Gönderen Konu: Değişmeyen gündem: İslamda Reform *  (Okunma sayısı 4225 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı fırka-i naciye

  • okur
  • *
  • İleti: 51
    • http://www.dinibilgiler.org
Değişmeyen gündem: İslamda Reform *
« : 17 Aralık 2005, 15:22:18 »

Son iki asırdır, Batı’nın teşviki ile İslam ülkelerinde her zaman “Dinde reform” konusu gündeme getirilir. Her platformda, “Dinde yenilik, dini çağa uydurma” konuları işlenir. Hakim güçler, Hristiyanlıkta reform yaparak, kendi arzularına göre bir din ortaya çıkarttıkları gibi, İslamiyette de reform yaptırarak, sınırlarını kendilerinin çizdiği bir İslam ortaya çıkarmak yani İslamiyeti protestanlaştırmak istemektedirler.

Bu arzu çeşitli vesilelerle, organizasyonlarla sık sık önümüze getirilmektedir. Geçen hafta Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde yapılan, İKÖ’nün 3. Olağanüstü Zirvesi’nin, “Reformlar” ve “Aydınlanmış İslâm” gündemi ile toplanması; mütedeyyin, muhafazakâr Müslümanları endişeye sevk etmiştir.

İslam Konferansı Örgütü’nün son iki yıldır yapılan hemen tüm toplantılarının ana gündemini “reform” konusu oluşturdu, reform ve “Ilımlı İslam” konusunda birçok İslam ülkesi ciddi öneri paketleri hazırladı. Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, İslam İslamdır;

İslamın “Ilımlısı” “Radikali” olmaz. Batı’nın ılımlıdan maksadı, içi boşaltılmış bir İslam. Buna rağmen, 1966’da kurulduğu günden bu yana çoğunlukla atıl duran İslam Konferansı Örgütü’nün reforma kilitlenip “ılımlı İslam”ı gündeminin önemli konuları arasına alması, zirvenin “Ilımlı İslam Zirvesi” olarak adlandırılması “Dinde Reform” endişelerini artırmaktadır. İKÖ’nün hazırlamış olduğu reform paketlerinin bu konularla yağunlaşması, haliyle İslam’ın yeniden yorumlanması tartışmalarının bir kez daha gündeme getirileceği endişesini doğuruyor.

Şayet bu endişeler doğrulanırsa, İslâm dünyasının geri kalmışlığı İslam’ın temel kaynaklarına yüklenecek, bu bağlamda birtakım operasyonlar düzenlenecek ve İslam dünyası, başkalarının kendi kalıplarıyla biçtiği bir elbiseyi giymeye zorlanacak.

Bu endişelerle zirvenin nihai kararları beklendi. Nihayet, İKÖ zirvesinde alınan kararlar “Mekke Bildirisi” adı altında yayınlandı. Bildiride yer alan, “Ilımlı İslam esas alınacak, İslam’ın esasında bir hoşgörü dini olduğu vurgulanacak, bütün İslam mezhepleri birbiri ile dost olacak, kadınların da katıldığı bir fıkıh konseyi kurulacak, kadın haklarının iyileştirilmesi için birimler oluşturulacak, kültür alanında karşılıklı tercümeler teşvik edilecek, İKÖ medeniyetlerarası diyaloğa aktif katılacak” (Y.Şafak, 8.12.2005) gibi maddeler yukarıdaki endişeleri daha da artırdı. Alınan bu kararlar, 14 asırdır tatbik edilen İslamdan, öz değerlerimizden kaçışı, yeni açılımları, yabancıları taklide yönelmeyi işaret etmektedir. Böyle bir yaklaşım İslama bir şey kazandırmaz, aksine çok şey kaybettirir.
İslam çağa uymuyor diye reform yapmak isteyenler, bilerek veya bilmeyerek İslamın yıkılmasına yardım etmiş olurlar. Çünkü İslamiyet her çağa uygundur, reforma ihtiyacı yoktur. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Bir zamanlar komünizmin fikir babası meşhur fikir adamı Roger Garaudy”Niçin İslâmı seçtiniz?” Sorusuna “İslâmı seçmekle çağı seçtim” şeklinde cevap verdikten sonra şöyle devam ediyor: “İslam, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. İslam dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tabi tutuldu. Mukaddes kitablar zamana göre tahrif edildi. Kur’ân-ı kerim ise, indirildiği günden beri hep zamana hükmetti. O, zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır...”
« Son Düzenleme: 05 Nisan 2009, 22:04:44 Gönderen: enfa »
"Mezhepsizlik Dinsizliğe Köprüdür." [ Zahid-ül-kevseri ]

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Re: Değişmeyen gündem: İslamda Reform
« Yanıtla #1 : 18 Aralık 2005, 00:54:48 »
Alıntı yapılan: "fırka-i naciye"
Son iki asırdır, Batı’nın teşviki ile İslam ülkelerinde her zaman “Dinde reform” konusu gündeme getirilir. Her platformda, “Dinde yenilik, dini çağa uydurma” konuları işlenir. Hakim güçler, Hristiyanlıkta reform yaparak, kendi arzularına göre bir din ortaya çıkarttıkları gibi, İslamiyette de reform yaptırarak, sınırlarını kendilerinin çizdiği bir İslam ortaya çıkarmak yani İslamiyeti protestanlaştırmak istemektedirler.



Ey Islam toplulugu biz ve Evlatlarimiz oldugu müddetce ehli sünnete zarar veremeyeceksiniz.S.H.T.Hazretleri.

Bu sözler senettir.Yer yüzünde o zatin hizmetleri ve evlatlari oldugu müdetce ne yaparlarsa yapsinlar ehli sünnet kalacaktir.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Değişmeyen gündem: İslamda Reform
« Yanıtla #2 : 19 Aralık 2005, 14:40:28 »
Bu gündem değiştiği zaman islam özünü yasıyor olacaktır. Ama bu gundem var oldugu muddetce islam dini azınlık tarafından hakkıyla yasanır bir halde kalmaya devam edecektir.
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı russya

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 113
    • http://muhtelifat.sitemynet.com
Değişmeyen gündem: İslamda Reform
« Yanıtla #3 : 04 Ocak 2006, 05:24:35 »
Önceden ramazan ayı gelince başlardı tv lerde islam aleyhinde oturumlar.Son zamanlarda bunlar azaldı gibi sanki.Yoksa banamı öyle geliyor?
okta KADAR menfat için VİRGÜL kadar EĞİLMEYE değmez...

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Ynt: Değişmeyen gündem: İslamda Reform *
« Yanıtla #4 : 26 Mart 2012, 19:06:05 »
Teşekkürler
〰〰〰〰🐠

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Değişmeyen gündem: İslamda Reform *
« Yanıtla #5 : 12 Haziran 2012, 08:13:38 »


"Dinde Reform" tuzağına düştük mü, düşmedik mi?




1928 yılında bazı İlâhiyat Fakültesi hocalarına (o tarihte henüz açık olan fakülte, 932'de kapatılmıştır) hazırlatılan "Islahat lâyihası"nda, "Din içtimaî (sosyal) bir müessesedir, diğer içtimaî müesseseler gibi hayatın zaruretlerine katlanmak, tekâmülün (gelişmenin) seyrini kovalamak mecburiyetindedir" denilerek, "Dinde Reform" öneriliyordu.

Buna göre, camilere ayakkabılarla girilecek, içine sıralar konacak, piyano eşliğinde Türkçe ibadet edilecekti.

Şöyle deniyordu: "Mâbedlere mûsîki âletlerinin kabulü dahi lâzım gelir. Mâbedlere ilâhî mahiyetinde asrî ve enstrümantal mûsîkiye ihtiyaç vardır"...
 
Aynı çalışmada Cuma hutbelerinin imamlar tarafından değil, filozoflar tarafından okunması öngörülüyor, filozofların "frak" giymesi de şart koşuluyordu.

 
Öte yandan, 1921 Anayasasında yer alan "Devletin dini, Din-î İslâmdır" hükmü aynı yıl kaldırılıyordu (10 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı kanunla yapılan değişiklik)...
 
Selamın yerini de "günaydın/tünaydın" alıyordu.
 
Bana sorarsanız (ki sormayacağınızı biliyorum, çünkü bu tür yorumlarımdan dindarlar rahatsızlık duyuyor) "Dinde Reform" tuzağına çoğu dindar Müslümanlar düştü: Çoğumuz "modern" bir görüntü kazanmak uğruna ilkelerimizi kurban ettik...
 
Para imanın, görüntü muhtevanın, dünya ahretin önüne geçti...
 
Kılığımız "onlar" gibi, tarzımız "onlar" gibi, tavrımız "onlar" gibi...
 
Yaşam tarzında da gitgide "onlar"a benzemeye çalıştık.
 
"Onlar" yani, "tek dünyalı"lar! ("onlar" deyişim, "öteki"leştirmek amaçlı değil, tespit amaçlıdır)...
 
"Uhrevi" (ahrete yönelik) endişe taşımayanlar!..
 
Allah'a "hesap" vermekten korkmayanlar!..
 
"Mahşer Günü"ne inanmayanlar!..
 
"Onlar"ın hiç olmazsa "Cennet" beklentileri yok (bu durumda fani dünyalarını cennete çevirmek için zulüm ve baskı dâhil her şeyi yapmaları normal sayılabilir), biz ise hem "onlar"laştık, hem de "Cennet" beklentimiz sürüyor.
 
¥

Bizde (dindar Müslümanlarda) de üç şey çok öne çıktı: Para-makam ve güç!..

 
Bizim güçlüler de, ilke tanımıyor artık... "Kul hakkı" gözetmiyorlar... Tepeden bakmayı seviyorlar... Hava atmaya bayılıyorlar... Telefonlara çıkmıyorlar...
 
Bizimkiler de çoktan beridir özel sekreter, özel şoför, özel kalem müdürü sayesinde "özelleştiklerini" düşünüyorlar.
 
Tevazuu çöpe attık! Biz de, "üstün" olmayı "takva"da değil, "makam" ve "marka"da arar hale geldik... Kısacası, "kullukta varlık" aramayı bıraktık...
 
"Bir Şah'a kul oldum ki, kulu Şah-ı Cihandır,
 
"Bir Şah'a kul oldum ki, cihan ana gedadır" (muhtaçtır) diyerek sultanlığının önüne kulluğunu koyan Fatih Sultan Mehmed'i kenara koyup, "mevki tutkunluğu"nu kulluğumuzun önüne geçirdik...
 
Hayatın sert köşelerini yumuşatan ve insanları bir birleriyle "kardeş" yapan "hayat muavenettir" (yardımlaşmadır) anlayışından kopup, Avrupa felsefesinin hayat anlayışını yansıtan "Hayat Mücadeledir" düsturuna eklemlendik...
 
Biz de batılılaştık...
 
Kılık kıyafetimizden sonra ruhumuz da "ötekiler"e benzedi.

"Biz" artık "biz" değiliz dostlar, biz çoktandır hiçbir şey değiliz!
 
20'li yıllarda başlatılan "Dinde reform" çabaları galiba bir ölçüde meyvesini verdi: Bizi nihayet kendilerine benzettiler!
 
Baksanıza, "tefekkür" ve "tevekkül"den bile koptuk!
 

Yavuz Bahadıroğlu.Haber vaktim.com