Gönderen Konu: Allah Korkusu  (Okunma sayısı 3485 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ene dost

  • yazar
  • ****
  • İleti: 594
  • 'Araz'
Allah Korkusu
« : 05 Mart 2010, 20:45:06 »

Hikmet ehlinden biri der ki:
- Vücudun sıhhat ve selameti az yemekte, Ruhun sıhat ve selameti günahsız olmakta, dinin selameti ise, mahlukatın en hayırlısı Hz. Muhammmedin (sav) güzel ahlakına sahip olmaktadır.
Şanı yüce olan Allah buyurur:

- Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır. (Haşr Suresi: 18)

Ayetin açıklanması şudur:
Allah'tan korkun, Ona itaat edin maddi veya manevi ızdırap içinde olanlara yardım edin. Daima Allah yolunda olun ki, kıyamet günü mükafatını bulasınız. Allah ister hayır olsun, ister şer olsun işlediğiniz herşeyi hakkıyla bilir. Melekler, gök, yer, gece, gündüz.. hepsi hepsi insan ne işlerse kıyamet günü hakkında şahitlik ederler. Hatta insanın kendi azası kendi hakkında şahitlik eder. Yer, imanlı ve ihlaslı kişiler hakkında şahitlik eder ve der ki. Benim üzerimde namaz kıldı, oruç tuttu, haccetti, cihat yaptı, yerin bu şehadeti üzerine ihlaslı mümin sevinir. Aynı şekilde yer imansızlar ve Allaha isyan edenler hakkında da şahitlik yaparak der ki, benim üzerimde putperistlik yaptı Allah'a ortak tanıdı, zina etti, içki içti, haram yedi. Merhametlilerin merhametlisi Allah kıyamet günü bu imansızlarla asileri inceden inceye sorguya geçecek olursa vay onların haline. Mü'min o kimsedir ki, bütün azasıyla Allah'tan korkar. Nitekim İmam Ebulleys der ki:
Allah korkusunun alemeti yedi şeyde belli olur.

-1 DİL'de: Allah'tan korkan kimse dilini yalandan, koğuculuktan, başkalarına iftira etmekten ve fuzuli sözler söylemekten men eder. Onu Allahı anmak, Kuran okumak ve ilim müzakere etmekle meşgul bir aza haline kor.

2- KALP'de: Allah'tan korkan kimse kalbinde müslüman kardeşlerine düşmanlık beslemez. Yalan, iftira ve haset etmek gibi gayrı insanı duyguları kalbinde bulundurmaz. Çünkü haset kişinin güzel amellerini mahveder. Nitekim Allah Resulu (sav) buyururlar:
-Ateşin odunu yediği gibi haset de kişinin güzel amellerini yer bitirir. ( *)

*Ey okuyucu, bil ki haset, kalblerde bulunan ve cemiyet hayatında büyük zararlara yol açan büyük bir hastalıktır. Kalblerde bulunan hastalıklar, yani kötü duygular, yani kötü huylar ancak ilim ve amel ile tedavi edilebilirler.

3- GÖZ'de: Allah'tan korkan kimse gerek yiyecek gerek giyecek ve gerekse içecek ve başka hussularda gözünü haramdan korur. Dünya'ya hırsla ve herşeyi elde etme gayretiyle değil, ibret nazarıyla bakar. Helal olmayan şeylere bakmaktan sakınır. Nitekim Allah Resulu (sav) kim gözünü haram şeylerle doldurursa Allah da kıyamet günü onun gözünü ateşle doldurur.

4- MİDE'de: Allah'tan korkan kimse midesine haram lokma koymaz. Çünkü haram lokma yemek günahların en büyüklerinden biridir. Nitekim Allah Resulu (sav) buyuruyor: İnsanoğlunun midesine bir lokma haram girdiği zaman, bu lokma midesinde kaldığı müddetçe yerde, gökte melekler ona lanet ederler. Eğer bu haram lokma midesinde iken ölürse yeri cehennemdir.

5- EL'de: Allahtan korkan kimse, elini harama uzatmaz. Bilakis Allahın rızasına uygun şeylere uzatır. Kâb'dan şöyle bi rivayet vardır: Allah yeşil zümrütten bir bina yaratmıştır bu bina da yetmişbin daire ve her dairede yetmişbin oda vardır. İşte buraya ancak kendisine haram birşey sunulduğu zaman sırf Allah korkusundan onu reddeden kişiler girer.

6- AYAK'da: Allahtan korkan kimse adamlarını Ona isyan yolunda değil Ona itaat yolunda kullanır. İlim irfan ve güzel ahlak öğrenmek gayesiyle Alimler ve salihler meclisine gider.

7- İTAAT'ta: Allahtan korkan kimse, sırf Allah rızası için ona itaat eder. Riyadan insanlara gösterişten ve ikiyüzlülükten sakınır.
İşte bir kimsenin altı azasında ve yedinci olarak ibadetinde bu haller varsa artık o Allahın haklarında.

-Ahiret sadeti ise, Rabbinin yanında ancak küfür ve günahtan sakınanlara mahsustur. (Zuhruf Suresi ayet:35) buyurduğu kişilerdendir.

Yine şanı yüce olan Allah, aynı kişiler hakkında buyurur ki:

- Şüphesiz ki fenalıklardan sakınınlar Rabb'larının kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennette pınarların başlarındadırlar. Onlar bundan evvel iyi ameller edenlerdi. (Zariyat Suresi Ayet:1516)

-Şüphesiz ki, fenalıklardan sakınanlar cennetler, nimetler içindedir. (Tur Suresi Ayet: 17)

-Takva sahipleri hakikaten emin bir makamdadır. (Duhan Suresi Ayet:51)

Bütün bu ayetlerde Allah sanki şöyle buyuruyor: Onlar kıyamet günü azaptan kurtulurlar. Bir de mümin olan korku ve ümit arasında olmalıdır. Mümin Allahın rahmetine güvenmeli Ondan asla ümit kesmemelidir. Nitekim şanı yücü olan Allah buyurur:

- De ki: Ey nefislerine karşı aşırı hareket edenler, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affetme kudretine maliktir. Şüphesiz ki O çok affedici çok esirgeyicidir. (Zümer Suresi Ayet:53)

Mümin kişi Allah'ın rahmetinden ümidini kesmekle beraber ibadetlerini de yapar, kötü fiillerden vazgeçer ve kötü huylarını terkeder. Rivayet edildiğine göre bir ara Hz. Davut - Allah'ın selamı üzerine olsun- mescidinde oturmuş Zebur okuyordu. O arada yerde kızıl bir kurt (böcek) gördü ve kendi kendine şöyle söyledi.

-Allah bu kurdu yaratmakla ne murat etmiş ola ki.

Hz. Davut'un bu küçümsemesi üzerine Allah kudretiyle kurdu konuşturdu. Böcek şöyle dedi:

-Ey Allah'ın Peygamberi, Allah bana öyle bir ilham verdi ki, gündüzleri hergün bin defa Allahı tesbih ve tenzih ederim. Her türlü övgü Ona mahsustur. Kaynakta tek tasarruf sahibi Odur. O yücelerin yücesidir derim. Geceleri de her gün bin defa Allahım Peygamberlerin güneşi Hz. Muhammede tabi olanlara selamet ver derim.  Ya sen neler söyledin ki senden istifade edeyim. Bu sözler üzerine Hz. Davut içinden kurdu hakir gördüğüne pişman oldu. Allahtan korktu hatasından döndü tevekkül etti.

Allah dostu Hz. İbrahim -Selam Ona- hataları hatırladığı zaman  kendinden geçer kalbinin şiddetle çarptığını hissederdi. Allah kendisene Cebraili gönderdi. Cebrail HZ. İbrahime Allah sana selam ediyor ve dostundan korkan bir dost gördü mü diyor, dedi.
Bunun üzerine Hz. İbrahim şu cevabı verdi:

- Ey Cebrail, hatalarımı hatırladığım ve cezasını düşündüğüm zaman dostluğu unutuyorum, işte Peygamberin ermişlerin ve salihlerin hali budur. Ey okuyucu düşün,
İmam Ebulleys der ki:

- Yedinci kat gökte Allah kendilerini yaratalı beri secde eden öyle melekler vardır ki, Allah korkusundan damarları titter. Kıyamet günü olunca başlarını secdeden kaldırarak şöyle derler. Ey Rabbimiz seni tenzih ederiz, kulluk vazifemizi hakkıyla yapamadık.

Allahın şu ayeti bu gerçeye işaret eder:

- Kendilerine her surette hakim olan Rablerinden korkarak ne emrolunurlarsa onu yaparlar. (Nahl Suresi Ayet:50)


İmam-ı Gazali - İlahi Nizam kitabından.
Nakşibendi beyazdır, leke kabul etmez. (Gavs-ı Sani)

Çevrimdışı smyyes

  • smyyes
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 17
Ynt: Allah Korkusu
« Yanıtla #1 : 05 Mart 2010, 22:26:35 »
Allah razı olsun kardeşim.
çok yerinde bir paylaşım olmuş
Sanat için soyunana alkış tutan eller
neden Allah için giyinene zulmeder?

Çevrimdışı fediş

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 34
Ynt: Allah Korkusu
« Yanıtla #2 : 05 Mart 2010, 22:51:34 »
Çok yerinde ve doğru bir paylaşım gerçekten.
Devamını bekliyoruz inşAllah.

Çevrimdışı ene dost

  • yazar
  • ****
  • İleti: 594
  • 'Araz'
Ynt: Allah Korkusu
« Yanıtla #3 : 06 Mart 2010, 13:29:26 »
Amin cümlemizden de. Allah nasip ederse ilk sayfadan başladım, fırsat oldukça yazmaya devam edeceğim İnşaAllah.
Nakşibendi beyazdır, leke kabul etmez. (Gavs-ı Sani)

Çevrimdışı ene dost

  • yazar
  • ****
  • İleti: 594
  • 'Araz'
Ynt: Allah Korkusu
« Yanıtla #4 : 06 Mart 2010, 22:44:05 »
Peygamberimiz (asm) aleyhisselam da buyururlar ki:
- Allah korkusundan kişinin vücudu ürperdiği zaman -ağaçtan yaprakların dökülmesi gibi- günahları dökülür.

Anlatırlar ki, adamın birisi bir kadına göz kor. Bir ara bu kadın , ticaret maksadıyla bir kafile ile yola çıkar. Adam da aynı kafile ile peşinden gider. Akşam olunca bir yerde konaklanır ve herkes yatar. Bu arada adam kadının yanına gelir ve gayesini ona söyler. Kadın:

-Git, bak, bakalım herkes uyumuş mu? der.
Teklifini kabul edeceğini sanan erkek, sevinçle gider, kafile efradını dolaşır ve,
-Evet, herkes uyumuş! der.
Bu sefer kadın,
-Peki, Allah hakkında ne dersin? Acaba bu saatte O da uyumuş mudur? der.
Bu ağır soruya erkek,
-HAyır, Allah asla uyumaz, uyuklamaz! Cevabını vermeğe mecbur kalınca kadın,
- O halde, der, insanlar görmese bile, uyumayanve uyuklamayan Allah bizi görür. Kendisinden korkulmaya ve hayâ edilmeye, O daha layıktır.

Kadının bu sözleri üzerine erkek, Allah'tan korkar, hemen kafileden ayrılarak geri döne ve tevbe eder.
Gene anlatırlar ki; bir adam vardı. Allah yolundaydı. Bir ara darlığa düştü, çocukları aç kaldı. Adam, bir şeyler istemek üzere karısını gönderdi. Karısı bir zenginin kapısını çalarak, çocuklarının aç olduğunu söyledi ve birşeyler istedi. Fakat zengin adam, yapacağı yardıma karşılık kötü isteklerde bulundu. Kadın bunu reddetti ve yardım almadan geri geldi. FAkat açlık artmıştı. Çocuklar, açlıktan ölüyoruz, diye feryat ediyorlardı. Kadın o zengin adama tekrar gitti ve aynı kötü teklifle karşılaştı. Kadın da, çaresiz kabul ettiğini söyledi Zengin adam, kadına yaklaşmak istediği zaman o'nun azasında müthiş bi titreme olduğunu hissetti ve sebebini sordu. Kadının sevabı şu oldu:

-Ben Allah'tan korkuyorum!
Bunun üzerine adam,

-Sen böyle ihtiyaç içinde olduğun halde Allah'tan korkarsan, ben daha çok korkmak durumundayım, dedi. Hemen kadının ihtiyaçlarını temin ederek sevinç içinde evine gönderdi.
Peygamberimizden rivayet edilen bir hadis şöyledir:

-Allah buyurur ki: Ben iki korkuyu ve iki korkusuzluğu kulumda toplamam. Kim, dünyada benden korkarsa ahirette emin olur. Korku yoktur. Kim dünyada benden emin olursa, ahirette onu korkuturum.
Şanı yüce olan Allah buyurur:

-Siz insanlardan korkmayın, benden korkun! (Maide suresi, ayet:44'ün bir kısmı.)
-Siz onlardan korkmayın; eğer iman etmiş kişilerseniz benden korkun! (Al-i İmran suresi, ayet: 175'in bir kısmı)
Hazreti Ömer, Kur'an'dan bir ayet dinlediği zaman baygınlık geçirir ve düşerdi. Bir gün eline bir saman çöpü olarak şöyle dedi:

-Keşke bir saman çöpü olaydım, hatırlanır bir şey olmayaydım. Keşke anam beni doğurmayaydı.
Gene Hz. Ömer öyle çok ağlardı ki, iki gözünden akan yaşlar, yanaklarında iki siyah çizgi meydana getirirdi.
Allah'ın Resulu, bu hususda şöyle buyurdular:
-Kim ki Allah korkusundan ağlarsa, o, süt memeye girmedikçe cehenneme girmez. (*)
_________________
(*) Memeden çıkan süt bir daha memeye giremeyeceğine göre. Allah korkusundan ağlayan kimse de cehenneme girmez.

REKAİKU'L AHBAR isimli kitapta şöyle bir haber vardır:

-Kıyamet günü bir kişi huzura getirilir. Sevepları ile günahları karşılaştırılır., fakat günahları ağır basar. Bunun üzerine cezasının verilmesi emredilir. Bu arada kirpiklerinden bir tel dile gelerek der ki:

-Ey Rabbim, senin Resul'ün HZ. Muhammed -Allah'ın selamı onun üzerine olsun!- (Kim, Allah korkusu ile ağlarsa Allah, o gözü cehennem ateşine ram kılar!) buyuruyor. Halbuki ben dünyada iken senin korkundan ağlamıştım!...
Bunun üzerine Allah, o kimseyi afeder, dünyada sırf Rabbi'nin korkusundan ağlayan bir kirpik teli bereketine azaptan kurtarır. Cebrail aleyhisselam da:

-Falan kişi, Allah korkusundan ağlayan bir kirpik telinin hürmetine cezadan kurtulmuştur, diye ilan eder.

BİDAYETÜ'ÜL HİDAYET'de de şu haber vardır:

-Kıyamet günü olunca cehennem öyle bir kükrer ki, bütün insanlar onun korkusundan diz üstü çökerler.
Nitekim şanı yüce olan Allah buyurur:

-Ve sen (Eyl Muhammed) her ümmeti diz çökmüş bir halde göreceksin. Her ümmet kitabının başına çağrılaca ve onlara şöyle dinilecek:

-Bugün, dünyada yaptıklarınızın karşılığı verilecek. (Casiye suresi, ayet: 28)

İnsanlar cehenneme yaklaştıkları zaman onu öfkeden kükrer bir halde bulurlar. Öyle ki, bu kükreyiş, yürüyüşü beşyüz sen esürecek kadar bir uzaklıktan duyulur. Bu anda bütün insanlar, hatta peygamberler bile (NEFSİ, NEFSİ) diyerek kendi başlarının derdine düşerler. Fakat Peygamberlerin en seçkini Hz. Muhammed - Allah'ın selamı O'nun üzerine olsun- Kendi nefsini unutur, "ÜMMETİM, ÜMMETİM" diye figan eder. Bu sırada cehennemden, dağ kadar büyük bir ateş parçası ıkar. Hz. Muhammed'in ümmeti bu ateş parçasını defetmek ve uzaklaştırmak isteyerek:

-Namaz kılanlar, oruç tutanlar, doğruluktan ayrılmayanlar ve ihlaslı kişiler, hakkı için, geri dön, git derler.
Fakat o gitmez. Bu arada CEbrail aleyhisselam seslenir:

- Ateş parçasının kasdı Ümmet-i Muhammed'dir. Sonra elinde bir bardak su ile gelir ve onu Peygamberimize sunarak:

-Ey Allah'ın Resulu, der, bunu al ve ateşe serp!
Peygamberimiz bu bir kadeh suyu alır ve ateşe serper, ateşin hemen söndüğü görülür. Sonra Cebrail aleyhisselam'a sorar:

-Ey Cebrail, bu su neydi?
Cebrail aleyhisselam cevap verir:

-Ey Allah'ın Resulü, bu, ümmetinin asilerinin sırf Allah korkusu sebebiyle akıttıkları gözyaşlarıdır. Şu anda bana, ateşe döküp söndürmem için onu sana vermem emredildi.
Peygamberimiz aleyhisselam şöyle dua ederdi:
Allahım, bana, ölmeden önce senin korkundan ağlayan iki göz ver!

                                           Gühanıma ağlamaz mı gözlerim,
                                           Bilmem, gitti elimden ömrüm,

Gene peygamberimizden nakledilen bir haber şu şekildedir:

-Hiçbir imanlı kişi yoktur ki, sırf Allah korkusu sebebiyle gözünden sinek başı kadar yaş çıksın ve bu yaş sıcak yanağını ıslasın da o kimseye cehennem ateşi değsin!

Anlatıldığına göre Muhammed İbni Münzir, ağladığı zaman yüzünü ve sakalını göz yaşları ile yıkar ve şöyle derdi:

-İşittiğime göre göz yaşları değen yere cehennem ateşi değmezmiş!
Bütün bu anlatılanlar gösteriyor ki, hakiki müslüman Allah'tan O'nun azabından korkmalı ve nefsinin şehevi isteklerinden kaçınmalıdır. Nitekim Allan buyurur:

-Artık kim nefsinin şehevi isteklerine uymuş, dünya hayatını tercih etmişse, işte muhakkak ki o alevli ateş (cehennem) onun varacağı yerin ta kendisidir.

-FAkat kim ki Rabbı(nın makamından korkar, nefsini hevâ ve hevesinden alıkorsa, işte muhakkak o cennet O'nun varacağı yerin ta kendisidir. (Naziat suresi ayet: 37-41)
Her kim ki Allah'ın azabında kurtulup rahmetine garkolmak isterse, dünyanın meşakkatlerine sabretsin ve Allah'ın mennettiği şeyleri yapmasın!

ZEHERRÜ'R RİYAZ'da şöyle bir haber vardır. Peygamberimizden nakledilir:

-Cennetlik kişiler cennete girdikleri zaman melekler onları çeşit çeşit yemekler, rengarenk meyveler, güzel oturamaklar ve yataklar, hülasa akla gelebilecek her türlü nimetlerle karşılarlar. Bununla beraber u cennetlik kişilerin halinde bir durgunluk, yüzlerinde bir hayret emaresi hissedilir. Bunun üzerine Allah buyurur ki:

-Ey kullarım, bu durgunluk ve hayret neye?
Burası böyle bir şey yeri mi ki?
Cennetlik kullar derler ki:

-Bize bir vaad vardı. Onun vakti geldi!
Allah meleklere emreder:

-Yüzlerden perdeleri kaldırın!
Fakat melekler derler ki:

-Ey Rabbimiz, onlar senin cemalini nasıl görebilirler? Onlar dünyada sana isyan etmişlerdi.
Allah buyurur:

-Kaldırın perdeleri! Onlar dünyada benim gösterdiğim ahlak esaslarına uydular, secde ettiler, bana kavuşmak azrusiyle gözyaşı döktüler.
Bunun üzerine perdeler kaldırılır. Cennetlik kişiler Cemal-i ilahiyi görünce secdeye kapanırlar. Allah buyurur ki:

-Ey kullarım, başınızı secdeden kaldırın! Burası ibare yeri değil, izzet-ü ikram yeridir.
Sonra, keyfiyetsiz olarak onlara tecelli eder ve sevince gark olmalı için:

-Selam size, ey kullarım; Ben sizden razıyım, sizde bende razı mısınız? der. Onlar:

-Ey Rabbimiz, biz senden niye razı olmayalım ki, sen bize, hiç bir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kimsenin hatrına gelmeye nimetler verdin! derler.
İşte Allah'ın şu iki ayeti bu gerçeğe delalet eder:

1- Onların Rableri yanında mükafatları, altlarından ırmaklar akan ADN CENNETLERİ'dir. Hepsi de orada ebedi, devamlı kalacaklardır. Allah bunlardan razı olmuştur. Bunlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu mutluluk, Rabbinden korkanlara mahsustur. (Beyyine suresi, ayet 8)

2- Bu da çok merhametli Rablerinden bir selamdır. (Yasin suresi, ayet: 58)


İmam-ı Gazali - İlahi Nizam kitabından.                         ____________________________O________________________________
                                            
« Son Düzenleme: 06 Mart 2010, 22:44:52 Gönderen: SadakatNet »
Nakşibendi beyazdır, leke kabul etmez. (Gavs-ı Sani)

Çevrimdışı ene dost

  • yazar
  • ****
  • İleti: 594
  • 'Araz'
Ynt: Allah Korkusu
« Yanıtla #5 : 08 Mart 2010, 22:20:10 »
                                                                                   SABIR - HASTALIK

Kim ki, Allah'ın azabından kurtulmak ve rahmetine nail olup cnnetine girmek isterse, nefsini dünyevi hevâ ve hevesten meetsin ve dünyanın sıkıntılarına ve musibetlerine katlanarak sabretsin! Nitekim şanı yüce olan Allah buyurur:

-Allah musibetlere katlanarak sabredenleri sever! (Al-i İmran Suresi, ayet:146)

Sabır bairkaç yerde lüzumludur:

1- Allah'a itaat hususunda sabır ve sebat.

2- Allah'ın haram olarak ilan ettiği şeylere yaklaşmakta sabır ve sebat.

3- Musibetlere ve bilhalssa bir musibete maruz kalındığının ilk anlarında sabır ve sebat.

Kim Allah'a itaat hususunda sabır ve sebat gösterirse, Allah ona kıyamet günü, cennette, her biri gök ile yer arası kadar olan üçyüz derece verir.
Gene kim Allah'ın haram kıldığı şeylere yaklaşmamakta sabır ve sebat gösterirse, kıyamet günü O, ona altıyüz derece verri.
Kim de dünyanın meşakkat ve musibetlerine katlanarak Allah'ın koyduğu ahlak ve esaslarından ayrılmazsa O, cennette ona yediyüz derece verri.
Akıllı bir müslümana yraşan en doğru hareket, her ne süretle olursa olsun, dünyada maruz kaldığı musibetlere sabretmek, ilahi nizamdan dışarı çıkmamak ve halinden şikayetçi olmamaktır. Çünkü musibetleri en şiddetlisine peygamberler ve ermişler maruz kalır. Allah rahmet eylesin, Cüneyd Bağdadi derki:
- Bela ve musibet, arifler için bir kandil (ışık), Allah yolunu arayanlar için bir uyarıcı, imanlılar için bir ıslahçı, gafiller için ise bir ölüm habercisidir. Kişi, bir musibete maruz kalıp hoşnutluk göstermedikçe ve sabır etmedikçe İMAN'ın tadını bulamaz.
Peygamberimiz alehisselam bururlar ki:

-Kim ki bir gece hastalanır da sabreder ve Allah'a şikayetçi olmazsa, anasından doğduğu günkü gibi temizlenmiş olur. Ey ümmetim, hastalandığnız zaman Allah'a şikayetçi olup karşı gelmeyin!

Muaz İbni CEbel'dennakledilen bir haber şöyledir:

- Allah'ın bir mü'min kulu bir hastalığa mübtela olduğu zaman günahları yazan meleğe Allah şöyle emir verir:

-Çek kalemi onun defterinden!
Sevapları yazan meleğe de şöyle buyurur:
- Kulumun işlediği amellerin en güzellerini yaz.
Peygamberimizden anlatılan başka bir haber de şöyledir:
-İmanlı bir kul hastalandığı zaman Allah ona iki melek göndererek, "bakın bakalım kulum neler söylüyor" der. Eğer kul, Allah'a hamdederim. Diyorsa Allah buna vakıf olmakla beraber melekler o sözü alıp RAbbına götürürler. Allah buyurur ki:

-Eğer kulumu bu hastalık halinde öldürürsem cennete koyacağım. Ve eğer şifa verirsem etini ve kanını daha hayırlı bir ete ve kana çevirecek ve günahlarını afvedeceğim!

İbni Ata der ki:

Kişinin dğruluğu, yalancılığı ve gerçek mü'min olup olmadığı, bolluk - genişlik günlerinde şükrediyor ve musibete maruz kaldığı demlerde de ağlayıp Allah'a sızlanıyorsa. O, yalancılardandır. Eğer bir kimse her yönden alim olsa, sonra bela rüzgarları üzerine hücum etse de o, maruz kadığı bu belalardan dolayı Allah'a karşı sızlansa O'na ne ilmi, ne de güzel amelleri fayda vermez. Nitekim Kudsi Hadisde Allah buyurur:

- Kim ki benim takdirime razı olmaz, başına gelenlerden dolayı, sızlanır ve benim kendisine verdiklerimle şükretmeze, o kendisine benden başka bir ilah arasın!

Vehep İbni Bünebbih anlatır:

-Peygamberlerden biri elli sene ibadet eder sonra Allah vahiy yoluyla kendisini afvettiğini bildirir. Peygamber, "Ya Rabbi, benim neyimi afvediyorsun? ben günah işlemedim ki!" deyince Allah, bir atardamarına emreder. O gece damarın vuruş ve atışlarından uyuyamaz, sabahleyin gelen vahiy meleğine şikayetçi olur. Bunun üzerine melek şöyle der:

-Rabbim sana diyor ki ELLİ senelik ibadetin, bu damarın şikayetine bile muadil değildir.


İmam-ı Gazali - İlahi Nizam kitabından
Nakşibendi beyazdır, leke kabul etmez. (Gavs-ı Sani)

Çevrimdışı osmanlı-torunu

  • okur
  • *
  • İleti: 69
Ynt: Allah Korkusu
« Yanıtla #6 : 08 Mart 2010, 22:25:01 »
biz onun(Hz.Allah)ın mahlukat kullarıyız cennetinin kapılarını biz mahlukatlarına açmasa bile yinede bizim yaradanımız bizim sahibimiz ve herşeyin sahibi olarak Hz.Allah tan korkmalı Allah ın rızası için yaşamalıyız
Bir meşaiyyun var, bir de işrakiyyun var.
           İşrakiyyun: Önce inanıyor, sonra hikmetini araştırıyor. Meşaiyyun bunun zıddıdır. Kainatı inceler Allah’ı bulur. Bizim
      sûfî mezhebimiz işrakiyyun üzerine kurulmuştur. Zahirilerle  farkımız; biz cevizin içini, onlar kabuğunu yerler.