Gönderen Konu: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!  (Okunma sayısı 3907 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« : 29 Aralık 2009, 07:18:50 »

Perşembe akşamı yılbaşı gecesi... Aslında hatırlatmama lüzum yok, zaten bir aydır caddelerdeki, mağazalardaki hazırlıklardan; süslemelerden, hayali “Noel Baba” maskaralıklarından biliyorsunuz.

Eskiden bu hazırlıklar üç büyük şehirde ve bu şehirlerin de bazı semtlerinde görülürdü. Bu şehirlerin ve bu semtlerin dışında oturanların yılbaşından pek haberleri olmazdı. Olsa bile bu sınırlı kaynaktan olurdu; TRT’nin o meşhur yılbaşı eğlenceleri ile Millî Piyango çekilişi gibi.
Son yıllarda artık bu sınırlı tanıtım ve sınırlı yılbaşı kutlamaları sınır tanımaz hale geldi. Sadece üç büyük şehir değil hemen hemen bütün şehirler hatta ilçeler ve kasabalar da bu kervana katıldı. Özellikle de büyük şehirlerimiz Avrupa’nın, Amerika’nın şehirlerinden farkı kalmıyor yılbaşlarında. Artık TRT yalnız değil bütün, TV’ler yılbaşı yarışındalar!.. Gelinen nokta bu.

Bazen gazetelerden okuyoruz: Afrika’nın bir kasabasında veya köyünde oturan çok yaşlı Müslümanlar İstanbul’dan gelenlere, hâlâ adına hutbe okuttukları Sultan Abdülhamid Hanı soruyorlarmış. Halifenin oturduğu İstanbul şehrini ve içinde oturanlar gibi olmak için insanların yaşayışlarını merak ediyorlarmış.

BU GÜNLERİ GÖRSELERDİ...

Bunları alıp İstanbul’a getirip, işte senin payitaht dediğin şehir burası. Ayaklarının tozu olabilir miyim, dediğin insanlar bunlar, desek acaba ne yaparlardı! Ya, inanmaz, siz beni Frenklerin şehrine getirdiniz der veya üzüntüsünden kıvrılıp oracıkta ruhunu teslim ederdi!..

Bu yılbaşı manzaraları, bu güzel Anadolu’yu güzel ahlâkı ile kasaba kasaba, köy köy içeriden fetheden Alperenler, bu eşsiz beldeleri bize bahşeden Sultan Alparslan ve diğer Selçuklu sultanları; dünyanın incisi İstanbul’u fethederek bizlere emanet eden Fatih Sultan Mehmet Han ve diğer Osmanlı padişahları görseler acaba ne derlerdi, üzüntüden hangi hale dönerlerdi!

Bir kimsenin gittiği yoldan nereye gideceği belli olur. Biz 150 yıl önce nereye gideceğimize karar verip yönümüzü Batı’ya çevirmişiz. Batıyı değiştirecek gücün yoksa, onun örfü ile yaşamaktan başka çaren de yoktur.

Bir milleti ayakta tutan, millet yapan onun kendi millî manevî değerleridir. Bugün tarihe mal olmuş, unutulmuş milletler, kendi orijinal değerlerini muhafaza edemedikleri için yok oldular.

Bütün bunları bile bile Tanzimattan beri, öz değerlerimizden uzaklaşıp yabancıların değerlerine özenti hastalığına yakalandık. Bu özenti her yıl ilerleyerek, taklitten de çıkarak, dinleri de dahil artık tamamen onlardan olma şekline yöneldi. Nitekim, bir zamanlar o devrin adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt, “Türkiye’yi İslâmiyet’ten ayırıp, çağdaşlaştırmak için nasıl Hıristiyan yapmamız lazım” tartışmasını başlatmıştı.

Bu günleri Resulullah Efendimiz haber vermişti zaten. Şöyle buyurmuştu: “Yemin ederim ki bir zaman gelir siz, Hıristiyan ve Yahudilere öylesine tâbi olursunuz ki, âdetlerinin peşinde, karış karış, onların ardı sıra yürürsünüz, arşın arşın, saat saat, adım adım onları takip edersiniz hatta öyle olur ki, eğer onlar kertenkele deliğine girseler, oranın tehlikeli olduğunu, zehirli olduğunu düşünmeyerek siz de oraya dâhil olursunuz.” (İmamı Süyûtî)

“ONLARIN YAPTIKLARINA ORTAK OLURLAR!”

Sultan Mahmud Hanın, “Avrupalıların ilim ve tekniğini tatbik etmek“ şeklinde başlatılan batılılaşma hareketi, Mustafa Reşid Paşa ve diğer Tanzimat devri aydınlarınca; ilimde, teknolojide değil, örf ve âdette değişim şekline çevrildi. Konu aslından saptırıldı. Bu şekilde düşünmek aydın olmanın icabı sayıldı.

Resulullah Efendimizin, “Bir kavme benzeyen onlardandır!” hadis-i şeriflerinde buyurdukları tehlikeye rağmen, onlara daha çok nasıl benzeyebiliriz, yarışı yapıldı. Bu yarışın insanı nereye götüreceğini, Peygamber Efendimiz bildirmiş: “Bir kavmin ameline razı olan onların ameline ortak olur.”, “Bir kavmin işini seven, o amelleri işlemese de, kıyamette onlarla haşr olur.”

Cenab-ı Hak, hepimizi Müslümanlarla haşreylesin!

Mehmet Oruç

Çevrimdışı Günbatımı

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2490
  • Görelim Mevlâ'm neyler, neylerse güzel eyler...
Ynt: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2009, 10:30:50 »
...
Cenab-ı Hak, hepimizi Müslümanlarla haşreylesin!

Amin...
Dua'sız üşürmüş yürekler!
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin...
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
Sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...


Hz. Mevlana 

Çevrimiçi ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Ynt: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« Yanıtla #2 : 29 Aralık 2009, 14:46:27 »
şerrinden korusun rabbim.ihvanımı

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Yılbaşı ve Noel’deki putperest gelenekleri
« Yanıtla #3 : 30 Aralık 2009, 02:46:26 »
Hıristiyan dünyası 24-25 Aralık gecesini Hazreti İsa’nın doğum günü olarak kutlar. Halbuki Hazreti İsa’nın doğduğu yıl bile belli değildir. Üstelik ilk zamanlar kilise, Hazreti İsa’nın doğum gününün kutlanmasına karşıydı. Romalılar, kışın ışık tanrısı Mitra’nın kendilerini terk etmesine üzülür; günlerin uzamaya başladığı 25 Aralıkta ise güneşin esaretten kurtulması şerefine büyük ve ahlâksızca eğlenceler yapardı. 354 senesinde Roma piskoposu Liberius’un kararıyla 25 Aralık Hazreti İsa’nın doğumu olarak resmen kutlanmaya başladı. Böylece eski bir pagan âdeti daha, “İsa bizim güneşimizdir” sloganıyla Hıristiyanlaştırılmış oluyordu.

İlk noel tatili 1836’da

Bu geceye Christmas/Noel adı verilmesi ise 597 yılındadır. Christ, Hazreti İsa’nın ismidir. Övülmüş manasına gelen Yunanca Hıristos’tan gelir. Mass ise ekmek ve şarapla yapılan meşhur Hıristiyan âyinidir. Noel, Hazreti İsa’nın beden alışı için kullanılan Latince nativitatis/natalis kelimesinden çıkmıştır. 525 senesinde Papa Dionysus, Hazret-i İsa’nın o zamana kadar belli olmayan doğum yılını (mîlâd) 754. Roma yılı olarak tesbit etti. Bu ise M. S. 1 senesine tekabül eder. Sıfır yılı, saygısızlık olmasın diye (veya o zaman Avrupa’da sıfır bilinmediği için) atlanmıştır.

Noel tatil değildi ama 24 Aralık gecesi başlayan Noel kutlamaları, 1 Ocaka kadar sürerdi. 1 Ocak, Hazreti İsa’nın sünnet edildiği gün kabul edilmiştir. Malum, Hazreti Musa şeriatında çocuklar yedi günlükken sünnet olunur. Noel, ilk defa 1836’da Alabama‘da tatil ilan edildi. Ermeni, Süryani ve Rum Ortodoksları, 6 Ocak’ta (Epifani) Hazreti İsa’nın doğumu, sünnet ve vaftiz olması, mabede takdim edilmesi ve beşikte konuşmasını kutlardı. Şimdi bugünde Noel’i kutluyorlar.

Yılbaşı bambaşka bir gündür. Roma’da yılbaşı, gün uzunluğunun geceleri geçtiği 25 Mart idi. Sezar yılbaşını 1 Ocaka aldı. Güneşin koç burcuna girdiği 21 Mart (Nevruz) İran takviminin yılbaşıdır ve Zerdüşt bayramıdır. Bütün cemiyetlerde yeni yılın başlangıcı kutlanır. Osmanlı Müslümanları Muharrem ayının başında yılbaşı kutlaması yapar, birbirleriyle tebrikleşip hediye verirdi. Osmanlı ülkesindeki Avrupalılar yılbaşını mütevazı partilerle kutlardı. İngiliz sefiri 1829 senesindeki yılbaşı kutlamasına Osmanlı devlet adamlarını da çağırınca, iş diplomatik bir seremoniye dönüştü. Beyoğlu, yılbaşının kutlandığı yegâne mekândı.

Yeni devirde 1926’dan itibaren Türkiye’de yılbaşı kutlamaları başladı. Tayyare Piyangosu yılbaşı çekilişi tanzim etti. 1929’da devletin üst kademesi için ilk yılbaşı balosu verildi. Alışverişe vesile olduğu ve tüketimi körüklediği için bu gibi günler zamanımızda hararetle teşvik edilmektedir. Noel, Nevruz dinî günler olduğu için Müslümanlık bu günlere değer verilmesini, hediyeleşilmesini kendi mensuplarına yasaklar. Müslümanlıkta güneş takviminin yılbaşısının kutlanmasına, âdet olduğu için cevaz verilmiş ise de, Müslümanların kendi yılbaşlarını kutlamalarının daha kişilikli bir hareket olarak görüldüğünden, yılbaşı kutlamaları her zaman muhafazakâr çevrenin reaksiyonuna sebep olmaktadır.

Yılbaşı Çamı

İngiliz keşiş Aziz Boniface, meşe ağacının kutsiyetine inanan Alman Druidleri, bunun doğru olmadığına inandırmak için büyük bir meşe ağacını kesmişti. Ağaç, küçük bir çam fidanı müstesna, etrafında ne varsa ezdi. Bu, hârikulâde bir hâdise olarak görüldü. Aziz Boniface, bu çamın, Hazreti İsa’nın çocukluğunu sembolize ettiğini söyledi. Malum, Hazreti Mesih ölmeyip göğe yükselmiştir. Alman Hıristiyanları Noel’de çam fidanı bulundurur; renkli kâğıttan güller, elma, şeker, bisküvi ve yaldızla süslerdi. Çam ağacında ilk mumu Luther yakmıştır. Bu, Yahudilerden gelme bir âdettir. İlk kez 1837’de Fransa’da Orleans düşesi Helene, Tuileries Sarayı’nda yılbaşında çam ağacı kurdu. Sonra dünyaya yayıldı. Çam ağacına itibar, hemen bütün eski cemiyetlerde vardır. Yaz-kış yapraklarını dökmediği için, “ölümsüzlüğü” sembolize eder. Yoksa Hazreti İsa’nın yaşadığı yerde çam ağacı ne gezer!

Hindi
Hindinin Noel ve yılbaşı ile hiç alâkası yoktur. Amerika’ya ilk gelen İngiliz muhacirler açlıkla karşılaşmış; Kızılderililerin yardımıyla çabuk yetişen mısır sayesinde felâketten kurtulmuştu. Mısır hasadı yaptıklarında Kızılderilileri de davet edip hindi ziyafeti verdiler. Kasım sonundaki bu günü Amerikalılar Şükran Günü adıyla hâlâ kutlarlar. Hindinin vatanı Amerika’dır. İlk gelenler bunu Hind Tavuğu sanmış; Hind tavuğu o zamanlar Türklerin hâkimiyetindeki Batı Afrika’dan Portekizli gemiciler tarafından getirildiği için hindiye turkey demişti. (Yahudiler, yılbaşından hemen sonra kutladıkları Yom Kipur bayramında bir kümes hayvanını başlarında döndürüp kurban eder, günahın bu hayvana geçtiğine inanırlar. Belki de bir irtibat vardır.)


1 Nisan şakası

Yılbaşı her ne kadar Julyen takviminde 1 Ocak idiyse de, Avrupa’da uzun zamanlar 25 Mart veya Bâbil geleneğinin de tesiriyle 1 Nisanda kutlanırdı. 25 Martta başlayan bahar eğlenceleri 1 Nisana kadar sürerdi. 1564 yılında Fransa kralı IX. Charles, yıl başlangıcını ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki şartlarda çoğunun bundan haberi olmadı. Haberi olmayanlarla, olup da bu kararı protesto edenler, eski âdeti sürdürdüler. 1 Nisanda eğlenceler tertiplediler. Diğerleri bunlara “Nisan Aptalları” adını verip, şakalar yaptılar. Gerçek olmayan haberler ve şaşırtıcı hediyeler verdiler. Yapılmayan partilere davet ettiler.


Yahudilerde yılbaşı

Yahudi yılbaşısı (Roş ha-Şana) eylül sonundadır. Yahudiler ay ve güneş takviminin bir karışımını kullandığı için her sene günü değişir. Bir gün önce yıkanıp, tıraş olunup bayramlıklar giyilir. Yılbaşı günü ve öncesi oruç tutulur. O gün havrada ağırbaşlı bir âyin tertiplenir. Akşam havradan eve dönüşte beraberce yemek yenir. Yılbaşı âyinleri, Yom Kipur denilen mukaddes kefaret gününe kadar bir hafta sürer. Yahudilerin, 25 Aralığa denk gelen bir bayramları vardır. Hanuka denilen bu bayramda her yer kandillerle süslenir. Hediyeler verilip, oyunlar oynanır. Patates gözlemesi yenir. Başkaları Yahudiler de yılbaşını kutluyor zanneder.

Antalyalı Noel Baba!

Hıristiyanların Noel Baba dedikleri Aya Nikola, Antalya’nın Patara kasabasında yaşamış bir azizdir. Aya, Rumca aziz demektir. Avrupa’da Saint denir. Kudüs’e giderken çıkan bir fırtınayı dindirdiği için denizcilerin koruyucusu sayılır. Derme’de fakirlere, bilhassa çeyizi olmadığı için evlenemeyen kızlara yardım ettiği anlatılır. Kendisini gizlemek ve fakirleri rencide etmemek için gece fakirlerin evine girip para bırakırmış. Pataralı bir zengin fakir düşmüş; kızlarına çeyiz yapamayacak hâle gelmiş. Aya Nikola, gece evin penceresinden bir kese para bırakmış. Sabah büyük kız keseyi bulup sevinmiş. Diğer iki kızın çeyiz paralarını da pencereleri kapalı olduğu için bacadan atmış. Kese, kuruması için ocağa asılı çorabın içine girmiş. İkonalarda Aya Nikola bu sebeple elinde üç altın top tutarak resmedilir.

Noel Baba’nın hediye atması için ocağa çorap asılması geleneği buradan kalmadır. Aya Nikola, Myra (Demre) kasabasına piskopos tayin edildi. Hazreti İsa’nın dinini yaydığı için çok işkencelere maruz kaldı, hapse atıldı. Burada 342 senesinde vefat etti. Haçlı Seferleri sırasında 1087 senesinde İtalya’nın Bari şehrinden tüccarlar azizin kemiklerini alıp memleketlerine götürdü; burada yapılan bazilikanın içinde gömdüler. Kemiklerin bir parçası bugün Antalya müzesindedir. Hazreti Muhammed’in gelişinden önce yaşadığı için, Müslümanlar kendisini salih bir mümin kabul eder.

Çocuklar hediye beklerdi!


Aya Nikola, Rusya, Yunanistan ve Sicilya’nın koruyucu azizidir. Orta Çağ’da ünü Avrupa’ya yayıldı. En çok Hollandalılar sahip çıktı. Hollandalı çocuklar tahta ayakkabılarını ocağın yanına koyup hediye beklerdi. Amerika’ya muhacir götüren ilk Hollanda gemisinin pruvasını azizin büstü süslüyordu. Amerika’daki ilk kiliseye adı verildi. Hollandalılar Sint Nikolas derdi. Bu, Sinterklass, sonra da Santa Claus’a dönüştü. Böylece Amerika’ya giden Aya Nikola, sonra Avrupa’ya döndü.

William Gilley bir çocuk şiirinde Aya Nikola’yı Noel Baba adıyla, sekiz Ren geyiğinin çektiği uçan kızağıyla tasvir etmişti. Vikingler, tanrıları Odin’in her aralıkta sekiz bacaklı atı Sleipnir ile dünyaya gelip fakirlere yardım ettiğine inanırdı. Noel Baba’nın 8 Ren geyikli kızağıyla benzerlik enteresandır. Roma ve Alman mitolojisinde de benzeri efsaneler vardır. Hervey’in 1837’de Amerika’da en çok satan The Book of Christmas adlı kitabı Noel Baba’yı dünyaya tanıttı. 1863-1866 arasında Harper Weekly mecmuasına Noel resimleri çizen Thomas Nast, Noel Baba’yı kırmızı elbisesi, beyaz sakalı ve Ren geyiklerinin çektiği kızağıyla tasvir etti. Bunu kendisinden İç Savaş’ta Noel esnasında askerleri cesaretlendirmek için başkan Abraham Lincoln istemişti.

 1924 senesinde Coca Cola için reklam afişi yapan İsveçli Haddon Sundlom, bu karikatürü kullandı. Karışımında kokain olduğu için reklamında çocuk kullanılması yasak olan içeceğin böylece çocuklara da hitap etmesi sağlandı. 1939’da Chicago’da bir mağazanın reklam broşüründe de bu kılığıyla Noel Baba yer alıyordu. Broşür o sene 2.5 milyon dağıtıldı. İşte kırmızı elbiseli, beyaz sakallı, geyiklerin çektiği kızaklı Noel Baba’nın doğuşunun hikâyesi böyledir. Türklerin Aya Nikola’dan haberi olmayıp, ama Noel Baba figürüne Hıristiyanlardan fazla itibar etmesi şaşılacak şeydir! Yoksa Aya Nikola ile Noel arasında bir irtibat yoktur. Zaten Antalya’da Ren geyiği, kızak ve kürk ne gezer!

Ekrem Buğra Ekinci 

Çevrimdışı Günbatımı

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2490
  • Görelim Mevlâ'm neyler, neylerse güzel eyler...
Ynt: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« Yanıtla #4 : 30 Aralık 2009, 09:08:58 »

Antalyalı Noel Baba!

Hıristiyanların Noel Baba dedikleri Aya Nikola, Antalya’nın Patara kasabasında yaşamış bir azizdir. Aya, Rumca aziz demektir. Avrupa’da Saint denir. Kudüs’e giderken çıkan bir fırtınayı dindirdiği için denizcilerin koruyucusu sayılır. Derme’de fakirlere, bilhassa çeyizi olmadığı için evlenemeyen kızlara yardım ettiği anlatılır. Kendisini gizlemek ve fakirleri rencide etmemek için gece fakirlerin evine girip para bırakırmış. Pataralı bir zengin fakir düşmüş; kızlarına çeyiz yapamayacak hâle gelmiş. Aya Nikola, gece evin penceresinden bir kese para bırakmış. Sabah büyük kız keseyi bulup sevinmiş. Diğer iki kızın çeyiz paralarını da pencereleri kapalı olduğu için bacadan atmış. Kese, kuruması için ocağa asılı çorabın içine girmiş. İkonalarda Aya Nikola bu sebeple elinde üç altın top tutarak resmedilir.

Noel Baba’nın hediye atması için ocağa çorap asılması geleneği buradan kalmadır. Aya Nikola, Myra (Demre) kasabasına piskopos tayin edildi. Hazreti İsa’nın dinini yaydığı için çok işkencelere maruz kaldı, hapse atıldı. Burada 342 senesinde vefat etti. Haçlı Seferleri sırasında 1087 senesinde İtalya’nın Bari şehrinden tüccarlar azizin kemiklerini alıp memleketlerine götürdü; burada yapılan bazilikanın içinde gömdüler. Kemiklerin bir parçası bugün Antalya müzesindedir. Hazreti Muhammed’in gelişinden önce yaşadığı için, Müslümanlar kendisini salih bir mümin kabul eder.

Türklerin Aya Nikola’dan haberi olmayıp, ama Noel Baba figürüne Hıristiyanlardan fazla itibar etmesi şaşılacak şeydir! Yoksa Aya Nikola ile Noel arasında bir irtibat yoktur. Zaten Antalya’da Ren geyiği, kızak ve kürk ne gezer!


Aya Nikola hakkında ilk kez bilgim oluyor. Hiç tanımıyordum. Üstelik bir mü'min olarak kabul ediliyormuş.

Nerden nereye gelinmiş yılbaşı kutlamalarında... Paylaşım için teşekkürler...





Dua'sız üşürmüş yürekler!
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin...
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
Sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...


Hz. Mevlana 

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Ynt: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« Yanıtla #5 : 21 Aralık 2010, 23:08:24 »
rica ederim

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« Yanıtla #6 : 28 Aralık 2010, 13:38:02 »
“Bir kavmin ameline razı olan onların ameline ortak olur.”, “Bir kavmin işini seven, o amelleri işlemese de, kıyamette onlarla haşr olur.”

Cenab-ı Hak, hepimizi Müslümanlarla haşreylesin!

Hazreti Muhammed’in gelişinden önce yaşadığı için, Müslümanlar kendisini salih bir mümin kabul eder.


Allah Razı olsun. Önemli ve çarpıcı bilgiler.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Bir yılın muhasebesi!..
« Yanıtla #7 : 29 Aralık 2010, 03:57:13 »
Önümüzdeki cuma akşamı miladi yılbaşı. 2011yılına gireceğiz... Ömrümüzün bir yıllık yani 365 günlük zaman diliminden biri daha bitiyor. Sistem olarak ister hicri yıl olsun ister miladi yıl olsun, zaman dilimleri insanı muhasebe yapmaya, düşünmeye, tefekküre sevk edebiliyorsa bir mana ifade eder. Bu idrake sahip değilsek diğer canlılardan bir farkımız kalmaz.

Bunun için, geçirdiğimiz bu bir yıllık zaman diliminin muhasebesini iyi yapmalıyız. Eksilerimizi artılarımızı önümüze koymalıyız. Eksilerimiz fazlaysa yeni yılda artılarımızı fazlalaştırmanın planlarını, hesaplarını yapmalıyız. Artılarımız fazlaysa mevcut eksilerimizin tamamını artıya çevirmenin yollarını aramalıyız.

Bu muhasebe, kendimizle hesaplaşma sadece ahiret ile ilgili işlerimiz için değil, dünyalık işlerimiz için de yapılmalıdır. İşimizde, ticaretimizde, başarımızın ve başarısızlıklarımızın muhasebesi yapılmalıdır. Yeni yıla yeni hedeflerle girilmelidir.

İNSANLIĞA AYKIRI ŞEYLER!..

Bunlar yapılmayıp, yeni yıla girmeyi, eğlence vasıtası yapmak, körkütük sarhoş olmayı marifet bilmek akla mantığa kısacası insanlığa aykırı şeylerdir. Bunlar, idrak yoksunu, düşüncesiz, idealsiz basit insanların yaptığı yanlışlardır. İnsan basit bir varlık değildir. Cenab-ı Hak insana değer vermiş, diğer bütün varlıkları insan için yaratmıştır. İnsanı da kendisi için, kendisini tanıyıp ibadet etmesi için yaratmıştır.

Yılbaşı dolayısıyla yapılan diğer bir yanlışlık da, Hristiyanların dinî istismarlarıdır. Müslümanların da bu istismara alet olmalarıdır. Yılbaşı dolayısıyla, caddelerde, mağazalarda “Noel Baba” olarak Aziz Nikolaos efsanesinin boy göstermesi; Hristiyanlık propagandasının diz boyu olması bu istismarın tipik örnekleridir.

Yılbaşı ile Noel iç içe yaşansa da, aslında yılbaşının Noel’le bir ilgisi yoktur. Çünkü Noel’de ortak bir gün yoktur. Aralık ayının yirmibirinde, yirmibeşinde ve ocak ayının altısında olmak üzere farklı farklı zamanlarda kutlanmaktadır. Hristiyanların büyük çoğunluğu aralık ayının yirmibeşinde Noel kutlamalarını yaptılar.

Hristiyan âleminin Noel’i kutlamaları, 4. asırda Roma İmparatorlarının birincisi olan Konstantin ile başlar. Konstantin, Eflatun’un ortaya koyduğu teslis “Trinite” yani “üç tanrı” inancını, papazlara yazdırdığı yeni İncil’e koydurdu ve Noel’i bayram ilan etti. Böylece yeni bir Hristiyanlık dini doğmuş oldu.

NOEL İLE YILBAŞI FARKLIDIR!

Noel kutlamaları ve yeni yıl hep Hazreti İsa’nın doğum günü üzerine bina edilmektedir. Halbuki, Hazreti İsa’nın doğumu hakkında, o zamanın edib ve ilim adamlarının eserlerinde hiçbir bilgiye rastlanmamaktadır. Çünkü, İseviler, az ve asırlarca gizli yaşadıklarından, milad doğru anlaşılmamıştır. Bunun için, miladi sene, hicri sene gibi doğru ve kat’i olmayıp, günü de senesi de şüpheli ve yanlıştır. Mesela, İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiğine göre, üç yüz seneden fazla olarak noksandır. Çünkü İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselâm arasındaki zaman, bin seneden az değildir.

Hristiyanların kutladığı Noel sonradan uydurulan bir hurafeden ibarettir. Hatta bazı Hristiyan teşkilatlarının da artık Noel’i bir hurafe kabul ettikleri, dünya basınında çıkan haberler arasındadır...

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki:

“Hindûların bayram günlerine, ateşe tapanların nevruz günlerine ve Hristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına hürmet etmek, o zamanlarda onların âdetlerini onlar gibi yapmak, insanı îmândan çıkarır.”

Bir Müslümanın dinimizin bildirdiği dînî günlerin dışında bazı günleri dînî bayram kabul etmesi, dînî gün olarak kutlaması veya bu günlere önem vermesi, bunlara kıymet atfetmesi hükmü küfür olan bir bid’attir.

Dînimize göre, milâdî yılbaşının diğer günlerden farklı bir tarafı yoktur. Bunun için sıradan gün muamelesi göstermelidir.

Noel ile yılbaşı farklı şeylerdir. Yeni yıla bir kudsiyet, manevi bir değer yüklemeden yeni yılı tebrik etmekte, hayırlı olmasını temenni etmekte dinen mahzur yoktur. Yeni yılınızı şimdiden tebrik ediyorum...
      
Mehmet Oruç

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« Yanıtla #8 : 18 Kasım 2011, 22:04:50 »
Teşekkürler
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Yılbaşı ve Batılılaşmada gelinen nokta!
« Yanıtla #9 : 24 Aralık 2016, 02:12:37 »
şerrinden korusun rabbim.ihvanımı
Amin...