya ve obeziteye yol açar. Bunlar da dolaylı olarak zaman içerisinde kanser olma riskini arttırır. Göğüs, prostat, kolon ve pankreas gibi birçok kanser obezite ile ilişkilidir.


Ferhat Kaya | 14 Temmuz 2014 | http://insanvehayat.com/nabza-gore-seker-damlasi-yeter/

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Türkiye'nin NBŞ Üretimi Bütün Avrupa'dan Fazla
« Yanıtla #24 : 18 Temmuz 2014, 10:42:14 »
Türkiye'nin NBŞ Üretimi Bütün Avrupa'dan Fazla



Pankobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk ile bir endüstri ürünü olan şekerin NBS ve diğer tatlandırıcılar karşısındaki durumunu konuştuk.

Şeker pancarından elde edilen şurubu sanayide kullanmakta ve formül üretmekte zorlanıyor musunuz?

Öncelikle bizim sıvı formda ürettiğimiz pancar şekerini doğrudan sıvı şeker tanımlamasının tam ve yerinde tarif ettiğini belirtmek istiyorum. Pancar şekerinden üretilen sıvı şekeri şurup kategorisine sokmak veya öyle isimlendirmek, piyasada pancar şekerine alternatif olarak üretilen ürünleri meşrulaştırmanın (masumlaştırmanın) veya pancar şekeri ile diğer şurup olarak adlandırılan ürünleri aynılaştırmanın üstü örtülü yoludur. Ne bizim, ne de doğal gıda ve sağlıklı tüketimle ilgilenenlerin bu terminolojik propaganda söylemini tekrarlamaya hakkı yoktur. Çünkü bu terminoloji benimsendiği zaman “ha pancar şurubu, ha diğer şurup, sonuçta ikisi de şurup” peşin kabulü ortaya çıkıyor ki, en başta bu ürünlerin menşei ve fıtratı açısından büyük farklılıklar vardır. Pancar doğası gereği tatlıdır, doğal olarak ve doğal yöntemlerle pancardan şeker üretilmektedir. Diğeri ise doğal bir tatlı değildir ve onun tatlandırma özelliğini ortaya çıkarmak için dışarıdan müdahale gereklidir.

Şekerin alternatifi olan NBS’ye uygulanan kota sentetik tatlandırıcılar için de uygulanıyor mu?

Elbette onların kullanımı ile ilgili de sınırlamalar var. Bunların üretimi, ithalatı ve kullanımı ancak izinle mümkün. Ancak toplum sağlığı açısından ciddi riskler oluşturan bu tür
ürünlerin gıda sanayiinde, özellikle merdiven altı tabir edilen ürünlerde kullanıldığını da söylemeliyiz. Bu tür ürünleri kullananlar kalori hesaplarının ya da lezzet masalının arkasına saklanarak insanların sağlığını tehlikeye atarak kâr peşinde koşanlardır. Bunlarla mücadele etmek için tek başına izin mekanizması maalesef yeterli değil. Bunun sık ve düzenli denetimin yanı sıra tüketici bilinciyle de desteklenmesi gerekiyor.

NBS’nin Türkiye’deki durumu nedir?

Şeker pazarında kuralları, kullanım oranlarını Şeker Kurumu belirliyor. 4634 sayılı Şeker Kanunu’nun temel amacı, yurtiçi talebin yurtiçi üretimle karşılanmasını sağlamaktır. Bu kanunun uygulayıcısı olan Şeker Kurumu da bu amacın gerçekleştirilmesi için öncelikle yurtiçi talep miktarını tespit edip, daha sonra da bu miktarı karşılayacak miktarda üretimi, şirketlere kota tahsisatı suretiyle dağıtmaktadır. Ve kanuna göre toplam şeker tüketiminin % 10′luk kısmı NBŞ kotası olarak düzenlenmiştir. Ve bu kotayı %50 oranında arttırıp eksiltme yetkisi de hükümetlere tanınmıştır. Ancak şunu söylemeliyim, nedense kanunun hep arttırma yetkisi hatırlanmış ve neredeyse NBŞ kotasının her yıl % 50 arttırılması kural haline gelmiştir. Bir örnek olsun diye söylüyorum, AB ülkelerinde NBŞ kotası toplam şeker tüketiminin %2-3′ü ile sınırlıdır. Ve bir bilgiyi daha paylaşmak istiyorum, Türkiye’nin yıllık NBŞ üretimi bütün Avrupa’nın üretiminden fazladır.

Belirlenen kotalar gerçekten uygulanıyor mu?

Şeker sanayiinde üretimin kota sınırlarını aşamazsınız. Peki, bu herkes için geçerli mi? Ben şunu söyleyebilirim: Pancar şekerinde tarımsal üretim ayağında, üretici ile yapılan sözleşmelerden, ürün bedeli ödeme miktarlarına, sanayi ayağında hammadde miktarından şekerin depodan çıkışına kadar her süreç kayıt altında ve denetime tabi olduğundan bu kural pancar şekeri üreticileri için kati surette geçerlidir. Ancak bir önceki Şeker Kurumu başkanının geçmiş dönemlerde açıklamaları oldu. Mesela yaptıkları incelemelerde ülkemizde kamış şekeri üretilmemesine rağmen kesme şekerlerde yüksek oranda kamış şekeri tespit ettiklerini, kimyasal tatlandırıcı girişinde dikkate değer artış olduğunu ifade ettiler. Sınırlarımızdan kaçak şeker girişi, yurtiçinde kayıt dışı alternatif ürün üretimi ve arzı, kimyasal tatlandırıcı kullanımı ve ithalatının gereğinden çok fazla yapılması ve bavul ticareti yoluyla kaçak olarak yurda sokulmasının pazardaki etkisinin her yıl yüzbinlerce ton bir şeker kotası kaybına neden olduğu tahmin ediliyor. Şimdi pazarın durumu bu.

Sektörde doğal şekerden başka ne gibi ürünler var?

Ben burada şunu vurgulamak istiyorum, şeker iki yerde tüketiliyor: evde ve sanayide. Bireysel tüketici diyabetik hastalar hariç tamamen doğal pancar şekerini kullanıyor. Ancak sanayi ayağında durum böyle değil. Doğal pancar şekerinin dışında neler kullanılıyor derseniz, birincisi NBŞ kullanılıyor, ikincisi özellikle merdiven altı imalathanelerde kimyasal tatlandırıcılar kullanılıyor. Pancar şekeri sanayi olarak biz birincisine yönelik alternatif ürünümüzü geliştirdik ve gıda sanayinde kullanılmak üzere pazara arz ettik. Bu sağlıklı ve doğal ürün, yani sıvı şeker piyasada da karşılık buldu ve başta içecek sektörü olmak üzere bütün gıda sanayinde kullanımı hızla yaygınlaşıyor.

Kimyasal tatlandırıcıların sektörde kullanımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halk sağlığını da tehdit eden kimyasal tatlandırıcıların, gıda sanayinde kullanımı konusunda ve onlara karşı sektör içinden çözüm üretme anlamında ciddi sıkıntılarımız ve endişelerimiz var. Bu endişe sadece şeker sektörünün korunmasıyla ilgili bir endişe değildir. Bizim endişemiz çocuklarımızın gelecekte ciddi sağlık problemleriyle karşılaşabilecek olmasındandır. Ve bu konuda en önemli görev ise kamuya düşmektedir. Biz sektör olarak ve sektörde özel bir yere sahip Konya Şeker olarak üstümüze düşeni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Bizim devletimizden beklentimiz faullü oynayanlara kırmızı kartını göstermesidir. Devletimizin, şeker sektörüne yapabileceği en anlamlı destek budur.

Alternatif tatlandırıcıların kullanım oranının giderek artmasının sebebi nedir?

Siz sorunuzda aslında bu faullü oynayanların niye faullü oynadığını soruyorsunuz. Faullü oynamanın bahanesi olmaz. Faul fauldür. Kimi bunu maliyetle izah ediyor. Kaldı ki pancar şekeri ile üretilen ürünlerle alternatif tatlandırıcılarla üretilen ürünlerin tüketiciye sağladığı bir fiyat avantajı da yoktur. Zaten pazarda açıktan “ben alternatif tatlandırıcı kullanıyorum” diyen yok. Yani “yoğurdum ekşi” demiyor kimse.

Alternatif tatlandırıcılar fiyat avantajı olduğu için mi tercih ediliyor?

Pancar şekeri kullanmış gibi yapıp standart fiyattan satıyor ürününü. Yani sanayi üretiminde varsa maliyet avantajı zaten o da üreticiye yansımıyor, alternatif tatlandırıcı ile üretim yapan cebini biraz daha dolduruyor. Kimisi ise alternatif tatlandırıcıları kullanarak faul yapmasının sebebini daha iyi karışım imkanı sağlamakla izah ediyor. Bu da “yaptım ama neden yaptım bir sor” demenin başka yolu. Yani kocaman bir palavra. Şeker zaten sıvı forma getirildiğinde homojen bir karışım imkânı veren bir üründür. İşin özü şu: Derdiniz kuralsız oynamaksa bahane bulursunuz. Şeker sektöründe de kuralsız oynamak isteyenler maalesef çok sayıda bahane bulabiliyorlar.

Gıda sanayinin ihtiyaç duyduğu sıvı şeker piyasada rahat bulunabiliyor mu?

Ne bizim ne sanayinin ihtiyaç duyduğu sıvı şekeri değişik yoğunluk ve tatlılıkta üretmekte ne de sıvı şekeri gıda sanayiinde kullanmakta hiçbir zorluğumuz yok. Sadece bizim değil, girdi olarak şeker kullanılan ya da kullanılması gereken ürünlerin üretiminde sıvı şekerin kullanılmasında bir problem yok. Biz kurum olarak sıvı şekerin ülkemizdeki ilk ve tek üreticisiyiz. 2006 yılından beri pancar şekerinden sıvı formda şeker üretiyoruz. Tesiste iki kez kapasite artırıcı yatırım yaptık ve tesis tam kapasite şeker üretiyor.

Sıvı şekerin ürünlerde uyumluluğu ne düzeyde?

Şeker kullandığımız bisküvi, gofret, çikolata, sert ve yumuşak şeker gibi mamul ürünlerde pancar şekerinden ürettiğimiz sıvı şekeri kullanıyoruz. Ürettiğimiz sıvı şekerin büyük kısmını ise gazlı içecek sanayi ile gıda sanayiine pazarlıyoruz. Bu ürünün kullanıcıları arasında küresel markalar da var. Onlar ürettiğimiz sıvı şekerin ürünle uyumunu titiz bir inceleme ile test ettiler ve bir problemle karşılaşmadıkları için 7-8 yıldır kullanıyorlar.

Ürünlerinizin marketlerde bulunmadığı ile ilgili görüşleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir süreç. Ürünlerimiz düne göre bugün daha çok satış noktasında tüketiciyle buluşuyor, yarın daha çok noktada olacağız. Marka bilinirliliğimiz ve ürün çeşidimiz arttıkça raflardaki yerimiz de Torku kalitesini tüketiciyle buluşturan satış noktası sayısı da katlanarak artacak. Yeni bir markanın, yeni bir üreticinin raflara girmesi, raflarda kendisine istediği ölçüde ve yerde yer açması pek kolay bir şey değil. Biz buna rağmen kendimize yer açtık. Raflarda istediğimiz yerlerde olmasak da tüketiciye kendimizi fark ettirdik ve şimdi tüketiciden satış noktalarına gelen taleple daha rahat market raflarına girmeye başladık.


Ömer Demir | 14 Temmuz 2014 | http://insanvehayat.com/turkiyenin-nbs-uretimi-butun-avrupadan-fazla/

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Tatlı Tehlike!
« Yanıtla #25 : 04 Ocak 2016, 10:44:10 »
Tatlı Tehlike!



Şeker, her öğünde soframızda yerini alır. Peki, meyve veya baldan alınmayan her sekerin kimyasal olduğunun ne kadar farkındayız?
Şekerin, “En tatlı ve en uzun yasatan zehir” kıvamında olduğunu unutmayalım.


[ Emin Engin Türk ]


"Şeker” konusunu ele aldığımda ilk terminolojideki tarifine baktım. Karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan, kısa zincirli katı halde kristalize formda yer alan maddedir. Şekerin kimyevi terkibi budur. Ancak şeker canlı ve yaşayan bir gıda değildir. Şeker, gıdaların temel yapı taşlarından biri olan karbonhidrattan mürekkeptir.
Meyvelerden meydana getirilen marmelat ve reçellere niçin şeker katıldığını hiç düşündünüz mü? Çünkü saf ve sık kullanıldığı hali ile toz ve küp şeker, şartlar uygun olduğunda bile küf tutmaz ve mikrobiyal faaliyete sebep olduğunu da görenimiz yoktur. Normal şartlar altında 22-25 °C arası, başka hiçbir mikroorganizma yaşayamamasından dolayı, meyvelerin hasat zamanında hazırlanan reçellerde şeker kullanılır. Meyvenin direkt şeker çözeltisinde kaynatılmasıyla ya da marmeladın meyvenin püre haline getirildikten sonra şeker çözeltisinde kaynatılması, şekerin kış döneminde meyvenin aynı tazelik ve nefasette tüketimine imkan sağlar. Koruyucu bir katkı maddesi olarak karşımıza çıkar. Şekerin aslında tehlike arz eden yönünü, bir fayda olarak keşfedip kültürümüze katıldığını bu misalde görebiliriz.

Şeker için “katkı maddesi” ifadesini bilerek kullanıyorum. Zira kendisi direkt olarak herhangi bir gıdanın ezilmesi öğütülmesi gibi basit aşamalar ile değil de, tam anlamı ile kimyasal bir dizi işlemden geçerek satın alınabilir forma döndüğü gerçeğidir.

Pancardan şeker elde edilmesinde sırası ile yapılan işlemler, meydan işleri ve pancarın işletmeye alınması, ham fabrika işlemleri, pancarın kıyılması, difüzyon işlemi, şerbetin arıtılması, berrak şerbetin koyulaştırılması ve rafineri- pişirilme işlemdir. Şerbetin arıtımı sırasında kireçlemeler, karbonatlamalar ve filtrasyon yapılır. Normal toz şekerdeki kireçlenme aşamasından kaynaklı ‘söndürülmüş kirece’ karşı hassasiyeti olan kişilerde metabolik problemlere sebep olabileceği uzmanlarca ifade edilmektedir.

Bu durum göz önüne alındığında halkımızın ev hanımlarının öncelikli ihtiyaç listesine yazdıkları ve sık kullandıkları toz şekeri “Artık ne kadar tüketmeliyiz, tüketmeden nasıl çözümler üretebiliriz, daha doğal ürünleri uyarlayabilir miyiz?” gibi konuları konuşmamız gerekirdi. Di’li geçmiş zamanı kullanmamın sebebi son 15 senede yeni bir tatlandırma materyali olan, hatta son 5 senede kullanımı ve miktarı ciddi rakamlara ulaşan, gıda üretim endüstrisini tamamı ile tesiri altına almış olan bir ürünün daha tehlikeli yapısı. Bu da halk arasında glukoz-frutoz şurubu olarak bilinen “Modifiye Edilmiş Nişasta Bazlı Şeker” (NBŞ).

Yirmi kiloluk tenekeler içinde jel kıvamında ve yarı mamul bir madde olarak satılan NBŞ ürünleri, tam bir endüstriyel ürün olduğundan, her sektör ve ürün için özelleştirilebilen hale getirilmiştir. Fiyatının ucuzluğundan dolayı, tahmin edemeyeceğinizden daha yaygın bir tatlandırma materyalidir. Tatlı diye tabir ettiğimiz bütün ürünler, paketli ürünler, içecekler, unlu mamuller gibi aklınıza gelen-gelmeyen birçok üründe kullanılır.

Özellikle çocukların fazlasıyla maruz kaldıkları bir tatlandırma materyali NBŞ’ler GDO’dan daha tehlikeli olmalarına rağmen ondan daha geri planda kalıyor. Zararları bilinmiyor, hatta bilinmesi engelleniyor.

Niçin NBŞ’ ler bu kadar tehlike arz ediyor?

Aslında problem NBŞ şekerlerden elde edilen şurupların normaldekinden çok daha fazla fruktoz içermesidir. insan bedeni hayati faaliyetleri için glikozu kullanmaktadır. Gıdalarla alınan glikozun metabolize edilebilmesi için insülin gerekli olduğundan, glikoz bağırsakta emilir emilmez daha karaciğere varmadan reseptörleri uyarılarak insülin salgılanmasına sebep olur. insülin salgılanmasıyla olumlu bir gelişme de olur: insülinle birlikte tokluk hormonu olan “leptin” de salgılanır.

Böylece insan tokluk hissettiğinden yemeye ara verir. Fruktoz insülin salgılatmadığı için leptin de salgılanmaz, böylece tokluk hissi gelişmez. Bu da aşırı kalori yüzünden şişmanlığa yol açar. Kronik hastalıkların oluşumunda şişmanlık kilit bir öneme sahiptir. Hem kalp-damar hastalıkları hem de bazı kanser cinsleri şişman hastalarda çok daha fazla görülmektedir.

Meyve veya baldan alınmayan her şekerin kimyasal olduğunu, kullanırken miktarına ve sıklığına çok dikkat gerektiğini, “En tatlı ve en uzun yaşatan zehir” kıvamında olduğunu unutmayalım.


EMİN ENGİN TÜRK | TARİH: ARALIK 2015 | SAĞLIK | http://insanvehayat.com/tatli-tehlike/

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Yüksek Tansiyonun Esas Nedeni Tuz Değil Şeker, Özellikle De Früktozdur!

Eğer yüksek tansiyon sorununuz varsa muhtemelen doktorunuz sizi tuza karşı uyarmıştır. Ancak bilmelisiniz ki bir zamanlar düşünüldüğü gibi suçlu tuz değil. Aslında bir numaralı suçlu doktorunuzun size büyük olasılıkla hiç bahsetmediği bir şey.

British Journal of Medicine yayını Open Heart'ta (Açık Kalp) yayınlanan yeni bir çalışmada, yiyeceklerin kardiyovasküler risk üzerindeki etkİlerine bakılmış. Temel bilimler, popülasyon çalışmaları ve klinik araştırmalar, şekerin özellikle de monosakarit früktozun yüksek tansiyon gelişmesinde önemli rol oynadığını gösteriyor.

Bu çok endişe verici çünkü işlenmiş ve paketlenmiş gıdaların hepsi früktoz, sükroz, yüksek früktozlu mısır şurubu ve diğer isimlerdeki şekerler içermekte. Çalışmayı yapan araştırmacılar yüksek tansiyonu etkileyen faktörlerin en suçlusunun früktoz olduğunu bulmuşlar.
Araştırma raporunda "Epidemiyolojik çalışmalar, hayvan ve insan çalışmaları yiyeceklere eklenen şekerlerin özellikle de früktozun, tansiyonu yükselttiği, kalp atışını hızlandırdığı ve miyokardiyal oksijen ihtiyacını arttırdığı, inflamasyon, insülin direnci ve genel metabolik sendroma katkıda bulunduğunun kanıtlarını gösteriyor." Yüksek tansiyon kardiyovasküler hastalıkların nedenlerinden biri, kardiyovasküler hastalıklar da dünyadaki önlenebilir ölüm nedenlerinden. O nedenle tuzu yüksek tansiyonun temel nedeni olarak görmekten vaz geçip şeker ve früktoz tüketimini sınırlandırmalıyız.

Özet çeviri: Nurçin Çağlar | https://www.instagram.com/p/BGuFSZ2vwnc

Not: Biz tuz deyince KAYA TUZU anlıyor ve sadece Çankırı'dan aldığımız KAYA TUZU kullanıyoruz.
Sağlıklı Yaşıyoruz


Kaynak: https://easyhealthoptions.com/the-blood-pressure-danger-you-never-hear-about/


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Türk Kalp Vakfı Bu İşi Öğrendi!
« Yanıtla #27 : 24 Haziran 2016, 17:25:06 »
Türk Kalp Vakfı Bu İşi Öğrendi!

Gönderide paylaştığımız "NEDEN KİLO VEREMİYORUM" başlıklı fotoğraf TKV'nın sitesinde 22.06.2016 tarihinde yayınlandı. (1)

Kilo verememenin nedenlerini işlediğimiz "Kilo verememenin 8+4 nedeni" başlıklı gazete yazısını ibiz 2014 yılında yazmışız. Sizden ricamız her ikisini karşılaştırmanız. Arada ne farklar var?

(1) https://www.facebook.com/turkkalpvakfi/photos/a.221438934586430.57990.218508014879522/1105528632844118/?type=3&theater
(2) http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=2989



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kilonun Düşmanı Yağ Değil Şeker!
« Yanıtla #28 : 20 Temmuz 2016, 10:51:14 »
Kilonun Düşmanı Yağ Değil Şeker!

Bu başlıklı haber bugünkü Akşam gazetesinden. Bu konuyu Prof. Dr. Canan Karatay 2011 yılında yazdığı Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC'si Karatay Diyeti kitabında iki paragrafta ne güzel özetlemiş. "Karatay Diyeti'nin diğer diyetlerden daha rahat uygulanabilir ve farklı olmasının temelinde, düşük glisemik indeksli besinlerin tüketilmesinin öneminin öne çıkması yatmaktadır. Birçok diyet ile senelerden beri önerilmekte olan günlük kalori hesabının yer almamasının yanı sıra, yasaklanmış ya da kısıtlanmış olan sağlıklı yağların, sağlık ve özellikle kilo verme sürecinde önemlerinin vurgulanmasıdır.

Sağlıklı yağlar tüketilmedikçe, insülin ve leptin direnci kırılamaz ve kilo vermemiz mümkün olmaz!
Diğer bir deyişle vücudumuzda depolanmış ve kanımızda birikmiş yağların (trigliseridlerin) yıkılarak azalması için sağlıklı olan yağları mutlaka tüketmemiz gerekiyor."

2011 Yılından beri Canan Hocanın söylediği YAĞ YEMEZSENİZ YAĞLARI YAKAMAZSINIZ! sözünü biz de bir kez daha tekrarlayalım.

Şimdi bundan sonra diyetisyenlerin öğrenecekleri konu KALORİ HESABININ ÖNEMİNİN OLMADIĞI. Bakın göreceksiniz üç vakte kadar onun da yanlış olduğunu anlayacaklar ve kalori hesaplamaktan vazgeçecekler. Çünkü kalori hesabının mantığında yağların kalorisinin hesaplanması da var. Yağı arttırınca ne yapacaklar? Kalori dengesini kurabilmek için nereden kısacaklar? Zaten insanlar aç geziyordu. Oysa yağların glisemik indeksi sıfır. Yani Canan Hocanın dediği gibi "sağlıklı yağları dilediğiniz kadar yiyebilirsiniz" sözünün altında da işte bu yatıyor.
Önemli olan bir besinin kalorisi değil glisemik indeksidir deyip paylaştığımız fotoğraftaki haberle ilgili görüşümüzü noktalayalım.


Sağlıklı Yaşıyoruz | https://www.instagram.com/p/BH1SKNLAsX2/?taken-by=saglikliyasiyoruzcom&hl=tr



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Bir Yıl Boyunca Şeker Yemezseniz Neler Değişir?
« Yanıtla #29 : 28 Temmuz 2016, 10:09:37 »
Bir Yıl Boyunca Şeker Yemezseniz Neler Değişir?

Hayatından şekeri çıkaran bir ailenin başına neler mi geldi?
Eve O. Schaub’un kaleme aldığı ve Berfun Çağinli'nin Türkçeleştirdiği yazıda 1 yıl boyunca şeker ve şekerli yiyeceklerden uzak duran aile bireylerinin hayatındaki değişiklikler anlatılıyor.


1- Bir zamanlar sağlıklıydım ya da en azından öyle olduğumu düşünüyordum. Tabii, bütün bir günü geçirebileceğim yeterli enerjim yoktu, ama Amerika’nın yorgun kitleler için sürekli televizyonda çığırtkanlığını yaptığı reklamları düşününce enerji eksikliğinden muzdarip olan tek kişinin ben olmadığımın farkına vardım. Ailemden herkesin gelecek soğuk algınlığı ve grip sezonundan ölesiye korktuğunu ve Ocak ayında da misofobi, yani mikrop bulaşmasına karşı aşırı korku geliştireceklerini biliyordum.

2- En azından, şekerin etkileri hakkında bazı rahatsız edici yeni bilgiler duyana kadar ben de öyle düşünmüştüm. Çoğu uzmana göre, şeker pek çok Amerikalı’nın şişman ve hasta olmasının asıl sebebi. Bu konu hakkında daha çok düşündükçe söylenilenler daha mantıklı gelmeye başladı. Yedi Amerikalı’dan biri metabolik bir hastalığa sahip. Üç Amerikalı’dan biri obez. Diyabet oranı hızla artıyor ve kardiyovasküler hastalıklar da Amerika’nın bir numaralı katili olarak biliniyor. Bu teoriye göre, bu hastalıkların hepsi ve dahasının asıl kaynağı bizim beslenme alışkanlıklarımızdaki maddeye yani şekere dayanıyor.

3- Ortaya atılan bütün yeni bilgileri topladım ve bunları formüle ettim. İlave şeker içeren gıdaları yemeden bütün bir yılı geçirmenin ailemiz (ben, kocam ve yaşları 6 ve 11 olan iki çocuk) için ne kadar zor olacağını görmek istedim. Sofra şekeri, akçaağaç şurubu, agave veya meyve suyu gibi ilave tatlandırıcı içeren her şeyi kesecektik. Tatlı orijinal ve doğal kaynağına (örneğin, bir parça meyve) bağlı olmadığı takdirde de yenmeyecekti. Araştırmalarımıza başladığımızda, tortilla, sosis, tavuk suyu, salata sosu, söğüş et, kraker, mayonez, pastırma, ekmek ve hatta bebek maması gibi çok şaşırtıcı gıdalarda şeker bulduk. Neden bu gıdalara bu kadar şeker ekleniyordu? Bu yiyecekleri daha lezzetli hale getirmek, raf ömrünü uzatmak ve paketlenmiş gıda üretimini daha ucuz hale getirebilmek içindi bütün bunlar.

4- Bana deli diyebilirsiniz, ama bir yıl boyunca ilave şekerden kaçınarak büyük bir maceraya atıldım. Ne olacağını merak ediyordum. Nasıl olacağını, ne kadar ilginç şeylerle karşılabileceğimi ve ne kadar zor olacağını bilmek istiyordum. Araştırmama devam ettikten sonra, şekeri hayatımızdan çıkararak hepimizi sağlıklı kılacağıma ikna oldum. Şeker yememenin beni gerçek ve somut bir şekilde daha iyi hissettirebileceğini beklemiyordum.

5- Bu, güç algılanan bir şeydi ama fark ediliyordu; ilave şeker olmadan yemek yedikçe, daha iyi ve daha enerjik hissettim. Kocamın doğum gününde yaşadıklarım da bunu bana kanıtladı. Hiç şeker kullanmadan geçirdiğimiz bir yıl boyunca, bir aile olarak kurallarımızdan biri her ay gerçek şeker içeren bir tatlı yiyebilmekti. Doğum gününde tatlıyı kendin seçmek zorundaydın. Zamanla, Eylül ayına kadar damak tadımızın yavaş yavaş değişmeye başladığını ve aylık tatlı kaçamağımızdan da daha az zevk almaya başladığımızı fark ettim.

6- Kocamın doğum günü kutlaması için istediği çok katlı muz kremalı pastayı yediğimde bir şeyler olduğunu anladım. Hem yediğim pasta diliminden zevk almadım hem de bir dilimi bile bitiremedim. Yeni damak tadıma bu muz kremalı pasta hastalıklı bir şekilde tatlı geldi ve dişlerimi ağrıttı. Başım ağrımaya ve kalbim küt küt atmaya başladı; kendimi berbat hissettim. Toparlanmaya başlamadan önce başımı yasladığım kanepede bir saat uzandım. “Tanrım,” diye düşündüm, “şeker beni kötü hissettiriyor, çünkü daha önce fark etmediğim hemen hemen her şeyin içinde şeker varmış.”

7- Şekersiz bir yıl sonunda bu bir yılın hesabını yaptım, çocuklarımın okula hasta oldukları için gidemedikleri gün sayısıyla şeker kullanmadığımız dönemdeki devamsızlıklarını karşılaştırdım. Fark dramatikti. Büyük kızım, Greta’nın geçen seneki 15 günlük devamsızlığı bu sene iki güne düşmüştü. Bedenim şekersiz geçirilen bir yıl için bana teşekkür ediyor gibiydi. Artık enerji konusunda hiçbir endişem yok. Grip sezonu geldiğinde büyük bir korkuyla çocuklarımla yatağın altına saklanmıyorum.

8- Böyle bir şeyin üstesinden geldiğimize göre vücutlarımızın da gelecek herhangi bir tehlike için donatılmış olduğunu düşünüyorum. Artık ailecek daha az hasta oluyoruz ve daha çabuk iyileşiyoruz. Bu bir yılın sonunda artık daha sağlıklı ve daha güçlüyüz.

Kaynak:
http://www.cnnturk.com/saglik/bir-yil-boyunca-seker-yemezseniz-neler-degisir?page=9