Gönderen Konu: Yetimlerle İki Gün  (Okunma sayısı 874 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Yetimlerle İki Gün
« : 20 Aralık 2015, 01:15:09 »

Yetimlerle İki Gün



Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda, Orta Asya’da resmi kayıtlara göre 50 milyondan fazla insan öldü veya öldürüldü. Özellikle İkinci Dünya Harbi’nde Rusya, Almanya’ya karşı savaşmak üzere Asya bozkırlarından savaşçı Kazak, Kırgız, Tatar… gençleri kamyon kamyon cepheye sürdü. Herkes cepheyle ve cephedekilerle ilgilenirken cephe gerisindekiler hep göz ardı edildi. Fakat günümüz dünyasında en az savaşlar kadar tehlikeli bir hadise daha vardır ki henüz kimse vahametinin farkında değil. Her şeyin bir pazar ve pazarlama ürünü olarak görüldüğü tüketim kültürünün son raddesine ulaştığı şu zamanda, aileler ve ilişkiler savaşlar olmaksızın yıkılıp parçalanmakta ve belki savaş döneminden daha fazla çocuk öksüz ve yetim kalmaktadır.

Türkiye’de her ne kadar yetim meselesi çok fazla gündemde olmasa da dünyanın muhtelif ülke ve bölgelerinde ciddi problem olarak görülüyor. Kırgızistan seyahatinde ziyaret ettiğimiz yetimhanelerde bu hususu yerinde müşahede etme imkânı bulduk.

Orta Asya’da bir yetimhane

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Altınyuva Yetimhanesi bizi bekliyordu. Büyük bir bahçeden geçtikten sonra kapıdan girer girmez neşeli çocuk sesleri ve ağaçlardan gelen kuşların cıvıltısı duyulmaya başladı. Büyük ağaçların arasında çocuklar için hazırlanan oyun parkı ve spor aletleri bulunuyordu. Binanın önündeki boş alanda 7-8 yaşlarında birkaç çocuk, bahçe sulanan hortumla birbirlerini ıslatıyor, neşe içinde çığlıklar atıyorlardı. Sonra görevli, bizi ağırlayıp içeriye buyur etti. Adım attığımız her yerden adeta çocuk fışkırıyordu. Görevli arkadaş biraz mahcup olarak;

-Kusura bakmayın ortalık biraz dağınık toparlayamıyoruz, hızlarına yetişemiyoruz dedi.

Doğru, çocuktu onlar, olacaktı o kadar.

– Aksine doğal haliyle görmek benim için daha önemli. Sizden bir şey rica edeceğim. Yetimhaneyi gezerken ve çocuklarla tanışırken onları doğal halleriyle görmek daha doğru olur.

Yetim olmanın en hüzünlü hali

Anlayışla karşılayarak yolu tarif etti. Yetimhane keşfe çıktığımız bir orman gibiydi. Üst kattan gelen çocukların sesleri de yağmur sesi gibiydi. Dar ve uzun bir koridorun sonundan toplu halde çocuk sesleri geliyordu. Yatakhanede hep beraber yataklarını düzenliyorlardı. Herkes biriyle eşleşmiş battaniyelerini yere seriyor, kenarından içeri katlıyor, diğer ucundan tekrar içeri katladıktan sonra nizami bir hale getirip yataklarının üzerine koyuyorlardı. Yaşları 6 ile 10 arasında değişen bu çocuklar, ranzaların arasında heyecanla yataklarını düzenliyorlardı. Onları bu kadar mutlu kılan şey neydi! Sonra diğer yatakhaneden bir ağlama sesi duyuldu. Curcunanın arasında tam seçilemiyordu. Oraya vardığımda gözü yaşlı, dudakları büzük toraman bir yetim, görevlinin göğsüne sarılmış haldeydi. Bir şeyler mırıldanırken o görevliye "baba" diye hitap ediyordu.

-Size baba mı diyorlar, diye sordum şaşırarak.

Cevap vermedi, sadece buruk bir şekilde gülümsedi. Boğazımız düğümlenmişti sanki o an.

Yataklarını düzenledikten sonra çocukların hepsi görevlilerin yanına geldi. Ödülünü alan hemen bir köşeye çekiliyordu.

Sabahtan akşama kadar bir günümüz yetimlerle beraber geçirmişti. Onların programına iştirak ettik, onlarla yiyip içtik, etüdlerine girdik, temizlik yaptık ve yatak düzenledik. İlk başlarda çekinseler de kısa bir süre sonra alışıp rahat davranmaya başladılar. Hiçbirinin gözlerinde yetim olmanın hüznü görünmüyordu. Çocukları sırtüstü yere yatırıp fotoğraflarını çekip türlü şaklabanlıklar yaparak güldürürken sadece birinin çekik gözleri hiç gülmüyordu. Arkadaşlarının her şeyine iştirak ediyor ama asla gülmüyordu. Ağzının kenarında süt kalıntısı öylece duruyordu. Minik ellerinin tırnakları hafiften çamurluydu. Gün sonunda bu yetimin nesi var diye görevlilere fotoğrafını gösterip sorduk. Bir şeyi yok dediler. Sadece yeni geldi, henüz yetimliğinin hüznünü unutamadı. iki haftaya o da diğerleri gibi olur.

90 tane kocaman yürek

Her birinin ailesi muhtelif sebeplerden, artık yoktu. Kimisinin ailesi vefat etmiş, kimisini de ayrılmıştı. Fakat o kapıdan içeri giren çocuklar yetimlik kisvesini kapının dışında bırakıp öyle giriyorlardı. Altınyuva’da yaklaşık 90 kadar çocuk kalıyordu. 90 tane kocaman yürek atıyordu orada. Akşamüzeri gün kızıla döndüğünde çıkmak için hazırlanıp bahçedeye oturduğumuzda görevli bir hadise anlattı.
 
“Kırgızistan Kültür Bakanı, ülkedeki bir yetimhanemizi ziyaretlerinde, o minik yavrularla birebir görüşmek istedi. Çocuklara gece rüyalarında ne gördüklerini sordu. Hemen hepsi güzel rüyalardan, tatlı hülyalardan bahsetti. Çocukları dinledikten sonra Kültür Bakanı kürsüye çıkıp;

"Ben de yetim büyüdüm. Yetimi, yetimhaneyi iyi bilirim. Eğer bir yetim kötü muamele görüyorsa kâbuslar görür. Buradaki çocukların çok güzel rüyaları var. Allah kimseyi yetim bırakmasın. Bırakacaksa da sizin elinize bıraksın”

Bu sözler omuzlarımızda hissettiğimiz bu yükün, bu emanetin ne kadar büyük olduğunun bir başka ifadesiydi."


Altın kalpli çocukların altın yuvaları

Ertesi gün Bişkek’in diğer ucundaki Altınyuva Kız Yetimhanesi’ni ziyaret için yola çıktık. Aynı naifliği aynı lezzeti aynı hüznü burada da tattık. Erkek çocukları kadar haşere değillerdi. Bu da onlara ayrı bir güzellik ayrı bir hoşluk katıyordu. Burada anlatılan hadise hayrete şayandı. Yine kız yetimhanesindeki bir görevli nakletti;

-Yetimhanemize yeni gelen bir kız çocuğu, tırnaklarını kesmekte olan görevli ablasına bakıp ağlamaya başladı. Görevli acaba yanlışlıkla etini mi kestim, diye telaş etti. Niçin ağladığını sorması üzerine küçük kız, “Daha önce kaldığım yetimhanedeki görevli, tırnaklarım uzun olduğu için bu parmağımı kırmıştı.” diyerek serçe parmağını gösterdi. “Siz ise benim tırnaklarımı kesiyorsunuz, tıpkı annem gibi…” Bu ve benzeri yüzlerce hadise, bize mesuliyetimizin ne kadar büyük, ne kadar ağır olduğunu gösteriyordu. Gün boyu vakit geçirdiğimiz küçük kız yetimler, ayrılık vakti geldiğinde bakışlarıyla bizi hüzne boğdular. Hüzünlü ve gözlerimiz yaşlı bir şekilde onlardan ayrılmak zorunda kaldık.

Dünya’da süregelen savaşların ve düzensizliğin tamamen biteceğini düşünmek biraz ütopya veya hayal gibi gelebilir. Elimize kılıcı alıp kötü adamları yok edemeyeceğimize göre yapabileceğimiz en iyi şey iyi adamları görmek, onları yetiştirmek veya yetiştirmeye vesile olmaktır. Vesselam.

HABER MERKEZİ | TEMMUZ 2015 | İnsan ve Hayat Dergisi | http://insanvehayat.com/yetimlerle-iki-gun/