Gönderen Konu: Efen dımızın halası  (Okunma sayısı 3261 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Oruc_Reis

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 438
    • http://www.oranjehorizon.nl
Efen dımızın halası
« : 11 Ekim 2006, 14:37:20 »

Efendimizin halası Hazret-i Safiye
 
Safiye bint-i Abdülmuttalib (RadıyAllahü anha) adından anlaşılacağı gibi Abdülmuttalibin kızı, Efendimizin halasıdır. Ama dahası da vardır onun annesi Hâle bint-i Vehb ile Resul-i ekremin annesi Amine Hatun kardeştirler.
Hasılı Peygamberimiz ile, hem ana, hem de baba tarafından akraba olan Safiye validemiz, kutlu doğumda hazret-i Amine’nin yanında bulunan bir kaç şanslı kadından biridir. O gece ortalığı kaplayan nura, Habibullah’ın doğar doğmaz secdeye kapanışına ve berrak bir lisanla “Lailahe illAllah, inni resulullah” deyişine şahit olur. Yeğenini yıkamaya niyetlendiğinde, yıkandığını fark eder, göbeğini kesmeye yeltenir, kesildiğini anlar. Nur bebek bakmaya kıyılmayacak kadar güzeldir ve güller misler gibi kokar. Ama en çok “ümmeti ümmeti” diye mırıldanmasına şaşar. Adı güzel Muhammed’e aşık olur, kardeşinin yetimini ana şefkatiyle bağrına basar.

Evin direği
Safiyye Hatun cahiliyye devrinde (nübüvvetten evvel) Ebû Süfyan’ın kardeşi Hâris ile evlenir. Hâris öldükten sonra Hazret-i Hatice’nin kardeşi Avvam bin Hüveylid’in nikahı altına girer, ondan üç oğlu olur, ki aşere-i mübeşşereden Zübeyr bin Avvam da bunlardan biridir.
Avvam bin Huveylid’de vefat edince çocukların yükü üzerine kalır ama o güçlü bir kadındır, meşekkatlara aldırmaz. Tarifsiz merhametine rağmen dirayetli ve disiplinlidir. Özellikle Zübeyr üzerine çok eğilir, onu lider gibi yetiştirmeye bakar.
Günün birinde Zübeyr’in amcası Nevfel bin Huveylid “yaa sıkma çocuğu, bırak da nefes alsın” deyince oracıkta bir şiir söyler ki adamcağız parmaklarını ısırayazar. Mısralar arapça şimdi tek tek yazsak kafiye tutmayacak. Kısaca özetlersek: “Her kim ki Zubeyr’e buğz ettiğimi sanır, aldanırlar. Analar oğullarının hem akıllı hem edepli olmasını arzularlar. Evet, evde az çok hurma ve hububat var, karnı öyle de böyle de doyar. Ama isterim kılıç kuşansın, önderlik yapsın, iz bıraksınlar!”
Bu satırlarda mükemmel bir ses uyumu vardır ve neredeyse o gün kullanılan edebi sanatların tamamını bünyesinde toplar. Zaten Zubeyr kelimesi şiddetli kuvvetli manasına gelen “zebbere” kökünden üretilir ki daha adını bağışlarken hedefini koyar.
Bu şiir karşısında Nevfel aciz kalır yanındakilere dönüp “Ey Hâşim oğulları yardım edin de bir cevap hazırlayalım” dese de aynı ayarda bir beyit tutturamazlar.

Daima yanında
Aradan uzuuun yıllar geçer Efendimiz peygamberlikle vazifelendirilip, tebliğe başlar. Allahü teâlâ’dan “Önce yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere merhamet kanadını indir (yumuşak davran)” emrini alınca akrabalarını (40 kişi kadardırlar) Ebû Talib’in evinde toplar. “Bugüne kadar size hiç yalan söyledim mi” diyerek mevzuya girer ve peygamber olduğunu açıklar. Halalarını, amcalarını, İslam’a davet eder ve ateşten kurtulmaları için çağrı yapar. Ebû Leheb öfkeyle ayaklanınca hava gerilir, kimseden ses seda çıkmaz. Lâkin Hazret-i Safiyye ile oğlu Zübeyr tereddütsüz kelimeyi şehadet getirir, Habibullahın yanında dururlar.
Dahası Safiyye (radıyAllahu anha) Ebu Leheb’in karşısına çıkar ve “Yeğenimizi ve O’nun dinini hakîr görmek sana yakışıyor mu?” diye sorar. “VAllahi alimler, Abdülmuttalib soyundan bir Peygamberin çıkacağını söylüyorlar. O peygamber, Muhammed’den başkası olamaz! Bunu hepimiz biliyoruz, inadı bırak!”

Medine yolunda
Mekke yılları Safiyye annemiz için de zor geçer, nihayet oğlu Zübeyr bin Avvam’la hicret eder, Medine halkından olurlar. Ancak müşrikler münevver beldedeki huzuru çekemez, ordu düzüp saldırır, Müslümanları katle kalkarlar.
Safiye validemiz de karınca kararınca mücadeleye katılır, kalemini kılıç gibi kullanıp küfr saflarını dağıtmaya bakar. Onun ahenkli sözlerini mısra mısra tercüme etmek ne mümkün, ancak bir kaç cümle ile kapı aralamakta yarar var. “Tarafımızdan Kureyş kavminde bir tebliğci gitse de onlara haykırsa: Devlet hükümet ve meşveret hangi sebepten bizden yana ve halk niye bize katılır acaba? Siz de biliyorsunuz ki bizim de tekaddüm hakkımız var, inananlara karşı asla zulüm ateşi yakılamaz. Zira ahdi bozduğumuzu söyleyemez, dönekliğimizi gösterecek tek alamet bulamazlar. Her hayır ve fazilet bizimledir, şeref bize yakışır, onlar ardan hayadan nakıstırlar.”
Dikkat ederseniz ifadede zorlanıyoruz, halbuki o bu hukuki metni iki mısra ile ifade eder çıkar.
Sanatın gücüne bak.

Şairler arasında
Abdülmuttalib’in ahir ömründe kardeşler babalarının başında toplanır birer birer ağıt yakarlar. Safiyye annemiz farklı bir dal seçer, oracıkta bir mersiye yazar. “Taze cesed üzerine kapanıp gecenin sükutunu delen bir kadının yanık sesiyle, ya da uykusuz günler geçiren aşıkın yanağını yaran inci tanelerinin yakıcı ateşiyle söylüyorum ki onun kadar soylu onun kadar cömert, onun kadar güzel yüzlü, sevimli, gösterişli, hayır ehli, yardımsever, itaata layık, hürmete değer bir insan az gelir. Vasıfları nesilden nesile aktarılacak, asırlarca yad edilecektir. Eğer insanlar şerefleri miktarınca yaşalardı onun çok uzun bir ömür sürmesi gerekir. Lakin ebedi olan sadece Allah-ü tealadır, dünya da dünyadakiler de baki değildir. İnsanların asaleti yaşıyla ölçülmedi, ölçülemeyecektir!”
Safiyye validemiz bunca sözü ve yazamadıklarımızı bir kaç mısraya sığdırır. Araplar ateş deyip geçmez. Nâru’t - tehâlüf, (yemin merasimlerinde kullanılan köz çukurudur, hasımları caymasın diye aleve gizlice toz serper, ortalığı cayırtıya boğup muhataplarını ürkütmeye çalışırlar) nâru’l - ûhbe (ceng meydanında muhariplerin yaktığı ateş), nâru’l - kırâ (şölen ateşi) nâru’l - esed (vahalarda arslandan ürkenlerin yaktıkları ateş), naru’s - sayd (avcı meşalesi) ve yağmur duası manasında nâru’l istımtâr ibarelerini kullanır, kelimelerle oynarlar.
Lisan da lisan hani, edibenin gücü zaten ortada... Gel de alkışlama...
cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.

Çevrimdışı Evfacan

  • Moderatör
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 441
Efen dımızın halası
« Yanıtla #1 : 11 Ekim 2006, 15:16:50 »
Ellerine saglik ensar karde$im......  :x
Yiğit yaralı olur - Yine dağ gibi durur

Çevrimdışı Mstfx67

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 354
Efen dımızın halası
« Yanıtla #2 : 12 Ekim 2006, 23:55:05 »
Ellerinize saglik
BA$KASININ AYIBINI SÖYLEMEYi DÜSÜNDÜGÜN ZAMAN NEFSININ AYIBINI hATIRLA!!!

Çevrimdışı muhacir

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 228
Efen dımızın halası
« Yanıtla #3 : 13 Ekim 2006, 00:53:04 »
Alıntı

“VAllahi alimler, Abdülmuttalib soyundan bir Peygamberin çıkacağını söylüyorlar. O peygamber, Muhammed’den başkası olamaz! Bunu hepimiz biliyoruz, inadı bırak!”

Alıntı

Eğer insanlar şerefleri miktarınca yaşalardı onun çok uzun bir ömür sürmesi gerekir. Lakin ebedi olan sadece Allah-ü tealadır, dünya da dünyadakiler de baki değildir. İnsanların asaleti yaşıyla ölçülmedi, ölçülemeyecektir!”

Alıntı

Lisan da lisan hani, edibenin gücü zaten ortada... Gel de alkışlama...


El-Ensar  kardeşim bu şahane yazıyı bizimle paylaştığınız için Mevla (c.c.) sizden razı olsun.
Ef. (s.a.s.)halası Safiye annemizin şefaatine de cümlemizi nail eylesin.
amâ ve hırsa uyup nefs ile mahkûr olma,
Rahatın zâil olur,nâmı meşhur olma,
Sohbet-i Arif-i Billah'a eriş, dûr olma,
Saltanat-ı Mesned-i Dünya ile mağrur olma.

Vuslat Yolcusu

  • Ziyaretçi
Efen dımızın halası
« Yanıtla #4 : 13 Ekim 2006, 01:21:40 »
Alıntı

El-Ensar kardeşim bu şahane yazıyı bizimle paylaştığınız için Mevla (c.c.) sizden razı olsun.
Ef. (s.a.s.)halası Safiye annemizin şefaatine de cümlemizi nail eylesin

amin