Gönderen Konu: Zikrin Ehemmiyeti [25 Şubat 2008]  (Okunma sayısı 13091 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Zikrin Ehemmiyeti [25 Şubat 2008]
« : 24 Şubat 2008, 19:26:03 »




 
Hafta:    18


Mevzu: Zikrin Ehemmiyeti


Araştırmalarınızı bekliyoruz..
« Son Düzenleme: 16 Mart 2008, 20:38:30 Gönderen: SadakatNet »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı ankebut-57

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 908
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #1 : 24 Şubat 2008, 20:54:40 »

Halis ECE

Allâh’ı zikir, en büyük ibâdettir

Mü’minler girip çıktıkları, oturup kalktıkları her mekânda zikirle meşgul olabilir, hatta olmalıdırlar.

Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

Kim bir yere oturur ve orada Allâh'ı zikretmezse, Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allâh'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allâh'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır.”(1)

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bu ikazlarıyla, Allâh'ın zikrini kalbine-letâifine vird edinmeyen, bulunduğu mekânı ve zamanı onunla tenvîr etmeyen kimselerin, Allah tarafından rahmet, feyz ve bereket noksanlığına uğratılacağını haber vermektedir.

Çok büyük bir ibâdet olan zikri, sadece dil ile yapmak kâfi değildir. Aslolan, kalbin ve sair letâifin zikridir.

İnsan iki türlü zikreder:

1. Kendi irâdesiyle, şuurlu olarak,

2. İrâde dışı, yani gayr-i irâdî olarak...


İnsan, yaptığı bu ikinci kısım zikirden haberdar değildir. Her bir a‘zânın, hatta vücudumuzda bulunan her bir zerrenin, her an ihtiyaçları için Cenâb-ı Hakk'ı zikredip, ondan ihtiyaçlarını istemesi gibi... Meselâ gözün görmek, kulağın işitmek için ihtiyaçlarını Allâh'a arz etmesi... Demek ki insan, irâdî olarak Rabb'ini zikretmese de vücudu ondan uzak kalamıyor, zikrini muntazaman yapıyor. Fakat bu zikirler irâde dışı olduğu için, sahibine bir şey kazandırmıyor.

Hulâsa, zikirden daha büyük bir şey yoktur. “(Habîbim!) Sana vahy olunan kitabı oku. Namazı da dosdoğru kıl! Çünkü namaz, edepsizlikten, akıl ve şerîata uymayan her şeyden alıkoyar. Allâh'ı zikretmek ise, en büyük (ibâdet)tir. Ne yaparsanız Allah bilir.”(2) âyet-i celilesi, bu hakikati beyan etmektedir.

Rahmeti, ihsânı, lûtuf ve keremi sonsuz ve her an dâim olan Rabb'imizin zikrinden uzak yaşanan bir hayat, mânâsız olduğu gibi, insanı tatminsizliğe götürür.

Bütün sıkıntı, stres ve sapıklıkların temelinde ise, kalb huzûrsuzluğu-tatminsizliği vardır; kalbin tatmini, huzûr ve sükûnu ise, ancak Allâh'ı zikirle mümkündür.


DİPNOTLAR
(1) Ebû Dâvud, Sünen, Edeb, 31.
(2) Kur’ân-ı Kerim, Ankebût sûresi, 29/45.


***

Ayrıca şu yazılara göz atılabilir;

Zikirde muvaffakıyet ve zikrin hakikati

Zikir ve zikrullah

Kalbî  zikir

Dâimî murakabe ve dâimî zikir hâli

Zikir esnasında huzûru muhâfaza, cem‘iyetin lüzûm ve vücûbu

Kabûle lâyık bir zikir, salevâttan evlâdır

Kalbî zikir ve Nakşibendi yolunun büyüklüğü

Kalbî zikir


Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ)
Mü'minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان)

www.ayasofya.org

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #2 : 25 Şubat 2008, 00:44:47 »
ـ1ـ عن أبى هريرة رَضِى اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسولُ اللّه : إنَّ للّهِ مََئِكَةً يَطُوفُونَ في الطُّرُقِ يَلْتَمِسُونَ أهْلَ الذِّكْرِ. فَإذَا وَجَدُوا قَوْماً يَذْكُرُونَ اللّهَ تَعالى تَنَادَوْا: هَلُمُّوا إلى حَاجَتِكُمْ فَيَحُفُّونَهُمْ بِأجْنِحَتِهِمْ إلى سَمَاءِ الدُّنْيَا فَيَسْأَلُهُمْ رَبُّهُمْ، وَهُوَ أعْلَمُ بِهِمْ: مَا يَقُولُ عِبَادِى؟ فَيَقُولُونَ: يُسَبِّحُونَكَ، وَيُكَبِّرُونَكَ، وَيَحْمَدُونَكَ، وَيُمَجِّدُونَكَ. قال فيقولُ: هَل رأوْنِى؟ فيقولونَ: َ. فيقولُ: كَيْفَ لو رأوْنِِى؟ فيقولُونَ: لو رأوْكَ كانوا أشدَّ لَكَ عِبادةً وَأشَدَّ لَكَ تَمْجِيداً وَأكْثَرَ لَكَ تَسْبِيحاً. قال فيقولُ: فَمَا يَسْألُونَ؟ فَيَقُولُنَ: يَسْألُونَكَ الجَنَّةَ. فيقولُ: هَلْ رَأوْهَا؟ فيقولُونَ: َ يارَبِّ. فيقولُ: كَيْفَ لَوْ رَأوْهَا؟ فيقولُونَ: لَوْ رَأوْهَا كَانُوا أشَدَّ عَلَيْهَا حِرْصاً وَأشَدَّ لَهَا طَلَباً وَأعْظَم فِيهَا رَغْبَةً. قال: فَمِمَّ يَتَعَوَّذُونَ؟ فيقولُونَ: يَتَعَوَّذُونَ مِنَ النَّار. فيقولُ: هَلْ رَأوْهَا؟ فيقولُونَ: َ يَا رَبِّ. فيقولُ: كَيْفَ لَوْ رَأوْهَا؟ فيقُولُون: لَوْ رَأوْهَا كَانُوا أشَدَّ مِنْهَا فِرَاراً وَأشَدَّ لَهَا مَخَافَةً. قالَ فيقولُ: أُشْهِدُكُمْ أَنِّى قد غفرتُ لهم. قال: فيقولُ مَلَكٌ منهمْ فيهمْ فنٌ عَبْدٌ خطَّاءٌ لَيْسَ مِنْهُمْ إنَّمَا مَرَّ لِحَاجَةٍ فَجَلَسَ، فيقولُ: وله قد غفرتُ، هُمُ الْقَوْمُ َ يَشْقَى بِهِمْ جَلِيسُهُمْ[. أخرجه الشيخان والترمذي .
 
Kütübü sitte zikir bahsi.

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allahu Teâlâ'yı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar:

"Kullarım ne diyorlar?"

"Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana ta'zim (temcîd) ediyorlar" derler. Rabb Teâlâ sormaya devam eder:

"Onlar beni gördüler mi?"

"Hayır!" derler.

"Ya görselerdi ne yaparlardı?"

"Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta'zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı" derler. Allah tekrar sorar:

"Onlar ne istiyorlar?"

"Senden, derler, cennet istiyorlar."

"Cenneti gördüler mi?" der.

"Hayır ey Rabbimiz!" derler.

"Ya görselerdi ne yaparlardı?" der.

"Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi." Allah Teâla sormaya devam eder:

"Neden istiâze ediyorlar?"

"Cehennemden istiâze ediyorlar" derler.

"Onu gördüler mi?" der.

"Hayır Rabbimiz, görmediler!" derler.

"Ya görselerdi ne yaparlardı?" der.

"Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler. Bunun üzerini Rabb Teâla şunu söyler:

"Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!"

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne devamla şunu anlattı: "Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkâr kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi." Allah Teâla: "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur." [Buhârî, Daavât 66, Müslim, Zikr 25, (2689); Tirmizî, Daavât 140, (3595).][1]

 

AÇIKLAMA:
İbnu Hacer, ulemânın hadisten çıkardığı bazı inceliklere dikkat çeker:

* Hadis, Allah'ın zikredildiği meclislerin, buralarda Allah'ı zikredenlerin ve bu maksadla bir araya gelmenin faziletini beyan etmektedir.

Ayrıca, bunlara karışan kimseler, aslında zikir için gelmemiş olsalar bile aynen öbürleri gibi, Cenâb-ı Hakk'ın lutfedeceği her çeşit ikramdan istifâde edeceği, hisse sahibi olacağı da anlaşılmaktadır.

* Hadis, meleklerin insanları ne kadar sevip, onlara ne kadar yakından ilgi ve îtina gösterdiklerini de ifâde etmektedir.

* Hadiste, suâl sâhibi, sorulandan daha iyi bilse bile, sorulanın kadrini yüceltmek, makamının şerefini îlan etmek, yakın ilgisini göstermek gibi sebeplere binâen, bazan soru sorduğunu görmekteyiz. Bâzı âlimler derler ki: "Cenâb-ı Hakk'ın melâikeye ehl-i zikirden bu suali, Kur'an'da geçen şu âyete işârette bulunmaktadır: "(Melekler) "Biz seni hamdinle tesbih ve seni takdis edip dururken orada (yeryüzünde) bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?" demişlerdi" (Bakara 30). Sanki meleklere şöyle denmektedir: Onlara şehvetler, şeytanların vesveseleri musallat edilmiş olmasına rağmen, onlardan hasıl olan şu tesbîhat şu takdîsâta bakın! Onlar nasıl buna giriştiler tesbîh ve takdîste sizlere benzeyiverdiler?"

* Bâzı âlimler derler ki: "Bu hadisten şu netice çıkmaktadır: İnsanoğlundan hâsıl olan zikir, meleklerden hâsıl olan zikirden daha üstün ve daha şereflidir. Zîra, insanların zikri, pek çok meşguliyetlere ve ibâdetten uzaklaştırıcı pek çok engellerin varlığına rağmen hâsıl olmakta ve gayb âleminde ortaya çıkmakta, takdir görmektedir. Melekler için bunların hiçbiri mevzubahis değildir."

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı hace

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #3 : 26 Şubat 2008, 15:37:26 »
 Rasülüllah  efendimiz bu hususta bir  hadisi  seriflerinde
''Cennet  ehli, ancak kendisinde Allahü tealayi zikretmeden  gecirdikleri bir  saate karsi  hasret  cekerler'' buyuruyor.
 Diger bir hasdisi serifinde ise
''Suyun sebzeyi bitirdigi  gibi,sarkida  nifak  bitirir, zikir de kalbde imani bitirir,suyun ekini bitirdigi gibi.''

Çevrimdışı ben biryolcuyum

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 170
    • harikalardiyari10
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #4 : 27 Şubat 2008, 14:41:53 »
değerli hocalarımız verdiğiniz bilgiler için teşekkür eder zakirin gurubuna nail klması dileklerimle.rızkın hayırlısı kafi gelendir.zikrin hayırlısıda gizli olandır. hadisi şerif olarak biliyorum yanlışım varsa lütfen düzelteblirsiniz.
Senden daha yüksek birisi konuşurken onun söylediğini daha iyi bilsen bile sakın itiraz etme.

Çevrimdışı ankebut-57

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 908
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #5 : 27 Şubat 2008, 14:52:53 »

Halis ECE

Zikrin En Faziletlisi

Hadîs-i şerifte, “Efdalü’z-zikri lâ ilâhe illAllah”(1) buyurulmuştur. Yani, zikrin en faziletlisi, ‘lâ ilâhe illAllah’ zikridir. Bu zikir, nefiy ve isbattan meydana gelmiştir. Hak Teâlâ’nın hakikat yoluna bu kelime ile gidilir.

Tasavvuf yoluna girenlerin kalblerinde meydana gelen perdeler, nisyanlarının yani unutkanlıklarının neticesidir. Bu perdenin aslı da, dünyevî şekillerin kalbte nakşolması (gönül levhasına işlenmesi)dir. Kalbe dünyevî şekiller nakşolunca, oradan Hak Teâlâ silinir, başka şeyler (mâsivâ) orada vücut bulur.

Zıtlarla tedâvi usûlünce kalbteki bu mâsivâyı, kelime-i tevhidle nefyetmek (silip atmak) gerekir. Bu kelimeye devam etmekten başka herhangi bir yolla gizli şirkten kurtulmak da mümkün değildir. (Bunun ilacı ancak kelime-i tevhiddir.)

Bu sebeple, kelime-i tevhid zikriyle meşgul olan kişi, nefiy kısmında, yani ‘lâ ilâhe (başka hiçbir ilah yoktur)’ derken, bütün mahlûkata fâni ve değersiz nazarla bakar, zikrin mânâsını tefekkür eder ve diğer bütün düşünceleri gönlünden siler.

İsbat kısmında ise, yani ‘illAllah (sadece Allah vardır)’ derken de, O'nun bâki, maksûd ve mahbûb yani istenen ve sevilen yegâne varlık olduğunu düşünür. Kulluk edilecek tek zât olarak onu görür.

Her zikrin başında da sonunda da huzûr-i İlâhî’de olduğunu bilir. Kalbine herhangi bir şeyin bağlandığını görürse, nefy ile o bağı yok eder; isbât ile de, onun sevgisinin yerine Allah Teâlâ’nın sevgisini koyar.

Kul, bu şekilde devam ederse, zamanla gönlü, bağlandığı ve ülfet ettiği başka şeylerden uzaklaşır. Zikreden kişinin varlığı, zikirde yok olur. Beşerî vücudun alâkaları-bağları ondan kopup gider... Kelime-i tevhidin nûraniyeti ise, gönlün nûrâniyeti nisbetinde olur.(2)

Kelime-i tevhid; harf bulunmayan, ne Arapça, ne Farsça, ne de bir başka dille ifade olunamayan bir mânâ hâlinde kalbe hâkim olup yerleştiğinde; kalb, zorlanmadıkça başka bir işe yöneltilemez. Kalbin içi, dünyanın vesvese dikenlerinden temizlenip, zikrin tohumu oraya ekilince, kişinin irâde ve tercih ile alâkası kalmaz; irâde buraya kadardır. Ondan sonra ise, bu tohumun çürüyüp gitmemesi, kaybolmaması için çalışır, gayret eder. Kur’ân-ı Kerim’in, “Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız” âyet-i kerimesi de buna işâret eder.(3)

Müslümanlığın aslı, ‘lâ ilâhe illAllah’ kavlidir ve bu kelime-i tevhid, zikrin ta kendisidir. Diğer bütün ibâdetler de, bu zikri te’kid yani sağlamlaştırmak içindir.

Namazın rûhu ve özü, Allah Teâlâ’nın zikrini, heybet ve ta‘zim yoluyla gönülde tazelemektir.

Oruçtan gâye, dünyevî arzuların, nefsânî ihtirasların kırılmasıdır. Gönül, dünyevî arzulardan kurtulunca temiz ve saf olup zikrin karargâhı hâlini alır.

Hacdan gâye, Beytullâh’ın sahibini hatırlamak ve ona kavuşmayı arzulamaktır... Dünyevî bağlardan kurtulup günahları terk etmek, kalbi nefsanî arzulardan boşaltıp zikre temiz olarak hazırlamak içindir.


Binâenaleyh, İlâhî emir ve yasakların gâyesi zikr-i ilâhidir.(4)

DİPNOTLAR
(1) İbn Mâce, Sünen, Edeb, 55.
(2) Hâce Muhammed Pârsâ, Risâle-i Kudsiyye, s. 47-50.
(3) K.K., Şûrâ sûresi, 20; Silsiletü’l-Ârifîn, s. 311.
(4) Hâce Muhammed Pârsâ, a.g.e., 5. Makale.

Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ)
Mü'minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان)

www.ayasofya.org

Çevrimdışı mustantık

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 224
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #6 : 28 Şubat 2008, 08:29:39 »
Bir gün Peygamber efendimiz(s.a.v) HazretleriEshabına şöyle buyurdu:'' Allah'ı zikretmeksizin fazla konuşmayın.Zira zikretmeksizin çok konuşmak kalbi katılaştırır. Kalbe kasvet verir. Allah'dan en uzak olan ise, katı yürekli olandır.(1)
Yine Rasülüllah (s.a.v)''Dört şey şekavettendir.(Kişinin bedbaht olduğuna işarettir.)
1.Gözlerin yaşsız olması,
2.Kalbin kasavet shaibi olması,
3.Hır,
4.Tul-i emel(Dünya düşkünlüğü)(2)

DİPNOTLAR:
(1) Tirmizi, Zühd, Mevsüatül Hadis-i Şerif no: 3212
(2) Kenzül Umman Hadis no: 43964
Sana gerekli olmayan şey hakkında konuşma. İster akıllı, ister akılsız hiç kimseyle münakaşa etme. Ve kardeşini, anılmandan hoşlandığın şeyle an.
(Abdulah ibn-i Mes’ud)

Çevrimdışı maslak

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 454
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #7 : 02 Mart 2008, 19:09:53 »
Allah "kalpler ancak Allah'ı zikirle mutmain olur"
buyurmuştur.

Çevrimdışı _melek_

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 4
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #8 : 03 Mart 2008, 15:13:49 »
Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Aziz ve Celil Allah şöyle buyurur: Ben kulumun beni zannettiği gibiyim. Kulum beni anarken ben muhakkak onunla beraber bulunurum. Eğer o beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu gönlümde zikrederim. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. o bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım."


Çevrimdışı reis-de-aglar

  • emin_tatlılıoğlu
  • aktif okur
  • **
  • İleti: 208
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #9 : 03 Mart 2008, 15:18:54 »
ellerinize sağlık
zaman alışmayı öğretir;unutmayı asla.........

Çevrimdışı ankebut-57

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 908
« Son Düzenleme: 03 Nisan 2012, 22:38:38 Gönderen: ankebut-57 »
Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ)
Mü'minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان)

www.ayasofya.org

Çevrimdışı azim

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 3
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 şubat 2008]
« Yanıtla #11 : 11 Mart 2008, 08:34:44 »
عن ابى موس الاشعرى رضى الله عنه عن النبى صل الله علىه وسلم قال مثل الذى ىذكر ربه والذى لاىذكره مثل الحى والمى

(meselüllezi yezküru rabbehü vellezi layezküruhü meselülhayyi velmeyyiti)
´´Rabbini zikredenle etmeyenin farki,diriyle ölünün farki gibidir.´´Buhari,Daavat 66

Resulullah Efendimiz,Cenab-i Hakk´in ism-i serifi ve zikr-i cemiliyle parildayan mü´min gönülleri,damarlarinda kan dolasan diri vücutlara benzetmisdir.Allahí zikretmedigi icin paslanan ve manevi kirleri örtülen gafil kalpleri de ülülerin hareketsiz bedenlerine benzetmisdir.Demekki zikir kalplerin cani,ruhu ve hayatidir.
Kainat devaml surette hareket halindedir.Insanin da tipki bir parcasi oldugu bu kainat gibi canli ve diri olmasi gerekir.Günün muhtelif saatlerinde ibadet mecburiyetinin getirilmesi yani sabah,ögle,ikindi,aksam,yatsi namazlarinin kilinmasi kalpleri diri tutmak icindir.Bu zorunllu ibadetler kalbin can suyudur.Kalbin daha huzurlu olmasi,Mevla´sini daha fazla anmasiyla mümkündür.Kurán-i Kerim´de,Allaá yönelen ve dogru yola eren kimselerden söz edilirken`´Bunlar iman edip kalpleri Allah´ín zikriyle huzur bulan kimselerdir;haberiniz olsun ki,kalpler sadaece Allah´ín zikriyle huzur bulur´´(Ra´d suresi(13),28)buyurulmasi bu gercegi göstermektedir.

Kalpleri kaplara benzetmekte mümkündür.Bos sandigimiz bir kap,esasen bos olmayip hava ile doludur.Icine sivi doldurdugumuz zaman,kaptaki hava yerini siviya birakir.Kalpleri deya Allah´in zikri veya seytanin oyunlari mesgul eder.Bunun degismez bir ilahi kanun oldugunu su ayeti-i kerime acikca göstermektedir:´´Kim Allah'i zikretmekten gafil olursa,yanindan ayrilmayan bir seytani ona musallat ederiz´´(Zuhruf suresi(43),36).Demekki kalpler hicbir zaman bos kalmaz.Orayi zikrullah veya gaflet doldurur.Su halde seytana firsat vermemek ve böylece gülleri hic solmayan ebedi hayati kazanmak icin ebedi olan Allah'in zikriyle gönülleri canli ve diri tumak gerekir.

Riyazü's Salihin (6)(1437)
« Son Düzenleme: 11 Mart 2008, 14:57:35 Gönderen: mystic »
kibris'a sürülen biri hapishane duvarina yazmis<kuluna hismederse Hüdasi,onun yeri olur kibris adasi>
sonra Bir baskasida altina dogrusunu yazdi
<Kuluna hismeylemez Hüda'si,kisinin cektigi kendi cezasi>

Çevrimdışı dovanci

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 27
En Üstün İbadet
« Yanıtla #12 : 13 Ağustos 2008, 22:52:46 »
Ebû Saîd radıyAllahu anh anlatıyor:

Bir adam Peygamber aleyhisselâma:

— Kıyamet gününde, Allah nezdinde en faziletli ibadet hangisidir? diye sordu.

Allah'ın Resulü:

— Allah'ı çok, çok zikreden erkeklerle kadınlardır, buyurdu. Adam:

— Allah yolunda harbeden gaziden de daha faziletli midir bunların derecesi? diye sordu.

Peygamber aleyhisselâm:

— Gazi, kafir ve müşrikler ile kılıca kırılıp kana bulaşıncaya kadar kılıcı ile savaşsa, yine Allah'ı zikredenlerin derecesi ondan üstündür, buyurdu.


(Tirmizî)

Kaynak :Büyük Dini Hikayeler

Selamün Aleyküm ...
Bizler hizmet ile evliyiz...
Rabbım sen bizleri ehl-i sünnet ve-l Cemaat yolunda ayırma nolur.

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 Şubat 2008]
« Yanıtla #13 : 18 Mayıs 2011, 04:19:53 »
"İnsanlardan  bir kısmı  zikrullahın anahtarlarıdır. onlar görüldüğünde,Allah('ı anmak) hatıra gelir.

Feyzü-l  Kadir.H.Şerif.

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Zikrin Ehemmiyeti [25 Şubat 2008]
« Yanıtla #14 : 03 Nisan 2012, 21:00:22 »

NAKŞİBENDİ YOLUNUN BÜYÜKLÜĞÜ
 Malum olsun ki:
 Bu yüce yolun büyüklüğü ve Nakşibendiyye tabakasının üstünlüğü ancak Sünnet-i Seniyye'ye bağlılığı ve kötü bidatlardan kaçınması vasıtasıyladır.Bundan dolayı bu yolun büyükleri cehri zikirden kaçındılar ve kalbi zikri emrettiler.Aynı şekilde Rasülüllah (s.a.v)ve Hulefa-i Raşidin(r.a.) devrinde olmayan raks ve sema'dan, vecd ve tevacüd gibi şeylerden men ettiler.
 İşte onların sünnete olan bu bağlılığı büyük neticelere(mükafatlara)seb​ep oldu.Bidatlardan kaçınmalarının da bir çok meyvesini gördüler.Bu sebeple başkalarının ulaştıkları en son nokta onların ilk başladıkları yer oldu.
 Bunlara mensup olmak bütün nisbetlerin üstündedir.Bu zatların kelamı kalbi hastalıklara devadır.Onların bakışları manevi hastalıklara şifadır.Onların gösterdiği teveccüh talibleri iki cihanın alakasından kurtarır.Bu yolun büyüklerinin şanı yüce himmetleri,müridlerini mümkinat aleminin bataklığından kurtarıp vücubun zirvesine(Hz. Allaha ) yükseltir.
 Ancak bu şerefli mensubiyet şu zamanlarda anka kuşu gibi oldu.Perdelerin arkasına geçip gizlendi.Öyle ki şu tabakadan bir topluluk bu yüce devleti bulamadıklarından ve bu nimeti kaybetmelerinden dolayı her yola girip çeşitli mesleklere süruk ettiler.
 Güzel cevherler elde etmenin yerine çanak parçalarıyla sevindiler.Çocuklar gibi basit şeylere kalplerini tatmin ettiler.Hatta onlar o kadar sıkıntıya düştüler ve şaşırdılar ki; büyüklerin yolunu terk edip zaman zaman zaman teselliyi cehri zikirde arar oldular.Bazen itmi'nanı raks sema ve dönmede gördüler.
 Bunlardan daha acaibi;bu kötü bidatları bu şerefli mensubiyeti tamamlayıcı ve kemale erdirici;bu tahribatı tamir sanmalarıdır.Allahü Teala onlara insaf versin.Onlara şu yolun büyüklerinin kemalatından ruhen koklamayı nasip eylesin....
 

İmamı Rabbani k.s. 168. mektubundan