Gönderen Konu: Güzel huyun iki kaynağı  (Okunma sayısı 7398 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Güzel huyun iki kaynağı
« : 10 Eylül 2010, 03:48:10 »

Güzel huyun birinci kaynağı kişinin doğuştan güzel huylu olmasıdır. Mesela peygamberler böyledir. Bunlar öğrenmeden, uğraşmadan bu huylara yaratılıştan sahiptirler.

İkincisi, güzel ahlâkın uğraşarak, nefisle mücadele ederek elde edilmesidir. Mesela cömertlik güzel ahlâkını elde etmek isteyen bir kimse için yol cömertlik fiilini âdet haline getirmek, nefsini zorlayarak buna alıştırmak gerekir. Daimî bir şekilde mal vererek bunu zoraki bir şekilde nefsine kabul ettirmeli ve bu hususta nefsiyle mücahede etmelidir. Ta ki bu, nefsi için tabiîleşip kolay hale gelinceye kadar... Böylece cömertlik güzel ahlâkı ile ahlâklanmış olur.

Bunun gibi nefsine tevazu ahlâkını kazandırmak isteyen bir kimse de, uzun bir müddet mütevazı kimselerin yanında bulunmalı, onların yaptıklarını yapmalı ve bu devamlılık müddetince nefsiyle mücahede edip zoraki bir şekilde de olsa nefsini bu huya yönlendirmelidir. Bu ahlâk, nefsin ahlâkı olup, onda tabiî bir şekil alıp, kolayca onda yerleşinceye kadar buna devam etmelidir. Güzel ahlâkın tamamını bu şekilde elde etmek mükündür. Mütevâzı kimse ise, tevâzudan lezzet duyar. Dinî ahlâklar ancak güzel âdetlerin tamamını îtiyad, alışkanlık hâline getirince ve kötü fiillerin tamamını terk edince yerleşir.

Güzel işlerden hoşlanan, onlardan zevk duyan bir kimsenin devam etmesi gibi bunlara devam etmedikçe ve aynı zamanda çirkin işleri kötü görüp onlardan elem duymadıkça, güzel ahlâk onun kalbinde yerleşmez.

İbâdetlerin yapılması ve haramların terk edilmesi zor oluyorsa, bu eksikliktir. Kul bununla saadetin kemâline erişemez. Bu eksikliği gidermek için nefisle mücadeleye devam etmesi gerekir.

Sehl bin Abdullah-i Tüsteri hazretlerine güzel ahlâkın ne olduğu soruldu. “Güzel ahlâkın en azı eziyet, sıkıntıya göğüs germek, karşılık vermeyi bırakmak, zâlime rahmet istemek, af dilemek ve ona şefkat göstermektir” dedi.

Mehmet Oruç


Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Cömertlik ve güzel ahlâk
« Yanıtla #1 : 12 Eylül 2010, 08:30:56 »
Resul aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Allahü teâlâ bu dini kendi zatı için seçti. Sizin dininize ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır. Dikkat edin! Dininizi güzel ahlâk ve cömertlikle süsleyin!”

Hazreti Peygambere şöyle soruldu:

-Ey Allah’ın Resulü! Mü’minlerin hangisi iman yönünden daha faziletlidir?

-Ahlâkça en iyisi hangisi ise...

“Muhakkak ki, sizler halkı mallarınızla zengin kılamazsınız ve memnun edemezsiniz. Bu bakımdan onlara güler yüz ve güzel ahlâkla yardım ediniz.”

Cerir bin Abdullah Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Muhakkak sen öyle bir kişisin ki, Allah senin sûretini güzel yapmıştır. Bu bakımdan sen de ahlâkını güzelleştir.”

Berra bin Azib buyurdu ki: “Hazreti Peygamber yüz bakımından insanların en güzeli olduğu gibi, ahlâk bakımından da onların en güzeliydi.”

Resul aleyhisselam şöyle buyurduğu rivayet edilir:

“Muhakkak ki kul, güzel ahlâkının sayesinde âhirette en büyük dereceye ulaşır, konakların en güzeline girer. Halbuki ibâdette kendisi zayıftır.”

Ebu Mes’ud Bedrî Hazreti Peygamberin duasında şöyle dediğini nakleder:

“Ey Allahım! Sûretimi güzelleştirdin. Bu bakımdan ahlâkımı da güzelleştir.”

Abdullah bin Amr Resulullahtan şu duayı çokça okuduğunu rivayet eder:

“Ey Allahım! Senden sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk dilerim”

Hazreti Ebu Hüreyre, Resul aleyhisselamdan şu hadîsi rivayet eder:

“Mü’min bir kimsenin şerefi dinidir. Soyu sopu güzel ahlâkıdır. Mürüvveti ise aklıdır.”

Resûlullah Efendimiz şu duâyı çok okurdu: “Allahümme innî es’elükessıhhate vel-âfiyete vel-emânete ve hüsnel-hulkı verrıdâe bilkaderi birahmetike yâ Erhamerrâhimîn.”

Bunun mânası, (Ya Rabbî! Senden, sıhhat ve âfiyet ve emânete hıyânet etmemek ve güzel ahlâk ve kaderden râzı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!) demektir.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı yanmaz

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: Güzel huyun iki kaynağı
« Yanıtla #2 : 13 Eylül 2010, 15:56:18 »
Her insanin sahip olmasi gereken 83 güzel huy
Her insanin sahip olmasi gereken 83 güzel huy


1.-Allah´a isyandan korkmali,kötülüklerden kacmali,takva sahibi olmaliyiz
2.-Haddimizi bilmeli edebli olmaliyiz
3.-Inancimizda ve amellerimizde samimi ve ihlasli olmaliyiz
4.-Emirlere Riayetkar ve itaatli olmaliyiz
5.-Istikamet yolundan ayrilmamaliyiz
6.-Sözüne ve isine itimad edilir olmaliyiz
7.-Her hususta ölcülü,tutumlu olmali,iktisadli yasamaliyiz.
8.-Calismakta gayretli,ama elde ettigimiz neticede de kanaatli olmaliyiz
9.-Ülfetli olmali,insanlarla kaynasmaliyiz
10.-Aldigimiz emanetleri korumakta emniyetli olmaliyiz
11.-Gercekleri kabulde her zaman insafli olmaliyiz
12.-Dogruluklari itirafta,Hakki teslimde hakperest olmaliyiz
13.-Düsünmeden,arastirmadan karar vermemeliyiz.Temkin ve teenni ile hareket etmeliyiz
14.-Büyüklerimize tazim göstermeli,Saygili olmaliyiz
15.-Olaylari hep hayra yormali,Hayata bakista iyimser olmaliyiz
16.-Hicbir meselede düsüncesizce hareket etmemeli,yaptiklarimizi Tefekkür süzgecinden gecirmeliyiz
17.-Alcak gönüllü tevazu sahibi olmaliyiz
18.-Yaptigimiz iste sebat göstermeli,sonucunu alana kadar sabirla devam etmeliyiz
19.-Dilimizi gereksiz sözlerden korumaliyiz
20.-Hilim sahibi (soguk kanli) olmali,olaylar karsisinda Hiddet ve heyecan yenmeliyiz
21.-Insanlara rifk ile,nezaket ve yumusaklikla muamele etmeliyiz
22.-Acilara dayanikli,telassiz ve sabirli olmaliyiz
23.-Hata ve kusurlari bagislayici ve Affedici Olmaliyiz
24.-Insanlara karsi hosgörülü ve müsamahali olmaliyiz
25.-Herkese karsi adaletli olmaliyiz
26.-Ihsan sahibi,iyilik sever olmaliyiz
27.-Hayirda gayretli,engelleri asmakta hamiyetli olmaliyiz
28.-Haya sahibi,kötülük islemekten utanir olmaliyiz
29.-Muhabbet ve sevgiyle dolu olmaliyiz
30.-Insan-Hayvan her canliya sefkat göstermeliyiz
31.-Caresizlerin haline kalben üzülmeli,merhametle yardimlarina kosmaliyiz
32.-Dogruluk ve sadakattan ayrilmamaliyiz
33.-Akrabalarimizla iyi münasebetler kurmali,Sila-i Rahime dikat etmeliyiz
34.-Yardimsever (Muavenet ve Tasadduk ehli) olmaliyiz
35.-Görgülü ve gecimli olmali,muaseret kaidelerine riayet etmeliyiz
36.-Dostluk kurmaya önem vermeli,dostluklari korumakta dikkatli olmaliyiz
37.-Tedbirimizi aldiktan sonra,nticeyi Allah´tan beklemeli,ona tevekkül etmeliyiz
38.-Azimli ve kararli olmaliyiz
39.-Iffetli olmaliyiz
40.-Verdigimiz sözde durmali,ahdimize riayet etmeliyiz
41.-Eski dostluklara vefali olmaliyiz
42.-Kötülüge karsi direncli,fütüvet ehli olmaliyiz
43.-Mürüvet ehli (Civanmert) olmaliyiz
44.-Vekarli,agirbasli ve ciddi olmaliyiz
45.-Izzet-i nefis sahibi,yani onurlu olmaliyiz
46.-Övülmekten (Medihten) hoslanmamaliyiz
47.-Tenkid ve yerilmekten (zemden) de üzülmeliyiz
48.-Insanlara karsi idareli olmali ve uyumlu davranmaliyiz
49.-Metanetli,dayanikli ve güclü olmaliyiz
50.-Akilli olmali,muhakemeli davranmaliyiz
51.-Ferasetli (sezisi kuvvetli,uyanik) olmaliyiz
52.-Yaptigimiz iyiliklere tahdis-i nimet olarak sevinmeli,mübahatta bulunmaliyiz
53.-Uluv-i Himet ve yüksek ideal sahibi olmaliyiz
54.-Hikmeti buldugumuzda hemen almaliyiz
55.-Elimizdeki nimetlerin verenini ve degerini sükürle bilmeliyiz
56.-Kusur ve ayip örtücü olmaliyiz
57.-Iyilikte minnetsiz olmali,iyiligi basa kakarak kimseye eziyet vermemeliyiz
58.-Va´dine sadik,sözüne bagli olmaliyiz
59.-Kadirbilir olmaliyiz,insanlara seviyelerine göre davranmaliyiz
60.-Herkese karsi lütüfkar olmaliyiz
61.-Dini ve manevi degerlerine simsiki bagli (Salabetli) olmaliyiz
62.-Maddi-Manevi haklarimizi korumakta cesur ve secaatli olmaliyiz
63.-Salahat (iyi hal) sahibi olmaliyiz
64.-Masum (Ismet sahibi) olmaliyiz
65.-Kibarlik ve incelik (Zerafet) sahibi olmaliyiz
66.-Sir saklayici (Ketum) olmaliyiz
67.-Emanete riayetkar olmaliyiz
68.-Ilahi takdire Riza göstermeliyiz
69.-Fazilet (Erdem) sahibi olmaliyiz
70.-Ask ehli olmaliyiz
71.-Husu ve hasiyet icinde olmali fenalik islemek konusunda Allah´tan korkmaliyiz
72.-Hayirhah olmali,Herkes icin sadece iyilik dilemeliyiz
73.-Herkese hüsn-i zanla bakmaliyiz
74.-Cömert (Cüd ve seha ehli) olmaliyiz
75.-Hayirlara karsi istekli (giptali) olmaliyiz
76.-Olaylar karsisinda hazimli ve tedbirli olmaliyiz
77.-Nefsimize hakim olmaliyiz (Zapt-i nefs)
78.-Meselelerimizi bilenlere sormali,itisare ile karar vermeliyiz
79.-Zikir ehli olmali,Allah Tealaýi bir an bile unutmamaliyiz!!
80.-Isar hasletine sahip olmaliyiz
81.-Namusumuzda düskün oldugumuz gibi,kimsenin namusuna da göz dikmemeliyiz
82.-Ikramsever-Konuksever (Kerem sahibi) olmaliyiz
83.-Ihtiyac sahiplerine yardimina Karz-i hasenle kosmaliyiz

                                              MUSTAFA YANMAZ


Çevrimdışı omur

  • ömür
  • yazar
  • ****
  • İleti: 650
Ynt: Güzel huyun iki kaynağı
« Yanıtla #3 : 14 Eylül 2010, 01:01:24 »
Tesekkürler Isra.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
İnsanı yükselten dört huy
« Yanıtla #4 : 14 Eylül 2010, 13:25:24 »
katkı için teşekkürler

rica ederim omur
----------------------------------------------------

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: “Dört şey vardır ki, kulu ameli ve ilmi az olsa da derecelerin en yücesine vardırır. Onlar, hilm, tevâzu, cömertlik ve güzel ahlâktır. Güzel ahlâk ise, imanın kemâlidir.”

Fudayl bin Iyad hazretleri buyurdu ki: “Güzel ahlâklı fâcir bir kimsenin benimle arkadaşlık yapması, bence kötü ahlâklı bir âbidin (çok ibadet yapanın) arkadaşlığından daha hayırlıdır.”

İbni Mübarek hazretleri, bir seferinde kötü ahlâklı bir kişi ile arkadaşlık yaptı. Onun eziyetlerine göğüs gererek onunla iyi geçindi, ondan ayrıldığı zaman ağladı. Kendisine ‘Neden ağlıyorsun?’ denince, ‘Ona olan şefkatimden ağlıyorum. Ben ondan ayrıldığım halde onun kötü ahlâkı ondan ayrılmamaktadır’ dedi.

Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”

“Kıyamet gününde herhangi bir kulun terazisine konan en ağır şey, takvası ve güzel ahlâkıdır.”

Bir kişi, Hazreti Peygambere gelerek şöyle dedi:

-Bana nasihat et!
-Nerede olursan ol, Allah’tan kork!
-Dahasını söyle ey Allah’ın Resûlü!
-Günahının arkasından sevap işle ki o günahı silsin!
-Dahasını söyle ey Allah’ın Resûlü!
-İnsanlarla iyi geçin!

Resulullaha, “Amellerin hangisi daha üstün ve faziletlidir?” diye sordu, sonra cevap olarak da “Güzel ahlâk!” buyurdu.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Kul, sûretini ve ahlâkını güzelleştirdiği takdirde onu ateş yakmaz!”

“Kıyamette insanoğlunun terazisine ilk konan şey, güzel ahlâk ve cömertliktir.”

Allahü teâlâ imanı yarattığı zaman, iman şöyle dua etti: “Ey Allahım! Beni kuvvetlendir.”

Bu duasına binaen Allahü teâlâ onu güzel ahlâk ve cömertlikle takviye etti.

Küfrü yarattığı zaman küfür de şöyle dedi: “Yarab! Beni kuvvetlendir.” Bunun üzerine Allahü teâlâ kendisini cimrilik ve kötü ahlâkla takviye etti.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Kula verilen en hayırlı şey
« Yanıtla #5 : 15 Eylül 2010, 08:31:36 »
Usâme bin Şerik şöyle anlatır: Bedeviler Hazreti Peygambere şöyle sordular: “Bir kula verilen en hayırlı şey nedir?” Resulullah Efendimiz,

 “Güzel ahlâk” buyurdular. Sonra, “Muhakkak ki benim nezdimde en sevimliniz ve kıyamet gününde bana en yakın olanınız ahlâkça en güzel olanlarınızdır” buyurdular.

Enes bin Malik anlatır: Biz bir gün Resulullah ile beraberdik, şöyle buyurdu:

“Muhakkak ki güzel ahlâk, güneşin buzu eritmesi gibi, hatayı, günahı eritir.”

“Güzel ahlâk, kişinin saadetindendir.”

Ümmü Habîbe validemiz Resulullaha şöyle sordu:

-Kadının dünyada iki kocası olmuşsa, kadın da onlar da ölüp, cennete giderse, acaba bu kadın cennette hangi kocasına verilecektir?
-Dünyada iken kadının nezdinde hangisinin ahlâkı daha güzelse ona verilir. Ey Ümmü Habibe! Güzel ahlâk hem dünyanın ve hem de âhiretin hayrını gerektirir.

Resulullah Efendimizin ettiği dualardan birisi de şudur:

“Ey Allahım! Beni ahlâkların en güzeline kavuştur! Çünkü ahlâkların en güzeline ancak sen kavuşturursun. Benden huyların rezillerini uzaklaştır. Çünkü senden başka kötü ahlâkı uzaklaştıracak yoktur.”

Kettânî buyurdu ki: “Tasavvuf, ahlâk demektir. Bu bakımdan ahlâken senden ileride bulunan bir kimse, tasavvufta da senden ileridir.”

Yahya bin Muaz şöyle demiştir: “Kötü ahlâk öyle bir kötülüktür ki onunla beraber çokça yapılan haseneler fayda vermez. Güzel ahlâk öyle bir hasenedir ki onunla beraber çokça yapılan günahlar zarar vermezler.”

İbni Abbas hazretlerine “Kerem ne demektir?” diye sorulduğunda, şöyle demiştir: “Kerem o şeydir ki, Allahü teâlâ onu Kur’an-ı kerimde beyan ederek şöyle buyurmuştur: Muhakkak sizin Allah nezdinde en kerîminiz ve şerefliniz takvaca en önde olanınızdır.” (Hucurât/13)

Enes bin Mâlik hazretleri şöyle demiştir: “Muhakkak kul güzel ahlâk sayesinde, âbid olmadığı halde cennetin en yüce derecesine varır. Kötü ahlâkı yüzünden de âbid de olsa cehennemin en aşağısına düşer!”

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Gelmeyene git, vermeyene ver!
« Yanıtla #6 : 16 Eylül 2010, 14:06:52 »
İslâm ahlâkı ile ahlâklanmış bir Müslümanın nasıl olması lazım geldiği bildiren hadis-i şeriflerde şöyle buyurulmuştur:

“İyi huylu kimse, dünyada ve âhirette iyiliklere kavuşacaktır. “

“Allahü teâlâ, dünyada güzel sûret ve iyi huy ihsân ettiği kulunu, âhirette Cehenneme sokmaz.”

Ebû Hüreyre hazretlerine Resulullah Efendimiz, “İyi huylu ol!” buyurdu. İyi huy nedir deyince, “Senden uzaklaşana yaklaşıp nasîhat et ve sana zulmedeni affet ve malını, ilmini, yardımını senden esirgeyene bunları bol bol ver!” buyurdu.

İki kişi mescide gelip namaz kıldılar. Kendilerine bir şey ikrâm edildi. Oruçlu olduklarını söylediler. Konuştuktan sonra, kalkıp giderlerken, Resûlullah “sallAllahü teâlâ aleyhi ve sellem”, bunlara, “Namazlarınızı tekrar kılınız ve oruçlarınızı, tekrar tutunuz! Çünkü konuşurken bir kimseyi gıybet ettiniz. Kusurunu söylediniz. Gıybet etmek, ibâdetlerin sevabını giderir” buyurdu.

Peygamberimiz borçlu olan birinin cenâze namazını kılmak istemedi. Ebû Katâde ismindeki bir sahâbî onun borcunu, havâle yolu ile kendi üzerine aldı. Peygamberimiz de cenâze namazını kılmayı kabûl buyurdu.

“Zevcelerinizi döğmeyiniz! Onları üzecek söz ve hareketlerde bulunmayınız! Onlar, sizin köleniz değildir.”

“Allahü teâlâ indinde en iyiniz, zevcesine karşı en iyi olanınızdır. Zevcesine karşı en iyi olanınız, benim.”

“İmanı üstün olanınız, huyu daha güzel ve zevcesine daha yumuşak olanınızdır.”

Bu hadis-i şerifler, güzel İslâm ahlâkının kaynağıdırlar. İslâm âlimleri, bu hadis-i şeriflerden, çeşitli hükümler çıkarmışlardır. Bu hükümlerin özeti şudur.

Müslüman, kimsenin mallarına, canlarına ve ırzlarına saldırmaz. Hayvan hakkı, insan hakkından, kâfirin hakkı da, hayvan hakkından daha büyük günahtır.

Bir kimse, malı olduğu halde, borcunu ödemeyi bir saat geciktirirse, zâlim ve âsî olur. Her an la’net altında bulunur. Borç ödememek öyle bir günahtır ki, uykuda bile durmadan yazılır.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
“Yumuşaklık insanın süsüdür”
« Yanıtla #7 : 17 Eylül 2010, 03:26:50 »
İslâm ahlâkı ile ahlâklanmış bir Müslüman, farzları yapar, haramlardan kaçınır. Haramlardan kaçınmak da, iki türlüdür: Birinci kısmı, yalnız Allahü teâlânın hakkı olan, Onun emri olan günahlardan kaçınmakdır. İkinci kısmı, insanların, mahlûkların hakları da bulunan günahlardan kaçınmakdır.

İkinci kısmı, daha mühimdir. Allahü teâlâ, hiçbir şeye muhtaç değildir ve çok merhametlidir. Kullar ise, pekçok şeye muhtaç oldukları gibi, cimridirler. Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: “Üzerinde kul hakkı olan, insanların malına, ırzına dokunan, ölmeden önce helâllaşsın, ödesin! Zîrâ âhiret günü altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınacak, sevapları olmazsa, hak sâhibinin günahları, buna yüklenecekdir.”

Günah işleyen hemen tevbe eder. Ca’fer bin Sinân buyuruyor ki: “Günah işleyenlerin, boynunu bükmesi, ibâdet edenlerin göğsünü kabartmasından daha iyidir.”

Kıyâmet günü, hak sâhibi, hakkını af etmezse, bir dank hak için, cemaat ile kılınmış kabûl olmuş yedi yüz namazı alınıp, hak sâhibine verilecekdir. Bir dank, dirhemin altıda biri, yaklaşık olarak, yarım gram gümüştür.

Bir gün Resûlullah Efendimiz, Eshâb-ı kirâma karşı: “Müflis kime denir, biliyor musunuz?” buyurdukda; “Parası ve malı kalmayan kimseye diyoruz” dediler. Buyurdu ki: “Ümmetim arasında müflis, şu kimsedir ki, kıyâmet günü, defterinde çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur.

Fakat, bir kimseye sövmüş, iftirâ etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevapları, bu hak sâhiplerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sâhiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilir. Sonra Cehenneme atılır” buyurdu.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Allahü teâlâ refîktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihsân eder. Başkalarına vermez.”

“Yumuşak davranmayan, hayır yapmamış olur.”

“İçinizde en sevdiğim kimse, huyu en güzel olanınızdır.”

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
En çok sevilen kul
« Yanıtla #8 : 18 Eylül 2010, 04:01:52 »
İnsanlara yapılan iyilikler, âhiretin azaplarından kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olur. Peygamberimiz bunu şu hadis-i şerifi ile çok güzel bildirmiştir: “Allahü teâlâ, kullarının ihtiyâçlarını yaratır, gönderir. Allahü teâlânın en çok sevdiği kulu, Onun nimetlerinin kullarına ulaşmasına vâsıta olan kimsedir.”

İyi bir Müslüman, iyilik yapmak veya sadaka vermek isterse, bunu gizli olarak ve iyilik yaptığı veya sadaka verdiği insanın kalbini kırmadan, onu incitmeden, yaptığı iyiliği başına kakmadan yapar. Allahü teâlâ, bunun böyle yapılmasını Kur’ân-ı kerîmde birçok yerlerde emir buyurmaktadır.

Dünya hayatı çok kısadır. Âhiretin azâpları pek acı ve sonsuzdur. İleriyi gören akıl sâhiplerinin hâzırlıklı olması lâzımdır. Dünyanın, güzelliğine ve tadına aldanmamalıdır. İnsanın şerefi ve kıymeti dünyalıkla ölçülse idi, dünyalığı çok olanların herkesten daha kıymetli ve daha üstün olması lâzım gelirdi.

Dünyanın görünüşüne aldanmak akılsızlıktır, ahmaklıktır. Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmaya çalışmalıdır. Allahü teâlânın kullarına ihsân, iyilik etmelidir. Kıyâmette azâplardan kurtulmak için, iki büyük temel, yani iki yol vardır:

Birincisi, Allahü teâlânın emirlerine kıymet vermek, saygı göstermektir. İkincisi, Allahü teâlânın kullarına, yarattıklarına şefkat, iyilik etmektir.
Müminûn sûresinin yüzonbeşinci âyetinde meâlen, “Sizi abes olarak, oyuncak olarak mı yarattım sanıyorsunuz? Bize dönmeyecek misiniz diyorsunuz?” buyuruldu.

Aklı başında olan, ileriyi görebilen bir kimse, kısa olan dünya hayatında, hep, âhirette iyi ve rahat yaşamaya sebep olan şeyleri yapar. Âhiret yolcusuna lâzım olan şeyleri hâzırlar. İnsanlara karşı yumuşak olmanın, onlara iyilik etmenin, onların işlerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmanın Allahü teâlânın sevgisine kavuşturan yol olduğunu bilmeliyiz.

mehmet oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Ahlâk ilminin dinimizdeki yeri
« Yanıtla #9 : 19 Eylül 2010, 14:04:52 »
Müslümanların öğrenmeleri lâzım olan bilgilere “İslâm ilimleri” denir. İslâm ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve Fen bilgileri. Fen bilgilerine “Hikmet” denir.

Peygamber Efendimiz, “Hikmet, Müslümanın kaybolmuş malı gibidir. Onu nerede bulursa alsın!” buyurdu. Bu hadis-i şerif, fen bilgilerini öğrenmeği emir etmektedir. Din bilgilerinin esası yirmi ilimdir. Bunlardan sekizi, yüksek ilimler, on ikisi de, yardımcı ilimlerdir. Yüksek ilimlerden birisi, “Ahlâk ilimleri”dir. Her Müslümanın bu bilgileri lüzûmu kadar öğrenmesi farzdır. Bunun için, İslâm âlimleri, birçok kitap yazmışlardır.

İslâmiyetin beğenmediği ahlâkı ve bunlardan korunma ve kurtulma çârelerini her Müslüman öğrenmelidir. Bu kötü ahlâk, kalp hastalıklarındandır. Kalbi ve rûhu ebedî ölüme yani sonsuz Cehennem azabına sürüklerler.

Hepimizin, ömürlerini İslâm dîninin güzel ahlâkını öğrenmekte ve yaymakta tüketen ve canlarını Allahın dînini insanlara yaymakta fedâ eden şehîdlerin asîl ve kıymetli çocukları olarak, şerefli ecdâdımızın tam ve doğru olarak getirdiği ve bize emânet bıraktığı, mübârek İslâm dînini ve bunun bildirdiği güzel ahlâkı iyi öğrenmesi lazımdır.

Bilmeliyiz ki, dînimiz, güzel huylu olmamızı, birbirimizi sevmemizi, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat etmeyi, dinli dinsiz, herkese iyilik etmeyi emretmektedir. Allahın, doğruların yardımcısı olduğunu hiç unutmamalıyız! Birbirimizi sevip, yardımlaşalım ki, Allahü teâlâ yardımcımız olsun!

Allahü teâlâ, dünyada bütün insanlara acıyor. Muhtaç oldukları nimetleri yaratıp, herkese gönderiyor. Dünyada ve âhirette saadete kavuşmak için, bu nimetlerin nasıl kullanılacağını da bildiriyor. Her canlıyı yaratan, her varı, her ân varlıkta durduran, hepsini korku ve dehşetten koruyan yalnız O’dur. Gösterdiği yoldan giden, İslam ahlâkı ile ahlâklanan dünyada da ahirette de korkudan dehşetten emin olur.

İnsanlar dört sınıfa ayrılmıştır

Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî hazretleri insanları dört kısma ayırmaktadır: Bunlardan birinci kısımdakiler, dünyada yemek içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenlerdir.

İkinci kısımdakiler, cebir, şiddet, zulüm ile hareket edenlerdir.

Üçüncü kısımdakiler, hîlekârlık ve mürâîlikle etrâfındakileri aldatanlardır.

Ancak dördüncü kısımdakiler dinimizin bildirdiği güzel ahlâk ile ahlâklanan hakîkî Müslümanlardır.

Unutmamak lâzımdır ki, her insanın kalbinden Allahü teâlâya giden bir yol vardır. Bütün mesele, bu yoldan İslâm nûrunun insanlara ulaştırılmasıdır. O nûru kalbinde hisseden bir insan, hangi kısımdan olursa olsun, yaptığı fenâlıklara pişmân olur ve doğru yolu bulur.

Eğer bütün insanlar, İslâm dînini kabûl etseler, dünyada ne fenâlık, ne hîlekârlık, ne harb, ne şiddet ve ne de zulüm kalırdı. Bunun için, tam ve mükemmel bir Müslüman olmaya gayret etmek ve Müslümanlığın esâsını ve inceliklerini ve güzel ahlâkını îzâh ederek, bütün dünyaya yaymak, hepimizin boynuna düşen bir borçdur. Bunu yapmak cihâd olur.

Maksad, herkese İslâm dîninin yüceliğini anlatmaktır. Bu cihâd da, ancak tatlı dille, sabır, ilim ve imanla olur. Bir kimseyi bir şeye inandırmak isteyenin evvelâ kendisinin ona inanması şarttır. Mümin ise, hiçbir zaman sabrını kaybetmez ve inandığını anlatmakta müşkilât çekmez. İslâm dîni kadar, açık ve mantıkî hiçbir din yoktur. Bu dînin esâsını anlayan bir kimse, herkese bu dînin biricik hak din olduğunu kolaylıkla isbât edebilir.

Hülâsa, hakîkî Müslüman, bütün iyi huylara sâhib, vakarlı, seciyeli, bedenen ve rûhen tertemiz, her türlü i’timâda lâyık, mükemmel bir insandır.

 Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Din kardeşine karşı güler yüzlü olmak, ona iyi şeyleri öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, yabancı kimselere aradığı yeri göstermek, sokaktan, taş, diken, kemik ve benzerleri gibi çirkin, pis ve zararlı şeyleri temizlemek, başkalarına su vermek hep sadakadır.”

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Gerçek güzellik, ruh güzelliğidir
« Yanıtla #10 : 20 Eylül 2010, 07:28:10 »
insanın ahlâkını düzeltebilmesinde ruh ve kalbin önemli bir yeri vardır. Bunun için ruh ve kalb nedir bunu bilmek gerekir. Kalb ile yürek aynı şey değildir. Göğsün sol tarafındaki et parçasına yürek denir. Yürek hayvanlarda da bulunur. İnsana mahsus olan kalbe “gönül” denir. Kalb, görünmez bir kuvvettir. Tesirleri ile, eserleri ile tanınır. Meselâ elektrik cereyanı da görünmez, fakat ampulden geçtiği zaman, rezistans telini ısıtarak ışık hâsıl ettiği için ampulde cereyan bulunduğunu anlıyoruz. Halbuki elektrik madde değildir. Bir yer kaplamaz. Kalb dediğimiz kuvvet de madde değildir.

Kalb, ruh ile nefs arasında bir köprü gibidir. Marifetler, feyzler, kalbe ruh vasıtası ile gelir. Kalb, his uzuvlarına da bağlıdır. His uzuvları ne ile meşgul olursa, kalb ona bağlanır. İnsan güzel bir şey görünce, güzel bir ses duyunca, tatlı bir şey alınca kalb bunlara bağlanır. Ruha veya nefse tatlı gelenleri sever.

Bu sevgi insanın elinde olmaz. İnsan güzel bir şey okuyunca, kalb, bunların manâlarına, yazarına bağlanır. Güzel, tatlı demek, kalbe güzel, tatlı gelen şey demektir. İnsan, çok defa hakîkî güzelliği anlayamaz. Nefse güzel gelen ile, ruha güzel geleni birbiri ile karıştırır. Ruh kuvvetli ise, hakîkî güzelliği anlayıp, onu sever, bağlanır.

Âyet-i kerîmeler, hadis-i şerifler, evliyânın sözleri, duâ, ibâdet gibi şeyler aslında güzeldir. Çok tatlıdır. Kalbin nefse bağlılığı azalınca ve nefsin elinden kurtulunca, bunları okuduğu, duyduğu zaman, bunların güzelliğini anlar ve bağlanır da, insanın haberi olmaz.

Kalbi, nefsin elinden, baskısından kurtarmak için, nefsi ezmek, kalbi uyandırıp kuvvetlendirmek lâzımdır. Bu da, Resûlullaha uymakla olur. Muhammed aleyhisselâma uyarak kalbini nefsinin pençesinden kurtaran bir kimse, bir velîyi incelerse, onun Resûlullahın vârisi, Allahın sevgili kulu olduğunu anlar. Allahü teâlâyı çok sevdiği için, Allahın sevdiğini de çok sever. Fakat sevebilmek kolay bir şey değildir...

Mehmet Oruç

Çevrimdışı sifrem

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 4
Ynt: Güzel huyun iki kaynağı
« Yanıtla #11 : 20 Eylül 2010, 10:50:14 »
Kesinlikle aslolan kişinin iç ve ruh güzelliğidir.
Bazen olurki yüzünü bile görmediğimiz ama iç güzelliğini bildiğimiz kişileri ölümüne severiz, zaten şanlı geçmişimizde "leyla ile Mecnun" "Kerem ile Aslı" Ferhat ile Şirin" destanları hep böyle değilmidir.
Onlar yâr yada yârenlerinin fiziki değil ruhi güzelliklerine aşık olup gerçek aşka ulaşmış değiller midir...
♥ Hani bir kelebek yakalarsın ya avucunun içinde sonra bakmak görmek istersin yaşıyormu diye,baksan kaçacak, sımsıkı tutsan ölecek, İşte böyle bir şeydir seni sevmek...

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Her zarar kötü huydan
« Yanıtla #12 : 23 Eylül 2010, 19:19:37 »
Kalbi, ruhu hasta eden kötü huylardır. İnsana dünyada ve âhırette zarar veren her şey, kötü ahlâktan meydana gelmektedir. Yâni zararların, kötülüklerin başı kötü huylu olmaktır.

Kalbi hasta ederek ruhun ölümüne sebep olan kütü huyların en kötüsü imansızlıktır. Kalbin en kötü hastalığı olan imansız olmaktan çok korkmalıdır.
Kalb hastalıklarının imansızlıktan sonra en zararlısı bid’at olan şeylere inanmaktır. Kalb hastalığının üçüncüsü bid’at olan şeyleri yapmaktır.

Bid’atları yapmaktan kaçındıktan sonra, günahlardan sakınmak lâzımdır. Görüldüğü gibi kalbin temizlenmesi İslamiyete uymakla olur.
İslamiyet üç kısımdır: İlim, amel ve ihlâs. İlimden maksat, dinin bütün emir ve yasaklarını öğrenmek, amelden maksat, öğrendiklerine tâbi olmak, tatbik etmek, ihlâs ise yalnız Allah rızâsı için yapmak demektir.

Kalbi hasta olan, Hakkın rızâsına uygun iş yapamaz. Kalbi bozan, karartan şeyler, işlenen günahlardır. Hadis-i şerifte, “Bir günah işliyenin kalbinde izi kaybolmıyan bir leke meydana gelir.” buyuruldu.

Bu leke silinmezse kalb kararmağa, bozulmağa devam eder. Nihayet kalb bir gün ölür. Kalbdeki lekeyi temizlemek için hemen günah işledikten sonra tevbe ve istiğfâr edip güzel bir amel işlemelidir. Günah ile kirlenen kalbi sevap ile temizledikten sonra, kalbin parlaması için sevap işlemeğe devam etmek lâzımdır.

Bir kimse, bir nevi toprak olan kil yemeği, diğer yemeklerden fazla seviyorsa, o kimse hasta demektir.

Başkalarını Allahtan çok seven kalb de hastadır. Vücut hastalıklarının bazısını sâhibi bilemediği gibi, kalb hastalıklarının bazıları da bilinemez. Bunun için gâfil avlanır, tedavisine bakmaz. Bazı hastalıkların tedavisi için perhiz lâzımdır. Herkes istenilen perhizi kolay yapamaz. Kalbin tedavisi için de günahlardan perhiz yapmak yâni uzaklaşmak lâzımdır. Bu da kolay değildir.

mehmet oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Dışı başka içi başka haller
« Yanıtla #13 : 25 Eylül 2010, 03:17:03 »
insanı, hayâ, iffet sahibi gibi gösteren kötü huylar vardır: mesela, kötü iş yapmazlar. Şehvetlerinin arkasından koşmazlar. Ağır başlı, fazîletli, ilim ve güzel ahlâk sâhibi görünürler. Dillerde medh olunur, her yerde hürmet gösterilir. Bu hürmeti dünya için istismar ederler. Mâlı çok olanlar arasında ve mevkı’ sâhibleri yanında sözleri kırılmaz. Kendilerine gelen hediyelerin ardı kesilmez.

Farz ve sünnetleri yapmakta, dine uymada gevşektirler. Nefs-i emmâreleri ise, pek kuvvetlenmiştir. İnsanlar arasında emîn, Allah nazarında hâindirler. Sahte tarîkatcılar ve dünyaya düşkün, dünyaları için ahiretlerini satmaktan çekinmeyen din adamları böyledir.

Bazıları tanımadığı, çekindiği yerlerde yemekleri yemez. Bazıları da, parasına kıyamayıp kıymetli gıda almaz. Bunları gören, kendilerini derviş sanır. Kanaat ve iffet sâhibi görünürler. Bunlar, kanaatsız ve iffetsizdir. Yaptıkları, hep gösteriştir, yalandır, riyâdır.

Cömertliğe benziyen kötü huy da olur: Mâlı alınteri ile kazanmamış, mîrâsa konmuş veya kaçakçılık, istifcilik yapmış, karışık, karanlık yollardan elde etmiş yahud kumardan kazanmış. Mâlın kıymetini bilmez. Haramlara, lüzûmsuz yerlere dağıtır. Aklın ve İslâmiyetin beğenmediği yerlere saçar. Ahmaklar, bunu cömert sanır. Hâlbuki, bunda cömertlik denilen iyi huy yoktur; riya ve gösteriş vardır.

Mal önemlidir. Mâl kazanmak, dağa yük çıkarmak gibidir. Mâl dağıtmak, yuvarlak taşı, dağdan aşağı bırakmağa benzer. Çok kimse, fakirlik sıkıntısı ile imanını elden kaçırmış, mürted olmuştur. Hadîs-i şerifte, “Eshâbım için fakirlik saadetdir. Âhır zamandaki ümmetim için, zengin olmak saadettir” buyuruldu. İlime mal ile destek lazım, bu yapılmazsa ilimden gereği gibi istifade edilemez. Şair ne demiş: İyi anladım, uzun tecribe ile:/Adam ilimle ölçülür, ilim de mâl ile!

Mâl dağıtmakta cömertlik iyidir. İsraf ise, kötüdür, haramdır. Cömert demek, cömertlik huyunu kazanmak, cimrilik denilen kötü huydan kurtulmak için vermek demektir. Dünyadan birşey ele geçirmek için ve şan söhrete kavuşmak için vermeğe cömertlik denilmez.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Yiğitlik ve eşkıyalık
« Yanıtla #14 : 29 Eylül 2010, 23:29:30 »
Kahramanlığa, yiğitliğe benziyen kötü huy da vardır. Çok kişi, dünya mâlını, mevkiini ele geçirmek, kısa yolden köşeyi dönmek için tehlikeye atılır. Yahut şöhret kazanmak ister. Bunları yapabilmek için tehlikelere atılır. Bunlar arasında yakalananlar, işkencelere katlanarak, hatta mallarını, canlarını vermeyi göze alarak, suç ortaklarını ele vermemeyi yiğitlik sayarlar.

Hâlbuki, yiğit kimse, aklın ve dînin beğendiği şeyi yapmak için ortaya atılır. Millete, vatana hizmet etmek, sevap kazanmak ister. Kahramanlık, cesaret güzel huyuna kavuşarak, Allahü teâlânın rızâsına ulaşmağı sever.

Kurdun, kaplanın saldırmaları da bir kahramânın hücûmuna benzer ise de, bunun güzel huyla alâkaları yoktur. Kuvvetleri ve yaratılışları îcâbı saldırarak zarar yaparlar. İyi düşünce ile ve hayır yapmak, sevap kazanmak için ileri atılmazlar. Kendilerine dayanamıyan zayıflara hücûm ederler. Silahlı adam cihad da eder, eşkıyalık da.

Gerçek şecâ’at, kahramanlık; aklı, fikri ve bilgisi ile saldırmayı uygun görmek, dünya kazancını düşünmeyip, rûhunda iyi huy bulundurmayı, tehevvür ve korkaklık kötü huylarından kurtulmayı istemek demekdir.

Böyle kimse, zararlı, çirkin iş işlemekden ise, ölmeyi tercîh eder. Şerefle ölmeyi, şerefsiz yaşamaktan üstün tutar. Hayır ile anılmayı, yüz karası ile yaşamaya değişir. Yiğitlik yaparak, yaralanmak ve ölmek tehlikeleri olduğu için, önceden tatlı olmayabilir. Fakat sonunda, dünya ve âhıret kazançlarının ve zaferin lezzeti ile sonsuz tatlı olur.

Hele İslâmiyeti korumak, Resûlullahın parlak dînini yaymak için can vererek (şehîd olmak) lezzeti, dünya ve âhıret lezzetlerinin hiç birinde bulunmaz. Nitekim Âl-i İmrân sûresinin yüzaltmışdokuzuncu âyetinde meâlen, “Allah yolunda canlarını verenleri ölü sanmayınız! Onlar diridir. Rablerinin nimetlerine kavuşmuşlardır” buyurulmuşdur. Ecel, ileri ve geri gitmez. İnsanın ömrü değişmez. Çok olur ki, kaçmak ölüme sebep olur. Düşmana karşı dayanmak da, zafere ve selâmete kavuşturur.

Mehmet Oruç