Gönderen Konu: Vitaminler hakkında doğru bildiğimiz 5 yanlış  (Okunma sayısı 19077 defa)

0 Üye ve 18 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Katarakt ve Vitaminler
« Yanıtla #15 : 24 Haziran 2015, 10:42:13 »

Katarakt ve Vitaminler

Katarakt şeker hastalarında sık görüldüğü gibi başka nedenlerle de oluşabilir. Bu amaçla bir Göz Hekimine başvurmak gerekir. Biz burada Katarak ile ilgili ve katark önleyen bazı vitaminlerden bahsedeceğiz.

1. KATARAKT GELİŞİMİNİ ÖNLEYEN TİAMİN

Suda eriyen bir B vitamini olan tiamin vücudumuzdaki metabolik olayları hızlandırmaktadır. Tiamin, sinir, kas, karaciğer, böbrek ve beyin hücrelerinde daha fazla bulunur ve bu hücrelere minerallerin girip çıkmasını sağlayarak faydalı olur. Dokulardaki yarı ömrü az olduğundan ve az depolandığından ilave verilmesi uzun dönem olmalıdır.

B1 vitamini (tiamin) kan şekerinin yakılması, kalp sağlığının korunması ve öğrenme gibi beyin fonksiyonlar için gerekli olan bir vitamindir.

Tam tahıllar, kuru bakliyat, soya fasulyesi, pirinç, kepekli ekmek, bezelye, yer fıstığı, patates, tavuk, biftek, yumurta sarısı, balık, karaciğer, süt, buğday, kuru üzüm, karnabahar, bezelye ve nohut gibi besinlerde B1 vitamini vardır

. Günlük ihtiyaç 1.1 mg’dır.

Tiamin eksikliği az gelişmiş ülkelerde daha sık görülür. Alkoliklerde ve tiamin eksikliği olan bir anneden süt emen yeni doğmuş bebeklerde de görülebilir.

Ateşli hastalık, ağır egzersiz yapanlarda, gebelik, emzirme ve büyüme çağında, sıtma ve AIDS hastalarında tiamin ihtiyacı artar. Dializ hastalarında, idrar söktürücü ilaç alanlarda ve alkoliklerde aşırı B1 vitamini kaybı olur.

2. B2 VİTAMİNİ (RİBOFLAVİN)

Gözde katarakt oluşmasını (1.2 mg/gün gibi dozlarla) önlediği gibi, göz yorgunluğunu hafifletir ve migren ataklarını azaltabilir. Riboflavin vücudu zararlı maddelerin etkisinden koruyan glutatyon isimli bir enzimin oluşmasını sağlar. Tip 2 şeker hastalarında riboflavin eksikliği olabilir. Bu nedenle şeker hastalarına ilave olarak verilebilir.

B2 vitaminine tıp dilinde riboflavin denir. Riboflavin besin maddelerinin enerjiye dönüştürülmesinde, büyümede ve vücut direncinin artırılmasında faydalı olur. Riboflavin enzimlerin ve proteinlerin yapısında bulunur ki bunlara flavokoenzim ve flavoproteinler denir. Bu enzimler elektron transportu yaparak enerji üretiminde görev aldığı gibi karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında rol alır.

Glutatyon redüktaz enziminde bulunarak antioksidan özellik gösterir.

Ribofalavin alınması homosisteini düşürür. Riboflavin demir emilimini de etkiler ve demir ile birlikte alındığında demir eksikliği anamisi daha iyi düzelir.

B2 vitamini özellikle et, karaciğer, tavuk, yağsız süt, yoğurt, yumurta sarısı, peynir, papatya, ısırgan otu, adaçayı, brokoli, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, balık, baklagiller ve tahıllarda bulunur.

Riboflavin yetmezliği tek başına nadir görülür. Genellikle diğer B vitamini eksikliği ile olur. Eksikliğinde dilde yanma, kırmızılık ve ağrı ve ağız çevresinde rahatsızlıklar, farenks (boğazda) yanma, normositik anemi, görme bozuklukları ve ciltte seboreik dermatit denen pullanmalar olabilir.

3. C VİTAMİNİ

Katarakt oluşumunu önlemek için günde 300 mg C vitamini alınması önerilmektedir.

C vitamini siyah üzüm, yeşil biber, mango, karnabahar, lahana, brokoli, portakal, mandalina, greyfurt, böğürtlen, üzüm suyu, patates, domates, bezelye, pırasa, muz, çilek, şalgam ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Bir orta boy portakalda 70 mg, bir domateste 23 mg ve bir greyfurtta 88 mg C vitamini vardır.

Ester C vitamini:

C vitamininin doğal formu yani besinlerde bulunan şekli L-askorbik asittir ve suda erir. C vitamininin palmitik asit tuzuyla yapılmış yapay şekline ‘Vitamin C-ESTER’ adı verilmektedir. Vitamin C-ester hem yağda hem suda erir. Bu nedenle daha etkilidir. Vitamin C-ester, kremlere katılarak güneş yanıklarında, psoriazis denen cilt hastalığında ve diğer bazı cilt hastalıklarında çok faydalıdır.

4. LUTEİN (ISPANAK VE KABAK)

Ispanak ve kabakta bulunan Lutein, zeaxantin ve mesozeaxanthin göz dibindeki makula bölgesinde bulunan bir pigmenti (renk maddesi) oluştururlar. Luteinin göz sağlığı üzerinde etkisi araştırılmış ve soınuçta antioksidan etkili olduğu ve ışığın zararlı etkisini (fototoksite) önlediği ortaya konmuştur. Makula dejenerasyonu olan hastalarda lutein ve zeaxantin düzeyi düşük bulunmuştur.

Luteini gıdalarla fazla alanlarda yaşa bağlı makula dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı) isimli göz hastalığı veya katarakt daha az görülür.

5. KARNOZİN

Yapılan bilimsel çalışmalarda karnozinin kataraktı önlediği ve LDL kolesterol denen kötü kolesterolün glikasyonu denen bozulma olayını önlediği, metal iyonların zararlı etkilerinden şelasyon etkisi yaparak koruduğu saptanmıştır.

6. ANTİOKSİDAN İLAÇLAR: kataraktan korur.


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Vitaminler hakkında doğru bildiğimiz 5 yanlış
« Yanıtla #16 : 21 Ocak 2016, 15:04:24 »
Gebede D Vitamini Eksikliği ve Bebek Doğum Ağırlığı

Yapılan çalışmalar gebelerde D vitamini eksikliğinin doğan bebeklerde düşük ağılıklı olmasına neden olduğunu ortaya koydu. Bu nedenle gebelik öncesi ve gebelik sırasında D vitamini eksikliği varsa tedavi edilmelidir. Annedeki D vitamin eksikliği doğan bebektede D vitamini eksikliğine neden olmaktadır.

D VİTAMİNİ KAÇ OLMALI?

Gebelerde D vitamini düzeyi (25OH D3) kanda ölçülmeli ve bunun 25 veya en iyisi 30'un üzerinde olması gerekir.

EKSİKSE NE YAPILIR?

D vitamini damlaları kullanılır. Günde 800 ünite D vitamini alınır.

D VİTAMİNİ

D vitaminine tıp dilinde kalsiferol adı da verilir. D vitamininin D2 ve D3 olmak üzere iki tipi vardır. Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini ya besinlerle alınır ya da cildimizde güneş ışığının etkisi ile oluşur. Bitkilerde veya gıdalarda D2 vitamini vardır. Vücuda giren D vitamini karaciğer ve böbrekte değişime uğrayarak daha etkili bir kimyasal yapıya kavuşur. Kanımızda ise en fazla 25 OH D kimyasal yapısı şeklinde bulunur. Cildimizde güneşin etkisiyle oluşan D vitaminin fazlası güneş ışığı tarafından yok edilir. O nedenle fazla güneşte kalma nedeniyle D vitamini zehirlenmesi oluşmaz.

Kandaki kalsiyumun normal sınırlarda olmasını D vitamini ve paratiroit hormonu ayarlar. Boynumuzun ön tarafında bulunan tiroit bezinin arkasına yerleşmiş paratiroit bezlerinden salgılanan paratiroit hormonu ile D vitaminin etkili çalışması sonucunda kan kalsiyum düzeylerinde bozulma (azalma veya artma) olmaz. D vitamini, gıdalarla alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kemiklerden kalsiyumun geri çekilmesini ve böbreklerden kalsiyumun tekrar geri emilmesini sağlayarak kan kalsiyumunu normal sınırlar içinde tutar.

D Vitaminin Görevleri:

•Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda olmasını sağlar.
•Bağırsaklardan kalsiyum emilimini sağlar.
•Kemiklerin güçlü olmasını sağlar.
•Çocuklardaki Raşitizm hastalığı ve erişkinlerde osteomalazi denen kemik hastalıklarının oluşmasını önler.
•Vücut direncini yani bağışıklık sistemini güçlendirir
•Pankreas bezinden insülin hormonunun salgılanmasını düzenler.
•Damarlardaki kan basıncını yani tansiyonu düzenler ve yüksek tansiyon yüksekliğini azaltır
•D vitamini, kemik ve diş dokusunun gelişimi için gereklidir. Bu yüzden çocuklarda ihtiyaç daha fazladır. Eksikliğinde diş ve kemikle ilgili bozukluklar meydana gelir.
•D vitamini bazı kanserlerin, otoimmün hastalıkların, kalp hastalıkları ve Tip 1 diyabetin gelişimini ve tüberkuloz (verem) gelişmesini önler.
•D vitamini kaslara güç verir, eksikliğinde kas güçsüzlüğü ve ağrı olur. Atletlerin performansında D vitamini bu nedenle önemlidir. Yaşlılarda kasları güçlendirerek düşmeleri önler.
•Depresyon ve şizofreniden korur.

D Vitamini hangi Besinlerde Bulunur?

D vitamini özellikle yağlı balıklarda (somon balığı, karides) ve balık yağında vardır. Yumurta sarısı, karaciğer, peynir, süt ve süt ürünlerinde de bulunur. Vücutta yeterli D vitamini olması için güneş ışığından da yararlanılmalıdır.

D vitamine ihtiyaç 19-50 yaş arasında günlük 200 ünite, 51-70 yaş arası 400 ünite ve 70 yaşın üzerinde 600 ünite kadardır.

D Vitamini Yetmezliği:

D vitamini yetmezliği halen çocuklarda ve erişkinlerde yaygındır.

D vitamini yetmezliği varsa besinlerle alınan kalsiyumun ancak % 30’u bağırsaklardan emilebilir ve bu nedenle kan kalsiyum seviyesi düşer.

D vitamini eksikliği, bu vitaminin besinlerle az alınması veya az güneş görülmesi durumunda oluşur. Raşitizm ve osteomalazi kemik hastalıklarıdır ve D vitamini eksikliğinde ortaya çıkarlar. Çocukluk ve gelişme çağında D vitamini eksikliği varsa, kemiklerde Raşitizm denen hastalık oluşur. Raşitizm hastalığında kemiklerde mineral eksikliği vardır. Bu nedenle kol ve bacak kemikleri eğrilir, bıngıldaklar geç kapanır ve kaburgalarda bozukluklar oluşur. Erişkinlerde ise D vitamini eksikliğinde osteomalazi denen kemik hastalığı oluşur. Bu hastalarda kemikteki mineraller kaybolur ve sonuçta kemik ağrıları gelişir. D vitamini eksikliğinde kaslarda güçsüzlük ve ağrı da meydana gelir.

Erişkinlerde D vitamini eksikliği oluşursa kanda kalsiyum düşmeye başlar ve vücut bu düşüklüğü önlemek için boynumuzda tiroit bezinin arkasında bulunan paratiroit bezlerinden paratiroit hormonunun salgısını artırır ve artan paratiroit hormonu kemiklerden kalsiyum çekerek kan kalsiyumunu yükseltir. Bu nedenle vitamin D eksikliği olan kişilerin kanlarında paratiroit hormon düzeyi yüksek çıkar. Demekki kan kalsiyumunda hafif düşüklük ve paratiroid hormonunda hafif fazlalık D vitamini eksikliğinin belirtisidir.

D vitamini eksikliğine bağlı olarak bazı kişilerde kaslarda ağrı ve güçsüzlük olabilir.

Otuz yaşına kadar olan insanların % 30’unda D vitamini eksikliği vardır. Yaşlılıkta ve güneş görmeyen kişilerde eksiklik daha fazla saptanır. Şişman kişilerin çoğunda da D vitamini eksikliği oluşabilmektedir. Şişman kişilerde kandaki D vitamini yağ hücrelerinde birikir ve kullanılamaz. D vitaminin hafif eksikliklerinde osteoporoz dediğimiz kemik erimesi ortaya çıkar. Şiddetli eksikliğinde ise raşitizm ve osteomalazi denen kemik hastalıkları ve kas güçsüzlüğü oluşur. Osteoporozda kemiklerde ağrı olmaz iken osteomalazi kemik ağrısı oluşur. Osteomalaziyi anlamak için sternum kemiğine (göğüste öndeki iman tahtası denen kemik) ve bacak kemiğine basmakla ağrı olur. Bu nedenle kemik ve kas ağrısı olanlarda D vitamini düzeyine bakmakta fayda vardır.

D vitamini az olan gebelerde preeklampsi denen hastalık daha fazla görülmektedir.

D vitamini eksikliği olup olmadığını anlamak için kandaki 25 (OH) D düzeyi ölçülmelidir. Kanımızda dolaşan D vitaminin çoğu 25(OH) D şeklinde bulunmaktadır. Kandaki D vitamini (25 OH D) düzeyin 20 ng/ml’den az ise D vitamini yetmezliği vardır. D vitamini azaldıkça kanda paratiroid hormonu artar. Ancak mağnezyum eksikliği varsa D vitamini eksikliğinde paratiroid hormonu yükselmez.

Kandaki D vitamini düzeyi 20 ng/ml’den 32 ng/ml’ye çıkarılınca ince bağırsaklardan kalsiyum emiliminin % 45-65 oranında arttığı saptanmıştır. Kandaki D vitamini 30 ng/ml’den fazlaysa yeterli D vitamini vardır, denir. Bu tanımlamaya göre dünyada 1 milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu saptanmıştır. Menopozdaki kadınların % 50’sinde D vitamin eksikliği vardır. Ülkemizde de çocuk ve genç erişkinlerde % 30-50’sinde D vitamini eksikliği vardır.

Yılda bir defa kanda 25 (OH) D3 vitamin düzeyine bakmak, bazı hastalıklardan ve kemik erimesinden korunmak için çok önemlidir.

Kandaki 25 OH D vitamin düzeyi 10 ng/ml’den az ise, şiddetli D vitamini eksikliği vardır. D vitamini düzeyi devamlı olarak 10 ng/ml’nin altındaysa, önce kemiklerde ve kaslarda ağrı, sonra da kemik erimesi gelişir..

D Vitaminin Hastalık Önleme Etkisi:

D vitamini eksikliği olan kişilerde prostat ve meme kanseri sıklığının arttığı saptanmıştır.

D vitamini Multipli skleroz denen bir sinir-beyin hastalığında bu hastalığa ait bazı komplikasyonları önler.

D vitamini, şeker hastalığı gelişiminini de önleyebilmektedir. Bir yaşından itibaren günde 2000 IU D vitamini alan çocuklarda Tip 1 şeker hastalığı görülme riski %80 azalmaktadır. D vitamini yeterli alanlarda tansiyonda da düşme oluşur.

D vitamini alanlarda başka hastalıklardan ölüm sıklığında azalma saptanmıştır.

Yeterli D vitamini alanlarda ve kan seviyesi 50 ng/ml civarında olanlarda meme, kolon ve rektum kanser görülme sıklığı azalmıştır.

D vitaminin kardiyovasküler hastalaıklardan koruduğu da ortaya konmuştur.

D Vitamini Ne Kadar Almalı?

50 yaşın üzerinde D vitamini alımı yetersizdir. 50 yaşına kadar günde 200 ünite, 50-70 yaş arası 400-600 ünite D vitamini alınmalıdır. Ancak yapılan çalışmalar yetersiz güneş ışığı alan çocuk ve erişkinlerin 800-1000 ünite D vitamini almak gerektiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle herkesin günlük 800 ünite D vitamini alması uygundur.

En kolay D vitamini alma yolu günde en az 15 dakika güneş ışığına maruz kalmaktır. Her gün el, yüz ve kolların 15 dakika güneş görmesi gerekir. Haftada 4-6 defa bu işlemi yapmak faydalıdır. Eğer bu mümkün değilse, en azından günlük 400 ünite D vitamini almak faydalı olur. Güneş görmeyen ülkelerde yaşayan insanlarda D vitamini vücutta daha az olduğundan multipl skleroz denilen hastalık daha çok görülür.

D vitamini eksik kişilerde vitamin D2 ‘nin 50.000 ünitelik kapsülü haftada bir verilir ve 8 hafta süreyle verilir. Daha sonra her 2-4 haftada bir verilir. Diğer bir tedavi şekli ise her gün 1000 ünite D3 vitamini veya 3000 ünite D2 vitamini hergün verilmelidir.

Yeterli D vitamini alım miktarı erişkinler için günlük 400 ünitedir. 70 yaşın üzerinde bu doz günde 800 ünite olmalı ve birlikte 1200 mg kalsiyum almalıdır.

D Vitamini Hangi İlaçlarla Birlikte Alınmamalıdır?

D vitamini aşağıdaki ilaçlarla birlikte alınmamalıdır. Bunlar D vitamininin emilimini bozar.

• Kolestiramin
• Orlistat (Xenical)

Kimle İlave D Vitamini Almalıdır?
• 50 yaşın üzerinde olanlar
• Güneş görmeyenler
• Bağırsaklardan yağ emiliminin bozuk olduğu hastalar
• Osteoporoz denilen kemik erimesi olanlar
• Crohn hastalığı denen bağırsak hastalığı olanlar, karaciğer hastalığı ve mide ameliyatı geçirenler
• Kortizon ilacı kullananlar
• Alzheimer hastalığı olanlar
• Tegretol ve benzeri epilepsi (sara) ilacı kullanan hastalar
• Mantar ilacı ketokonazol kullananlar
• Nefrotik sendrom denen böbrek hastalığı olanlar
• Hastanede veya evde uzun süre kalan ve güneş görmeyenlerde
• Böbrek yetmezliği olanlarda

D Vitamini Aşırı Alımının Zararları Nelerdir?

D vitamini günde 1000 üniteden fazla alınmamalıdır.

D vitamini aşırı alındığında aşağıda sıralanan zararlı etkiler oluşur:

• Bulantı
• Kusma
• İştah kaybı
• Kabızlık
• Halsizlik
• Kilo kaybı
• Kandaki kalsiyum düzeyinde artma

KAYNAKLAR
1. Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral,Bitkisel Ürün Rehberi, Gürer yayınları, 2008


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
D Vitaminin Önemi
« Yanıtla #17 : 21 Ocak 2016, 15:07:16 »
D Vitaminin Önemi


D Vitamini vücut için en önemli ve yaşamsal vitaminlerden biridir.


1- Kemik gelişimi,
2- Sinir sistemi,
3- Kardiyovasküler sistem
4- Bağışıklık sistemi,
için çok büyük önemi vardır.


D vitamini iki kaynaktan sağlanabilir: Güneş ışınlarındaki UVB yardımıyla derimiz tarafından üretilebilir, besinler yoluyla alınabilir. Besin yoluyla aldığımız vücudumuzun ürettiğinin ancak dörtte biri kadardır.

1- Güneş yardımıyla D vitamini üretilmesi için güneşe koruyucu sürmeden, yeterli sürelerde maruz kalmak gerekmektedir. Bunun abartılmaması, cildin güneş yanığı olmayacak kadar güneşte kalınması önerilmektedir.

2- D vitamini en çok balık ve sakatatta bulunmaktadır (en çok yürek ve karaciğer). Buradaki en önemli nokta ise D vitamininin yağda çözülen bir vitamin olmasıdır. Eğer yeterince sağlıklı yağlar yenilmezse besin yoluyla vücuda giren D vitamini emilemez ve yararı olmaz.

Canan Karatay eski atasözünü tekrarlıyor ve "Güneş girmeyen eve doktor girer." diyor. Kendisi de Uluslararası D Vitamini Konseyi üyesi olan Karatay D Vitaminiyle ilgili bilgilerin değiştiğine dikkat çekiyor ve birçok hastalığın tedavisinde hastaların D Vitamini düzeylerinin yüksek tutulduğunu söylüyor. Örneğin, 2009 yılındaki domuz gribi salgınında Kanada hükümeti halka domuz gribi aşısı yaptırmak yerine D Vitamini takviyesi yapmış.

Canan hanım dünyanın birçok ülkesinde, özellikle kuzey ülkelerinde, insanların çoğunun D vitamini düzeylerinin düşük olduğunu, Akdeniz ülkesi olmamıza rağmen ülkemizde de çoğu insanın D Vitamini düzeylerinin düşük olduğunu söylüyor. Bunun nedeni olarak da iki konuya dikkat çekiyor. Birincisi güneş koruyucu kremlerin kullanılması yaygınlaştıkça insanların güneşten yararlanamaması. Bunun yanında büyük şehirlerde hava kirliliği nedeniyle UVB ışınlarından yararlanamıyor olmamıza da dikkat çekiyor.

Canan hanımın üzerinde durduğu diğer konu da son yıllarda insanların beslenmesinde yağın çok az yer alması. Özellikle kalori hesabına dayalı diyetlerde çok kalorili olan yağların çok az verilmesi insanları yağda eriyen vitaminlerden (A, D, E ve K) yoksun kalıyor. Bu vitaminlerin eksikliğinin kanser, kalp hastalıkları gibi birçok hastalığın nedeni olduğu gösterilmiş. Canan hanım kitaplarında bu konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenlere http://www.vitamindcouncil.org/ Adresini referans olarak gösteriyor.


Bu bilgiler Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ın kitaplarından derlenmiştir.

http://woto.com/oneriler#Öneri 16

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
D Vitamini Meğerse Ne Kadar Önemliymiş!
« Yanıtla #18 : 21 Ocak 2016, 15:12:47 »
D Vitamini Meğerse Ne Kadar Önemliymiş!

Ben (Okan) Canan Hanımı tanıyana kadar inanın D Vitamininin önemini bilmiyordum. Sadece kemiklerimizi güçlendirir, kemiklerimiz de zaten yeterince güçlü deyip D vitaminini hiç adam yerine koymamıştım. Nasıl olsa kilo verebiliyorum diye de ikinci kitapta okuduğum halde hiç ölçtürtmemiştim. Gittiğim onlarca doktordan hiçbiri de şimdiye kadar D vitaminini ölçtür demedi ve biz de ölçtürmemiştik.

Canan Hanım Datça’ya geldiğinde ola ki bize sorar diye gelmeden ölçtürelim dedik ve Marmaris’e gidip ölçtürdük.  Benim D Vitaminim normal D (30) referanslar arasında, Nurçin’in D vitamini ise biraz düşük D (23) çıktı.

Benim tiroidimde 3-5 adet nodül vardı. Biyopsi de temiz çıktı ama Marmaris’teki doktorum bu nodülleri aldırmamı istedi. Bu yaz Canan Hanımla tanıştığımızda kendisine bu konudan bahsetmiştik. Bana hemen D Vitamini ve B 12 değerlerimi sordu. Ben de değerlerim normal referans aralıkları içinde” dedim. Bana hemen “kaç?” diye sordu.  Referans aralığında kalan değerlerimi söyledim Bana yanıtı aynen şu oldu “çok çok düşük D Vitamini 80, B 12 ise 800 olacak. Bu değerlere ulaşırsanız ve bir de iyot tableti alırsanız ameliyata gerek kalmaz.” dedi. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam. İşte o anda D vitamininin ne olduğunu anlamaya başladım.

Bu yazdıklarımı şunun için anlattım D vitamini o kadar önemliymiş ki ben hiç bilmiyormuşum. Pek çok ülkede insanların grip aşısı olmak yerine D Vitamini aşısı olduğunu siz biliyor muydunuz?
Benim öğrendiğim kadarıyla D vitamini bizlerin bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve pek çok hastalığa karşı bizi koruyabiliyor.

D Vitaminini ölçtürdüğümüz zaman Marmaris’teki doktorumuz. ”sizin normal bir şey yapmanız gerekmiyor. Ama Nurçin Hanımın D vitamini iğnelerinden alıp içmesi gerekiyor demişti. Bunu Canan Hanıma söylediğimizde bize aynan şöyle söyledi. “Bu içme olayı 40 yıl öncede kaldı. Her ne kadar ampulün üzerinde içilebilir yazıyorsa da vücut tam ememiyor. O nedenle mutlaka kalçadan iğne olarak almanız lazım.” dedi ve bize bu iğneleri ne kadar aralıklarla yaptırmamız gerektiğini anlattı. Önce bir doping uyguladık. Bu sene ilk defa grip aşısı olmayacağım. D Vitamini dopingini şu şekilde yaptık. Ben (Okan) 30 olan D vitaminimi yükseltebilmek için günaşırı birer iğneden toplam 4  adet (D Vit 3) D vitamini iğnesi oldum. Nurçin ise 23 olan D Vitamini yükseltebilmek için günaşırı birer iğneden toplam altı adet  D Vitamini iğnesi yaptırdı ve şimdi ayda bir hem ben hem de Nurçin D (D Vİt3) ve B 12 (Dodekx) iğnesi oluyoruz.

D Vitamini dopingini yaptırdığımdan beri vücudumun gerçekten çok direnç kazandığını hissedebiliyorum.





D ve B 12 iğnelerini olduktan 3  ay sonrası...



D ve B 12 vitaminlerinin ne kada

Bugün tahlil sonuçlarımız geldi.

Ben (Okan) bu tahlillerden önce 30 olan D vitamini değerimi yükseltebilmek için;

-   Eylül 2013 de önce gün aşırı bir adet olmak üzere toplam 4 adet,
-   Ekim ve Kasım 2013 de her ay birer adetten toplam 2 adet,
iğne yaptırarak toplamda 4 + 2 = 6 adet D vitamini iğnesi yaptırmış oldum.

Sonuç olarak da 6 doz iğne ile Eylül 2013'de 30 olan D vitamini değerim Aralık 2013'de 79,8 'e ulaştı.

535 olan B 12 vitamin değerini yükseltebilmek için de her ay (Eylül, Ekim, Kasım 2013) birer adet iğne yaptırdım. Toplam 3 adet iğne ile 535 olna B 12 değerim 808 e ulaşmış oldu.

Eşim Nurçin ise 23 olan D vitamini değerini yükseltebilmek için;
-   Eylül 2013 de önce gün aşırı bir adet olmak üzere toplam 6 adet,
-   Ekim ve Kasım 2013 de her ay birer adetten toplam 2 adet,
iğne yaptırarak toplamda 6 + 2 = 8 adet D vitamini iğnesi yaptırdı.

Sonuç olarak da 8 doz iğne ile Eylül 2013 'de 23 olan değeri Aralık 2013'de 78,9 ‘a ulaştı.

217 olan B 12 vitamini değerini de yükseltebilmek için de Eylül, Ekim, Kasım 2013 aylarında, ayda bir kez olmak üzere toplamda 3 adet B 12 iğnesi yaptırarak 217 olan değerini 543'e çıkardı.

Aralık ayında da birer adet D ve B 12 iğnelerimizi olduk. (Bu test için kan verdikten sonra) 

Canan Hoca bu değerlerimizi gördükten sonra Nurçin'e bir sonraki ay 2 adet B 12 iğnesi olmasını her ikimizin de hem D hem de B 12 iğnelerine her ay birer iğne yaptırarak devam etmemizi ve 6 ay sonra yeniden tahlil yaptırmamızı istedi.

Biz de bu tarihten itibaren yani Ocak, Şubat Mart, Nisan , Mayıs 2014 tarihlerinde birer adet D 3 ve B 12 iğnesi yaptırdık. Haziran ayında kan vererek tahlil yaptırmamız gerekiyordu ancak bu kan tahlili için yaklaşık 15 gün geciktik ve Temmuz 2014 başında kanımızı verebildik. Bu arada havaların güzel olduğu günlerde saat 12:00 de yaklaşık 20-25 dakika korumasız olarak güneşlendik ve üzerine zeytin sütü ile lavanta ve kantaron yağını karıştırarak yaptığımız güneş sonrası yağını sürdük.

Biz D vitamini değerlerinin 100 ün üzerinde çıkacağını tahmin ediyorduk. Bazı doktor arkadaşlarımız "D vitamininin fazlası toksik aman dikkat edin" diye bizi uyarıyorlardı. Biz de Canan Hoca Haziran'a kadar kullanın sonra bir daha test yaptır dediği için en ufacık bir tereddüdümüz yoktu. Bir de geçenlerde bir TV konuşmasında Canan Hocanın "bugüne kadar D vitamininde toksisiteye hiç rastlanmadı"  demesi de bizi ayrıca rahatlatmıştı.

Temmuz 2014 başında yaptırdığımız kan sonuçlarını alınca hayretler içinde kaldık. Her ay iğne olmamıza rağmen D vitamini değerlerimizi 80 in üzerine hatta 100 lere ulaştıramamış olduk.
Aynı şekilde her ay olduğumuz B 12 vitamin iğneleri de istediğimiz sonuca ulaşamadı. Bugün (07.07.2014 tarihi itibarıyla Canan Hoca ile mail yoluyla irtibat kurduk ve rapor verdik. O da bize bundan sonra ayda bir olduğunuz iğneleri 15 güne indirin dedi. ve biz de bir süre 15 günde bir iğne olup sonra tekrar tahlil yaptıracağız. O bir süre ne kadar inanın bilmiyorum. Canan Hocaya bir ara soracağız.

Kan değerlerimizin son durumu:




Bugün D ve B 12 Vitamini iğnelerimizi ve enjektörleri aldık. Şimdi sıra her ay bir - iki iğne yaptırmada...



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
D Vitamini, Omega 3, K2 Vitamini ve Co-Enzim Q10
« Yanıtla #19 : 07 Mart 2016, 11:14:20 »
Son haftalarda D Vitamini, Omega 3 yağları, K2 Vitamini gibi vücut için çok önemli işlevleri olan takviyelere değindik. Bugün bunlara Co-Enzim Q 10 maddesini ekleyerek, bu hayati 4 maddenin yararlarını özetleyeceğiz.

En az temel gıda maddeleri kadar bu takviyelere ihtiyacımız var.

Bu maddeler ilkel çağlarda doğal yollardan vücuda giriyormuş. Ancak modernleşme ve "gelişme" ile birlikte daha önce de söz ettiğimiz nedenlerle yeterince alamıyoruz. O nedenle, dışarıdan desteklerle almak ve bu hayati maddelerin eksikliği nedeniyle oluşabilecek sağlık sorunlarından korunmak gerekiyor. Biz hasta olduktan sonra çeşitli ilaçlar alıp tedavi olmaya çalışmak yerine hastalıkları önlemek için bu destekleri almayı tercih ediyoruz. Bu destekleri tıpkı evinize aldığınız et, sebze, meyve gibi temel besin maddeleri gibi düşünün. Çünkü en az onlar kadar bu maddelere de ihtiyacımız var.

Bu konuda çalışma yapan bazı kişiler bu 4 maddeyi su gibi hayati olarak nitelendiriyorlar. Şimdi tek tek bu hayati maddelerin hangi yönlerden yararlı olduklarını sıralayalım.


1- D Vitamininin Yararları:

1.   İskelet sistemi ve kemik sağlığını güçlendirir, osteoporozu önler,
2.   Kalp, damar sağlığını destekler,
3.   Sinir sistemi ve beyin sağlığı için önemlidir, Alzheimer, MS, Parkinson, depresyon, çocuklarda hiperaktivite dikkat eksikliği gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde etkilidir,
4.   Bağışıklık sistemini destekler, otoimmün sistemi hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde kullanılır,
5.   Kanseri önlemeye yardımcıdır, kanser tedavisini destekler,
6.   Crohn, hassas bağırsak sendromu, ülseratif kolit gibi bağırsak hastalıklarının önlenmesi ve tedavilerini destekler,
7.   Kolesterol düzeyinin düzenlenmesine yardımcı olur.

2- Omega 3 'ün Yararları:

1.   Kalp damar sağlığı için önemlidir,
2.   Kolesterol ve trigliserid düzeylerinin düzenlenmesine yardımcı olur,
3.   Beyin fonksiyonlarını destekler, Alzheimer, MS, depresyon gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde kullanılır,
4.   Bebeklerde beyin ve göz gelişiminde etkilidir, çocuklarda hiperaktivite dikkat eksikliği ve davranış sorunları tedavisinde kullanılır,
5.   Özellikle göğüs, kolon ve prostat olmak üzere kanserlerin önlenmesi ve tedavisinde rol oynar,
6.   Osteoporoz ve romatoid artrit tedavisinde çok etkilidir,
7.   Crohn, hassas bağırsak sendromu gibi bağırsak hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde yardımcıdır.


3- K2 Vitamininin Yararları:

1.   Çocukların sağlıklı bir kemik dokusu oluşturabilmeleri için K2 vitaminine ihtiyaçları vardır,
2.   Yetişkinlerin, özellikle menopoz sonrası kadınların kemik dokularının güçlendirilmesini sağlar,
3.   Vücuda giren kalsiyumun kemikler ve dişler gibi istenen yerlere yönlendirilmesini sağlayarak damarlarda birikip kireçlenme ve plaklara neden olmasını önler,
4.   Diyabet tedavisi, hafızanın güçlendirilmesi, doğurganlığın arttırılması, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi alanlarında etkilidir.


4- Co-Enzim Q 10 veya Co-Enzim QH'ın yararları:

Co-Enzim QH, Q 10'un aktive olmuş, vücudun kullandığı formudur, yani vücut Q 10'u kullanabilmek için QH'a çevirir. 25 yaşın altındaki kişilerde bu kolaylıkla olduğundan onların Q 10 kullanmaları yeterlidir, hatta QH'ı kullanmaları zordur. Ama 25 yaşın üzerindeki insanların mutlaka QH almaları gerekir. Bu madde yaşlandıkça vücutta azalmaktadır. İşlevlerine gelince:
1.   Hücreler için dolayısıyla vücut için enerji üretilmesini sağlar,
2.   Vücudumuzun en önemli kası olan kalbin ihtiyacı olan enerjiyi sağlar,
3.   Kalp-damar sistemini güçlendirir,
4.   Antioksidan görevi yaparak vücutta oluşan serbest radikallerin zararlarını önler,
5.   Yaşlanma belirtilerini azaltır,
6.   Kan dolaşımını destekler ve kan basıncını düzenler,
7.   Bağışıklık sistemini destekler,
8.   Beyin ve sinir sistemini güçlendirir.


-SONUÇ:

Hayati önemi olan bu 4 takviyenin bilimsel çalışmalarla gösterilen belli başlı işlevlerini sıralamaya çalıştık. Ancak sayamadığımız daha birçok faydaları olduğunu biliyoruz ve her geçen gün yeni bir araştırma bulgusuyla yeni bir alanda yararlı olduğunu söyleyen yayınlar yapılıyor. Hastalandıktan sonra ilaç, tedavi ve çare peşinde koşmaktansa sağlıklı beslenmek ve vücudumuz için en az temel besinler kadar önemli olan bu destekleri almak bize akılcı görünüyor.


http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3052

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
1- D Vitamini (80 ng/ml Olacak)
« Yanıtla #20 : 07 Mart 2016, 11:20:13 »
1- D Vitamini (80 ng/ml Olacak)



D Vitamini Her Derde Deva Buyrun okuyunuz : http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3003

15. Dakikadan itibaren izler misiniz? : https://youtu.be/ISKu3boUz0Q

D Vitamini ile ilgili deneyimlerimizi Öneri 15'de okuyabilirsiniz : http://woto.com/oneriler#%C3%96neri%2015



http://woto.com/gida-takviyeleri


Şayet doktorunuz bugüne kadar D Vitamininize baktırmadıysa veya 20 - 30 ng/ml değerlerini yeterli görüp size D Vitamini takviyesi vermemişse lütfen bu yazıyı daha dikkatli okuyun.



 
D VİTAMİNİ HER DERDE DEVA!

Şayet doktorunuz bugüne kadar D Vitamininize baktırmadıysa veya 20 - 30 ng/ml değerlerini yeterli görüp size D Vitamini takviyesi vermemişse lütfen bu yazıyı daha dikkatli okuyun. Çünkü MS, den Alzheimer'a, kalp ve damar hastalıklarından kansere, gripten cilt hastalıklarına kadar pek çok hastalığın altında D Vitamini eksikliğinin yattığını biliyor musunuz?

Biz Prof. Dr. Canan Karatay'ı tanıyana kadar D vitaminini sadece kemik sağlığı için gerekli diye biliyorduk. D vitamini değerlerimizi ilk ölçtürdüğümüz zaman birimizin (Nurçin) 23, diğerimizin (Okan) 30 çıkınca Marmaris'teki doktorumuz yeterli olduğunu söyledi. Sonradan bu konuyu araştırınca ve Dünya D Vitamini Konseyinde Türkiye'den katılan tek temsilci olan Canan Karatay ile de bu konuyu konuşunca pek çok şeyin yanlış bilindiğini öğrendik ve bir daha da o doktora gitmedik.


D Vitamini ile ilgili neler öğrendik?

1- D vitamininin en yaşamsal vitamin olduğunu, hatta vitamin değil hormon gibi işlevleri olduğunu,
2-D Vitamininin cilt tarafından güneşin UVB ışınları sentezlenerek üretildiğini, bunun içingüneşin dik geldiği öğle saatlerinde 20 dakika “KORUMASIZ” olarak güneşlenilmesi gerektiğini, 20 dakikadan sonra vücudun D vitaminini üretemediğini, (Prof. Dr. Canan Karatay, Prof. Dr. Ahmet Aydın hatta Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ve birçok yenilikçi doktor bu görüşte).Biz bu yaz başından beri deniyoruz, her yaz birkaç defa deri değiştirirken bu yaz “öğle saatinde 20 dakika, korumasız güneşlenme” ile ideal ve deri değiştirmeden yanıldığını, 
3- Besinlerden alınan D vitamininin vücudun yaptığının ancak %25'i olduğunu,
4- D vitamininin yağda çözünen bir vitamin olduğunu, besinlerden D vitaminini vücudumuzun emebilmesi için mutlaka yağla birlikte yenilmesi gerektiğini,
5- D vitamininin en çok sakatat et ve balıkta bulunduğunu, haftada bir gün mutlaka sakatat yenmesi gerektiğini,yenen et ve yumurtaların mutlaka serbest dolaşan hayvan eti veya yumurtası olması gerektiğini,
6- Prof. Dr. Ahmet Aydın'a ve Prof. Dr. Canan Karatay'a birçok doktora göre göre D Vitamini eksikliğinin başta kanserler, enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, otoimmün hastalıklar, örneğin sedef hastalığı, nöropsikiyatrik hastalıklar, koroner kalp hastalıkları ve hipertansiyon gibi çok sayıda hastalığa yol açtığını,
7- D Vitaminin önemini henüz Türkiye'deki pek çok doktorun kavrayamadığını ve kendilerini güncelleyememiş olduklarını,
8- D Vitamininin 80  100 ng/ml arası koruyucu 100 den sonra tedavi edici özelliğe büründüğünü,
9- D Vitamininin “normal” değerlerinin dünyada çeşitli kuruluşlara göre değiştiğini, (bu tablonun fotoğrafını ekte sunuyoruz)
10- D Vitamini 80ng/ml B 12 Vitamini de 800 düzeyinde olduğu zaman vücudun bağışıklık sisteminin pek çok hastalıkla mücadele edebildiğini, bu sayede Okan'ın tiroitlerindeki nodüllerin büyümesinin durduğunu,
11- D vitamininin gribe karşı grip aşısından daha koruyucu olduğunu, (Geçtiğimiz yıl grip aşısı olmamamıza rağmen hiç grip olmadık dolayısıyla D Vitamininin bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini yaşayarak gözlemiş olduk.)
12- Domuz gribi salgınında Kanada Hükümetinin insanlara domuz gribi aşısı yerine D Vitamini takviyesi yaptırmış olduğunu. (Bağışıklık sistemini güçlendirmek için.) 
13- Prof. Dr. Canan Karatay'dan, hamilelerin D vitamininin 100 ng/ml olması gerektiğini,
14- D Vitamininin sadece güneşten ve gıdalardan alınarak yükseltilmesinin çok zor olduğunu bu nedenle de eczanede 2 TL den satılan D vit 3 takviyesinin kullanılması gerektiğini,
15- D Vitamini ampullerini içmenin çok az işe yaradığını kalçadan iğne yaptırmanın çok daha etkili olduğunu, (Prof. Dr. Canan Karatay bu şekilde öneriyor)
16- Hala hastalarına “ekmek üzerine D vitaminini damlat” diyen doktorlar olduğunu. Yani birçok doktorun D vitamininin yağsız alındığı takdirde vücut tarafından emiliminin olmadığının farkında olmadığını, Bu nedenle şayet kalçadan yaptırma şansınız yoksa bir kaşık zeytinyağı ile birlikte D vitaminin alınabileceğini, (Prof. Dr. Ahmet Aydın bu şekilde öneriyor)
17- D vitamini fazlasındantoksisite vakasına bugüne kadar hiç rastlanmadığını (Prof. Dr. Canan Karatay'dan öğrendik)
18- ABD'de yapılan araştırmalarda D vitamini eksikliğinin yaşlılarda ölüm riskini %30 arttırdığını, (Prof. Dr Aykan Canberk)
19- Dr. David Perlmutter'den başta Alzheimer olmak üzere, bunama Parkinson, MS, depresyon gibi nöropsikiyatrik hastalıkların D vitamini eksikliğinden de kaynaklandığını ve mutlaka destek alınması gerektiğini,
20- D vitamininin mucizevi bir vitamin olarak kabul edildiğini, meme, prostat, baş, boyun kanser tedavilerinde çok etkili olduğunu, (Prof. Dr. Erkan Topuz)
21- D vitamini eksikliğinin kolon kanserine yol açtığını, (Prof. Dr. Osman Müftüoğlu)
22- Kanser ve birçok hastalığın tedavisinde kullanılan D vitamininin hastalıklara yakalanmamak için koruyucu olarak kullanılması gerektiğini,
23- D Vitaminini ölçtürmemiş olanların bir an önce ölçtürmeleri ve 80 ng/ml düzeyine getirmeleri ve bu düzeyde tutmaları gerektiğini,

D VİTAMİNİMİZİ NASIL YÜKSELTTİK:

2013 Eylül ayında birimizin D Vitamini 23 ng/ml diğerimizin 30 ng/ml di. Önce 80 ng /ml ye ardından da 100 ng/ml nin üzerine çıkarmamız gerekiyordu. Canan Hocanın önerisiyle,
D Vitamini 30 olan Okan, gün aşırı birer iğneden 4 adet,
D Vitamini 23 olan Nurçin de yine gün aşırı birer iğneden 6 adet iğne yaptırdı.
Ardından da ayda bir iğne olduk. 4. Ayın sonunda (son iğne olduktan bir ay sonra) ölçüm yaptırdık ve 80 ng/ml düzeyine ulaşmıştık. Canan Hoca her ay birer iğne yaptırmaya devam etmemizi söyledi. Biz de bütün kış boyunca her ay birer iğne yaptırdık. Temmuz'da ölçtürdüğümüz zaman yine 80 lerde olduğumuzu gördük. Her gün öğle saatlerinde koruyucusuz 20 dakika güneşlenmemize ve her ay iğne yaptırmamıza rağmen D vitaminimiz 80'i geçememişti. Bu kez Canan Hoca 15 günde bir yaptırın dedi ve biz da 15 günde bir yaptırmaya başladık. Eskisi gibi bilgisiz olsaydık D vitamininin fazlasından korkardık. Ama biliyoruz ki D Vitamininde toksisteye bugüne kadar hiç rastlanmamış. Zaten biz de D vitaminimizin kaça ulaştığını görebilmek ve deneyimlerimizi Sağlıklı Yaşıyoruz sayfasında paylaşabilmek için Marmaris Yücelen Hastanesine 3-4 ayda bir gideceğiz. (SGK kapsamında çok az bir fark ödeyerek yaptırabiliyoruz.)

Önerimiz: Siz de bizim gibi D vitamininiz mutlaka ölçtürün ve D vitaminin önemini kavramış D vitamini değerlerinizi 80-100 seviyelerine ulaşmasında ve bu düzeyde tutulmasında size yol gösterebilecek yenilikleri takip eden bir doktor bulun kendinize.

http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3003

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
2- K2 Vitamini
« Yanıtla #21 : 08 Mart 2016, 10:20:10 »
2- K2 Vitamini



50 Mcg. ManaQ7 K2
Pirinçten imal edilmiş
Bir kutusunda 30 adet var
Her gün 100 mcg yani 2 kapsül kullanmak gerekiyor.
Mayıs 2015 itibarıyla kutusu 43 TL (eczane fiyatı)

http://www.gittigidiyor.com/besin-takviyesi?k=mena




100 Mcg MenaQ7 K2 + Vitaminler
Nohuttan imal edilmiş.
Bir kutusunda 30 adet var
Bir kapsülde 100 mcg olduğu için bir kapsül yetiyor.
Mayıs 2015 itibarıyla kutusu 64,50 TL (eczane fiyatı) Sağlıklı Yaşıyoruz kampanyalarında % 50 indirimle 32,25 TL ye temin edilebiliyor.

http://www.gittigidiyor.com/arama/?k=MenaQ7+K2
 
Hem damarların korunması hem de kemik sağlığı için  sabah kahvaltıdan sonra 2 adet New Life firmasının MenaQ/ formunda K2 Vitamini alıyoruz. Yani günde 100 mcg K2 vitamini takviyesi almış oluyoruz.

HEM DAMARLARIN KORUNMASI HEM DE KEMİK SAĞLIĞI İÇİN K2 VİTAMİNİ

Birkaç haftadır sağlığımız için önemli olan ve besinlerle yeterince alamadığımız için takviyelerle almamız gereken D Vitamini ve Omega 3 konularına değinmiştik. Omega 3'ün, D Vitamininin önemini artık bilmeyen kalmadı. Bu haftada mucizevi K2 vitaminini hakkında öğrendiklerimizi paylaşacağız.

K2 nedir?

K2 'yi kısaca damarlardaki kalsiyumu toplayarak kemiklere yönlendiren çok önemli bir vitamin olarak tanımlayabiliriz.
D Vitamini pek çok hastalığın önlenmesinde hatta tedavisinde kullanılmaya başlandı. D Vitamini kalsiyum emilimini arttırıyor. Vücuda giren kalsiyumun istenen yerlere yönlendirilmesi gerekiyor. Yani damarlarda birikip damarların kireçlenmesine yol açması yerine kemiklere ve dişlere yönlendirilmesi lazım. İşte bunu sağlayan da K2 Vitamini. K2 Vitamini atardamarlarda sertliğe yol açan kalsiyum birikmesine engel olup, kemiklerde kalsiyum toplanmasına yardımcı olmaktadır.
Yapılan bazı çalışmalarda yüksek miktarda kalsiyum kullanımının kemikleri kuvvetlendirirken, damarlara çok ciddi zararlar verdiği gözlemlenmiş. Bu durum 'kalsiyum paradoksu' olarak adlandırılıyor. Kalsiyum paradoksundan korunmanın en iyi yolu K2 vitamini alımı ile vücudu desteklemektir.
K 2 Vitamininin başka yararları var mı?
Kemiklerin sağlamlığının ve mineral yoğunluğunun çocuklukta ve ergenlikte arttırılması gerekmektedir. Sağlıklı bir kemik dokusunun oluşabilmesi için çocukların daha fazla K2 Vitaminine ihtiyaçları vardır. Aynı şekilde ileri yaşlarda da K2 vitamini çok önemlidir. Özellikle menopoz sonrası kadınlarda görülen osteoporoz (kemik erimesi) ve kemik yoğunluğunda azalma K2 Vitaminiyle önlenebilir. Bilimsel araştırmalarda K2 Vitamini kullanan menopoz sonrası kadınlarda kemik yoğunluğunun arttığı ve kemik kırıklarında azalma olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yapılan bazı bilimsel çalışmalarda K2 Vitamini alan kadınlarda kalp damar sağlığının daha iyi olduğu görülmüştür. Bunların dışında K2 Vitamininin diyabet tedavisi, doğurganlık, hafızanın güçlendirilmesi, bağışıklık sisteminin desteklenmesi gibi pek çok diğer alanda da etkili olduğu söylenmektedir.


K 2 vitamini yeni bulunan bir vitamin mi, ölçülebiliyor mu?

Geçmişte K vitaminlerinin tek bir vitamin olduğu düşünülüyormuş. Bizim yağda çözünen vitaminler olarak sık sık dile getirdiğimiz A, D, E ve K vitaminlerindeki “K” diye adlandırdığımız vitaminin aslında K1 vitamini olduğunu, yeni keşfedilen K2 vitamininin ise birçok farklı işlevinin olduğunu öğrendik. Henüz ölçülebildiğine ilişkin bir bilgiye rastlamadık.


K2 Vitamini doğal olarak hangi besinlerden alınabilir?

K2 Vitamini bakteriler tarafından yapılıyor ve peynir gibi fermente (mayalanmış) gıdalarda, fermente sebzelerde (turşu vb) ve yumurta sarısında bulunuyor. Yapılan araştırmalarda brie, gouda ve edam gibi peynirlerde çok miktarda olduğu belirtilmiş. En fazla bulunan peynirin 32 gramında (1 Ons) 75 mcg K2 bulunuyor. Günlük bunun yaklaşık üç katı kadar yani 90 gr brie veya gouda veya edam gibi peynirlerden yenmesi gerekiyor. Bu araştırmalar batı ülkelerinde yapıldığı için bu peynirlerin adı geçiyor. Türkiye'deki peynirlerle ilgili bir çalışmaya rastlamadık.

K2 vitamininin en fazla bulunduğu besin ise fermente bir soya ürünü olan ve Japonların sıklıkla yedikleri "natto" denilen bir yiyecek. Bu gıdadan ihtiyaç olan tüm K2 Vitamininin alınabileceği belirtiliyor. Ancak bu gıdanın da tadı batı damak alışkanlığına pek uygun değilmiş.


Günlük K2 vitamini ihtiyacımız ne kadar?

K2 konusunda araştırmaları olan bilim insanlarından Kanadalı araştırmacı Dr Kate Rheaume-Bleue'ye göre bir insanın günlük ihtiyacı yaklaşık200 mcg, DrVermeer'e göre ise günde 45 - 185 mcg arasında değişiyor. Bu ihtiyaç D Vitamini alımı arttıkça daha da artıyor.

Kanadalı araştırmacı Dr Kate Rheaume-Bleue Amerikalıların % 80'inin beslenmeleriyle yeterli K2 Vitamini alamadıklarını ileri sürüyor. Bu konuda henüz ülkemizde yapılan bir araştırma olmadığından, beslenme alışkanlıklarımızın giderek batılılara benzemesi sonucu bizlerin de bu vitamini yeterince alamadığımız söylenebilir.


Biz K2 Vitamini alıyor muyuz?

Biz D Vitamini değerlerimizi Prof. Dr. Canan Karatay'ın önerisi ile 80  100 ng /ml aralığında tutmaya çalışıyoruz. Yine Canan Hocanın önerisiyle geçtiğimiz haftadan itibaren 100 mcg. K2 Vitamini takviyesi almaya da başladık. 


K2 Vitamini seçerken nelere dikkat edilmeli?

K2 Vitamini seçerken MK-7 (Mena Q7) formunda olmasına dikkat etmeliyiz çünkü bu formda olanlar doğal maddelerden üretiliyormuş. Oysa MK-4 formunda olanlar sentetik olarak üretiliyormuş.


Sonuç:
Birçok açıdan önemli olan D Vitamini düzeyimizi gerektiği gibi tutuyoruz, bu durum kalsiyum emilimini arttırıyor, kalsiyumun damarlardan alınarak kemikler ve dişler gibi istenen yerlere yönlendirilmesi için K2 Vitamini alıyoruz. Hastalandıktan sonra çeşit çeşit ilaç almak yerine sağlığımızı korumak için bu destekleri almak bize daha akılcı geliyor.


Kaynaklar:
1- Dr. Mercola'nın Dr. Kate Rheaume  Bleue ile yaptığı röportajı,
2- www.mercola.com adresindeki Dr. Mercola'nın K2 ile ilgili makalesi,
3- İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. C. Tamer Erel, K2 Vitamini kemik yapımı ve sağlamlığının sürdürülmesinde ve arterlerde kalsiyum birikmesini önlemedeki rolü konulu yazısı,

http://woto.com/gida-takviyeleri | http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3037

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
3- Omega-3
« Yanıtla #22 : 09 Mart 2016, 10:52:52 »
3- Omega-3



http://www.gittigidiyor.com/arama/?k=efa+omega3

http://www.gittigidiyor.com/arama/?k=Ocean+plus+omega

OMEGA 3 HAKKINDA BİLMEMİZ GEREKENLER!

Video'yu İzleyiniz: https://youtu.be/ABhqKk0BJ78

Bu haftaki yazımızda anne karnından başlayıp yaşam boyunca, kalp ve damar sağlığı, beyin, sinir ve ruh sağlığı için son derece önemli olan Omega 3 konusunu işleyeceğiz.

OMEGA 3 TAKVİYESİ ALMAYA İHTİYAÇ VAR MI?

Vücudumuzda Omega 3 Omega 6 dengesi nasıl olmalı?

Omega 3 ve Omega 6 yağları vücut tarafından üretilemeyen, yiyecekler yoluyla vücuda giren ve vücutta önemli İşlevleri olan temel yağlardır.  İşlevlerini yapabilmeleri için Omega 3 ve Omega 6 yağlarının belli bir oranda bulunması gerekir. İdeal Omega 3 / Omega 6 oranı = 1/1, 1/2 veya en az 1/4 oranında olmalıdır.

Yeterince Omega 3 alabiliyor muyuz?
Özellikle son 50 yılda beslenme biçiminin değişmiş olması nedeniyle vücudumuza giren Omega 3 yağlarında azalma, Omega 6 yağlarında fazlalaşma olmuş ve vücutlarımızdaki oran bozulmuştur.

En çok doğal Omega 3 içeren gıdalar:
Somon, palamut, Norveç uskumrusu, hamsi ve sardalye gibi soğuk deniz balıkları ( Q 3 / Q 6 oranı = 1 / 4), çayır ve çimenlerde serbest dolaşan kuzu, keçi gibi hayvanların etleri, serbest dolaşan tavukların et ve yumurtaları, keten tohumu, semizotu, kavrulmamış kabak ve ayçiçeği çekirdekleri, fındık, fıstık, ceviz ve badem sayabiliriz. Bu yiyeceklerin Q 3 / Q 6 oranı genellikle 1 / 4 tür.

Bitkisel kaynaklardan alınan Omega 3 yağı olan ALA (alfalinoleik asit) insana gerekli olan EPA (eikosapentaenoik asit) ve DHA (dokosaheksaenoik asit) ya dönüşüyor. ALA'nın EPA ve DHA'ya dönüşmesi %5-8 arasındadır. Yani sadece bitkisel kaynaktan yeterince EPA ve DHA alınması imkansız gibidir.
Omega 3 'ü doğal kaynaklardan almak teorik olarak mümkün ama pratikte imkansızdır.
En güzeli ihtiyacımız olan Omega 3 yağlarını doğal kaynaklardan almamızdır. Bazı tıp adamları bunun yeterli olduğunu söylemekte ve sık sık balık yenmesini önermekteler. Bunun ne kadar gerçekçi olduğu tartışmalıdır. Çünkü hem denizlerimizde balık azalmış hem de zaten bizim denizlerimizdeki balıkların büyük çoğunluğundaki Omega 3 oranı düşüktür.

Omega 3 Omega 6 dengesini neler bozuyor?

Yeşil yapraklı sebzelerde Q 3 / Q 6 oranı = 1 / 10, suni yemle beslenen besi çiftliği hayvanlarındaQ 3 / Q 6 oranı = 1 / 20 dir. Ayrıca dışarıda yemek yendiğinde en çok kullanılan mısırözü ve ayçiçeği yağları da Omega 6 yağı oldukları için dengeyi bozmaktadır.

Omega 3 takviyesi almak zorunda mıyız?
Günümüzde marketten aldığımız etlerden ve yumurtalardan 1 birim Omega 3 alırken 20 birim Omega 6 almaktayız. Vitaminler ve mineraller açısından yemek zorunda olduğumuz yeşil yapraklı sebzeler ile 1 birim Omega 3 alırken 10 birim Omega 6 almaktayız. Bu şekilde Omega 3 / Omega 6 = 1 / 4 dengesinin kurulabilmesi imkânsız olduğundan dışarıdan Omega 3 takviyesi almak zorunda kalıyoruz.
Amerika'daki ölümlerin % 5 'i Omega 3 eksikliğinden kaynaklanıyor.
Prof. Dr. Erkan Topuz'un açıklamasına göre ABD'deki ölümlerin % 5'i Omega 3 eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Türkiye'de henüz Sessiz İnflamasyon Paneli, yani kandaki Omega 3 / Omega 6 oranı, trans yağ oranı vb. ölçen test yapılamadığı için (Bir firma tarafından Almanya'ya gönderilerek yapılıyor ve çok pahalı.) Omega 3 eksikliğinden oluşan zararlar da bilinemiyor.

OMEGA 3 TAKVİYESİ ALIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

1-   Öncelikle EPA ve DHA miktarlarına bakılır.
İçindeki EPA (eikosapentaenoik asit) ve DHA (dokosaheksaenoik asit) miktarlarına bakılır. EPA kalp ve damar sağlığı, DHA da beyin ve ruh sağlığı için çok çok önemlidir.

2-   Trigliserid Formunda olup olmadığına bakılır
Alınacak Omega 3'ten daha fazla yararlanabilmek için (biyoyararlanım) trigliserid formunda olmasına dikkat edilmelidir. Şayet kutusunda bu “trigliserid” ibaresi yoksa bilin ki o Omega 3 etil-ester formundadır ve biyoyararlanım oranı düşüktür. Trigliserid (TG) formundaki bir ürünün aç karnına biyoyararlanım oranı %60 iken etil ester (EE) formundaki bir ürünün biyoyararlanım oranı %20 dir. Bu oranlar Omega 3 yağlı bir yemekle alındığında yükselmektedir. O nedenle Omega 3 mutlaka yemekle birlikte alınmalıdır.

3-   IFOS 5 yıldızlı olup olmadığına bakılır.
Aldığımız Omega 3'ün saf olup olmadığını bizim anlamamız imkânsındır.  WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve CRN (Beslenme Konseyi) 'nin belirlediği saflık kriterlerine uygun olup olmadığını anlayabilmek için o parti ürünün analizlerinin görülmesi gerekir. Kanada Guelph Üniversitesine bağlı olarak faaliyet gösteren IFOS (International FishOilStandards - Uluslararası Balık Yağı Standartları) analizini yaptığı ürünlere,kriterlere uyuyorsa yıldız vermekte ve web sayfasından o parti ürünün analiz raporlarını yayınlamaktadır. Aldığınız üründe IFOS 5 yıldızı varsa en güvenilir üründür.

OMEGA 3 TAKVİYESİ NE KADAR ALINMALIDIR?
Prof. Dr. Ahmet Aydın süt ve oyun çocuklarına günde en az 250 mg, büyük çocuklara/erişkinlere ise en az 500-1000 mg yağ asiti (EPA+DHA) almalarını önermektedir. Ayrıca Aydın kalp hastaları, depresyon, romatoidartrit ve diğer iltihabi kronik hastalıklar için 3000 mg'a çıkılması gerektiğini söylemektedir. ProfDr Canan Karatay'a göre ise yetişkinlerin günde 3000 mg EPA+DHA alması gerekmektedir.

SONUÇ:
Kalp, damar, ruh, sinir ve beyin sağlığınız için mutlaka Omega 3 takviyesi alın…


                               
1- Eczanede satılıyor olmalı. Üçkağıtların büyük bir bölümü network marketing denen sistemle çalışan firmalardan kaynaklanıyor. Yani arkadaşını kazıklama sistemi diyorum ben buna.
2- IFOS 5 yıldız onayı olmalı. Herkes satın aldığı ürünün yani içtiği partinin bağımsız bir kuruluş olan IFOS tarafından yapılan analizini internetten görebilmeli. (Bu sistem çok güzel çalışıyor)
3- Trigliserid formunda olmalı. Kutusunda “trigliserid formdadır” (TG) ibaresi yazmayanların hepsi etil ester (EE) formunda oluyor. Yıllarca biz sadece EPA + DHA ‘ya baktığımız için çok düşük biyoyararlanım ile kullanmışız ve çok kazık yemişiz. Bir önemli üç kağıt da bu şekilde yapılıyor. [GNC, Solgar ( sadece bir ürünü hariç) hepsi EE formunda.]

Video'yu İzleyiniz: https://youtu.be/iMwUFhE-tIU

4- EPA + DHA değeri mümkün olduğunca yüksek olmalı
5- Balık jelatini olmalı
Bu özelliklerin beşini de içeren Türkiye’de şu anda sadece iki ürün var. Bunlar;
1- Efa S 1200 / EPA +DHA =660 mg. Bir kutuda 45 Ad var. Eczane fiyatlarından yaklaşık %33 ucuza alabiliyoruz.
2- Ocean Plus / EPA + DHA= 636 mg. Bir kutuda 50 Ad var. Eczane fiyatlarından yaklaşık %50 ucuza alabiliyoruz.
Biz her gün ana yemeğimizde yukarıda belirttiğimiz 5 kritere de uyan Efa S 1200 veya Ocean Plus ürünlerinden 4 adet  alıyoruz. Yanında da bir adet CoEnz QG
Bu iki markanın her birinden 4 adet aldığımız gibi bazen 2 adet birinden 2 adet de diğerinden alıyoruz. Efa S 1200 blister formunda olduğu için seyahatlere çıktığımız zaman dördünü de Efa s 1200 olarak alıyoruz. Blister ambalaj hava almadığı için transfer sırasındaki hava değişiminden olumsuz etkilenmiyor. Ocean Plus 'ın da şişesi açıldığı andan itibaren buzdolabında muhafaza edilmesi gerekiyor. Biz eve aldığımız andan itibaren tüm Omega-3 'leri hep buzdolabında tutuyoruz.
Bu aşamaya gelmeden önceki deneyimlerimizi de buradan okuyabilirsiniz. Omega 3 ve Antioksidanlar ile ilgili deneyimlerimiz: http://woto.com/omega3veantioksidan







http://woto.com/gida-takviyeleri | http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3018

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
4- CoEnzQH
« Yanıtla #23 : 10 Mart 2016, 14:13:51 »
4- CoEnzQH

Her gün Omega 3 ile birlikte bir adet CoEnz QH alıyoruz. 25 yaşından küçük olanlar CoEnzQ10 alabilirler. 25 - 40 yaşa arasında da kişiye göre değişmekle beraber QH 'ın emilimi çok daha fazla olmaktadır. QH ile ilgili görüşlerimizi de http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3052 yazımızın içinde bulabilirsiniz. 

http://woto.com/gida-takviyeleri


***

Son haftalarda D Vitamini, Omega 3 yağları, K2 Vitamini gibi vücut için çok önemli işlevleri olan takviyelere değindik. Bugün bunlara Co-Enzim Q 10 maddesini ekleyerek, bu hayati 4 maddenin yararlarını özetleyeceğiz.

En az temel gıda maddeleri kadar bu takviyelere ihtiyacımız var.
Bu maddeler ilkel çağlarda doğal yollardan vücuda giriyormuş. Ancak modernleşme ve "gelişme" ile birlikte daha önce de söz ettiğimiz nedenlerle yeterince alamıyoruz. O nedenle, dışarıdan desteklerle almak ve bu hayati maddelerin eksikliği nedeniyle oluşabilecek sağlık sorunlarından korunmak gerekiyor. Biz hasta olduktan sonra çeşitli ilaçlar alıp tedavi olmaya çalışmak yerine hastalıkları önlemek için bu destekleri almayı tercih ediyoruz. Bu destekleri tıpkı evinize aldığınız et, sebze, meyve gibi temel besin maddeleri gibi düşünün. Çünkü en az onlar kadar bu maddelere de ihtiyacımız var.
Bu konuda çalışma yapan bazı kişiler bu 4 maddeyi su gibi nitelendiriyorlar. Şimdi tek tek bu hayati maddelerin hangi yönlerden yararlı olduklarını sıralayalım.


D Vitamininin Yararları:

1.   İskelet sistemi ve kemik sağlığını güçlendirir, osteoporozu önler,
2.   Kalp, damar sağlığını destekler,
3.   Sinir sistemi ve beyin sağlığı için önemlidir, Alzheimer, MS, Parkinson, depresyon, çocuklarda hiperaktivite dikkat eksikliği gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde etkilidir,
4.   Bağışıklık sistemini destekler, otoimmün sistemi hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde kullanılır,
5.   Kanseri önlemeye yardımcıdır, kanser tedavisini destekler,
6.   Crohn, hassas bağırsak sendromu, ülseratif kolit gibi bağırsak hastalıklarının önlenmesi ve tedavilerini destekler,
7.   Kolesterol düzeyinin düzenlenmesine yardımcı olur.


Omega 3 'ün Yararları:

1.   Kalp damar sağlığı için önemlidir,
2.   Kolesterol ve trigliserid düzeylerinin düzenlenmesine yardımcı olur,
3.   Beyin fonksiyonlarını destekler, Alzheimer, MS, depresyon gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde kullanılır,
4.   Bebeklerde beyin ve göz gelişiminde etkilidir, çocuklarda hiperaktivite dikkat eksikliği ve davranış sorunları tedavisinde kullanılır,
5.   Özellikle göğüs, kolon ve prostat olmak üzere kanserlerin önlenmesi ve tedavisinde rol oynar,
6.   Osteoporoz ve romatoid artrit tedavisinde çok etkilidir,
7.   Crohn, hassas bağırsak sendromu gibi bağırsak hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde yardımcıdır.


K2 Vitamininin Yararları:

1.   Çocukların sağlıklı bir kemik dokusu oluşturabilmeleri için K2 vitaminine ihtiyaçları vardır,
2.   Yetişkinlerin, özellikle menopoz sonrası kadınların kemik dokularının güçlendirilmesini sağlar,
3.   Vücuda giren kalsiyumun kemikler ve dişler gibi istenen yerlere yönlendirilmesini sağlayarak damarlarda birikip kireçlenme ve plaklara neden olmasını önler,
4.   Diyabet tedavisi, hafızanın güçlendirilmesi, doğurganlığın arttırılması, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi alanlarında etkilidir.


Co-Enzim Q 10 veya Co-Enzim QH'ın yararları:

Co-Enzim QH, Q 10'un aktive olmuş, vücudun kullandığı formudur, yani vücut Q 10'u kullanabilmek için QH'a çevirir. 25 yaşın altındaki kişilerde bu kolaylıkla olduğundan onların Q 10 kullanmaları yeterlidir, hatta QH'ı kullanmaları zordur. Ama 25 yaşın üzerindeki insanların mutlaka QH almaları gerekir. Bu madde yaşlandıkça vücutta azalmaktadır. İşlevlerine gelince:
1.   Hücreler için dolayısıyla vücut için enerji üretilmesini sağlar,
2.   Vücudumuzun en önemli kası olan kalbin ihtiyacı olan enerjiyi sağlar,
3.   Kalp-damar sistemini güçlendirir,
4.   Antioksidan görevi yaparak vücutta oluşan serbest radikallerin zararlarını önler,
5.   Yaşlanma belirtilerini azaltır,
6.   Kan dolaşımını destekler ve kan basıncını düzenler,
7.   Bağışıklık sistemini destekler,
8.   Beyin ve sinir sistemini güçlendirir.

SONUÇ:
Hayati önemi olan bu 4 takviyenin bilimsel çalışmalarla gösterilen belli başlı işlevlerini sıralamaya çalıştık. Ancak sayamadığımız daha birçok faydaları olduğunu biliyoruz ve her geçen gün yeni bir araştırma bulgusuyla yeni bir alanda yararlı olduğunu söyleyen yayınlar yapılıyor. Hastalandıktan sonra ilaç, tedavi ve çare peşinde koşmaktansa sağlıklı beslenmek ve vücudumuz için en az temel besinler kadar önemli olan bu destekleri almak bize akılcı görünüyor.



http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3052

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Gıda Takviyeleri Takvimi
« Yanıtla #24 : 10 Mart 2016, 14:16:55 »
Ayda Bir
1 adet B 12 ampul (Dodex - kalçadan iğne olarak)
Yaz aylarında Devit 3 ampul de ayda bir yetiyor.

On Beş Günde Bir
Kışın, yani güneşlenilmeyen aylarda 1 adet D Vitamini ampul (DVit 3 kalçadan iğne olarak)

Her Gün Kahvaltıda
2 Adet K2 Vitamini (New Life Mena Q7 formunda Toplam 100 mcg) Veya bir adet Ocean MenaQ7 K2 100 mcg.

Her Gün Ana Yemekte
4 Adet Omega-3 (Efa S 1200 veya Ocean Plus)
1 Adet CoEnz QH (25 yaşından küçükler CoEnzQ10)



http://woto.com/gida-takviyeleri

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"B 12 Vitamini en az 800 pg/ml Olacak" / "D Vitamini 80 ng/ml Olacak"
« Yanıtla #25 : 12 Mart 2016, 14:27:34 »
"B 12 Vitamini en az 800 pg/ml Olacak" / "D Vitamini 80 ng/ml Olacak"


Biz Datça'da olduğumuz zaman ayda bir B 12 iğnesi (Dodex) yaptırıyoruz. Ölçümlerde 500-600 lere düştüğünü gördüğümüz zaman 15 günde bir Dodex yaptırıyoruz. Genelde 800 pg/ml 'nin altına düşmesine izin vermiyoruz 1000 pg/ml olarak tutmaya çalışıyoruz.

Şubat 2016 da umduğumuzdan fazla İstanbul'da kalınca iğne zamanımız geldi. Ancak burada iğne yaptırmanın zorluğunu düşünerek Canan Hocaya sorduk. Ne alabiliriz diye. Canan Hoca da bu aldığımız hapı tavsiye etti. Şimdi Datça'ya dönene kadar yani iğne yaptırana kadar her gün bu pastilden bir adet alıp dil altında emeceğiz.





http://woto.com/gida-takviyeleri
 




1- D Vitamini (80 ng/ml Olacak)


Şayet doktorunuz bugüne kadar D Vitamininize baktırmadıysa veya 20 - 30 ng/ml değerlerini yeterli görüp size D Vitamini takviyesi vermemişse lütfen bu yazıyı daha dikkatli okuyun.



 
D VİTAMİNİ HER DERDE DEVA!

Şayet doktorunuz bugüne kadar D Vitamininize baktırmadıysa veya 20 - 30 ng/ml değerlerini yeterli görüp size D Vitamini takviyesi vermemişse lütfen bu yazıyı daha dikkatli okuyun. Çünkü MS, den Alzheimer'a, kalp ve damar hastalıklarından kansere, gripten cilt hastalıklarına kadar pek çok hastalığın altında D Vitamini eksikliğinin yattığını biliyor musunuz?

Biz Prof. Dr. Canan Karatay'ı tanıyana kadar D vitaminini sadece kemik sağlığı için gerekli diye biliyorduk. D vitamini değerlerimizi ilk ölçtürdüğümüz zaman birimizin (Nurçin) 23, diğerimizin (Okan) 30 çıkınca Marmaris'teki doktorumuz yeterli olduğunu söyledi. Sonradan bu konuyu araştırınca ve Dünya D Vitamini Konseyinde Türkiye'den katılan tek temsilci olan Canan Karatay ile de bu konuyu konuşunca pek çok şeyin yanlış bilindiğini öğrendik ve bir daha da o doktora gitmedik.


D Vitamini ile ilgili neler öğrendik?

1- D vitamininin en yaşamsal vitamin olduğunu, hatta vitamin değil hormon gibi işlevleri olduğunu,
2-D Vitamininin cilt tarafından güneşin UVB ışınları sentezlenerek üretildiğini, bunun içingüneşin dik geldiği öğle saatlerinde 20 dakika “KORUMASIZ” olarak güneşlenilmesi gerektiğini, 20 dakikadan sonra vücudun D vitaminini üretemediğini, (Prof. Dr. Canan Karatay, Prof. Dr. Ahmet Aydın hatta Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ve birçok yenilikçi doktor bu görüşte).Biz bu yaz başından beri deniyoruz, her yaz birkaç defa deri değiştirirken bu yaz “öğle saatinde 20 dakika, korumasız güneşlenme” ile ideal ve deri değiştirmeden yanıldığını, 
3- Besinlerden alınan D vitamininin vücudun yaptığının ancak %25'i olduğunu,
4- D vitamininin yağda çözünen bir vitamin olduğunu, besinlerden D vitaminini vücudumuzun emebilmesi için mutlaka yağla birlikte yenilmesi gerektiğini,
5- D vitamininin en çok sakatat et ve balıkta bulunduğunu, haftada bir gün mutlaka sakatat yenmesi gerektiğini,yenen et ve yumurtaların mutlaka serbest dolaşan hayvan eti veya yumurtası olması gerektiğini,
6- Prof. Dr. Ahmet Aydın'a ve Prof. Dr. Canan Karatay'a birçok doktora göre göre D Vitamini eksikliğinin başta kanserler, enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, otoimmün hastalıklar, örneğin sedef hastalığı, nöropsikiyatrik hastalıklar, koroner kalp hastalıkları ve hipertansiyon gibi çok sayıda hastalığa yol açtığını,
7- D Vitaminin önemini henüz Türkiye'deki pek çok doktorun kavrayamadığını ve kendilerini güncelleyememiş olduklarını,
8- D Vitamininin 80  100 ng/ml arası koruyucu 100 den sonra tedavi edici özelliğe büründüğünü,
9- D Vitamininin “normal” değerlerinin dünyada çeşitli kuruluşlara göre değiştiğini, (bu tablonun fotoğrafını ekte sunuyoruz)
10- D Vitamini 80ng/ml B 12 Vitamini de 800 düzeyinde olduğu zaman vücudun bağışıklık sisteminin pek çok hastalıkla mücadele edebildiğini, bu sayede Okan'ın tiroitlerindeki nodüllerin büyümesinin durduğunu,
11- D vitamininin gribe karşı grip aşısından daha koruyucu olduğunu, (Geçtiğimiz yıl grip aşısı olmamamıza rağmen hiç grip olmadık dolayısıyla D Vitamininin bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini yaşayarak gözlemiş olduk.)
12- Domuz gribi salgınında Kanada Hükümetinin insanlara domuz gribi aşısı yerine D Vitamini takviyesi yaptırmış olduğunu. (Bağışıklık sistemini güçlendirmek için.) 
13- Prof. Dr. Canan Karatay'dan, hamilelerin D vitamininin 100 ng/ml olması gerektiğini,
14- D Vitamininin sadece güneşten ve gıdalardan alınarak yükseltilmesinin çok zor olduğunu bu nedenle de eczanede 2 TL den satılan D vit 3 takviyesinin kullanılması gerektiğini,
15- D Vitamini ampullerini içmenin çok az işe yaradığını kalçadan iğne yaptırmanın çok daha etkili olduğunu, (Prof. Dr. Canan Karatay bu şekilde öneriyor)
16- Hala hastalarına “ekmek üzerine D vitaminini damlat” diyen doktorlar olduğunu. Yani birçok doktorun D vitamininin yağsız alındığı takdirde vücut tarafından emiliminin olmadığının farkında olmadığını, Bu nedenle şayet kalçadan yaptırma şansınız yoksa bir kaşık zeytinyağı ile birlikte D vitaminin alınabileceğini, (Prof. Dr. Ahmet Aydın bu şekilde öneriyor)
17- D vitamini fazlasındantoksisite vakasına bugüne kadar hiç rastlanmadığını (Prof. Dr. Canan Karatay'dan öğrendik)
18- ABD'de yapılan araştırmalarda D vitamini eksikliğinin yaşlılarda ölüm riskini %30 arttırdığını, (Prof. Dr Aykan Canberk)
19- Dr. David Perlmutter'den başta Alzheimer olmak üzere, bunama Parkinson, MS, depresyon gibi nöropsikiyatrik hastalıkların D vitamini eksikliğinden de kaynaklandığını ve mutlaka destek alınması gerektiğini,
20- D vitamininin mucizevi bir vitamin olarak kabul edildiğini, meme, prostat, baş, boyun kanser tedavilerinde çok etkili olduğunu, (Prof. Dr. Erkan Topuz)
21- D vitamini eksikliğinin kolon kanserine yol açtığını, (Prof. Dr. Osman Müftüoğlu)
22- Kanser ve birçok hastalığın tedavisinde kullanılan D vitamininin hastalıklara yakalanmamak için koruyucu olarak kullanılması gerektiğini,
23- D Vitaminini ölçtürmemiş olanların bir an önce ölçtürmeleri ve 80 ng/ml düzeyine getirmeleri ve bu düzeyde tutmaları gerektiğini,

D VİTAMİNİMİZİ NASIL YÜKSELTTİK:

2013 Eylül ayında birimizin D Vitamini 23 ng/ml diğerimizin 30 ng/ml di. Önce 80 ng /ml ye ardından da 100 ng/ml nin üzerine çıkarmamız gerekiyordu. Canan Hocanın önerisiyle,
D Vitamini 30 olan Okan, gün aşırı birer iğneden 4 adet,
D Vitamini 23 olan Nurçin de yine gün aşırı birer iğneden 6 adet iğne yaptırdı.
Ardından da ayda bir iğne olduk. 4. Ayın sonunda (son iğne olduktan bir ay sonra) ölçüm yaptırdık ve 80 ng/ml düzeyine ulaşmıştık. Canan Hoca her ay birer iğne yaptırmaya devam etmemizi söyledi. Biz de bütün kış boyunca her ay birer iğne yaptırdık. Temmuz'da ölçtürdüğümüz zaman yine 80 lerde olduğumuzu gördük. Her gün öğle saatlerinde koruyucusuz 20 dakika güneşlenmemize ve her ay iğne yaptırmamıza rağmen D vitaminimiz 80'i geçememişti. Bu kez Canan Hoca 15 günde bir yaptırın dedi ve biz da 15 günde bir yaptırmaya başladık. Eskisi gibi bilgisiz olsaydık D vitamininin fazlasından korkardık. Ama biliyoruz ki D Vitamininde toksisteye bugüne kadar hiç rastlanmamış. Zaten biz de D vitaminimizin kaça ulaştığını görebilmek ve deneyimlerimizi Sağlıklı Yaşıyoruz sayfasında paylaşabilmek için Marmaris Yücelen Hastanesine 3-4 ayda bir gideceğiz. (SGK kapsamında çok az bir fark ödeyerek yaptırabiliyoruz.)

ÖNERİMİZ:
Siz de bizim gibi D vitamininizi mutlaka ölçtürün ve D vitamininin önemini kavramış; D vitamini değerlerinizi 80-100 seviyelerine ulaşmasında ve bu düzeyde tutulmasında size yol gösterebilecek yenilikleri takip eden bir doktor bulun kendinize.


http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3003

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kanser ve Vitaminler
« Yanıtla #27 : 31 Mayıs 2016, 02:06:11 »
Kanser ve Vitaminler

Kanser ve vitaminler konusunda yapılan çalışmalar ve alınan sonuçlar hakkında aşağıda bilgiler verilmiştir.

1. D VİTAMİNİ KANSERDEN KORUR:

D vitamini bazı kanserlerin, otoimmün hastalıkların, kalp hastalıkları ve Tip 1 diyabetin gelişimini ve tüberkuloz (verem) gelişmesini önler. Kanda D vitamini (25OH D3 )ölçülmesi gerekir. Kanda 30'un altındayda D vitamini almak gerekir.

D vitamini eksikliği olan kişilerde prostat ve meme kanseri sıklığının arttığı saptanmıştır.

Yeterli D vitamini alanlarda ve kan seviyesi 50 ng/ml civarında olanlarda meme, kolon ve rektum kanser görülme sıklığı azalmıştır.

D vitamini eksikliği kanser ölümlerinin % 30’undan sorumludur ve kolon, pankreas, meme ve prostat kanseriyle ilişkisi vardır.

2. Antioksidan vitaminler ve Koenzim Q10:

•Coenzym Q10 alınmasının kanser önlenmesi ve tedavisinde faydası bulunamadı
•Vitamin C ve E’nin verilmesi üç geniş çalışmada değerlendirildi ve bu vitaminlerin kanserden ölüm üzerine faydalı olmadığı gibi kanser gelişimini de önlemediği saptandı. Sadece bir çalışmada prostat tümör gelişimi azaldı.
•7 klinik çalışmada C vitamini kullanmanın kanserli hastanın ölüm oranında azalma yapmadığı saptandı.
•Bir çalışma vitamin E ve omega-3 birlikte almanın yaşam süresini uzattığını gösterdi.
•Bir çalışmada mesane kanserinde BCG aşısıyla birlikte C vitaminin yeni mesane tümör gelişimini önlediğini saptadı.

Bu çalışmalar vitamin C, vitamin E ve Conenzym Q10 kullanımının kanser gelişimini önlemediğini ve kanser hastasında kanser üzerinde faydalı olmadığını göstermiştir.

3. A VİTAMİNİ: A vitamini ve karotenlerin kanser gelişimini ve kalp hastalığını önlemediği saptanmıştır. A vitamininin cilt, meme, karaciğer, kolon ve prostat kanserini önleyip önlemediği araştırılmış ancak kesin bir kanıt ortaya konamamıştır. Katarak gelişimini kısmen azaltır. Günde 5 porsiyon sebze ve meyve yiyenlerin A vitamini almasına gerek yoktur.

4. E VİTAMİNİ:

Gama tokoferol isimli E vitamini türü ise, prostat kanserinden bizi korur.

E vitamini 400 uniteden fazla alınırsa zararlıdır.
E vitaminin gama tokoferol cinsiyle birlikte diğer formları birlikte karışık olarak alındığında prostat kanser hüclerini yok edebilmektedir.

5. C VİTAMİNİ:

C vitaminin kanserden ve kalp hastalığından koruyucu etkisi yoktur. Kataraktan ve makula dejenerasyonundan korur.

C vitaminini kanser hastalarının almaması gerektiği yönünde bilimsel yayınlar varsa da, bu konu ileri araştırmalarla ortaya konmamıştır.

6. TİAMİN (B1 VİTAMİNİ)

Kanser hastaları tiamini çok fazla almamalıdır.

7. NİASİN

Ağız ve boğaz kanserlerinin niasin alanlarda daha az görüldüğü saptanmıştır.

8. B6 VİTAMİNİ

Meme kanserinde kanda B6 vitamin düzeyinin azaldığı saptanmıştır. B6 vitamininin farelerde pankreas kanserinin büyümesini önlediği gösterilmiştir.

9. FOLİK ASİT

Kolon (bağırsak) kanserinden korur

10. VİTAMİN B15 (PANGAMİK ASİT)

Suda eriyen bir vitamindir. Ne kadar alınması gerektiği henüz bilinmemektedir. Vitamin B15’in kolesterolü azalttığı ve protein yapımına yardımcı olduğu bilinmektedir. B15 vitamini genellikle B17 vitaminiyle (amigdalin) birlikte bulunur. B15 vitamini siyanid denen bir madde içerir ve kanserli bölgede bu siyanid maddesi kanser hücresini öldürür. B15 vitamini maya, kahverengi pirinç, kabak çekirdeği ve susam tohumunda bulunur.

11. KALSİYUM

•Düzenli kalsiyum alanlarda meme ve bağırsak kanseri daha az görülür.

12. MAĞNEZYUM

• Cisplatin isimli kanser ilacını kullananlarda mağnezyum eksikliği görülür.

Mağnezyum eksikliği olan kişilerde kolon(bağırsak) kanseri ve diğer kanserler , tansiyon yüksekliği, osteoporoz, diyabet ve metabolik sendrom saha sıktır.

13. MOLİBDEN

Çin’in bir bölgesinde toprakta molibden eksikliği olduğu ve bu bölgede yaşayanlarda mide ve yemek borusu kanserinin sık oluştuğu saptanmıştır.

Molibden, kuru baklagillerde, tahıllarda, ceviz ve bademde vardır. Hayvansal besinler, sebze ve meyvelerde molibden azdır.

14. SELENYUM

Selenyum, karaciğerimizin iyi çalışmasını sağladığı gibi kanserden ve bazı metal zehirlenmelerinden bizi korur. Selenyumun beyin çalışmasında da etkileri vardır.

Bağışıklık sistemini destekleyen selenyum kanda eksik ise alınabilir. Kan selenyum düzeyi ölçtürmek gerekir. Selenyum eksikliğinde kanser riskinin arttığı saptanmıştır. Selenyum alanlarda kanserden ölüm oranında azalma saptanmıştır.

15. TUZ

Tuz alınması ile bazı hastalıkların gelişmesi arasında ilişki vardır. Diyetteki tuz azaltılınca Mide kanseri sıklığı azalmaktadır.

16. LİKOPEN

Kırmızı renkli bir pigmettir ve domates, karpuz ve kırmızı greyfurtun rengini verir. Kuvvetli bir antioksidandır. Domates, salça ve böğürtlen fazla yiyenlerde prostat kanserinin daha az görüldüğü saptanmıştır. Taze domates kandaki likopen seviyesini fazla yükseltmez, ancak salça likopen düzeyini çok fazla yükseltir.

17. YEŞİL ÇAY

Yeşil çay antioksidan ve iltihap giderici kateşinler içerir ve bunlardan en önemlisi epigallokateşin gallat’tır. Bu madde damar sertliği yapan LDL kolesterolün oksitlenmesini azaltır . Japonya’da 2007 yılında yapılan bir çalışmada günde 5 bardak yeşil çay içenlerde prostat kanser riskinin % 48 azaldığı saptanmıştır.

18. Black Cohosh

Meme kanserli kadınlar ve karaciğer hastaları bu ürünü kullanmamalıdır.

19. NAR

Nar prostat kanserini yavaşlatır, meme, barsak ve akciğer kanser hüclerinin büyümesini önleyici etkileri vardır. Narın içinde bulunan punicalagin isimli maddeler kuvvetli antioksidandırlar. Cilde sürülen nar ekstresi cildin ultraviole ışığı hasarından korumakta, yara iyileşmesini artırmaktadır.

20. Brokoli

Brokoli kanserden koruyan, karaciğeri destekleyen ve besin maddeleri sağlayan bir sebzedir. Brokoli gibi karnabahar, kabak, Brüksel lahanası da kansere karşı koruyucudur. Bu sebzelerde bulunan glucosinolat ismindeki madde vücutta indol-3 karbinole ve izotiyosiyanata dönüşür. Bunlar kolon, meme, tiroid ve diğer kanserlerden korur.

21. YABAN MERSİNİ

Yaban mersini ve diğer böğürtlen ve çilek gibi meyvelerin içinde insüline benzer maddeler vardır ve kan şekerini düşürür. Ayrıca meme, prostat ve ağız kanser hüclerini laboratur ortamında öldürür. Kolon(kalın bağırsak) kanserine karşı korur.

22. Sarmısak: Faydalı etkisi içindeki organosülfür bileşiklerden oluşur (allian, allylik sulfidler). Sarmısak tansiyonu 1-2 cmHg civarında hafif derecede düşürür.

Sarmısak yiyenlerde mide kanser sıklığının daha az görüldüğü saptanmıştır.

23. WHEY PROTEİNİ (PEYNİR ALTI SUYU PROTEİNİ)

Kanser hastaları radyoterapi ve kemoterapi nedeniyle iştahsızlık, bulantı ve kusma olayını sık yaşarlar ve bu nedenle yeteri kadar protein ve gıda alamaz ve sonuçta kilo kaybı, kas erimesi oluşur. Whey protein bu protein eksikliği için çok faydalıdır. Whey proten içindeki sistein glutatyonu arırır ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Hayvanlarda yapılan çalışmalar whey proteininin çeşitli kanserlerin büyümesini önlediğini gösterdi.

Whey Protein Ne Kadar Alınmalı?

Günlük protein ihtiyacı kg başına 1 gramdır. Eğer aşırı egzersiz yapan bir kişiyseniz bu 1.5-2 gram/Kg a kadar çıkabilir. Bazı hastalıklarda da protein ihtiyacı artabilir. Süt içerek whey protein yeteri kadar alaınamaz. Sütün % 1’i whey proteindir. Piyasada bazı besin desteklerinin içinde olduğu gibi ayrı olarak toz halinde de satılmaktadır. Bunlardan ‘’isolate’’ olan yani pür olarak hazırlanmış olanları tercih etmek gerekir. Protein ihtiyacına göre alınması gerekir. Fazla alınırsa zararlı olur.

24. Resveratrol:

Resveratrol (3,4',5-trihydroxystilbene) üzüm suyu ve üzüm kabuğunda, yer fıstığında ve kırmızı şarapta bulunan bir kimyasal maddedir (polifenoldür). Şaraptaki bulunma oranı daha fazladır. Ayrıca yaban mersini ve böğürtlende de bulunur. Üzüm kabuğunu bir bakterinin girmesiyle oluşur, yani bir doğal antibiyotiktir. Resveratrol ile yapılan hayvan çalışmalarında insülin hormon hasiyetini artırdığı, kan şekerini azalttığı, mitokondriumda enerji üretimini artırdığı ve motor fonksiyonları artırdığı saptanmıştır. Reveratrolün kalp hastalığı, kanser ve romatizmal hastalıklardan da koruduğu saptanmıştır.

25. Safran (Curcumin)

Sarı köri hintsafranı (Zerdaçal) baharatında (Curcuma longa) bulunan curcumin adındaki polifenol antienflamatuvar (iltihap giderici) ve antioksidan özelliklere sahiptir. Alzheimer hastalığından koruduğu gösterildi. Hayvanlarda yapılan çalışmalarda safran içinde bulunan curcuminoid adındaki maddelerin antioksidatif olduğu, anti-aging etkisinin olduğu, kanserden ve kalp ve damar hastalıklarından koruduğu saptanmıştır.

26. REİSHİ MANTARI

Bağışıklık sistemşini kuvvetlendirir. Çayı içilir.


http://www.endokrin.org/Tr/content3.asp?m1=1&m2=12&m3=223

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Göz ve Vitaminler
« Yanıtla #28 : 31 Mayıs 2016, 02:25:57 »
Göz ve Vitaminler

Göz hastalıklarında vitaminlerin yeri ve hangi vitamin eksikliğinin hangi göz rahatsızlığına neden olduğu konusunda bilgi verilmiştir.

1. A VİTAMİNİ VE GÖZ

A vitamininin başlıca görevlerinden biri görme ile ilgilidir. Gözün arka tabakasına retina ismini vermekteyiz. A vitamini burada bulunan rodopsin denen ve ışığı tanıyan proteinlere bağlanarak geceleri görmemizi sağlar. A vitamini ya da retinol eksikliğinde gece körlüğü denen gece görememe hastalığı oluşur.

A vitamini yetersizliğinde şu bulgular ortaya çıkar:

•Gece körlüğü
•Gözyaşının azalması ve kuru göz (Kseroftalmi)
•Göz kornea tabakasında yara

Günlük A vitamini ihtiyacı 19 yaşın üzerindeki kişilerde, erkekler için günde 3000 ünite (900 mikrogram), kadınlar için günlük 2.330 ünite (700 mikrogram ), gebelikte 2.665 ünite ve emzirirken 4.335 ünitedir.

Sağlıklı kişilerde karaciğerde yeteri kadar A vitamini depolanmış olup geçici veya kısa süreli yağ emilim bozukluğunda A vitamin yetersizliği olmaz. Ancak uzun süren yağ emilim bozukluğunda A vitamini yetersizliği oluşabilir. Yumurta ve sğüt ürünleri yemeyen vejeteryan kişilerde A vitamin eksikliği olabilir. Bu kişilerin koyu yeşil yapraklı sebzeler ile koyu sarı meyve ve portakal yemelidir.

2.E VİTAMİNİ VE MAKULA DEJENERASYONU

E Vitamini göz retina dejenernarsyonunda faydalı olabilir.

E vitamini yağda eriyen bir vitamin olup vücudumuzda 8 farklı şekilde bulunur. Gıdalarda bulunan gama-tokoferol iken dokularda ve ilaçlarda alfa-tokeferol bulunur. Vücudumuzda etkili olan ve dolaşımda bulunan alfa tokoferoldür.

E vitamininin Alfa-tokoferol tipi bir antioksidandır yani vücutta çeşitli nedenlerle oluşan zararlı oksijen ürünlerini yok eder. Bu nedenle vücudumuzu sigara ve çevreden alınan zehirli maddelerin hasarından korumaya çalışır. E vitamini bu antioksidan özelliği sayesinde kalp, damarlar, beyin ve sinir fonksiyonları düzenler ve yaraların iyileşmesinde faydalı olur.

Gama tokoferol isimli E vitamini türü ise, prostat kanserinden bizi korur.

Günde 15 mg (22.5 ünite) E vitamini alınmalıdır.

E Vitamini hangi Gıdalarda Bulunur?

Zeytinyağı, ayçiçeği yağı, ayçiçeği çekirdeği, ceviz, badem, tereyağı, kırmızı et, ıspanak,brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler ve kivi, mango ve muzda E vitamini vardır.

E vitamini En iyisi günde 400 ünite kadar almaktır. 400 üniteden fazla alınan E vitamini uzun sürede ölüm olaylarını artırır.

3.RİBOFLAVİN (B2 VİTAMİNİ) KATARAKT GELİŞİMİNİ ÖNLER

Riboflavin, bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önler. Gözde katarakt oluşmasını (1.2 mg/gün gibi dozlarla) önlediği gibi, göz yorgunluğunu hafifletir ve migren ataklarını azaltabilir.

B2 vitamini özellikle et, karaciğer, tavuk, yağsız süt, yoğurt, yumurta sarısı, peynir, papatya, ısırgan otu, adaçayı, brokoli, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, balık, baklagiller ve tahıllarda bulunur

B2 vitaminine tıp dilinde riboflavin denir. Riboflavin besin maddelerinin enerjiye dönüştürülmesinde, büyümede ve vücut direncinin artırılmasında faydalı olur. Riboflavin enzimlerin ve proteinlerin yapısında bulunur ki bunlara flavokoenzim ve flavoproteinler denir. Bu enzimler elektron transportu yaparak enerji üretiminde görev aldığı gibi karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında rol alır.

Glutatyon redüktaz enziminde bulunarak antioksidan özellik gösterir.

Ribofalavin alınması homosisteini düşürür. Riboflavin demir emilimini de etkiler ve demir ile birlikte alındığında demir eksikliği anamisi daha iyi düzelir.

4.ŞEKERİN GÖZDE YAPTIĞI HASARI ÖNLEMEK İÇİN C VİTAMİNİ

Şeker hastalarında göz, sinir ve damarlarda şekerin yaptığı hasarı önlemek için C vitamininin ilave alınması gerekir. C vitamini hücrelerdeki sorbitol denen şekeri artırarak yüksek kan şekerinin yan etkisini önler. Şeker hastalığında böbreklerde hasar oluştuğunda idrarda protein kaçağı başlar. Şeker hastalarında C vitamini alınmasıyla idrarla atılan protein miktarının azaldığı da saptanmıştır. Şeker hastaları bu nedenle mutlaka C vitamini içeren antioksidan ilaçlar almalıdırlar.

Yaygın olarak bilinenin aksine C vitamininin fazla alınması soğuk algınlığı veya nezleden korumaz.

Günde 1000 mg’dan fazla alındığında bulantı, midede kramp, ishal yapar ve böbrek taşı oluşma riski artar.

5.MAĞNEZYUM VE GÖZ DİBİ (RETİNA)

Mağnezyumun kan şekerinin ayarlanmasında önemli rolü vardır. Mağnezyum yetmezliği olan şeker hastalarında göz dibindeki retina adı verilen damardan zengin bölgesinde daha fazla bozukluk görülür.

Mağnezyum Hangi Gıdalarda Bulunur?

Ispanak gibi yeşil sebzelerde mağnezyum bol bulunur. Kuru baklagiller, kuru yemiş (ceviz, badem gibi) ve tam tahıllar ve içme suyu mağnezyum kaynağıdır. Yer fıstığı, kepekli ekmek, peynir, tavuk, biftek, patates, portakal, domates, soğan, incir, üzüm, hurma, ceviz, badem, tohumlar, tam tahıllar, çavdar, yoğurt, patates, havuç, kereviz, fındık, marul ve pırasa gibi yeşil sebzelerde magnezyum bulunmaktadır.

Yeterli mağnezyum almak için günde 5 porsiyon sebze ve meyve yenmelidir. Rafine besinlerde mağnezyum çok az bulunur. Tam buğday ekmeğinde beyaz ekmeğe göre 2 kat daha fazla mağnezyum vardır. Mağnezyumun bir kısmını içtiğimiz sudan alırız. Sert sularda daha fazla mağnezyum vardır.

Günlük mağnezyum ihtiyacı 320-420 miligram kadardır.

Yeteri kadar yeşil sebze ve fındık, ceviz gibi mağnezyumdan zengin gıdalarla beslenenlerde şeker hastalığı riskinin azaldığı gösterilmiştir.

Yeteri kadar mağnezyumdan zengin gıdalarla beslenenlerde Tip 2 diyabet denen erişkin tip diyabetin daha az görüldüğü saptanmıştır

6.ÇİNKO EKSİKLİĞİ GÖZ YARALARINA NEDEN OLUR

Çinko, vücudumuzdaki birçok enzimin ve insülin hormonunun yapısında bulunan önemli bir mineraldir. Çinko vücudumuzda çoğunlukla iskelet kemikleri ve kaslarda bulunur. Bağırsaklardan emilmesi için pankreasın salgıladığı enzimlere ihtiyaç vardır. Çinko vücutta birçok enzimin yapısında bulunur ve ayrıca hücre membranı dediğimiz hücreyi çevreleyen zarda bulunarak hücreyi oksitleyici radikallerden korur. Çinko ayrıca RNA ve DNA’yı sabit hale getirir ve DNA’nın iyi çalışmasını sağlar.

Prostat bezinin ve üreme organlarının iyi çalışması için yeteri kadar çinko alınması gerekir.

Çinko, bağışıklık sistemi dediğimiz vücut direncinin güçlenmesinde, yara iyileşmesinde, tat ve koku duyusunun oluşmasında, büyüme, gelişme ve gebelik döneminde faydalı etkileri olan bir mineraldir.

Çinkonun iştah üzerine olan etkileri de vardır ve bu konuda araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır.

Sperm hareketinin artmasında çinkonun rolü vardır.

Çinko kuvvetli bir antioksidandır. Vücudumuzda bakır-çinko süperoksit dismutaz (CuZnSOD) isimli antioksidan bir enzimin yapısına girerek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

Günlük çinko ihtiyaç 11 mg kadardır.

Çinko Hangi Gıdalarda Vardır?

Arpa, peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, balık, patates, ceviz, badem, tam tahıl, kuru fasulye, lahana, ayçekirdeği, karaciğer, kuzu eti ve tahıllarda çinko vardır. Kırmızı et ve tavuk eti gibi hayvansal gıdalarda bulunan çinko daha kolay emilir.

Diyete ilave olarak çinko ve demir alınacaksa, ikisinin farklı zamanlarda alınması gerekir.

Çinko eksikliği için kanda çinko seviyesini ölçmek gerekir. Kanda 60 mikrogram/dl’den az ise çinko yetmezliği vardır. Yalnız kandaki çinko seviyesi dokulardaki çinko hakkında yeterli bilgi vermez. Dokularda çinko eksikliği olup olmadığını anlamak için eritrosit alkalen fosfataz veya serum süperoksit dismutaz aktivitesini ölçmek gerekir. Kanda alkalen fosfataz düzeyinin çok düşük olması da çinko yetmezliğini düşündürebilir.

Çinko Fazla Alımının Zararı?

Fazla alınan çinko kişilerde bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı yapar. Genellkle çinko bulaşmış içecekler ve gıdalarla bu çinko zehirlenmesi ortaya çıkar. Uzun süre çinko alanlarda bakır yetmezliği ortaya çıkabilir.

7.ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ GÖZ HASTALIKLARINA FAYDALI

Üzüm çekirdeği genellikle kalp, damar hastalığı ve damar sertliğinden korunmak, tansiyon, kolesterol yüksekliği ve dolaşım bozuklu için kullanılır. İçinde çok kuvvetli bir antioksidan olan proantosiyanidin vardır. Bazen makula dejenerasyonu ve şeker hastalığının sinir ve göz hasarından korunmak için alınır. Kapsül veya tablet şeklinde bulunur. Bununla birlikte bilimsel çalışmalarda üzüm çekirdeğinin antioksidan etkisi olduğu saptanmıştır. Üzüm çekirdeği LDL kolesterol denen kötü kolesterolün oksidasyonunu önleyerek faydalı olmaktadır. Ağızdan alınınca iyi tolere edilir ve klinik çalışmalarda 8 hafta süresince güvenle kullanılmıştır. Yan etki olarak bazen baş ağrısı, saçlı deride kruma ve kaşıntı, bulantı ve başa dönmesi oalabilir. Diğer ilaçlarla etkileşimi bilinmiyor.

8.OMEGA-3 BEBEKLERDE GÖZ GELİŞİMİNE FAYDALI

Prematür doğan bebeklerde göz ve sinir dokusu gelişimi için mamalara DHA katılması düşünülmüştür. Ancak yapılan bilimsel çalışmalarda faydalı olduğunu bildiren sonuçlar olduğu kadar faydalı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.

9.YABAN MERSİNİ GÖZLERE ÇOK FAYDALI

Yaban mersini ve diğer böğürtlen ve çilek gibi meyvelerin içinde insüline benzer maddeler vardır ve kan şekerini düşürür. Ayrıca meme, prostat ve ağız kanser hüclerini laboratur ortamında öldürür. Kolon(kalın bağırsak) kanserine karşı korur. Yaban mersini ayrıca cranberry gibi idrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir etki gösterir ve E.coli bakterisinin idrar yollarına yapışmasını önler.

Yaban mersini içinde bulunan antosiyanin isimli antioksidan madde iltihap yapan sitokinleri önlemektedir. İçinde bulunan ellajik asit kanser oluşumunu önler. Yaban mersininden hergün bir-iki su bardağı kadar yemek gerekir. Yaban mersini içinde polifenoller, salisilik asit, karaotenler, lif, folik asit, C vitamini, B vitamini, potasyum, manganez, mağnezyum, demir, riboflavin, niasin, fitoöstrojenler vardır. İçinde bu kadar faydalı besin içeren çok az gıda vardır.

Yaban mersini, ıspanak ve deniz somonu en önemli üç süper besindir. Yalnızca bu üç besini tüketmek bile sizi birçok hastalıktan korur. Sadece bir porsiyonu beş porsiyon kadar havuç, elma , brokoli ve balkabağı kadar antioksidan madde içerir. Yarım su bardağı yaban mersini 1733 üniteE vitamini, 1200 mg C vitamini içerir. Yaban mersini yaşlanmayı önler , vücuttaki sarkmaları önler, kanserden korur. Alzheimer, bunama, makula dejeneransı gibi hastalıklardan bizi korur. Koyu mavi-mor renkli bu meyvenin rengini antosiyanidin pigmetleri verir.

Meyvenin rengi ne kadar koyu olursa bu pigment yani faydalı etkisi o kadar fazladır. Bu meyve multipli sklerozisli hastalarda da faydalı olabilir. Bağırsaklara ve sindirim sistemine faydalıdır, kabızlık ve ishale iyi gelir. Yaban mersinin kurusunu da tüketebilirsiniz. Yaban mersini kurusu, erik kurusu yulaf ezmesiyle birlikte yiyebilirsiniz. Kuru meyveler kırışıklıkları giderir.

Ülkemizde yaban mersini başta rize olmak üzere Karadeniz bölgesinde, Antalya ve Isparta bölgesinde yetişmektedir. Rize’de LİKAPA, Trabzon’da LİGARBA, Rize Pazar ilçesinde KASKANAKA, Ardeşen ilçesinde ise ÇERA, Artvin’de MORSİVİT veya MAHABAK olarak isimlendirilen yaban mersini göz yorgunluğunu giderici ve gece görme özelliğini artırıcı özelliği de vardır. Varis ve basur (hemoroid) için de faydalıdır. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Çelik yaban mersininin Türkiye'de yaygınlaşması için büyük uğraş veren bir bilim adamımızdır ( http://maviyemislikapa.sitemynet.com/likapa_maviyemis/id4.htm, www.uzumsu.com)

10.BÖĞÜRTLEN GÖZ SAĞLIĞINDA FAYDALI

Böğürtlenler idrar yolu iltihaplarının tedavisi için 1920’li yıllardan bu yana kullanılmaktadır. Yeni bir araştırma böğürtlende bulunan tannin (proantosiyanidin)’ in isimli maddenin koli (Escherisha Coli) mikrobunun idrar yollarının içine saran epitele yapışmasını önlediğini göstermiştir. Böylece kişiler idrar yolu iltihabından korunmaktadırlar.

Böğürtlenlerin bu faydalı etkisi nedeniyle ağız içinde oluşan iltihapların tedavisinde de kullanılabileceğini düşündürmüştür. İdrar yolları iltihabı olanların ve özellikle şeker hastası bayanların böğütlen yemeleri bu yönden faydalıdır. Böğürtlen, ahududu, yabanmersini ve çilek gibi meyvelerin kalp hastalığı ve kanserden koruduğu, yaşlanmayı yavaşlattığı, görme keskinliğini artırdığı iddia edilmiştir. İçinde bulunan lutein göz sağlığı için çok faydalıdır. Yaban mersini içinde antosiyanin denen antioksidan polifenol ve kanserle savaşan ellagik asit, coumarik asit ve ferulik asit vardır. Bunlar ayrıca Helikobakter pilori bakterisi öldürerek ülser ve gastritte faydalı olurlar.

Bunların içinde antioksidan potansiyeli en fazla olan yaban mersinidir. Çin’de bulunan Goji Berri adlı böğürtlen tipi de bu tür faydalı etkilere sahiptir.

11. Ispanak ve Kabak MAKULA DEJENERASYONUNDA FAYDALI

Ispanak ve kabakta bulunan Lutein, zeaxantin ve mesozeaxanthin göz dibindeki makula bölgesinde bulunan bir pigmenti (renk maddesi) oluştururlar. Luteinin göz sağlığı üzerinde etkisi araştırılmış ve soınuçta antioksidan etkili olduğu ve ışığın zararlı etkisini (fototoksite) önlediği ortaya konmuştur. Makula dejenerasyonu olan hastalarda lutein ve zeaxantin düzeyi düşük bulunmuştur.

Luteini gıdalarla fazla alanlarda yaşa bağlı makula dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı) isimli göz hastalığı veya katarakt daha az görülür.

Luteinin gıdalarla alınması kapsül şeklinde alınmasından daha fazla faydalıdır..

Lutein ıspanakta ve kabakta bol miktarda vardır. Yüz gram ıspanakta 7.4 mg ve 100 gram pişmiş kabakta 14.4 mg lutein bulunur. Ispanak haftanın birçok günü bir su bardağı kadar pişmiş olarak veya 2 su bardağı kadar çiğ olarak yenebilir. Ispanakta bulunan besin içerikleri şunlardır: lutein/zeaksantin, beta karoten, bitlisel omega-3, glutatation, alfa-lipoik asit, C ve E vitamini, B vitaminleri, mineraller (kalsiyum, demir, mağmezyum, manganez, çinko), polifenoller ve betain. Ispanak , yaban mersini ve somon ile birlikte süper besinler grubunun en önemli 3 gıdasından birisidir.

Ispanak yiyenlerde kalp ve damar hastalığı, kanser, yaşa bağlı gözdeki makula dejenerasansı ve katarakt görülmesi azalır. Bir su bardağı çiğ veya yarım su bardağı pişmiş sebze bir porsiyondur. Ispanak konezim Q10 un ve K vitaminin başlıca kaynağıdır. Ispanakta bulunan betain kandaki homosistein denilen kalp hastalığı riskini gösteren maddeyi azaltır. Turuncu renki dolmalık biber de ıspanağa yakın bitkidir ve benzer besin maddeleri içerir.
Marul ve aysberg de ıspanağa benzer. Ancak marul aysbergten daha faydalıdır.

12.Deniz Somon Balığı GÖZDEKİ MAKULA DEJENERASYONUNDA FAYDALI

Somon balığının soğuk sulardaki yetişen türünde omega-2 daha fazla olduğu için bu balık öne çıkarılmıştır. Balık türlerinin yağlı olanlarının da omega-3 fazladır vu bu tür balılklar yani sardalye, ringa, deniz levreği ve hamsi gibi balıklar mutalaka haftada en 2 kez yenmelidir. Somon balığında ve diğer balıklarda omega-3 yağ asitleri, D vitamini, B vitaminleri, selenyum, porasyum ve protein vardır. Konserve ton balıklarını da haftada bir defadan fazla yememelidir. Omega -3 yağ asitleri sayesinde balık yemek kalp hastalıuğından korur, kan basıncını yani tansiyonu kontrol altında tutar, kansere karşı korur, gözdekşi yaşlılıkta oluşan sarı nokta hasarından korur, romatizlal hastalıkları hafifletir ve depresyona iyi gelir.

13. Bal Kabağı

Bal kabağı içinde bulunan karoten, yüksek lif, C ve E vitamini, potasyum, mağnezyum ve pantotenik asit vitamini yönünden çok faydalı bir meyvedir. Kalorisi de düşüktür. Besinlerden içinde karotenoid miktarı en yüksek olanlardan birisidir. Günde yarım su bardağı bal kabağı ihtiyacımız olan A vitamini (karaotenoidler) miktarının birkaç katını karşılar. Alınan karotenoid sizi kalp hastalığı, karatarkt, ve makula göz dejeneransından korur. Bir su bardağı pişmiş bal kabağında 11.7 mg alfa karoten vardır. Bir su bardağı pişmiş havuçta ise 6.6 mg alfa karoten vardır. Lif miktarı fazla olduğundan (yarım su bardağında 5 gram lif vardır) kabızlığı iyi gelir. Balkabağından haftada birkaç gün yarım su bardağı tüketebilirsiniz. Bal kabağının çekirdeği veya kabak çekirdeği de sağlığa faydalıdır. Kabak çekirdeğinde E vitamini, potasyum, mağnezyum, çinko,omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vardır.

KAYNAKLAR
1. Prof Dr Metin Özata, Vitamin Mineral ve Bitkisel Ürün Kullanım Rehberi, Gürer yayınları, 2009


http://www.endokrin.org/Tr/content3.asp?m1=1&m2=12&m3=221

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
40 Yaş Sonrası 5 Önemli Vitamin

Bu başlık "haber7.com" 'dan. (1)
Gördüğünüz gibi D vitamininin önemi artık herkes tarafından biliniyor. Ancak yeterince bilinmeyen D vitamini - Kalsiyum - K2 vitamini ilişkisi.
D Vitamini yüksek olan bir kişinin kalsiyum emilimi artmaktadır. İşte o yüzdendir ki pek çok doktor "D Vitaminin fazlası böbreklerde taş yapar" demektedir. Oysa ki K2 Vitamini kalsiyumun fazlasını kemiklere yönlendirmektedir. Bu konuyla ilgili yazımızı okumanızı öneriyoruz. (2) Kaldı ki Nisan 2016'da Dr. Giron-Prieto ve arkadaşları 366 denek üzerinde bir çalışma yapmışlar. Bunlardan 239'unun böbrek taşı geçmişi varmış. Onlar da 25(OH) seviyesi düşük olanlarda böbrek taşı olma olasılığının yükseldiğini bulmuşlar. (3)

D Vitamini, magnezyum, kalsiyum arasındaki dans gerçekten çok önemlidir. (4) Lütfen bu yazımızı da okuyunuz.

İşte bu yazıları ve Karatay Diyeti kitaplarını okuduktan ve Canan Hocanın tavsiyelerini dinledikten sonra;
- D Vitaminimizi 100 ng/ml'nin üzerinde tutuyoruz. Aşağıdaki yazıda güneşlenmenin öneminden bahsedilmiş ama nasıl, ne zaman, nerede güneşlenilmesi hakında bir bilgi yok. Bu bilgiye de ulaşmak için bu linkteki bilgileri okumanızı öneriyoruz. http://woto.com/ne-zaman-guneslenmeliyiz

- Her gün MK7 formunda 100 mcg K2 Vitamini alıyoruz. Asla kalsiyum takviyesi almıyoruz. Bu konu çok önemli.

- Magnezyum değerimizi 2 - 2,5 aralığında tutmaya çalışıyoruz. 2'nin altına düşerse hemen takviye alıyoruz.

- B12 Vitaminimizi 800-100 pg/ml aralığında tutuyoruz.


Karatay sağlıklı beslenmesini uygulayanların potasyum değerleri genelde hep normal çıkar ve takviye almaya ihtiyaç duymazlar.
Bizim kullandığımız gıda takviyelerini görmek isterseniz Google'da "gıda takviyeleri" diye aratacak olursanız ilk sırada çıkacak olan woto sayfasını inceleyebilirsiniz.
Şimdi bu girişten sonra bu yazıyı okuyalım. SY "Vitaminleri ve bazı besin ögelerini yaşa bağlı rahatsızlıkları önlemede güçlü bir ordu olarak düşünebilirsiniz... İşte bu güçlü orduyu kurabilmenin püf noktası yeterli ve dengeli beslenmek... İyi beslenmek her zaman önemliyken 40 yaş ve üzerinde daha da önem kazanmaktadır.

Vücudumuz 40 ve üzeri yaşlarda, 20 yaşındaki gibi olmuyor, olamıyor. Kas kütlesi azalıyor, daha fazla kilo alınmaya başlanıyor, menopoz ya başlamış ya da başlamak üzere bir dönemde olunuyor, kanser, kalp hastalıkları, diyabet (şeker hastalığı) gibi kronik hastalıkların riski artmaya başlıyor... Bu durum her zaman olduğundan biraz daha farklı bir savaş taktiği uygulamamız gerektiği anlamına geliyor!

Bu taktiklerden önemli biri yeterli vitamin ve besin ögelerini almaktan geçiyor. Yani sağlıklı beslenme alışkanlıklarından... İşte hayati öneme sahip vitaminler ve onları yeterli miktarlarda almanın yolları;


D VİTAMİNİ

40 yaş sonrası en büyük öneme sahip vitamin; D Vitamini. Çünkü D Vitamini yaşa bağlı değişikliklerin başlamasına karşı savaş açarak bizi korumaya yardımcı oluyor.
D Vitamini yetersizliği diyabet, kalp hastalıkları, meme ve kolon kanseri ile ilişkilendirilmektedir. Ayrıca D Vitamini, Kalsiyum'un emiliminde rol oynamaktadır.
D Vitaminini yiyeceklerden sağlamak oldukça zordur. Güneş, D Vitamininin en iyi kaynağıdır, uygun saatlerde yararlanılmalıdır. Doktor tavsiyesi ile takviye yapılabilir.


KALSİYUM

Kalsiyum hakkında net bir şey söylemek ise zor. Son çalışmalara göre 50 yaş üzeri kadın ve erkeklerde yiyecekle ve/veya takviye olarak alınan kalsiyum, kemik kırıklarını önlemede rol oynamaktadır. Bir diğer çalışma ise menopoz sonrası kadınlarda kalsiyum takviyesinin kalp krizi, felç ve kalp hastalıklarına bağlı ölümleri arttırdığını göstermekte...
30 yaş öncesi yaşlarda alınan kalsiyum, kemiklerde depolanarak ileri yaşlarda da kemik sağlığının korunmasında rol oynuyor.

30 yaş öncesinde bulunan bireyler kemiklerini kalsiyum ile güçlendirmeli; 40 yaş ve sonrasında ise 1000-1200 mg olan önerilen alım düzeyinin ne eksiği ne fazlası alınmalıdır. Kalsiyum özellikle süt ve süt ürünlerinde (yoğurt, kefir, peynir...) bulunuyor, az miktarlarda ise brokoli, ıspanak gibi bazı sebzelerde, bademde bulunuyor. Sözün özü; günlük 1 su bardağı süt, 1 kase yoğurt, 2 kibrit kutusu peynir ile ihtiyaç duyulan kalsiyum miktarına ulaşmak hiç zor değil.


B12 VİTAMİNİ

Normal kan dolaşımı ve beyin fonksiyonları için önemli bir vitamin, B12. Hayvansal ürünlerde bulunuyor; et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri bir de yumurtada.

Çocuk ve gençler yiyeceklerden ihtiyacı kadar B12 alabilirken, özellikle 50 yaş civarında B12 vitamini az miktarda emilmeye başlıyor. Çünkü mide asit salgısı azalıyor, bu da B12 Vitamininin emiliminin azalmasına yol açıyor.

40-50 yaşlar arasında bir zamanda B12 takviyesi ya da multivitamin takviyesi yapılmalıdır. Günlük önerilen diyetle alım miktarı 2.4 mg'dır. B12 vitamini suda eriyen bir vitamin olduğundan alınacak miktarın fazla olmasından korkmayın çünkü vücutta depolanmaz ve fazlası boşaltım yoluyla atılır.


MAGNEZYUM

Magnezyumun en önemli özelliği; kan basıncını düzenlemesidir. Kan basıncının dengelenmesi özellikle yüksek tansiyon riski taşıyan 40 yaş üzerindeki kadınlarda önemlidir. Magnezyum yetersizliği, kalp hastalığı, diyabet (şeker hastalığı), iltihabi hastalıklar ile ilişkilidir.

Eğer ki doktorunuz gerekli görürse kan testi yaptırır ve bunun sonucunda magnezyum seviyenizde yetersizlik olduğunu düşünürse ve gerekli görürse suplement kullanırsınız. Ama eğer ki sağlıklı besleniyorsanız ve yeterli ve dengeli beslenmeyi yaşam şekliniz haline getirdiyseniz, yeterli Magnezyumu besinlerden kolaylıkla sağlarsınız. Magnezyum içeren besinler; koyu yeşil yapraklı sebzeler, taze fasulye, fındık, kurubaklagiller ve avokado...


POTASYUM

Potasyum, yaşa bağlı olmaksızın kan basıncının dengelenmesinde öneme sahip bir mineraldir. Bir çok birey sofrasındaki yiyecekleri çeşitlendirerek, sağlıklı beslenirken muz, patates, pazı, taze fasulye, kurubaklagiller (özellikle mercimek) gibi besinlere yer verirse potasyum ihtiyacını karşılamış olur." (1)

Kaynaklar:
(1) http://m.haber7.com/haberDetay.php?id=2063816#
(2) http://www.yarimadaninsesi.com/haberdetay.asp?ID=3037
(3) https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/896266857149712/?type=3&theater
(4) https://www.facebook.com/saglikliyasiyoruzcom/photos/a.307180999391637.68423.307166446059759/798674856908913/?type=3&theater

https://www.instagram.com/p/BIr-LUZAe3b/?taken-by=saglikliyasiyoruzcom&hl=tr