Gönderen Konu: <<<Niçin Dinlemiyoruz, Niçin...!!!>>>  (Okunma sayısı 3242 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 231
    • Milli Görüş Forum
<<<Niçin Dinlemiyoruz, Niçin...!!!>>>
« : 19 Nisan 2005, 12:16:55 »

Allah, Kur’ân’da bize öğütler veriyor. Şunları yapın diyor, şunları yapmayın diyor; emirler, yasaklar, sınırlar koyuyor. Allah’a ve Kur’ân’a iman etmiş olan Müslümanlar bu öğütleri tutuyor mu? Sorunun cevabını ben vermeyeyim, halimize bakalım, topluma bakalım.

Allah bize bir Elçi ve Haberci göndermiş.O da bize öğüt veriyor, Allah’ın emirlerini, yasaklarını, sınırlarını açıklıyor. İman eder ve hayırlı işler yaparsanız kurtuluşa erersiniz; kötü işler yapar, azarsanız belânızı bulursunuz diyor. O’nun öğütlerini, uyarılarını dinliyor muyuz? Yine halimize bakalım.

On dört asırdan beri Allah Resûlü’nün vekilleri, vârisleri, halifeleri makamında bulunan âlimler, sâlihler, mürşidler gelip geçmişler; onlar da Kur’ân’ın ve Sünnetin ışığında bize öğütler vermişler, bizi müjdelemişler, uyarmışlar; on binlerce nasihat ve irşad kitabı yazmışlar. Biz onları da dinlemiyoruz.

Nicemizin evlerinde Kur’ân meâlleri, tercümeleri, tefsirleri; hadîs külliyatları, fıkıh ve ilmihal kitapları; ahlâk ve tasavvuf eserleri bulunuyor. Bunlar hep bizim için öğüt dolu. Bunlara da kulak asmıyoruz.

Kalp kulaklarımız tıkalı olmasa, münâdilerin bize yaptıkları öğütleri işitebileceğiz. Günün ve gecenin her saatinde melekût âleminden bize nasihatler ediliyor. Duymuyoruz, haberimiz yok.

Hergün kaldırdığımız ve toprağa sırladığımız cenazeler bize nasihat ediyor.

Saçlarımıza, sakallarımıza düşen aklar bize nasihat ediyor.

Duymuyoruz, görmüyoruz, hissetmiyoruz...

Yaradan, Kur’ân’da defalarca namaz kılmamızı emrediyor ve öğütlüyor.

Peygamber, namaza çok önem verin, aman namazı kılın, aman namazı sakın ihmal etmeyin diyor.

Ashab-ı kiram, Tabiîn, Tebe-i Tabiîn, Selef-i Sâlihîn, her asırda gelip geçmiş ulema, meşayih namaz kılın, namaz kılın, namazı kılın diyor.

Biz bu nasihatleri dinlemiyoruz.

Allah ribayı yasaklamış, Peygamber ribayı yasaklamış, fukaha ribayı yasaklamış. Bize öğüt verilmiş “Ribadan uzak durun” diye, biz bu konuda ne durumdayız? Toplum, gırtlağına kadar doğrudan doğruya ve dolaylı şekilde ribaya batmıştır. Kitabullah “Ribacılar, Allah’a ve Resûlü’ne savaş ilan etmişlerdir” diyor. Ne korkunç tehdit! Biz aldırmıyoruz.Ev almak, otomobil almak, ticaret yapmak için ribaya bulaşıyoruz. Yahu, Allah’ın haram kıldığı bir şeyle hayırlı ticaret, bereketli kazanç olur mu? Bizde hiç akıl kalmadı.

Allah, Peygamber, âlimler, veliler, sâlihler, bilgeler, israfı, lüksü, aşırı tüketimi, gösterişi kötülüyor, bunlardan kaçınmamızı emrediyor, öğütlüyor. Biz ne yapıyoruz? Elimize fırsat geçince, her şeyin en lüksünü, en pahalısını, en gösterişlisini satın almak istiyoruz. Lüks ve israf hususunda Firavun, Nemrud, Neron ahlâkına sahibiz. Kendini dinibütün sanan şu herife bakınız. Allah’tan utanmadan birkaç yüz bin Euroluk lüks ciple geziyor.

Allah bizi imtihan ediyor.Bize verdiği nimet ve nafakalardan başkalarına yardım ve ikramda bulunmamız konusunda Kur’ân-ı Kerîm’de, Peygamber Efendimizin Sünnetinde, Sâlih Seleflerin eserlerinde; sadaka vermek, infak etmek, yardım yapmak hususunda nice emirler, nasihatler, tavsiyeler var. Biz bunları dinliyor muyuz? Kör nefsimizi tatmin etmek için en pahalı lokantalara gidiyoruz ve bir Müslümana yakışmayacak şekilde tıkınıyoruz, tıkınıyoruz, tıkınıyoruz. Beri tarafta halkın büyük bir kısmı sefalet içinde, rezalet içinde kıvranıyor, vicdanımız hiç titremiyor.Biz ne vicdansız Müslümanlarız...

İnsan zehirli bir madde yiyip içince, kurtulmak için onu kusar, dışarı çıkartır. Bizim içimize münâfıklar girmiş, aç köpekler girmiş, rant hırsıyla kudurmuş canavarlar girmiş, haram yiyiciler girmiş, ihalelere fesat karıştıran fâsık ve fâcirler girmiş, dini imanı para olan reziller girmiş ve biz bunları kusmuyoruz, dışlamıyoruz. Bu pisliklerle, bu mikroplarla canciğer kuzu sarması güzelce geçinip gidiyoruz. Biz ne biçim Müslümanız?

Vicdansız, tepkisiz, duygusuz, canlı cenazeler haline gelmişiz. Allah ve Peygamber bize mâruf ile emredin, münkerden alıkoyun diye emrediyor. Emr-i maruf ve nehy-i münker farîzası Kitap, Sünnet, icma ile sâbittir. Bu farzı inkâr eden kâfir olur, bu farzı, bir Müslüman toplum terk ederse İlâhi azaba müstahak olur. Bunca uyarıya, bunca nasihate rağmen biz bu konuda ne yapıyoruz? Vüs’atimiz derecesinde, imkânlarımız çerçevesinde mâruf ile emrediyor muyuz, münkeri yasaklıyor muyuz?Ne gezer...

Peygamber (salât ve selâm olsun O’na) bizi uyarıyor, bize öğüt veriyor. “Müslüman kötü, münker, çirkin, dine aykırı bir iş görürse onu eliyle (fiilen) gidermeye çalışır.Buna gücü yetmezse lisanen (diliyle ve kalemiyle) kötüler, bunu da yapamıyorsa kalben buğz eder. Bu üçüncüsü imanın asgarîsidir” diyor.Biz kötülükler karşısında Peygamberimizin bu buyruğunu, bu öğüdünü tutuyor muyuz? Diyelim ki, bir politikacı, bir medyacı, büyük bir bürokrat, bir akademisyen; haksız, yanlış, zâlimane bir iş yaptı, bir söz söyledi. En az bir milyon Müslüman yazılı olarak (mektupla, dilekçeyle, bildiriyle) bu kötülüğü protesto ediyor mu? Böyle bir yazı yazmak çok mu zor, çok mu masraflı, çok mu tehlikeli? Hayır. Biz vicdansızlığımızdan, korkaklığımızdan, gayretsizliğimizden dolayı protesto etmiyoruz. Ülkemizde hürriyet var (yüzde yüz olmasa da...), pekâlâ yasal sınırlar içinde protesto edebiliriz. Ama yapmıyoruz.

Peygamberimiz bize övgü konusunda iki önemli öğüt veriyor:

Birincisi: “Meddahların (çok övenlerin) suratlarına toprak saçınız.”

İkincisi: “Kardeşini gıyabında öven kişi sanki onun boğazına keskin bir bıçağı çalmış gibi olur.”

Biz bu öğütleri tutuyor muyuz? Şu birtakım tarikatçılara, cemaatçilere bakınız. Kendi baronlarını, hazretlerini putlaştırıyor, “erbab” haline getiriyorlar.

Yalakalık, dalkavukluk, şakşakçılık bazılarımızın ruhuna işlemiş... Sayın başkanım, sayın başkanım...Sayın hazretim, sayın hazretim... Sayın büyüğüm, sayın büyüğüm... Yüce İslâm dini, bir takım fânilerin böyle aşırı şekilde övülmelerine izin veriyor mu? Dinimiz ne diyor? Bütün övgüler, hamdler, senâlar Allah’a mahsustur. Aklı başında bir Müslüman Allah’a hamd eder, Peygambere salât ve selâm getirir, Ashab-ı kiram için “Allah onlardan razı olsun” der. Diğer İslâm büyüklerine de, hayırlı dualar eder, iyi veya kötü bütün müminlerin bağışlanmasını, Allah’ın rahmetine nâil olmasını niyaz eder. Bizim dinimiz, birtakım sözde din büyüklerinin putlaştırılmasına, erbablaştırılmasına asla izin vermez. Niçin nasihat tutmuyoruz?

Hepsi için söylemiyorum, bir kısım İslâmcılar, Müslümanların paralarını topluyorlar. Nasıl topluyorlar?Şeriata, ahlâka, vicdana aykırı şekilde topluyorlar ve harcıyorlar... Yine birtakım İslâmcılar zenginlerden zekât topluyorlar ve bu zekât paralarını Şeriatın ve fıkhın öngördüğü şekilde dağıtmıyorlar.

Allah ve Peygamber fitneyi, fesadı, ümmet birliğinin bozulmasını, cemaatin parçalanmasını yasaklamıştır.

Kitabullah ve Sünnet, dünyaya aldanmamak gerektiğini, dünyanın çok hilekâr, sebatsız ve fânî olduğunu, dünyanın bir tarla, bir sınav yeri olduğunu bize haber veriyor. Biz ne yapıyoruz? Bu dünyayı kendimize yalancı, sahte, aldatıcı bir Cennet yapmak için çırpınıp duruyoruz. Demek ki, bunca nasihat bize hiç fayda vermemiş.

Bendeniz, insanlara nasihat edecek bir kimse değilim. Haddimi bilirim, böyle bir şeyden hayâ ederim. Peki, bu yazıyı niçin yazdım? Hatırlatmak için, hatırlatmak için...
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...