Gönderen Konu: Helalin Ehemmiyeti  (Okunma sayısı 3444 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gül_Sultan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2139
Helalin Ehemmiyeti
« : 14 Kasım 2007, 22:23:57 »

Helalin Ehemmiyeti

Ebû Abbas Nihâvendî'ye, ticâretle meşgul olan zengin talebelerinden birisi geldi ve zekâtını kime vermesinin daha uygun olacağını sordu.
Ebû Abbas -kuddise sirruh- da:
"- Gönlün kimde karar kılıyorsa ona ver!" dedi.

Aldığı bu cevapla hocasının yanından ayrılan talebe, yolu üzerinde dilenen bir âmâ gördü. Gönlü ona ısındı. Zekâtı olan bir kese altını çıkarıp verdi. Keseyi eliyle şöyle bir yoklayan âmâ, sevinçle oradan ayrıldı. Ertesi gün kendisine zekat verdiği âmâyı başka bir âmâ ile konuşurken gördü. Kulağına şu cümleler ilişti:
"- Dün bana bir beyzade tam bir kese altın verdi. Ben de meyhaneye gidip bir güzel demlendim..."

Bu durum talebenin canını sıktı, gönlünü daralttı. Doğruca Ebû Abbas Hazretleri'nin yanına gitti. Hâdiseyi tam arz edecekti ki, Ebû Abbas onun konuşmasına fırsat vermeden, sattığı külahının karşılığı olan bir akçeyi infak etmesi için kendisine uzatıp:
"- Önüne çıkan ilk kişiye bu akçeyi ver! diye tembihledi.

Talebe, bir şey diyemeden verilen vazifeyi îfâ için oradan ayrıldı. Hocasının dediği üzere karşısına çıkan ilk kişiye bu akçeyi verdi. Ancak içini kemiren bir merakla o şahsı takibe koyuldu. Adamcağız, şehrin kenar semtlerinden birisine gitti ve bir harabeye girdi. Sonra elbisesinin altından ölü bir keklik çıkartıp yere bıraktı. Tam oradan ayrılacaktı ki, talebe önüne geçip sordu:
"- Ey yiğit! Allah için doğruyu söyle, bu ne hâldir! Şuraya attığın ölü keklik nedir?"

Adamcağız kendisine akçeyi veren şahsı karşısında görünce kekeleyerek şunları söyledi:
"- Yedi gündür, bir şey bulup da çoluk çocuğuma yediremedim. Ben ve hanımım sabrediyorduk, ama çocuklarımın artık açlığa tahammülleri kalmamıştı!.. Buna rağmen dilenip insanlardan bir şey istemek, asla yapamayacağım bir işti. Binbir ızdırap içinde kıvranırken, senin görmüş olduğun, çürümeye yüz tutmuş o ölü kekliği buldum. Zaruret sebebiyle onu yemeleri için çocuklarıma götürecektim. İçimden de Allah'a yalvarıyor: "Yâ Rab, hâlime inayet eyle!" diye niyaz ediyordum ki, sen gelip o akçeyi verdin. Ben de Rabbime şükrederek o yenemeyecek durumda olan kuşu mezbeleye bıraktım. Şimdi pazara gidecek ve verdiğin akçeyle yiyecek bir şeyler alacağım..."

Bu hâle şaşırıp kalan talebe, derhal Ebû Abbas Hazretleri'nin yanına geldi. Hazret-i Pîr, o henüz bir şey söylemeden şöyle buyurdu:
"- Evlâdım! Demek ki, sen kazancına şüpheli veya haram bir şeyin karışıp karışmadığına dikkat etmemişsin. Bu yüzden de dikkat ettiğin hâlde zekâtın, şaraba gitti. Zîrâ kazanılan şeyler, nereden ve nasıl elde edilmişse, aynı şekilde elden çıkar. Nitekim senin bir kese altınına mukabil benim bir tek akçemin sâlih bir insanın eline geçmesinin hikmeti de, onun sırf el emeği ile kazanılmış olmasından, yâni helâlliğindendir..."

El-Hasılı Kelam:

Her şey, müsbet veya menfî sahip olduğu husûsiyetlere göre değer kazanır veya kaybeder. Bu gerçek, helâl ve haram meselelerinde daha da bârizleşir. Onun için eskiler mal ve mülk hakkında:
"Haydan gelen hûya gider!" demişlerdir.

Bu, iki mânâya da gelir. Birincisi; "Hayy" olan Allâh'tan gelen yine "Hû" olan Allâh'a gider, demektir. İkincisi de; havadan kazanılan, şüphe ve haramla karışık kazançlar da yine havaya/boşa gider, anlamındadır. Kısaca helâl helâle vesîle olurken, harâm da harâma sebebiyet verir. Nitekim bu hakîkati ifâde sadedinde Ebû Bekir Verrak Hazretleri bir sohbetinde:
"- Sabahları kalkınca insanlara bakarım; kimin helâl, kimin haram yediğini anlarım!" buyurdu.
Sordular:
"- Bunu nasıl anlıyorsun?"
Şöyle îzâh etti:
"- Her kim sabahleyin kalkar kalkmaz dilini boş laf, gıybet ve sövüp saymakla meşgul ederse, bilirim ki bu hâl, yediği harâm gıdâdan kaynaklanmaktadır. Her kim de sabahleyin kalktığında dilini Allâh Teâlâ'nın zikri, kelime-i tevhid ve istiğfarla meşgul ederse, onun aldığı gıdâ da helâl yoldandır... Çünkü helâl de harâm da, sahip oldukları özelliklere göre insanların fiillerine yansırlar..."
Dünya geçer, İnsan göçer ancak kurtuluş Müttakîlerindir.

Çevrimdışı fazıl14

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1339
Helal kazanmak için kazanmak ibadettir
« Yanıtla #1 : 03 Eylül 2008, 01:14:21 »
HELAL KAZANMAK İÇİN KAZANMAK İBADETTİR

Resulullah Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki: “Sizden birinizin,ipini alıp sırtı ile odun taşıması,Allah`ın kendisine fazlından verdiği bir kimseye gelerek istemesinden hayırlıdır;o kimse ister versin,ister vermesin.”
Lokman hekim oğluna şöyle nasihat etti:

“Oğlum,helal kazanç ile yoksulluktan korun.Yoksul düşen kimse üç musibetle karşılaşır:1-Din zayıflığı;çünkü fakirlik,insanı kötülüğe sürükler.2-Akıl zayıflığı;çünkü ihtiyaç düşüncesi,insanı şaşırtır.3-Mürüvvet ve insanlığı kaybolur.Bunlardan daha büyüğüde,insanların maskarası olur.Hadis-i şerifte Peygamber efendimiz (s.a.v): “İstemekten haya ettiği için,aile etradına bolluk göstermek ve komşusuna yardımda bulunabilmek için,helalinden dünyalık talebinde bulunan kimse,yüzü,ayın ondördü gibi olduğu halde Allah`a kavuşur.”buyurmuştur.

Bir gün Resul- Ekrem (s.a.v),Ashabı ile otururlarken,gücü kuvveti yerinde bir delikanlının,sabahın erken saatinde oradan geçtiğini gördüler.Ashap: “Keşke şu delikanlı gençliğini Allah yolunda harcasaydı.”dediler.

Bunun üzerine Resulullah Efendimiz (s.a.v):Böyle demeyin;şayet o,istemekten ve insanların elinde ve avucunda olana göz dikmekten kurtulmak için çıkmışsa Allah yolundadır.İhtiyar ana ve babasının geçimini sağlamak veya küçük yavrularını beslemek için çıkmışsa,yine Allah yolundadır.Ancak,boy göstermek için çalışıyorsa,işte o zaman şeytan yolundadır.”buyurdu.

FIKRA:Memnun olmasa on gün önce gelir mi idi?

Birçok ramazan-ı şerifi birlikte idrak etmiş bir hanımla beyi konuşuyorlarmış.Bey hanımına: “Hanım bunca senedir oruç tutuyoruz.Acaba Ramazan-ı şerifi hiç memnun edebildik mi?”diye sormuş.Hanımı: “A Efendi! Düşündüğün şeye bak,o mübarek hiç memnun olmasa idi,her sene on gün önceden gelir mi idi?” demiş.(Osmanlı Fıkraları,Çamlıca Basım Yayın)
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2008, 10:37:19 Gönderen: moderatör »
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"

("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")

"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6994
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Helalin Ehemmiyeti
« Yanıtla #2 : 02 Ocak 2010, 22:59:40 »
Hâce Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri helâle riâyet etmek hususunda çok itinâ gösterirler ve şüphelilerden de son derece kaçınırlardı. Husûsiyle sohbet meclislerinde: "İbâdet on cüzdür. Bunun do­kuzu helâl talebinde olmak, bir cüz'ü ise diğer amel­lerdir." mealindeki hadîs-i şerîfi okurlar ve amel edilme­sini emir ve işaret buyururlar idi.

Hâce Nakşibend Hazretleri'nin yedikleri kendi zirâatlerinden olup, her sene bir mikdar arpa ve bir mikdâr böğrülce ekerlerdi. Onun dahi tohumu, tarlası, suyu ve kullanılan öküzleri hususunda tamamıyla ihtiyatlı idiler. Sohbet-i şerîflerine bir çok âlim gelip teberrüken yemek­lerini yerlerdi.

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri çoğu vakit yemek pişirilme­sinde ve sofra hizmetinde bizzat gayret gösterirler idi ve yemek yenirken kalb huzuru için dervîşlere tavsiye buyu­rarak ve bu hususta mübalağa ederler idi. Dervişlerden biri bir lokmayı gaflet ile yese hemen onu şefkat ve terbiye yoluyla ikâz ederdi. Ve eğer bir yemek, öfke ile ve nefse zor ve çirkin gelerek pişirilmiş ise onu ye­mezler ve dervişlerden dahi bir ferde yedirmezlerdi.

Hâce Nakşibend Hazretleri bir kere Gadyut denilen mahalle gittiler. Bir derviş önlerine yemek getirdi. Buyur­dular ki bu yemeği bize yemek lâyık değildir. Şu se­bepten ki öfke ile pişirilmiştir. Ununu kalburdan geçiren ve yoğurup pişiren öfkeli idi.

Eğer bir kevgiri öfke ve gazap ile bir çömleğe soksalar o yemeği de yemezler ve şöyle buyururlar idi:

"Öfke, gaflet nefse zor ve çirkin gelerek yapılan işte hayır ve bereket yoktur, nefsin hevâsı ve şeytân ona yol bulmuştur."

"Sâlih ameller ve güzel fiiller ancak helâl lokma ile işlenebilir. O da gaflet ile yenmemeli, bilakis kalb huzuru ve uyanıklık ile yenilmelidir. Bu hâl bütün vakitlerde vukuf ve uyanıklık üzere bulunmaya vesîle olarak namazda dahi kalb huzurunu tahsîl etme­ye sebep olur."

F.T 22.12.2009

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Ynt: Helalin Ehemmiyeti
« Yanıtla #3 : 16 Şubat 2010, 19:42:45 »
Teşekkür ederiz.
〰〰〰〰🐠