Gönderen Konu: Yük İndir, Yük Kaldır; Ama Yük Olma!  (Okunma sayısı 3068 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zaman_1453

  • Ziyaretçi
Yük İndir, Yük Kaldır; Ama Yük Olma!
« : 11 Temmuz 2012, 19:25:49 »

Yük İndir, Yük Kaldır; Ama Yük Olma!

Eski zamanlarda “yüklük” bir evin olmazsa olmazlarındandı. Bazı yerlerde buraya yük odası da derlerdi. Şimdilerdeki modern dolapların, vestiyerlerin, bazaların ataları olan yüklükler, çeşitli ağaç direklerinin konulmasıyla yerden yüksekçe yapılırdı. Evin büyüklerinden sonra bütün yük, bu yüklüklerdeydi.
Yüklüklere yatak, yorgan, halı, kilim gibi eşyalar dizilir, buğday, arpa, nohut gibi mahsuller istif edilirdi. Bütün bu eşya ve mahsüller muntazam şekilde yerleştirilir, üzeri örtüyle kapatılırdı. Dışarıdan bakıldığında yüklükten ziyade üzerine konulan yük görülürdü. O muntazam görüntünün aslı, yüklüğün bütün her şeyi düzenli bir şekilde yüklenmesiydi. İnsanların sahih bilgi öğrendikleri alimler de böyledir. Usulüne göre öğrendiği ilim ve irfanı aldığı şekliyle kendinden sonrakilere aktarmaktadır. Yük olmadan, kendi yükünü başkasına yüklemeden ve de yüksünmeden.

Yük olmadan geçen hayatın formülü

Bir alimin ilmî hayatı, buğdayın olgunlaşıp yüklüğe gelmesine benzer. Yüklüğe gelmeden önce buğday meşakkatli bir yolculuğa çıkacaktır. Buğdayın özü sağlam olmalıdır ki bu kadar emek, sonunda boşa gitmesin. İlk önce sonbaharda kara toprağa atılan buğday tohumu, kışın sert iklimine, kara kışa karşı toprağın naifliğinde gizlenir. Baharı bekler. Sonra başaklar boy verir, boyun büker, yazın sıcağında en olgun halini alır. Hasat zamanı gelir, derilir tarlalardan. Harmanlar yapılır. Sap samandan, saman taneden ayrılır.

Bir senenin mahsulü buğday eve gelmeden öşürü ayrılır, getirildiğinde önce ihtiyaç miktarı değirmende öğütülmek üzere bir kenara ayrılır. Geri kalanlar da seneye tohum için yine bu yüklüklerde muhafaza edilir. Buna bider ya da tohum denir. Nisbeti sahih alimler de yetiştirdiği talebeleri manevi cevher ile kuşatır. Diğer insanların gönüllerini yeşertmesi için gönderir onları, gönlü kurak beldelere.

Herkes, hasadın verimli geçmesi, alın terinin zayi olmaması için gayret sarf etmiştir. Filhakika ortada bir yük vardır, bu yük el ve gönül birliği ile ortadan kaldırılmalıdır. Bu hasat zamanına kadar kimi yük kaldırmıştır kimi yük taşımıştır kimi yük indirmiştir. İçlerinden sadece bir tanesi işini aksatsa yük diğerlerinin omzuna binecektir.

Peygamber Efendimiz “Sizin en hayırlınız, dünyası için âhireti, âhireti için de dünyasını terk etmeyen, her ikisi için de çalışan ve başkalarına yük olmayandır.” buyuruyor. İşte bu yükü insanların arasından nisbeti sahih âlimler yüklenir. Bir insanı alır, gönül tarlasına şifa veren faydalı tohum eker. Onu diğer insanlara yük olmaktan kurtarır. Çünkü her insanın birinci vazifesi ömrünün sonunda, ardında hiçbir yük bırakmadan bereketli bir hasat ile dünyadan ebedi aleme gitmektir. Ardında güzel bir ömür bırakarak ahirete intikal etmenin önündeki engeller çoktur. Evvela, gönül tarlasını fasid âlimlerin zehirli tohumlarından uzak tutmak lazımdır.

Zehirli ve fasid tohum nasıl olur?

İmam-ı Rabbâni Hazretleri yük olan alimleri “dîni nakıs (noksan) alimler” diye zikrediyor. Ve onlardan ilim öğrenmenin sakıncalarını da bahsettiği mektubunda dîni nakısları anlatmadan uhrevi saadetin neticesini, ahiretin tarlası olan dünyada olduğunu ve bu tarlayı değerlendirmeyenleri anlatarak başlıyor.(1)

Mektubun tefekkür noktasını “Dünya ahiretin tarlasıdır.” hadis-i şerifiyle tezyîn ediyor. Akabinde “Toprak gibi mümbit kuvveti işletmemek, oraya bir şey ekmemekle veya zararlı, fasid tohum ekmekle olur. Bu ikincisinin zararı, bozukluğu, birincisinden kat kat daha fazladır.” buyuruyor.

“Zehirli fasid tohum ekmek, dîni, din derslerini, ulemayı su’dan öğrenmek ve din düşmanlarının kitaplarından okumaktır. Çünkü ulemayı su nefsine uyar, keyfi peşinde koşar. Dîni, işine geldiği gibi söyler. Karşısındakinin de nefsini azdırır ve kalbini karartır. Çünkü kötü alimler İslâmiyyete uygun olmayanı uygun olandan ayıramaz. Kendi gibi, ifsat tohumları yetiştirir. Sadece bir şey okuyup ezberlemekle, insan âlim olmaz ve dîni bilgi veremez.”

Sadra şifalı tohum

Mektubun devamında bu fasid zehirli tohumların gönül tarlasından nasıl kazınıp atılacağını, ondan sonra yerine şifalı tohumların ekilebileceğinden bahseder. “Bir âlim, insanlara dinini öğreteceği zaman, önce, kötü alimler tarafından şırınga edilen, yanlış propagandaları, anlatıp, onların temiz ve körpe zihinlerini bu fasid ve zehirli tohumdan temizler. Zehirlenen gönülleri tedavi eder.”

Zehirli ve fasid tohumdan arındırılan gönle “Sonra, kişinin haline göre, İslâmiyyeti ve meziyetlerini, fâidelerini, emirlerindeki ve yasaklarındaki hikmetleri, incelikleri ve ebedi saadete ulaştıran bilgileri yerleştirir.”

İşte bu alimler, insanları yük olmaktan kurtarır. “Böylece insanların gönül bahçelerinde dertlere deva, gönüllere şifa olan nefis çiçekler yetişir. Böyle bir âlime intisap etmek, en büyük hâsılat, kazançtır. Dîn-i İslâm’a susuz kalmışları, soğuk şerbet gibi içip ciğerlerine kadar serinleyebilmek için, ancak böyle bir âlimin gönülleri şifalı tohumlar, nazarlar ile süslemesiyle mümkündür.

Dipnotlar: (1) Bakınız, Mektubatı Şerife, İmamı Rabbani Ahmedi Farukî Serhendî (k.s), 1.cilt, 23.mektup, Fazilet Neşriyat-İstanbul

İnsan ve Hayat - Temmuz 2012