Gönderen Konu: Başörtüsü Füruattan Mıdır?*  (Okunma sayısı 5347 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı nisa-57

  • okur
  • *
  • İleti: 61
Başörtüsü Füruattan Mıdır?*
« : 05 Mayıs 2007, 14:00:35 »

BAŞÖRTÜSÜ FÜRUATTAN MIDIR?

BAŞÖRTÜSÜ FARZDIR Bu röportaj; 18.Mayıs.l987 tarihinde bir aylık dergide yayınlanmıştır. İçinde bulunduğumuz halin, hiç değişmediği görülmektedir. Sivil ve asker bürokratlar; "Türkiye'de yaşayan insanların nasıl düşüneceklerini veya hangi kıyafeti tercih edeceklerini" tesbit etmekten zevk almaktadırlar. Türkiye'nin gündemini, bu müstekbirlerin tesbit ettiğini söyleyebiliriz.

SORU: Türkiye'nin gündemine sık sık gelen türban yasağı konusunda bazı suallerim olacaktır. Bu yasağa karşı verilen mücadele, ne zaman başlamıştır? Türban yasağının Atatürk ilkeleri, lâiklik veya kılık-kıyafet devrimi ile bir ilgisi var mıdır?

HÜSNÜ AKTAŞ: Her toplumun içerisinde; geçmişin mirası ve yaşanan hadiselerin keyfiyeti, ihtilâf konusu olabilir. Türkiye'nin gündemini işgal eden ve siyasi krizlere sebeb olan tesettür tartışması, geçmişin mirasına dayanan bir ihtilâftır.

Milli Şef ve CHP'nin Genel Başkanı İsmet İnönü; 1966 yılında, tesettürün farz olduğunu savunan yazar Şule Yüksel Şenler için "sıkma-baş" tabirini kullanmış ve hakaret etmişti. CHP'liler tesettürü, kendi dünya görüşlerine aykırı buluyorlardı.

A.Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencisi Hatice Babacan; 1968 yılında, derslere tesettür ile girmeye karar verince, yer yerinden oynadı. Üniversite senatosu; İlahiyat Fakültesi dekanı Prof. H. Gazi Yurtaydın'ın teklifine uyarak, bu öğrenciye okuldan uzaklaştırma cezası verdi. İlahiyat Fakültesi öğrencilerinden bir gurup; toplantının yapıldığı DTCF'nin önünde, merakla kararı bekliyordu. Kararı öğrenir-öğrenmez; zorbalığı protesto etmeye ve Prof. Hüseyin Gazi Yurtaydın'ın arabasını tekmelemeye başladılar. Tabii iş çığırından çıktı ve A.Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencileri süresiz boykot kararı aldılar.

İslâm Tarihi Hocamız Prof. Neşet Çağatay "Türkiye'de Gerici Eylemler" isimli eserinde; dünya tarihinde, ilk boykotun, A. Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencileri tarafından yapıldığını iddia etmektedir. Doğru mudur, değil midir bilmiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim: Üniversite'de tesettürü yasaklama ve yasağa karşı verilen mücadele, bu hadise ile başlamıştır. Halen hem yasakçı zihniyet, hem yasağa karşı direnen yiğit öğrenciler, mücadelelerine devam etmektedirler.

Bu tesbitten sonra, diğer sualinize geçebiliriz: Lâiklik ideolojisi; devlet adamlarına kanun yaparken "dini değil, bilimi ve aklı esas almalarını" tavsiye eden bir ideolojidir. Bu tavsiye devletin işleri ile sınırlıdır. Vatandaşlar özel hayatlarını; hukuka ve ahlâka riayet ederek, kendi tercihlerine göre tanzim edebilirler.

Esasen bir müslümanın "-Ben aklımı esas alırım. Din ile dünya işlerini birbirine karıştırmam. Allah'ın (cc) indirdiği hükümler beni ilgilendirmez" demesi mümkün değildir. Sivil ve asker bürokratların müslümanlara; "Özel hayatınızda; İslâm Dininin hükümlerini değil, lâikliği esas almak zorundasınız" demeleri, başlı-başına bir zorbalıktır. Aydınlanma felsefesini (modernizmi) keyiflerine göre yorumlayan bürokratlar; cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, kendi dünya görüşlerini resmi ideoloji haline getirmeye gayret etmişlerdir.

Bu gayret; sivil ve asker bürokratlar ile kendilerini İslâm milletinin bir parçası olarak gören vatandaşlar arasında, psikolojik bir mücadeleye vesile olmuştur. Bazı politikacılar; "vatandaşların neye inanacaklarını, nasıl ibadet edeceklerini, hangi kıyafetleri giyeceklerini, neleri düşüneceklerini ve bu düşüncelerini nasıl ifade edeceklerini" tesbit etme hakkını, kendilerinde görebilmektedirler. Gerçek yobazlık budur!.. Tesettür yasağının, Atatürk ilkeleri veya kılık-kıyafeti düzenleyen devrim kanunları ile bir ilgisi yoktur.

Prof. Dr. Afet İnan'ın kaleme aldığı ve MEB tarafından yayınlanan "Atatürk ve Türk Kadın Hakları'nın Kazanılması" isimli eserde; Atatürk'ün: "- Eğer kadınlarımız; dinin emrettiği kıyafet, faziletin icabettirdiği tavır ve hareketler içinde bulunur, milletin ilim, sanat, ictimaiyyat hareketlerine iştirak ederse, milletin en mutaassıbları dahi buna itiraz edemez" dediğini nakletmektedir.

Bu eser; devlet bütçesinden ayrılan ödenek ile yayınlandığına göre; doğru olup-olmadığını ispat külfeti kendilerine aittir. Velev ki Atatürk tesettürü yasaklamış olsaydı, yine de müslüman kadınlara düşen görev, Allah'ın (cc)'ın indirdiği hükümlere uymakla sınırlı olurdu.

SORU: İlahiyat Fakültesi eski öğretim üyelerinden Prof. Bahriye Üçok; kadınların İslâmi kıyafetin türban değil, cilbab veya çarşaf olduğunu iddia ediyor. Ayrıca hür kadınlar ile cariyelerin birbirinden ayrılması için, bu kıyafetin farz kılındığını belirtiyor. Bu iddialara, nasıl cevap verebiliriz?

HÜSNÜ AKTAŞ: İslâmiyet'in zuhuru sırasında, (yani cahiliye döneminde) kadınların mahalli kıyafetleri vardır. Örtünmeye fazla önem vermedikleri de sabittir. Tesettür âyetlerinin gelişine kadar, müslüman kadınlar örflerine ve adetlerine göre giyinmişlerdir. Tesettürü farz kılan ayetin indiği gün, eski örflerini terketmiş ve Rasûl-i Ekrem'in (sav) belirttiği şekilde örtünmeye başlamışlardır. İnsanların elbise giymeleri, yeni bir hadise de değildir. Kur'an-ı Kerim'de: "-Ey Ademoğulları!.. Size avretinizi örtecek bir elbise, bir de giyinip süsleneceğiniz (ziynet) elbisesi indirdik!.. Takva elbisesi ise, o hepsinden daha hayırlıdır.

Bu Allah'ın ayetlerindendir. Ta ki (insanlar) iyice düşünsünler" (El A'raf Sûresi: 26) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerime'deki hüküm umumidir ve bütün insanları içine almaktadır. Hevâsına muhalefet edip, Allahû Teâla (cc)'ya teslim olan bir mükellef, kıyafet noktasında da hassasiyet gösterecektir. İslâm alimlerinin: "-mükellefin (kadm ve erkek) avret mahallini örtecek, soğuktan ve sıcaktan gelebilecek her türlü zararı önleyebilecek şekilde giyinmesi farzdır" hükmünde ittifak ettikleri sabittir. Dikkat edilirse farz olan kıyafette iki unsura yer verilmiştir.

Birincisi: Avret mahallinin örtülmesidir. Bu erkek ve kadın için, farklı bir kıyafeti beraberinde getirir. İkincisi: İklim şartlarına uygun şekilde giyinmektir. Rasûl-i Ekrem (sav) döneminden itibaren; mü'min kadınların kıyafeti konusunda, hiçbir ihtilâf olmamıştır. Herhangi bir farzın tartışılması da mümkün değildir. A.Ü. İlahiyat Fakültesi eski öğretim üyelerinden Prof. Bahriye Üçok; 1968 yılında yapılan boykottan sonra, bir daha Fakülteye girmeye cesaret edememiştir.

Bu profesör "İslami kıyafetin türban değil, cilbab (çarşaf) olduğunu ve hür kadınlar ile cariyelerin birbirinden ayrılması için çarşafın farz kılındığını" söylerken, şu ayet-i kerime'yi delil olarak öne sürmektedir: "- Ey Peygamber!.. Hanımlarına, kızlarına ve mü'min kadınlara söyle; (ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) cilbablarını üstlerine örtsünler. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah Gafurdur, rahimdir." (El Ahzab Sûresi: 59) Bu ayetin sebebi nüzulü ile ilgili rivayetler dikkate alındığı zaman, hür kadınlar ile cariyelerin tanınmasının ve statülerine göre muamele yapılmasının hikmeti üzerinde durulabilir.

Ancak sebebin hususi olması, hükmün umumi olmasına engel değildir. Ayrıca Üniversite'de okuyan kız öğrencilere; "-Sizler hür kadınlar gibi değil, cariyeler gibi giyinmeye mecbursunuz" dayatması, nasıl izah edilecektir? İslâm'a inanan fakat tesettüre riayet edemeyen kadınları; cariye statüsüne göre değerlendirmek, onlara yapılabilecek en büyük hakarettir.

Eğer Prof. Bahriye Üçok "Günümüze cariye yoktur. Dolayısıyle tanınma problemi ortadan kalkmıştır" demek istiyorsa, hür kadınların kıyafetini savunması gerekir. Kadın sahabeler tesettürün mahiyetini ve şeklini, bizzat Resûl-i Ekrem (sav)'den öğrenmiş ve tatbik , etmişlerdir. Hz. Aişe (ranha) ve Hz. Ümm-i Seleme'den (ranha) gelen rivayetler, tesettürün şekli ile ilgilidir. Bu hususta hiçbir ihtilâf yoktur.

SORU: Bazı Hocaefendiler; ilim öğrenmenin farz olduğunu belirtiyor ve kız Öğrencilerin tesettüre riayet etmeden veya peruk takarak okuyabileceklerine fetva veriyorlar. Ayrıca tesettürün; dinin asli değil, fer'i bir hükmü olduğunu iddia ediyorlar? Tesettür farzını, teferruat olarak kabul edebilir miyiz?

HÜSNÜ AKTAŞ: Kadınların üzerine farz-ı ayn olan ilimlerin, lâik devletin üniversitelerde okutulmadığı sabittir. Dolayısıyle bahsettiğiniz fetva doğru değildir. Tesettürün; dinin asli değil, fer'i hükmü olduğun iddiasına gelince: Bu iddia da batıldır. Meselenin kavranabilmesi için, İslâmi tekliflerin tasnifini kısaca gündeme getirelim. İslâmi teklifleri; itikadat, adâb, ibadat, muamelât ve ukûbat olmak üzere tasnif eden alimler vardır. Bazı alimler de "itikadi, ameli ve ahlâki" olmak üzere üçlü tasnifi benimsemişlerdir. Bu tasnifte ameli hükümler; ibâdet, muamelat ve ukûbat olarak değerlendirilmiştir. Her iki tasnifi de birleştirmek mümkündür.

Kadınların İslâmi kıyafetleri konusu; namaz ve hac ibadetlerinin edası gözönünde bulundurulduğu takdirde ameli hükümlere, müslümanın aile ve cemiyet hayatı düşünüldüğü takdirde de ahlâki hükümlere girebilir. Ancak meselenin itikadi açıdan ele alınması da mümkündür. İman; Allahû Teâla (cc)'nın varlığını ve O'nun indirdiği hükümlerin hakikat olduğunu, kalben tasdik edip, dille ikrar etmektir.

Allahû Teâla (cc)'nın kitabında, kadınların kıyafeti ve örtünmesi ile ilgili nasslar mevcut ise (ki mevcuddur) konu, dinin asli hükümlerinden birini teşkil ediyor demektir. O takdirde, şu veya bu şekilde tefsir edilmesi bir yana, İslâmi kıyafetin mevcudiyetini zarûrât-ı diniyeden kabul etmek mecburiyetindeyiz.

Meselenin kavranması için başka misaller de verebiliriz: İnsanlara iftira etmek gıyabında çekiştirmek (gıybet) kötü huylardandır. Mütevazi olmak ve kul hukuku riayet etmek iyi huylardandır. Bu konuları, ahlâki hükümler olarak değerlendirmek mümkündür. İftira ve gıybetten kaçınmayan insanlar, sadece ahlâki kurallarını çiğnemiş olurlar.

Bu davranışları sebebiyle onları kafir olarak nitelendiremeyiz. Ancak her müslümanın, iftiranın ve gıybetin haram kılındığını tasdik etmesi ve kötü huylardan olduğuna inanması zaruridir. Buna inanmadığı takdirde, Kur'ân-ı Ke-rim'deki bazı âyetleri inkâr etmiş olur ki bu, onların iman dairesinden çıkmalarına sebeb olur. Yine bir kimse; zekât versin veya vermesin, bunun farz olduğuna inanmak durumundadır. Eğer farziyetini inkâr ederse, mürted olur.

Feteva-ı Hindiyye'de: "-Zekât muhkem bir farzdır. İnkar eden kafir olur." hükmü kayıtlıdır. Esasen bütün farzlar için, bu geçerlidir. Zira delâleti ve subûti kati olan muhkem nassları tasdik etmeyen bir kimsenin müslüman olması mümkün değildir. Dolayısıyle tesettürün teferruat kabilinden olduğunu iddia eden kimse; ya cahildir, ya tağuti güçlere yaranmayı düşünen bir dalkavuktur.

SORU: Bazı hukukçular; üniversite'de okuyan kız öğrencilerin başörtülerini, siyasi İslâmın bir simgesi veya ideolojik bir kıyafet olarak değerlendiriyorlar. Geleneksel İslâmi kıyafet olarak görmüyorlar. Tesettürü, cumhuriyetin temel ilkelerine muhafet niyeti ile giyilen bir kıyafet olarak değerlendirenlere de rastlıyoruz. Bu sebebleri ileri sürerek, yasaklanması gerektiğini iddia ediyorlar. Bu iddiaların kaynağının, vehim olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu değerlendirmenin hukuki bir değeri var mıdır?

HÜSNÜ AKTAŞ: İslâm dini, beşeri bir ideoloji değildir. Geleneksel veya siyasi İslâm tasniflerinin de ilmi değeri yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığı, Yüksek Din İşleri Kurulu; "İslâm dininin, hür ve büluğa ermiş kadınlara tesettürü farz kıldığını" resmen ilân etmiştir. Türkiye'de başlarını örten kadınlar, sadece Üniversite'de okuyan kız öğrencilerle de sınırlı değildir.

Bütün dünyada insanlar; hem ülkelerinin iklim şartlarını, hem inançlarını dikkate alarak, kendilerine uygun bir kıyafeti tercih edebilirler. Buna müdahale etmeye veya engel olmaya çalışmak; hukuku değil, zorbalığı gündeme getirir ve cürümlerin en büyüğüdür. Müslüman kadınların; dış görünüş itibarı ile göze çarpan alâmetlerinin başörtüleri olduğu söylenebilir.

Fakat bunu "İdeolojik kıyafet" ile açıklamak doğru değildir. Tesettürü, cumhuriyetin temel ilkelerine muhafet niyeti ile giyilen bir kıyafet olarak değerlendirenler, insanların kalple-rinen geçeni ve niyetlerini okumayı ne zaman öğrenmişlerdir? Bahsettiğiniz yorumların hukuki bir değeri mevcut değildir. Tarih boyunca hukuku değil, orman kanunlarını esas alan zalimler, mü'min kadınların kıyafetine müdahaleye çalışmışlardır. Günümüzde de keyiflerini ilâh edinen bazı zalimlerin, aynı cürümü işledikleri görülmektedir.

Fakat unuttukları bir şey vardır. Mü'min kadınların tesettürüne hakaret, bir savaş sebebidir. Nitekim Asr-ı Saadette; Ben-i Kaynuka Yahudilerinden birisinin, mü'min bir kadının tesettürüne el uzatması, savaşa sebeb olmuştur. Tarihimizde önemli yeri olan Maraşlı Sütçü İmam, mü'min kadınların tesettürüne hakaret eden iki Fransız askerini kurşuna dizdiği malûmdur. Daha sonra şehadet şerbetini içmiştir. Tesettür mü'min kadınların ve İslâm'ın şiarıdır. Teferruat kabilinden değildir.

SORU: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

HÜSNÜ AKTAŞ: Bende teşekkür ederim. Ancak hepimiz Allahü Teâla'nın (cc) rızası için; her türlü tahkire ve musibete karşı direnen, mü'min kadınlara teşekkür etmeliyiz. Onlar bir anne şefkati ile mukaddesatımızı korumaya gayret ediyorlar.

18.Mayıs.1987" Abdullah AZİZ
« Son Düzenleme: 11 Haziran 2011, 01:43:46 Gönderen: Tuğra »
"Ruh süvari, nefs ise merkep mesabesindedir..

Ruh terakki eder yükselirse, nefsi de çeker götürür..

Nefs, ruhu çekecek olursa, hem kendini hem de süvarisini helake götürür."

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6994
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Başörtüsü Füruattan Mıdır?
« Yanıtla #1 : 05 Mayıs 2007, 14:34:09 »
paylaşım için teşekkür ederiz.Çok önemli bir konu.

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1543
Başörtüsü Füruattan Mıdır?
« Yanıtla #2 : 05 Mayıs 2007, 15:38:26 »
elinize sağlık  :x

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Vuslat Yolcusu

  • Ziyaretçi
Başörtüsü Füruattan Mıdır?
« Yanıtla #3 : 05 Mayıs 2007, 19:18:01 »
Alıntı yapılan: "fatihan"
paylaşım için teşekkür ederiz.Çok önemli bir konu.

Çevrimdışı Ahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 923
  • Bugün Allah (c.c) için ne yaptın?
Başörtüsü Füruattan Mıdır?
« Yanıtla #4 : 07 Mayıs 2007, 12:50:48 »
Alıntı yapılan: "fatihan"
paylaşım için teşekkür ederiz.Çok önemli bir konu.


 :x
Herhangi bir insan vaktini nasıl geçireceğini, üstün bir insan ise vaktini nasıl tasarruf edeceğini düşünür. – Schopenhaver

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Başörtüsü Füruattan Mıdır?*
« Yanıtla #5 : 11 Haziran 2011, 01:24:13 »
Başörtülü öğrenciyi törene almadı
Bugün 17:43 Cuma
Eskişehir'de 19 Mayıs Anadolu Lisesi'nin düzenlediği mezuniyet ve yaz festivaline başörtülü bir öğrencinin okul müdürü tarafından alınmaması tepkiye sebep oldu


Eğitim Bir-Sen Şube Sekreteri Muammer Karaman, yaptığı açıklamada, "Serbest kıyafet uygulamasına rağmen arkadaşlarının arzu ettiği kıyafetle gelebildiği bir törene başörtülü son sınıf öğrencisi Meryem Tuğba O.'nun (17) alınmaması, tam anlamıyla bir gericiliktir. Böylesi bir ilkelliğe imza atanların okul yöneticisi olmasından utanç duyuyoruz" dedi.

Karaman, genç bir kızı arkadaşları ile birlikte hak ettiği mezuniyet sevincini yaşatmak yerine ağlatanların eğitimden ve hürriyetlerden anlayamayacaklarını savunarak, "Bu okul müdürü, kendini sözde, 'Milliyetçi muhafazakarım' diye tanıtıyor. Baş örtüsüne düşman milliyetçi ve muhafazakar olur mu? Milliyetçi muhafazakar sendika; kotlu, şortlu, jöleli, küpeli gençlere hak ettikleri insanca muameleyi yapan okul müdürüne, Allah'ın emri olan baş örtüsüne aynı hoşgörüyü neden göstermediğini sormalı. Çağdaşlık denilince gardırop değişikliğini anlayan, vicdanı, ahlakı, özgürlüğü askıya alan okul idarecilerinden bıktık. Bu arkadaş hiçbir şeyden utanmıyorsa Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'dan, Atatürk'ün her faaliyette yanında bulunan eşi Latife Hanım'dan utansın" ifadelerini kullandı.

İnternet Haber Eskişehir.