Gönderen Konu: Umre Mevsiminden Hac Mevsimine Mukaddes Beldeler  (Okunma sayısı 2737 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Umre Mevsiminden Hac Mevsimine Mukaddes Beldeler
« : 13 Mayıs 2014, 10:17:27 »

Umre Mevsiminden Hac Mevsimine Mukaddes Beldeler


İçinde beliren manevi bir hissin tezahürü müdür, yoksa uzaklardan, “hayır belki de yakından, çok yakından” alınan bir davete icabet midir bilinmez; lakin her hali ile ruhlarımıza tebliğ edilen emri îfâ etmek üzere mukaddes bir seferdir hac ve umre…

Derunî bir haz duyarak bir taraftan hiçliği itiraf eden Nâbi (1) edasıyla edep penceresinden bakarak düşersin yollara. Kulağında yankılanan “Sakın terk-i edepten kûy-ı mahbûb-i Hûda’dır bu, Nazargâh-ı İlâhî’dir, makâm-ı Mustafâ’dır bu” nidasıyla sarsılarak içten bir dua ile “Ya Rabbi! Edepsizlikten sana sığınırım.” diyerek atarsın adımları…

Geçireceğin her ânı dolu dolu yaşamak için verilen mücadelenin güzelliği saracak bütün bedeni. Çünkü döndüğünde rüyadan uyanmış hissi doğacak kalbinde. “Allah’ım ne güzel bir rüyaydı. Daha dün senin beytinde, senin Resûlünün ve onun ashabının beldelerindeydim. Ya Rabbi, bir daha aynı rüyayı görmeyi nasip et.” diye dua edeceksin.

Hiç çıkarmamak üzere giydiğimiz edep gömleği…

Uçağın tekerleri yere dokunur dokunmaz heyecan bir kat daha artıyor. Manevi iklimin sıcaklığı ile daha ilk nefeste kendini hissettiren, evvelce Resûlullah’ın teneffüs ettiği Medine havasını çekiyorsun içine… Bu iklimde geçirmişti mübarek ömrünü ve bu iklimde vermişti son nefesini. Hissiyata hâkim olamayarak şu satırlar dökülüyor dillerden.

    Sensizlik;
    Kum tanesi kadar sensizlik,
    Çöllerin içinde kaybolan…
    Yolların içinde kaybolduk efendim,
    Uhud mu kıskandı seni Hîrâ mı?
    Sevr mi kıskandı bizden Kasvâ mı?
    Mekke mi kıskandı Medine mi?
    Sensizlik, sürgün misâli efendim…


Edep gömleğini hiç çıkarmayarak usulca geçiyoruz yeşil kubbenin karşısına. Titrek ellerimizi kaldırarak ve bazen de kaldıramayarak, “bulanık zihinlerin müdahalesinden kendimizi kollayarak” Resûlullah’ı selamlıyoruz. Resûlullah, kendisini selamlayanlara mukabelede bulunacağını müjdelemişti. Hemen yanında bulunan Sıddık-ı Ekber ve Ömeru’l-Faruk efendilerimizi de selamlıyoruz. Arkasından Cennetü’l-Bakî’ kabristanlığına yöneliyoruz.

Aklımızda Peygamber Efendimiz’in mübarek sözleri: “Kim, bir tek namaz kaçırmaksızın benim mescidimde kırk vakit namaz kılarsa ona cehennem ateşinden berât ve azaptan kurtuluş yazılır. O, nifaktan da uzak olur.” (3) Sekiz günden az olan vaktimizde kaza niyetiyle kırk vakit namaz kılmanın ehemmiyetini hissediyoruz. Mescid-i Nebevi’de Âlemlerin Resulü’nün kokusunu hissediyor ve huzurundaymış gibi cennet bahçesinde meşhur sütunlar önünde iki rekât namaz kılmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dünyayı ve hırsını unutarak müminlerin cennet bahçesinde iki rekât namaz kılabilmek için verdiği mücadeleyi görüp kendimiz de o mücadeleyi yaşayınca dünyanın faniliğini daha iyi idrak ediyoruz. Davet edilenlerin sayısı giderek artıyor düşüncesiyle şükrediyoruz.

Âlemlerin Resulünün hatıralarını yâd ediyoruz

Takva üzere yapılan ilk mescit, Kûba Mescidi… Taleâl bedru aleynâ, nidaları arasında Medine’yi münevver kılan Allah’ın Resulünün karşılandığı temiz belde. Temizliğine Peygamberimiz’in hayran kaldığı belde insanları, süt ve hurma ikram etmişlerdi Resul-i Ekrem’e. Bu mescide gelip iki rekât namaz kılmanın bir umre sevabına müsavi olduğu müjdesi, sevincimizi arttırıyor. Bir de kubbenin işaretli kısmı var ki orada namaz kılmanın tadını tarif ne mümkün. Zira Âlemlerin Resulü o işaretin altında kılarmış namazını. Hakkında Tevbe Suresinin 108. ayeti nâzil olan bu mescitten ayrılıp

Uhud Dağı’na doğru yol alıyoruz.

Hafif bir meşakkatle, Allah’ın Resulünün bir müddet için kullandığı sığınağa tırmanıyoruz. Ehl-i Beyt kokusu burada da çok keskin hissediliyor. Bu kokuyu dindirmek için dökülen katranlar ve verilen çabalara karşı, bulanık zihinlerin berraklaşması için burada da dua ediyoruz.

Başlarında bir maymunun çobanlık ettiği, Uhud Dağı’nda gezinen keçiler dikkatimizi çekiyor. Sarp kayalıklar arasında koşuşturan bu sürünün sahibi yaşlı nineyi ziyaret ediyoruz. Bizim gibi niceleri ziyaret etmiş olacak ki tatlı bir üslupla ikram ettiği hurma ve portakallardan almadan yapamıyoruz. Sürü sabah çıkıyor ve akşam süt dolu olarak geri dönüyormuş. Yaşlı ninemiz, sağdığı o sütleri satarak geçimini sağlıyormuş. Bitki namına bir tutam ot dahi görmenin mümkün olmadığı bu tepelerin bereketinden keçiler de nasibini alıyor.

Uhud Dağı için söylenen hadis-i şerifleri aklımızdan geçirip burada yaşananları yeniden hatırlıyoruz. Zira bu şiddetli harpte 73 civanmert sahabî ile Resul-i Ekrem’in mübarek dişleri şehâdet mertebesine erişmişti. Uhud Dağı ve Uhud Harbi ile alakalı hissiyatımızı içimizde barındırarak Kıbleteyn Mescidi’ne doğru yol alıyoruz.

Kıbleteyn Mescidi, Peygamber Efendimiz’in en büyük arzularından birinin gerçekleştiği yer. İlâhi vahyin nazil olduğu ve ilk iki rekât namazın Mescid-i Aksa, son iki rekâtın ise Kâbe-i Muazzama cihetine doğru kılındığı mekân. Gönül pınarımızdan damlayan mısralar dökülüyor yine…

    Sensizlik;
    Bir garip misali sensizlik,
    Hayatın içinde kaybolan…
    Âlemin içinde kaybolduk efendim…
    Kâinat mı kıskandı seni felekler mi?
    Arş-u âla mı kıskandı bizden melekler mi?
    Kudüs mü kıskandı Mi’râc mı?
    Sensizlik, hüzün misali efendim…


Buradan Yedi Mescitler diye meşhur Hendek Harbi’nin cereyan ettiği Sel’ Dağı’nın eteklerine gidiyoruz. Harbin yapıldığı yedi mevziiyi ecdâd, yedi mescid yaparak ihya etmiş. Ancak günümüzde biri hariç kaybolmuş vaziyette.

Hendek deyince gözler elbette Efendimiz’in bizzat ashâbıyla ter dökerek kazdığı hendeği arıyor. 1960’lı yıllara kadar var olan hendek sonraları doldurularak asfalt yol haline getirilmiş. Oysa Resul-i Ekrem’e Şam, Yemen ve İran taraflarının anahtarları bu hendeklerde verilmişti. O kadar meşakkat çekmişlerdi ki karınlarına taş basıp bir parça hurma ve arpa ekmeği ile iktifa etmişlerdi. Bir koyunun etinin bir orduya yettiği yer de yine burasıydı. Şimdi bütün bu mucizeleri sinesinde taşıyan hendeği göremeyen gözlerimiz, zihnimizin derinliklerinde tasavvur ettiği hayal ile kalıyor. Çileli elli gün sonunda esen o kasırga, müşrikleri geri döndürmüş, müminlerin ise günahlarını silip süpürmüştü.

Bütün milletler bir ümmet olmak için Mescid-i Nebevi’ye koşuyorlar

Her vakit ayrı hislerin yaşandığı Mescid-i Nebevi’de saflar arasına kurulmuş sofralar Hendek günlerini hatırlatıyor insana. Akşam ezanına yakın kurulan sofralarda türlü hurmalar, çaylar ve bir parça ekmek ile nefis bir ziyafeti yaşıyorsunuz. Ekseriya oruçlu olan Müslümanlar bu sofralarda oruçlarını açarken diğerleri de ziyafete ortak oluyor. Aynı ümmetten olmanın verdiği hazzı, bu mukaddes mekanda daha ziyade hissediyoruz.

Mescid-i Nebevi’nin hemen yanı başında dört halifenin isimleri ile mescitler imar edilmiş. Resûl-i Ekrem’in yağmur duası yaptığı alanı, şimdi kubbeleri bulutu andıran, Gamame (bulut) Mescidini de ziyaret ediyoruz. Gamame Mescidi sanki ertesi sabah yağacak yağmuru müjdeler gibi ziyaretçilerle dolu.

Hazreti Ali Mescidi’nin karşı tarafında bir park dikkatimizi çekiyor. Koca otellerin arasında kalmış bu yeşil alan; zamanında Hazreti Ebu Bekir’in (r.a) bahçesiymiş.

İcabe Mescidi veya Beni Muaviye Mescidi ise Peygamber Efendimiz’in ziyareti esnasında namaz kılıp dua ettiği ve Rabbi’nden üç şey istediği mahalde kurulmuş. “Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi, birini vermedi. Rabbimden ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim, onu bana verdi. Ondan ümmetimi suda boğarak helak etmemesini diledim, onu da verdi. Aralarında harp ve kargaşa çıkmamasını diledim, bunu bana vermedi”. (4)

Aman Allah’ım bu ne yağmur! Salı günü sabahına gök gürültüsü ve çakan şimşekler ile bardaktan boşanırcasına yağan yağmurla gözlerimizi açıyoruz. Bir taraftan içimizde Mekke-i Mükerreme’ye Beytullah’a doğru yolculuğun heyecanı ve ihramlarımızı giydik. Öğle namazı için yağmur altında Mescid-i Nebevi’ye gidiyoruz.

Hicret yolu

Peygamber Efendimiz’in hicret sırasında ve sonrasında defalarca gittiği Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret güzergâhından gidiyoruz. Eski güzergâh göz önüne alınarak yapılan yoldan Mekke-i Mükerreme’ye doğru yol alacağız. Önce Zülhuleyfe’deki mescitte iki rekât namaz kılıp umre için niyet ediyoruz. Ve arada verilen mola ile yaklaşık sekiz saat sürecek seferimiz başlıyor.

İşte karşımızda mübarek Beytullah

Mekke, şehirlerin anası, Hazreti Âdem’in tesellisi, Hazreti İbrahim’in özlemi… Hicret için Mekke-i Mükerreme’den, baba ocağından ayrılırken, öyle buyurmuştu Resul-i Ekrem, “Ey Mekke! VAllahi sen, hiç şüphesiz ki Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlısı ve Allah’a en sevgili olanısın. Eğer senin halkın beni senden çıkmaya zorlamamış olsaydı, vAllahi seni terk etmezdim.” (5)

Hava, Medine-i Münevvere’ye göre daha sıcak. Gece vakti, gündüzü aratmayan aydınlık ve canlılığıyla Harem-i Şerif’e giriyoruz. Kâbe-i Muazzama’yı ilk ziyaret sırasında ret olunmayacak dua için, başımız önde kapıdan giriyoruz. Henüz sökümü tamamlanmamış revakların altında ilerliyoruz. Kalp atışları hızlanıyor ve usulca başımızı kaldırıyoruz. İşte karşımızda mübarek Beytullah. İçten ve samimi hislerle, heyecanla karışık sevinçle dualar, dualar…

Etrafına yeni kurulan platform sebebiyle önce bütünüyle göremiyoruz. Olsun diyoruz. Nasıl olsa bütünüyle de göreceğiz ve tavaf edeceğiz… Merdivenlerden iniyor ve tavaf başlangıcı olan Hacerü’l-Esved hizasına doğru ilerliyoruz. Daha doğrusu ilerlemeye çalışıyoruz. Tadilat çalışmalarından dolayı sökülen eski revakların yerinde çalışmalar devam etmekte. O kısmı yüksek panellerle çevirmişler. Sadece Mataf alanı dediğimiz tavaf yapılan mermer döşeli kısım var. Niyetlenerek tavafa giriş yapıyoruz.

Akıp giden sel misali… Hacerü’l-Esved hizasında ahdimizi tazeleyerek, kendimizi şahid tutarak, selamlayarak akıntıya bırakıyoruz. “Şüphesiz, Hacerü’l-Esved, yeryüzünde Allah’ın yemini; kudret eli, biat edilen elidir. Onunla kulları ile musafaha eder.” (7)

Her karesi bir dua mekânı Kâbe

Hazreti Âdem’in tövbesinin kabul olduğu ve Resul-i Ekrem’in de göğsünü, yüzünü ve ellerini açıp, tutunarak dua ettiği Mültezem’den (8) geçiyor, İbrâhim Aleyhisselam’ın ayak izlerinin bulunduğu Makâm-ı İbrâhim’e yaklaşıyoruz. Tavsiye edilen dualarımızı burada da okuyarak süren tavafımızda Kâbe’nin Rüknü Irakî köşesine ulaşıyoruz. Aynı zamanda Hicr-i İsmail’in, yani Hatim dediğimiz kısmın başladığı yere. Yarım daire şeklinde yerden bir buçuk metre kadar yükseklikte duvar ile çevrili bu kısım, Hazreti Aişe(r.a) vasıtasıyla bize ulaşan hadis-i şerife göre Kâbe-i Muazzama’nın içindendir.

Hatim kısmında yukarıda Kâbe’ye bitişik, Altın Oluk var. Buradan Kabe’nin üzerinde biriken yağmur suları tahliye oluyor. Bu oluğun altında ibadet etmenin mükafatı da büyük. Rüknü Şamî denilen köşeden de geçiyoruz. Şâmî yani Şam tarafına bakan köşe. Biraz ilerde hareketlilik var. Tavaf edenlerin tutmaya çalıştığı Rüknü Yemani’ye yaklaşıyoruz. Sağ eller kalkıyor ve sünnet-i seniyyeden olduğu için bu köşe de selamlanıyor. Rabbenâ Âtinâ dualarıyla tekrar Hacerü’l-Esved’e geliyoruz. Bu şekilde tavafı tamamladıktan sonra Makam-ı İbrahim’e yakın yer arıyoruz. İki rekât tavaf namazımızı kılmak için. Kalabalık da olsa yer bulunuyor ve namazımızı kılıp zemzem içmek ve sa’y yapmak üzere ayrılıyoruz matafdan.

Termoslardan soğuk ve ılık zemzem içmek mümkün. Ayakta, yüzümüz Kâbe’ye dönük vaziyette dualar okuyarak kana kana içiyoruz sudan. Sa’y alanına doğru ilerliyoruz. Sa’y için niyetlenerek önce Safa tepesinden başlayarak Merve tepesine kadar yürüyüş. Yaklaşık dört yüz metre mesafe olan bu iki tepe arasında kısa bir mesafede hervele (11) yapıyoruz. Vacip olan bu ibadetin ardından diğer bir vacip olan saçları kısaltmak için, sa’y alanından ayrılıyoruz.

Elleriyle makas işareti yapan berberler, mekânlarına davet ediyorlar. Birinin ardına takılıyoruz. Zemzem Tower denilen ve ecdat yadigârı Ecyad Kalesi’Tnin yerine inşa edilen binanın alt katlarında berber dükkânlarının birine götürüyor bizi. Süratle kesiyor saçlarımızı. Dinlenme zamanıdır deyip otele yöneliyoruz. İhramlarımızı çıkarıp istirahate çekiliyoruz. Zira zaman kısa, ziyaret edilecek, dua edilecek yerler fazla.

Teheccüd ezanları yankılanırken Mekke-i Mükerreme semalarında kalabalıktan dolayı dış avluda kılıyoruz teheccüd ve sabah namazlarımızı…

    Kimi Ahmed seni uzaktan tanır
    Kimi yaklaşır da kör olur gider…

Tepeler oldukça fazla bu şehirde. Hayatı kolaylaştıran tüneller hançer gibi saplanmış bağırlarına. Her yer bina, her yer otel… Harem-i Şerif’i genişletme çalışmaları devam ediyor. Koca koca vinçler dört bir tarafı demir ağ gibi örmüş. Cennetü’l-Mualla’yı yürüyerek, ziyaret ediyoruz. Hazreti Hatice’ye (r.a) ve burada medfun ashab-ı kiram, tâbiin, tebe-i tâbiin, onlardan sonra gelenler… Hepsi için ve kendimiz için kaldırıyoruz ellerimizi.

Buradan Harem-i Şerif’e doğru ilerliyoruz. Cin Mescidi’ne geliyor, iki rekât namaz kılıp dua ediyoruz. Bu mescidin hususiyetini yeniden hatırlıyoruz. Aynı hizada diğer bir mescid, Şecere Mescidi. Âlemlerin Resûlü’nün dünyayı teşrif ettiği ve günümüzde kütüphane olarak kullanılan mekâna geliyoruz. Genişletme çalışmalarından dolayı buranın da kaldırılacağı ve yerine betonarme binalar inşa edileceği haberlerini işitiyoruz. İslam Tarihi ve Siyer-i Nebi kitaplarında ismi geçen, tarif edilen birçok yer bugün yerini binalara bırakmış vaziyette.

Mekke-i Mükerreme’yi çevreleyen tepelerde diğerlerinden farklı dikkat çeken bir tepe var. Mina yolu üzerinde ilk bakışta Beytullah’a doğru secde eder vaziyette olduğu anlaşılan bu mübarek dağ, nice manevi sırları barındırıyor sinesinde. Hz. Cebrail (a.s) Rabbimizden ilk tebliği buradaki Hira mağarasında yapmıştı. İlk vahiy, ilk emir, “Oku” nidası burada inmişti. Putperest bir iklimde burada inzivaya çekilen Allah Resulünü ve ona her gün erzak taşıyan, Hazreti Hatice valideyi düşünüyoruz. Bu tepeye çıkışı, inişi… Ne güzel bir dost, ne güzel bir eş…

Ters istikamette güney tarafta bir dağ ve sinesinde bir mağara Sevr. Manevi sırların müşahidi olan bir başka mekân. Çileli anlarda mucizenin tezahür ettiği, müşrik gözlere perde çeken örümcek ağları, aslında onların kalplerini temsil ediyordu. Ve güvercin yuvası… “Mekke senin yuvandır ya ResûlAllah, yine senin yuvan olacak.” der gibiydi. Müjdeciydi. Ve eşsiz dost. İkinin ikincisi de oradaydı. Sıddık-ı Ekber Efendimiz. Dilini tutup kalbini nura gark ettiği mekân burası. Uzaktan seyretmek kâfi.

Arafat…

İnsanlığın başlangıç noktası. Hazreti Adem ile Hazreti Havva validenin mahremi. Peygamber Efendimiz’in Veda Hutbesi’ni irad ettiği yere dikilmiş tabelada yazdığı gibi. Allah’ın Resulü tepenin üstündeki beyaz sütunun olduğu yere hiç çıkmamış, çıkılmasını da tavsiye etmemişti. Bölük bölük umreciler, buranın faziletini, tarihçesini anlatanlar ve onları dinleyen müslümanlar. Dua için kalkan eller, yaşlı gözler, hıçkırık sesleri…

Hazreti İbrahim’in oğlu Hazreti İsmail’i kurban etmek üzere götürdüğü yeri görüyoruz, yol üstünden. Beyaz bir taş ile işaret koyulmuş. Saray sınırları içinde kaldığından, yakınına gidemiyoruz.
Arafat’tan hemen sonra “yaklaşmak” demek olan Müzdelife’deyiz. Yaklaşmak, gönülden yaklaşmak, ama dünyadan uzaklaşmak. Hac mevsimi dolup taşan bu mekânlar umre zamanı tenhalaşıyor. Kur’an-ı Kerim’de “Meş’aril haram” (12) diye zikredilen ve Resûl-i Ekrem’in abdest alarak akşam ve yatsı namazlarını cem edip dua ettiği Müzdelife’de biz de ellerimizi kaldırıp dualarımızı ediyoruz. Genelde yol kenarından işaret edilerek gösterilen Müzdelife’de dua etmenin fazileti hususunda, çok hadis-i şerif var.

Cemerât’a doğru ilerliyoruz. Hazreti İbrahim’in (a.s) şeytanı üç defa taşladığı küçük, orta ve büyük şeytan diye adlandırılan cemeratı taşlamak haccın farizalarından biridir. Mina sınırları içindeki daha önceki yıllarda büyük izdihamların yaşandığı ve çok sayıda hacı adayının vefat ettiği bu yer, şimdi kat kat betonarme yapıyla çevrilmiş, giriş ve çıkışları ayrılmış intizamlı bir vaziyette.

Mina; asr-ı saadette Akabe Biatı diye meşhur olan Peygamber Efendimiz’in Medineliler ile görüşmeler yaptığı yer. Küçük Şeytan’a yakın bir mescid; Mescid-i Havf. Bir çok peygamberin medfun bulunduğu bu mescide Hazreti İbrahim’in oğlu İsmail’i (a.s) kurban etmeye götürürken tam da burada, vazifesini yerine getirip getirememe hususunda korkuya kapıldığı için bu isim verilmiş. Mir’âtü’l-Harameyn’de bildirildiğine göre Hazreti Âdem bu mescitte medfundur. Hazreti Âdem’ in cenâze namazını oğlu Şit (a.s.) kıldırdı ve Ebu Kubeys Dağı’na defnetti. Nuh Aleyhisselam’ın Hazreti Âdem’in kabrini gemiye alıp tufandan sonra Mescid-i Havf’deki bu minârenin altına defnettiği anlatılıyor.

Mescid-i Haram’a en yakın mîkat mahalli Hazreti Aişe mescidi diye meşhur olan Ten’im Mescidi. Umre niyetiyle bu mescide gidiyoruz. Hazreti Aişe validemize Resul-i Ekrem’in umreye niyetlenmesini bildirdiği yer. Ecdattan kalan mîkat mahalli olduğuna dair işaretlerin yanında sonradan yapılmış işaretleri de görüyoruz. Burada umre için niyetlenip bir umre daha yapıyoruz. Herkesin burada hemfikir olduğu nokta şimdiye kadar böyle bir kalabalık görmemeleri. Hakikaten Müslümanların rağbeti bizleri ziyadesiyle sevindiriyor.

Ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesi için dua ediyoruz

Ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesine bağlılığın ehemmiyetini burada daha çok müşahede ediyoruz. Zira Kur’an-ı Kerim’e hürmet, Beytullah’a hürmet, namazlarda huşu, sünnet-i seniyyeye uyma, kabirleri ziyaret gibi hususlarda birtakım farklılıkları burada görüyoruz. Duamız ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesinin dünyanın her yerinde revaç bulması Sayısız mucize ve keramete şahit olmuş bu mübarek beldelerde her anı değerlendirmek ve ibadetle meşgul olmak hakikaten anlatılmaz bir his.

Ne çabuk geçiyor zaman. Memleketinize dönünce, rüyadan uyanmış gibi bir hissiyata kapılıyorsunuz. Acaba, diyorsunuz oralara gittim mi? Beytullah’ı gördüm mü? Evet, gittim ve gördüm. Ama rüya gibiydi. Kim bilir bu rüyayı tekrar görür müyüm? Görmek umuduyla…

KAYNAKÇA

    Osmanlı şâiri ve velî. İsmi Yûsuf’dur. Nâbî, evliyâlar ve enbiyâlar şehri olarak bilinen Rûha (Urfa) da 1642 (H.1052) senesinde doğdu. 1712(H.1124) senesi Rebîü’l-evvel ayının üçünde Cumartesi günü vefât etti.
    Müsned, 3/155
    Sahîh-i Buhârî, Cihad 71; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/140
    Sahîh-i Müslim, “Fiten”, 20
    Ahmed b. Hanbel-Müsned. C.4 s.305
    Sahîh-i Buhârî9/24
    Heysemi, Mecmeu’z-zevaid, 3/242
    Hacer-i Esved’in bulunduğu köşe ile Kâbe kapısı arasında kalan kısma mültezem denir.
    Sahîh-i Buhârî, Hacc /42
    Safa ve Merve tepeleri arasındaki yürüme esnasında iki yeşil direk arasında hızlı adımlarla yürümeye hervele denir.
    “Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin ve O’nu size gösterdiği şekilde anın” buyurulmaktadır (Bakara, 2/198). Mekke’de, Arafat ile Mina arasında, Müzdelife’nin sonunda Kuzah tepesinin civarına verilen isimdir.


Eyüp ÖZÜTEMİZ| 07 Mayıs 2014 | http://insanvehayat.com/umre-mevsiminden-hac-mevsimine-mukaddes-beldeler/


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hac ve Umre İçin Sağlık Tavsiyeleri
« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2014, 10:57:49 »
Hac ve Umre İçin Sağlık Tavsiyeleri


İbadet ve ziyaretler ancak sağlıklı olunduğu takdirde yeterince rahat yapılabilir, Mukaddes beldelere yapılan her ziyaret az da meşakkat içerir, Bu meşakkatleri en aza indirebilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır.

HAC ve umre yolcuğu ile mübarek yerlere kavuşma isteği ve heyecanı yaşar insan. Bazen de yapacağı ibadet ve duaları hakkıyla yapıp yapamayacağının tereddüdünü yaşar. Bu tereddütlerin başında mevcut hastalıklar ve yolculukta olabilecek rahatsızlıklar gelir. Bu sebeple hac ve umre yolculuğu öncesi yapılan seminerlerde anlatılanlara dikkat etmek çok önemli. Bundan başka sağlıkla ilgili en fazla karşılaşılan hususlar neler diye kısaca bir değerlendirme yapılırsa, en başta terleme ve solunum yolu hastalıkları, arkasından ise eklem ağrıları geliyor.

Öncelikle, bir hastalık var ise bununla ilgili rapor, reçete ve yeterli miktarda ilaç bulundurmak faydalı olacaktır. Şeker hastalığı ve hipertansiyon gibi hastalıklar için uygulanılan diyetlere mümkün olduğunca dikkat edilmelidir.

Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına dikkat

Yeni bir beldeye, yeni bir iklime gidildiğinde en fazla yiyecek ve içeceklerden dolayı sıkıntı çekilir. Ayrıca yemek öğünlerinde ve kullanılan malzemelerdeki değişiklikler sebebiyle gastrit, ülser, reflü, kolit gibi mide ve bağırsak hastalıkları olanlar daha fazla hassasiyet göstermelidir. Bu tür hastalıkları olmayanlar bile, şişkinlik, gaz, bulantı, kusma, ishal gibi şikâyetlere sebebiyet vermemek için, şu hususlara özellikle dikkat edilmelidir:

    Her zaman için çok yemek iyi olmadığı gibi, ağır ve çok çeşitli yiyecekler de bir arada yenilmemelidir.
    Yemekler, sağlık kontrollü yemekler ve aşçıların bulunduğu otellerde yenmeli, rastgele yerlerde ve açıkta satılan yiyeceklerden sakınılmalıdır.
    Uzun süre oda sıcaklığında beklemiş yiyecekler, özellikle, çikolata ve pasta gibi tatlılar yenmemelidir.
    Çok acıkıldığında besin değeri zengin olan hurma tercih edilmelidir.
    Bol zemzem içilebilir ancak zemzem çok soğuk olarak içilmemeli, en azından yavaş yavaş, yudum yudum içilmelidir.

Solunum yolu hastalıkları

Umre ve hac seyahatinde en çok solunum yolu rahatsızlıkları görülmektedir. Bu rahatsızlıklar, boğazda yanma, bronşit, astım öksürük, balgam, ateş, baş ağrısı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, halsizlik, bazen de nefeste daralma ile kendini göstermektedir.

Daha uçaktayken bile, havalandırmaya dikkat etmek gerekir. Tam başımıza soğuk havanın gelmemesi için, havalandırma panelinin yönünü çevirmek, gerekirse kapatmak iyi olur.

Havaalanından otobüsle transfer sırasında da havalandırmalara karşı korunmalıdır. Otel odalarında, klimaların derecesi iyi ayarlanmalı, otel çalışanlarından destek istenmelidir. Klimalar açık şekilde uyumamaya son derece dikkat edimelidir.

Soğuk algınlığı için en önemlisi Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de ibadet ederken vantilatörler altında kalmamaya çalışmak lazımdır.

Terleme ve sıcak çarpması

Arabistan Yarımadası bizim bölgemize göre daha sıcak bir iklime sahip olduğu için bizim gibi kutuplara yakın bölgelerden giden hacı adaylarında aşırı terleme çok görülmektedir. Vücuttan tuz ve su kaybı ile halsizlik ve aşırı yorgunluk buna bağlı tansiyon düşmesine dikkat edilmelidir. Sıcak hava ve terleme ciltte pişiklere yol açabilir.

Sıcak çarpması ve aşırı terleme yanında zonklama tarzı ve derin baş ağrısı, baş dönmesi, boğazda aşırı kuruma, yutkunma zorluğu, bulantı, başta bacaklarda olmak üzere bütün vücutta halsizlik, gözlerde bulanıklık ile kendini gösterir.

Bu tür hastalıklara karşı kıyafetlere her zamankinden daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Kıyafetlerin terleme yapmayacak veya teri emecek pamuklu ve açık renkli olmasına, bedeni sıkmamasına özen gösterilmelidir. Sentetik (naylon) oranı yüksek gömlek, pantolon, çorap, iç çamaşırından sadece hac ve umre sırasında
değil, daima uzak durmak gerekir.

El ve yüz temizliğine dikkat edildiği gibi, su israfı yapmadan banyo yaparak vücudun temiz olması ve zinde kalmasına özen gösterilmelidir. Ziyaret yerlerine giderken, yedek kıyafet bulundurmalıdır. Aşırı sıcak ve güneşin tam tepede olduğu saatlerde kapalı yerlerde ibadetle meşgul olmalıdır.

Özellikle tansiyon ve kalp hastası, diyabet ve kilo fazlası olanlar mümkünse öğle saatleri yerine diğer vakitlerde tavaf yapmalıdır. Aşırı terleme ve sıcak çarpması belirtileri olduğu zaman, gölgelik bir yerde serinlemeli, dinlenmelidir. Mescid-i Haram ve Mescit-i Nebevi’de bol bol zemzem içilmelidir. Çok soğuk olmamasına dikkat etmeli, hatta normal sıcaklıkta, üzerinde soğuk olmayan (NOT COLD) yazan zemzem tercih edilmelidir. Terleme ile sıvı kaybını telafi için, şekersiz ve asitsiz içecekler (çay, su, soda, ayran) içilebilir.

Bacak ve ayak ağrıları

Seyehat boyunca duygusal bir atmosferden yoğun ibadetlere bünye alışık olmadığından bacaklarda ve ayaklarda kasılma, kramp tarzı ağrılar ilk birkaç günde başlayan rahatsızlıklar olabilir. Hatta sıcağa ve uzun süre ayakta kalmaya, yürümeye bağlı olarak şişmeler, çatlaklar, yaralanmalar da olabilir.

Bunun için giyilen terlikler ayağa uygun ve kaliteli olmalıdır, tabanı sert olmamalıdır. ihramsız zamanlarda merserize (pamuklu) çorap giyilebilir. Otelde ve istirahat zamanı uygun bir şekilde ayaklarımızı uzatarak, hafifçe yükseğe kaldırarak dinlendirebilir, bacaklarımıza ve ayaklarımıza masaj yapabiliriz. Çok gerekli olmayan çarşı pazar yürümeleri az ve kısa yapılabilir.

Bazı kremler, hatta en basitinden vazelinle ayaklarımızı, ovuşturarak yumuşatabiliriz. Banyo sırasında, lif ve sabunla boynumuzu, kollarımızı, bacaklarımızı ve vücudumuzu ovuşturduğumuzda, kaslarımız gevşeyecek, yorgunluğumuz kalkacaktır. Ağrı ve spazmlarımız fazla ise, adale gevşetici ve ağrı kesici ilaçlardan sabah ve akşam alabiliriz.


Haber Merkezi | 07 Mayıs 2014 | http://insanvehayat.com/hac-ve-umre-icin-saglik-tavsiyeleri/

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hac Nedir ?
« Yanıtla #2 : 20 Şubat 2016, 13:19:02 »
Hac Nedir ?



Hac İslamın beş esasından biridir. Hem mali ve hemde bedeni bir ibadettir. Hac, şartları kendisinde bulunan kişiye ömürde bir defa farzı ayındır. Mali durumu müsait olduğu halde, ömrünün sonuna kadar sıhhati müsait olmazsa vekil gönderir. Hac; lugatte tazim edilecek mekanları ziyaret kasdında bulunmaktır. İstilahda;



Hususi mekanı(Kabe-i muazzama ve civarındaki mukaddes mekanları) hususi zamanda(Hac ayları; şevval, zilkade, zilhiccede), Hususi fiille (Hac menasiki; haccın farzları, vacipleri, sünnetlerine riayetle) ziyaret etmektir. Peygamber efendimiz(S.A.V) buyurmuşlar ki; İslam beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar Allah(c.c)’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucu tutmak ve Kabeyi haccetmek tir.


Hisar Turizm Hac Rehberi | http://hisarturizm.com.tr/hac/

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hacca Gitmeden Önce Yapılacak Manevi Hazırlıklar

1.    Kul hakkı olma riskine karşı akraba, komşu, iş çevresi vs. ile mutlaka helalleşmek çok önemlidir.
2.    Hac yolculuğuna çıkmadan önce günahlarımızdan arınmak için çokça İstiğfar-ı Şerif okumak önemlidir.
3.    Hac yolculuğunda Peygamber efendimizi ziyaret edeceğimiz için ona elimiz boş gitmemek için hediye olarak çokca Salavat-ı Şerife okumak lazımdır.
4. Bunun yanında yine manen hazırlanmak için hac yolculuğuna çıkmadan evvel Yasin-i Şerif, İhlas-ı Şerif ve benzeri duaları okumak faideli olacaktır.
5. Mübarek hac yolculuğuna çıkmadan tesbih namazı, Duha, Evvabin ve Teheccüd namazı gibi nafile namazları kılmak çok faideli olacaktır.
6. Hac yolculuğuna gitmeden evvel Kuran-ı Kerim okumayı bilmiyorsanız öğrenmek çok faideli olacaktır. Kur'an-ı Kerimi öğrenmek için grup hocanızı arayabilirsiniz.
7.Şirketinizin hac yolculuğuna çıkmadan önce yapılan seminerlere mutlaka katılmanız gerekmektedir. Seminer tarihleri için grup hocanızı veya 444 59 60 nolu telefonumuzdan bilgi alabilirisiniz.
8. Yapılan hac seminerinde mutlaka grup hocanızla tanışın ve Suud telefonunu almayı unutmayın eğer alamadıysanız 444 59 60 nolu telefonumuzdan alabilirsiniz.
9. Seminerlerde sizlere anlatılan; hac yolculuğunda lazım olacak almanız gereken İhram, terlik, bel kemeri gibi malzemeleri almayı unutmayın.
10. Hac yolculuğuna giderken uçak ve otobüste mümkün ise uyumadan abdestli olarak gidilmesi çok önemlidir, onun için yolculuğa çıkılacağı gün iyi bir şekilde istirahat ediniz.
11. Hac yolculuğa çıkmadan evvel gusül abdesti alarak Mübarek beldelere mümkün ise boy abdesti ile ayak basmak uygun olacaktır.
12. Gitmeden 24 saat önce sıvı tüketiminin azaltılması, dolayısı ile yolda abdest sıkıntısı çekmemeniz için önemlidir.


Hisar Turizm Hac Rehberi | http://hisarturizm.com.tr/hac/

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hacca Gitmeden Önce Yapılacak Maddi Hazırlıklar

1. "Hac meşakkattir"
Hadisi şerifini hiçbir zaman unutmayalım.
2. Hac yolculuğuna gitmeden Aile hekimine veya en yakın sağlık kuruluşuna gidilerek sağlık kontrolünden geçin ve ihtiyaç olan ilaçlarınız varsa fazlaca yanınıza alın.
3. Menenjit aşısını mutlaka yaptırın.
4. Hac için kullanacağınız çanta ve valizlerinize isim adres ve telefonlarınızı yazın
5. Şirketinizin size verdiği hac ve umre rehberi isimli kitabı birkaç kez mutlaka okuyun. Kitaplara ulaşmak için “Medya” menüsü altında  ki “Ücretsiz Rehber Kitaplar” sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
6. Kuran-ı Kerim ve size verilen hac ve umre rehberi kitapları giderken yanınıza mutlaka alın.
7. Nufus cüzdanınız mutlaka yanınızda olsun
8. Bagaj ağırlınız en fazla 30 kg. olmalıdır. El çantanızda 8 kg. geçmemelidir.
9. Yanınızda oradaki şahsi ihtiyaçlarınıza yetecek kadar parayı TL Türk Lirası olarak alabilirsiniz. Orada TL geçerli olacaktır ancak gittiğinizde döviz büfelerinden sar alabilirsiniz.
10. Belirtilen saatte mutlaka havalimanında hazır olun.
11. Yurt dışı çıkış pulu 15 TL almayı unutmayın.
12. Havalanına gelince ilgili evrakları görevlilerden teslim alın. (Pasaport vs.)
13. Pasaport ve Umre kartınızı kesinlikle valizinize koymayınız…
14. Valizinizi söylenen yerden bagaja veriniz.
15. Bagaj fişinizi ve Uçuş kartınızı el çantanıza koyunuz.
16. Suudi Arabistan havaalanından Otele gidinceye kadar bütün kontrol Suudi Arabistan hükümetindedir. Unutmayın.
17. Grup Hocanızın talimatlarına uyunuz ve grubunuzdan ayrılmayınız.
18. Havalimanlarında giriş ve çıkışlarda Suudi kanunlarından kaynaklanan sıkıntılar olabilir bu sebeple beklemeler olabilir. Sabırlı olmaya gayret gösterin.
19. Hac ibadetinin meşakkatli bir ibadet olduğunu unutmayalım.

Hisar Turizm Hac Rehberi | http://hisarturizm.com.tr/hac/