Gönderen Konu: Huşu ile Kılınan Namaz  (Okunma sayısı 6570 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı duaekseni

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 209
Huşu ile Kılınan Namaz
« : 28 Haziran 2006, 00:57:01 »

Huşu ile Kılınan Namaz

 
 Salat, fiilî duâ demektir. Duâ da “kulun, ihtiyacını, gönlünden gelen düşünce ve isteği Allah’a arzetmesidir.” Onun için duâ, kulluk görevlerinin en hasıdır, özüdür. En başta gelenidir. Hiç şüphesiz ki Allah, içimizden geçeni, dertleri, sıkıntıları, istekleri ve ihtiyaçları bilir. Onun için insan onu saygı ve edep çerçevesinde Allah’a arz edip ondan istekte bulunmalıdır. Bunu yaparken en fazla dikkat edeceği husus, Allah’a isteklerini iletirken  göstereceği samimiyet ve saygıdır.
Namazın mahiyeti ve nasıl kılınacağı, huşu’ ve hudu’ yönünden bilinmediğinden namaz kılanların sayısı azalmıştır. Ruhsuz kılınan namaz anlamsız hareketlere dönüşmüştür. Kılanların  da namazı niçin kıldıkları tartışılır ve merak edilir olmuştur.
Öyleyse nedir bu, bu kadar önemli olan “hudu’” ve “huşu’” ?
Hudu’: Eğilmek, bükülmek, küçülmek ve tam teslim olup itaat etmek, sözü yumuşatmak, kibar, tatlı söylemek anlamınadır.
Huşu’: Çoğunlukla vucut organlarının saygısı anlamına kullanılmakla birlikte “genel saygı” anlamını ifade eder.
 
Bakınız, A’raf suresi âyet 55:
 
“Rabbinize yalvara yalvara ve için için duâ edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.”. Bu âyetle Cenabı Hakk, duânın nasıl yapılması gerektiğini bizlere lütuf olarak bildirmekte. Bağırarak, çağırarak, emreder gibi, hele hele ne denildiği bilinmeden ve o bilinçte olmadan yapılan duâlar duâ olmadığı gibi Allah’a karşı da saygısızlık ve edepsizliktir. Haddi aşmaktır.  Burada Kütüb-ü Sitte’de yer almış sağlam bir rivâyeti Nakledelim. Buhari’deki metinle. Buhari bu rivâyeti, Tevhid, Megazi ve Kader bölümlerinde mükerrer olarak verir. Biz Tevhid Kitabı, 6. Bab, 16 numaralı rivâyeti sunuyoruz:
“...... Ebu Mûsa el-Eşari şöyle demiştir: “Bizler Rasulüllah’ın maiyyetinde bir gazvede bulunduk. Yolda ilerlerken yüksek bir mevkie çıktıkça, bir yüksek yola yükseldikçe, bir vâdi içine indikçe muhakkak buralarda tekbir getirerek seslerimizi yükseltmeğe başladık. Rasülüllah bizim yanımıza yaklaştı da:
“Ey insanlar! Nefislerinize yumuşak davranın(seslerinizi çok yükseltmeyin)! Şüphesiz ki, sizler bir sağırı ve bir gâibi çağırmıyorsunuz. Sizler şüphesiz Semî’ ve Basîr olan Allah’a duâ ediyorsunuz.” buyurdu. ....”
 
Evet, kulluğun özü, gerçek göstergesi duâdır. Duânın özü, gerçek göstergesi de Hudu’ ve Huşu’’dur. Namaz da yapılabilecek duâların en üstünü olduğundan, yani, namaz hem gönül hem beden hem de dille yapılan komple bir duâ olması nedeniyle, kesinlikle namaz, Hudu’ ve Huşu’suz olmamalıdır. Hudu’ ve Huşu’ namazın ruhudur. Hudu’ ve huşu’suz kılınan namazın kimseye yararı olmadığı gibi üstelik insana yüktür de.
Mü’minün suresi âyet 2:
 
“Onlar (kurtulan mü’minler) namazlarında saygılıdırlar.”
 
Ahzap suresi âyet 35:
 
“Allah şu kişiler için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar,itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar,özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve Allah’ı çok anan kadınlar.”
 
 de namazlarını huşulu kılanların kendilerini kurtaracakları açıklanır.
 Bakara suresi âyet 45:
“Sabırla ve namazla yardım isteyin. Bu, huşu edenlerden başkasına büyük olan bir iştir.”
te de Huşu’suz kılınan namazın insanlara yük olacağı, ağır geleceği bildirilir.
 
İsra suresi âyet 107-109, Fussılet suresi âyet 39, Enbiya suresi âyet 90, Bakara suresi âyet 45-46, Maûn suresi âyet 4,5, Haşr suresi âyet 21, Ğaşiye suresi âyet 1-4, Kalem suresi âyet 42-43, Kamer suresi âyet 7, Şura suresi âyet 45, Meâriç suresi âyet 43- 44, Naziât suresi âyet 8-9, Ta-Ha suresi âyet 108, Şuara suresi âyet 218, Hadid suresi âyet 16. ayetlerden anlıyoruz ki huşu’, gözlerimizle, sesimizle, yüzümüzle, gönlümüzle yüce yaratanımıza karşı bilinçli olarak ve içtenlikle göstereceğimiz saygıdır.
 Riya olarak yapılan hudu’ ve Huşu’ yani rol olarak yapılan huşu’ ve hudu’ hiçbir işe yaramaz.
Huşu’ ile ilgili kısa çok güzel açıklamalar da yapılmıştır.  Konunun iyi anlaşılabilmesi açısından birkaç örnek vermekte fayda var:
 
_ Hz. Hasan R.A.  abdest aldığı zaman yüzünün rengi değişir. Biri ona “Bu ne haldir?” diye sorunca “Büyük ve Cebbar olan padişahın huzuruna çıkma zamanı gelmiştir” buyururdu. Abdest alıp mescide gidince mescidin kapısında durup “Allah’ım, senin kulun senin kapında hazırdır. Ey ihsanı bol olan Rabbim, amelleri kötü olan kulun senin kapında hazırdır. Sen, bizden, iyi olanların kötüleri affetmesini istedin, sen iyilik sahibisin, ben ise kötülük sahibiyim. Ey kerim olan Rabbim, benim çirkin hareketlerimi, sende olan güzellikler hürmetine bağışla” der, sonra mescide girerdi.
 
_ Hz. Zeynel Abidin çok namaz kılardı. Seferde hazarda teheccüd namazını hiç bırakmazdı. Abdest aldığı zaman yüzü sararırdı. Namaza durduğu zaman bedeni titrerdi. Biri sebebini sorunca: “Haberin yok mu, ben kimin huzuruna çıkıyorum” derdi.
 
Hz. Abdullah bin Abbas  ezan sesini duyunca ağlardı. Titrerdi. Birisi ona “ Biz de ezan sesi duyuyoruz ama bize hiç tesiri olmuyor, siz ne kadar korkuyorsunuz” deyince: “ Eğer insanlar müezzinin ne dediğini bilselerdi, rahat ve huzurları kaçar, uyku uyuyamazlardı.” Buyurdu. Sonra ezanın her cümlesinde yapılan uyarıyı genişçe anlattı.
 
_ Zinnun Mısrî’nin arkasında ikindi namazını kıldığını anlatan bir adam şöyle diyor: O, “Allahü ekber” derken “Allah” kelimesini söyleyince, Allah’ın heybeti onu öyle kaplamıştı ki, sanki bedeninde ruh kalmamış, tamamen kendisinden geçmişti. “Ekber” dediği zaman onun tekbirinin heybetinden kalbim sanki parça parça olmuştu.
 
İsam, Hatim-i Zahid Belhî’ye, “Siz namazı nasıl kılıyorsunuz?” diye sordu.O, “Namaz vakti geldiğinde önce, son derece sükunetle güzelce abdest alırım. Sonra namaz kılacağım yere giderim, son derece huzur içinde ayakta dururum. Sanki Ka’be karşımda, ayaklarım sırat köprüsü üzerinde, sağ tarafımda cennet, sol tarafımda ise cehennem var. Ölüm meleği başımda durmakta. Bu namaz, benim son namazım, bundan sonra belki bir daha namaz kılmak nasip olmaz diye düşünürüm. Kalbimin durumunu ancak Allah bilir. Ondan sonra çok aciz olarak: “Allahü ekber” derim. Sonra manasını düşünerek Kur’an okurum, tevazu ile rükuya giderim, aciz olarak secde ederim ve itminanla namazı bitiririm. Böylece bu namazın kabul edilmesini Allah’ın rahmetinden umarım, kötü amellerim yüzünden reddedilmesinden korkarım.”
 
Hz Aişe buyuruyor ki: “Peygamber efendimiz bizimle konuşurdu. Biz de onunla konuşurduk. Fakat namaz vakti geldiği zaman sanki bizi hiç tanımıyormuş gibi olurdu, tamamen Allah’a yönelirdi.”
 
Said Tennuhi namaz kılarken yanaklarından, kopmuş tespih taneleri gibi gözyaşı dökülürdü.
 
Biri, Half  bin Eyyüb’e “Sinekler sana namazda sıkıntı veriyor mu? diye sorunca. “Namazıma eksiklik veren bir şeye kendimi alıştırmam. Suçlu kimseler, sadece “çok dayanıklı bir adammış” desinler diye devletin verdiği cezalara cesaretle ve metanetle tahammül ederler, sonra da bunu herkese övünerek anlatırlar. O halde ben kendi sahibimin huzurunda dururken bir sinekten mi rahatsız olup hareket edeceğim?” dedi.
 
Bir sahabi geceleyin namaz kılarken, bir hırsız geldi ve atının ipini çözerek götürdü. Bu durumu görmesine rağmen namazını bırakmadı. Biri ona “Niçin hırsızı yakalamadınız? diye sorunca; “Benim meşgul olduğum şey o attan daha değerli idi” dedi.
 
Hz. Ali’nin şu kıssası meşhurdur. Savaş esnasında kendisine bir ok isabet etse namazda iken çıkarılırdı. Bir defasında uyluğuna ok saplantı, etrafındakiler çıkarmaya uğraştılar, fakat çıkaramadılar. “Namaza durduğu vakit çıkaralım” diye aralarında meşvere yaptılar. O nafile bir namaza başladı. Secdeye gidince oku hızla çekip çıkardılar. Namazı bitirince etrafındaki topluluğa bakarak “Siz oku çıkarmak için mi geldiniz” buyurdu. Halk “Biz onu çıkardık bile” dediler.O “Benim haberim olmadı” dedi.
 
Müslim bin Yesar, namaz kılacağı zaman yanında bulunanlara “siz konuşabilirsiniz, ben sizin konuşmalarınızdan etkilenmem” derdi.
 
Amir bin Abdullah namaza durduğu zaman ev halkının konuşmaları bir tarafa, davul sesini bile duymazdı. Biri ona: “Peki namazda herhangi bir şeyden haberiniz oluyor mu?” diye sorunca, “Evet bir gün Allah’ın huzurunda duracağımızın ve iki evden, yani cennet ve cehennemden birisine gideceğimizden haberim oluyor” derdi. O kimse, “Ben onu sormuyorum, bizim konuşmalarımızdan bir haberin oluyor mu?” deyince, “Sizin konuşmalarınızı duymaktansa, bana mızrakların saplanması daha iyidir.”  buyurdu.
 
Hudu’ ve Huşu’ nasıl sağlanır?
 
Hudu’ ve huşu’nun ne olduğunu öğrendikten sonra sıra,bunun nasıl sağlanabileceğini kavramaya geldi sanırım. Burada Psikoloji’de, “Bir ferdin, neyi gözleyeceğine dair bir seçme faaliyeti” olarak tanımlanan “Dikkat” konusu, ön plana çıkmaktadır. Dikkatin toparlanması, dağıtılmaması ve iyi kullanılması konularını iyi bilmek gerekmektedir. Durum bu merkezde olunca, namazda hudu’ ve huşu’ oluşturmak için dikkati dağıtan iç ve dış faktörleri uzaklaştırmak, dikkati celbeden iç ve dış amilleri de oluşturmak gerekecektir. Şöyle ki:
Önce amaçladığımız şeyi kesin olarak belirlememiz ve onu diğer şeylerden ayırıp ilk sıraya koymamız gerekecektir. Namaz vakti gelince yapacağımız en önemli görevimiz namaz olmalıdır. Diğer işlerimiz, ve ihtiyaçlarımız geri plana itilmelidir.
Fıtratı gereği insan, duyduğu, gördüğü, dokunduğu, kokladığı ve tattığı her şeye ilgi duyar ve akıl yürütür. Onlarla ilgili olumlu-olumsuz bir çok düşünce üretir. İnsan, namaz kılarken, dua ederken de duyduğu, gördüğü, dokunduğu, tattı ve kokladığı her şeyle ilgili düşünceler üretir. Onun için, dua ederken, namaz kılarken, bir şey duymamalı, dikkat çekici bir şey görmemelidir. Namaz kıldığı yer sakin ve sade olmalıdır. Özellikle kıble yönünde ve namaz kıldığı yerin zemininde renkli, motifli, desenli halılar, seccadeler, duvarlarda hat sanatları örneği yazılar, süslemeler, kilise çanı gibi dan dan vuran saatler bulunmamalıdır. Namaz kıldığı yer bir sanat galerisi niteliğinde olmamalıdır. Sakin bir yerde olup uzak ve yakından değişik seslerden, gürültüden, patırtıdan uzak durmalıdır. (Bu örnekleri çoğaltabiliriz.)
 Müslümanlar evlerinin bir noktasını namaz için tahsis etmeli, bu mekanda sık sık değişiklik yapmamalıdır. Zira insan her gördüğü yeni şey için de fikir yürütecektir, zihni namaz kılarken Allah’tan başka şeylere yönlenecektir. Dolayısıyla dikkati dağılacak, hudu’ ve huşu’su bozulacaktır. Alıştığı, âşina olduğu eski şeyler dikkati fazla dağıtmaz.
Namaz için yapacağı ön hazırlık; abdest, kıbleye dönme, adaba uygun giyinme ve niyet gibi faktörler de bilinçli yapılırsa hudu’ ve huşu’nun teminine yardımcı olacaktır.
Toplu, cemaat halinde namaz kılmaya gayret etmelidir. Birlik ve beraberlik içindeki  hazırlık da hudu’ ve huşu’ oluşmasına yardım edecektir. Safta durmak  insanın psikolojisini etkiler. Zira namaz safında, insanlar arasındaki zenginlik-fakirlik, şahlık-gedalık, alimlik-cahillik, gençlik-ihtiyarlık, dil, ırk, makam ve mevki farkları yok olur. Kral ile hizmetçi, beyaz ile zenci vs. bile omuz omuza gelir. Bunların hepsi hudu’ ve huşu’a neden olur.
Namaz kılınacağı zaman zihinsel birçok düşünce altında kalınacağı, onların hudu’ ve huşu’u bozacağı bilincinde olunmalıdır. Bu bilince sahip olanlar hazırlıklı olduklarından kolay kolay dikkatlerini dağıtmazlar.
Dikkatin dağılmaması için  bir yol da şudur: Namazda okunan her kelimenin anlamını düşünmek gerekir. Sözcükler yavaş okunmalı ve sözcük ile anlamı aynı anda düşünülmelidir. Bir kelimenin anlamı zihinde canlanmadan diğer sözcüğe geçilmemelidir.
Namaz kılarken Rasulullah Efendimizin de (sav) önerdiği gibi göz secde edilen yere odaklanmalıdır. Çünkü duyularımız bir yere yoğunlaştığı zaman diğer duyularımız zayıflar dış alemden etkilenmez.
En önemlisi de biz Allah’ı görmüyoruz ama o şüphesiz bizi görüyor. Biz de O’nu görüyormuşuzcasına, tam karşısında, önünde duruyormuşuzcasına namaz kılmalıyız, dua etmeliyiz.
 Hudu ve huşu’nun temini şüphesiz zor bir olaydır ama mümkündür. Sadece devamlılık ve çaba ister. Allah cc. yardımcımız olsun!

(alıntı)
 
 
 (Kardeşlerimden bu konuya ilişkin öneri,bilgi ve katkılarını rica ediyorum.Forumda bu konu başka başlık altında açıldı mı bilemiyorum.Varsa bilgilendirilirsem mutlu olurum.Rabbim huzuruna durduğumuzda huşu ile ikame edeceğimiz namazlar nasip etsin.Selam ve dua ile..)

Çevrimdışı vedat1980

  • okur
  • *
  • İleti: 86
Huşu ile Kılınan Namaz
« Yanıtla #1 : 28 Haziran 2006, 10:06:34 »
AMİN...İNŞAllah
Allah RAZI OLSUN DUAEKSENİ KARDEŞİM
BİZLERLE BU ÖNEMLİ KONUYU PAYLAŞTIĞIN İÇİN TEŞEKKÜRLER
SELAM VE DUA İLE
Bir insanı doyurmak istiyorsanız ona hergün balık vermeyiniz, balık tutmayı öğretin"

Çevrimdışı duaekseni

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 209
Huşu ile Kılınan Namaz
« Yanıtla #2 : 28 Haziran 2006, 11:51:46 »
cümlemizden vedat1980. Rabbime emanet kalın kardeşim.Selam ve dua ile..

Çevrimdışı seval_1985

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 169
Huşu ile Kılınan Namaz
« Yanıtla #3 : 05 Temmuz 2006, 11:49:56 »
Alıntı yapılan: "duaekseni"
cümlemizden vedat1980. Rabbime emanet kalın kardeşim.Selam ve dua ile..
amin

Çevrimdışı Mstfx67

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 354
Huşu ile Kılınan Namaz
« Yanıtla #4 : 05 Temmuz 2006, 23:07:46 »
Amin Amin
BA$KASININ AYIBINI SÖYLEMEYi DÜSÜNDÜGÜN ZAMAN NEFSININ AYIBINI hATIRLA!!!

Çevrimdışı kubra

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 4
Huşu ile Kılınan Namaz
« Yanıtla #5 : 31 Temmuz 2006, 00:01:39 »
Allah razı olsun.

Çevrimdışı Lika

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 3890
    • Herkonudan.com
Namazı, Huzur ve Huşu ile Tamamlamak
« Yanıtla #6 : 26 Eylül 2008, 02:54:29 »
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
"Namazlarinda husu içinde olan mü'minler kurtulusa ermislerdir."

Bilesin ki, dil âlimleri «husu» kelimesini «korkmak» ve «çekinmek» gibi kalb eylemlerinden sayar, bazilari da «sükûnet» , «öteye - beriye bakmamak» ve «oynamamak» gibi davranis eylemlerinden kabul eder.

Fikih âlimleri «husu» ´un namazin farzlarindan mi oldugu, yoksa faziletlerinden mi sayilmasi gerektigi hususunda anlasmazlik halindedirler, her iki görüsü de ileri sürenler vardir.

Birinci görüsü savunanlar su hadis ve âyete dayaniyorlar.

Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

"Kulun ancak akli tam yerinde iken kildigi namaz, namaz yerine geçer."
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

"Namazi beni hatirlamak için kil!" (Tahâ, 14), ilk görusü savunanlara göre gaflet hali «zikir» ´ le. yani Allah (C.C)'i hatirda tutma eylemi ile bagdasmaz, bu yüzden ulu Allah (C.C):

«Sakin gafillerden olma» diye buyurur. (Araf Sûresi - 205)
Beyhakî'nin Muhammed Ibni Sirin (R.A.) dan rivayetine göre Muhammed Ibni Sirin söyle demistir:

«Haber aldim ki Peygamber'imiz ((s.a.v.).) namaz kilarken gözlerini havaya kaldirdigi için bu âyet inmistir.»

Abdurrezzak'in (R.A.) ayni konudaki rivayetinde bu âyet inince Peygamber ((s.a.v.).)'imizin kendisine namazda husu içinde olmasini ve gözlerini secde yerinden ayirmamasini emrettigi ilâve edilmektedir.

Hakim ve Beyhaki'nin birlikte Ebu Hureyre (R.A.) dan naklettiklerine göre Peygamber'imiz ((s.a.v.).) namaz kildigi vakit gözlerini semaya dikerdi. Bunun üzerine kendisine yukardaki âyet inmis, o da hemen besini egmisti» .»

Hasan'dan (R.A.) rivayet edildigine göre Peygamber'imiz ((s.a.v.).) söyle buyuruyor:

"Bes vakit namaz, bîrinizin evin önünden akan suyu çok bir nehir gibidir, her gün bes kere bu nehre girip yikanirsa üzerinde kir namina bir sey kalabilir mi?"

Peygamber'imiz ((s.a.v.).) demek istiyor ki: büyükleri disinda bütün günahtan, geride hic bir sey birakmamak üzere, bes vakit namaz giderir. Elbette ki bu durum, husu içinde ve kalb huzuru ile kilinan namaz için söz konusudur, böyie olmayan namaz da zaten sahibine reddedilir.

Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

"Dünyanin her seyi ile ikisini keserek iki rek'at namaz kilan kimsenin geçmis bütün günahlari affedilir."

Yine Peygamber'imiz ((s.a.v.).) söyle buyuruyor: "Namaz kilmak, hacca gitmek, Beytüllah'i tavaf etmek ve diger usulü belirlenen ibadetler,
Allah (C.C)'i hatirda tutmayi saglamak için emredilmistir. Hatirlanan hakkinda ki asil amaç ve hedef o'dur, kalbinde saygi ve ürperme olunmayinca böyle bir hatirlamanin (zikrin) ne kiymeti vardir?»

Yine Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

"Kötü ve çirkin davranislardan sahibine alikoyamayan namaz kulun Allah (C.C)'dan daha çok uzaklasmasina sebep olur."

Bekir Ibni Abdullah der ki:

«ey insanoglu! Allah (C.C)'in huzuruna izinsiz girip kendisi ile tercümansiz konusmak istersen bunu yapabilirsin.»

Kendisine «bu nasil olabilir?» diye sorarlar. Bekr Ibni Abdullah söyle cevap verir:

«iyicene bir abdest alirsin, ve namaz yerine gidersin. Iste o anda Allah (C.C)'in huzuruna izinsiz girmis, tercümansiz O'nunla konusmus olursun.»

Hz. Ayse (R. Anha) diyor ki:

«Rasulullah (S.A.V) ile karsilikli konusurduk. (O bize bir sey der, biz de O'na karsiliginda bir sey söylerdik.) Fakat namaz vakti girince Allah (C.C)'in azameti ile öylesine mesgul olurdu ki, sanki ne O bizi tanir ve ne de biz O'nu tanir olurduk.»

Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

"Allah (C.C), kulun kalbi ile bedenini birlikte hazirlayarak kilmadigi namazin tarafina bakmaz." Allah (C.C)'in dostu Hz.ibrahim (A.S.) namaza durdugu zaman iki mil uzaktan kalbinin atisi duyulurdu.

Said ül-Tenuhî (rehimehullahu) namaz kilarken yanagindan sakalina süzülen göz yaslari dinmezdi.
Peygamber'imiz ((s.a.v.).) adamin birini namazda sakali ile oynerken gördü ve «eger bu adamin kalbi Allah (C.C) korkusu tasisa azalari da tasirdi» diye buyurdu.

Anlatildigina göre Hz. Ali (kerremellahu vechehu) namaz vakti girince titremeye boslar, rengi atardi. «Ne oluyor sana ya emirülmüminin?» dediklerinde «göklere yere ve daglara arzedilince ürkerek yüklenmekten çekindikleri halde benim üzerime aldigim emânetin vakti geldi» diye cevap verirdi.

Rivayete göre Ali Ibni Hüseyin (rehimehullahu) abdest alirken rengi sararirdi, yakinlari ona «abdest alirken sana niye böyle oluyor» sorarlar. O da su cevabi verirdi: «kimin karsisina dikilmek istedigimi biliyor musunuz?» Rivayete göre Hatem ül-Asam'a (R.A.) namazi nasil kildigi hakkinda soru soruldu, o da söyle cevap verdi:

«Namaz vakti girince güzelcene abdest alir, namaz kilacagim yere varirim, ezalarim yerine, otursun diye önce bir müddet otururum. Sonra kalkar, kaslarimin arasinda Kabe, ayaklanrimin altinda Sirat köprüsü, sagimda cennet, solumda cehennem. arkamda ölüm melegi olan Azrail vnrmis gibi farzederek ve kilacagim son namazmis gibi kabul ederek korku ve ümid arasi bir ruh hali içinde usulüne uygun bir tekbir alarak namaza dururum.
Düzenli bir sekilde «Fatiha» ve «zammisure» okurum, tevazu içinde rukua vararak husu içinde secdeye kapanirim. Sonra sol ayagimin disini yere, sag ayagimi bas parmak üzere dikerek bagdas kurar, otururum. Bu yaptiklarima ihlas halini katarim. Sonunds «kildigim namaz acaba kabul oidu mu, yoksa olmadimi bilemem.

Ibni Abbas (R. Anhuma) der kî:

«tefekkür hali içinde kilinan ne uzun ne kisa (orta) iki rek'atlik namaz, basibos bir kalb ile kilinan bir gecelik namazdan daha hayirlidir.» Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

"Ahir zamanda ümmetimden öyleleri gelecek ki, camilere varacak, halka kurup oturacaklar. Dillerinden dünya ve dünya sevgisi düsmeyecektir. Öyleleri ile oturup kalkmayin, Allah (C.C)´´in onlara hic bir haceti yoktur.»

Hasan El Basri'den (R.A.) rivayet edildigine göre:

«Peygamber (S.A.V)'imiz
((s.a.v.).) bir gün «size insanlar arasinda en çirkin hirsiz kimdir, haber vereyim mi» diye buyurdu.

Orada bulunanlar «kimdir ya Resulullah?» diye sordular.

Peygamber (S.A.V) 'imiz «Namazindan çalandir» diye cevap verdi.

Oradakiler «namazindan çalmasi nasil olur?» diye sordular.

Peygamber (S.A.V)'imiz namazin ruküunu ve secdesini eksik - eksik yaparak» cevabini verdi.
Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

"Kiyamet günü kul, ilk önce namazdan hesaba çekilecektir. Namazdan yana bir eksigi çikmadigi takdirde hesaplasmasi kolay geçer. Fakat eger namazdan yana bir eksigi çikarsa ulu Allah (C.C) meleklerine «bu kulumun nafile ibadetleri varsa ondan borca kalmis farzlari yerine koyun» diy« buyurur.»

Peygamber'imiz ((SallAllahu Aleyhi Vesellem.).) buyuruyor ki:

"Bir kula verilebilecek en hayirli hediye iki rek'at namaz kilsin diye kendisine izin vermektir."

Namaza duracagi zaman Hz. Ömer'in (R.A.) bögürleri titrer ve disleri takirdardi. Bu halin sebebi kendisine sorulunca «emaneti yerine getirmenin ve farz borcunu ödemenin vakti geldi, bilmem ki, onu nasil yerine getirecegim?»

Anlatildgtna göre Half Ibni Eyyüb (R.A) bir gün namazda iken bir yerinden ari sokar. Sokulan yer (konar, fakat half hiç bir sey duymaz.)

Bu sirada Ibni Said çikagelir. Half'e üzerinden kan geldigini bildirir de o da elbisesini yikar. Ona sorarlar, «nasil oluyor, ari seni sokuyor, vücudunu kanatiyor da sen hiç bir sey duymuyorsun?»

O da su cevabi verir. «Melik ül-Cebbar olan Allah (C.C)'in huzurunda duran, basindan Azrail dikilen, solunda cehennem ve ayaklarinin altinda Sirat köprüsü bulunan kimse böyle bir seyi nasit duyabilir?»

Amr Ibni Zerrin (rehimehullahu) eli kanser olmus, kendisi ibadet ve takvada hayli yüksek dereceye varmis bir zat idi, doktorlar «elini mutlaka kesmemiz gerekiyor» dediler. O da «öyle ise kesin» dedi. Doktorlar «seni ipler ile baglamadan kesemeyiz» dediler.
Bunun üzerine «beni baglamanizi istemiyorum, namaza durdugum zaman kesiniz» dedi. Nitekim namaza durunca elini kestiler, o ise hiç bir sey duymadi bile.

Kalplerin Keşfi
İmam Gazali

 
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Ynt: Namazı, Huzur ve Huşu ile Tamamlamak
« Yanıtla #7 : 26 Eylül 2008, 04:08:42 »
Teşekkürler Lika