Gönderen Konu: İstanbul'un Fethi  (Okunma sayısı 9236 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
İstanbul'un Fethi
« : 20 Mayıs 2008, 02:08:03 »

   

KURULDUĞUNDAN BERİ  İSTANBUL KUŞATMALARI

(Abluka mâhiyetindeki teşebbüsler hâriçtir)

1.   M. Ö. 477’de Pausanias tarafından Plate muhâsarasından sonra,
2.   M. Ö. 410’da Alkibyad tarafından,
3.   M. Ö. 340’da Makedonyalı Filip’in generali Leon tarafından,
4.   M. S. 197’de imparator Septin Severus tara¬fından,
5.   313’de Sezar Maksiminus (Maximinus) tara¬fından,
6.   315’de Büyük Konstantin tarafından,
7.   616’da İran İmparatoru Keyhüsrev-II tara¬fından,
8.   626’da Avar hâkânı tarafından,
9.   655’de hazret-i Osman devrinde hazret-i Muâ¬viye tarafından,
10.   668’de hazret-i Muâviye’nin oğlu Yezîd tara¬fından (Bu seferde hazret-i Eyyûb-el-Fnsârî şehîd olmuştur.
11.   673’de Süfyan bin Avf tarafından,
12.   715’de Mesleme komutasındaki ordu tara¬fından,
13.   739’da Abdülmelik’in oğlu Süleymân tarafin¬dan,
14.   764’de Bulgar kıralı Pağanus tarafından,
15.   781 ‘de Hârûn-ür-Reşîd komutasındaki ordu tarafından,
16.   793’de Abdülmelik tarafından,
17.   812’de Islav despotu Krumus tarafından,
18.   820’de Islav despotu Tomas tarafından,
19.   866’da Ruslar (Askoldodir) tarafından,
20.   914’de Bulgar kralı Simeon tarafından,
21.   1048’de Asi Turniçyüs tarafından,
22.   22. 1081 ‘de Aleksios Komnenos tarafından.
23.   1204’de, Lâtinlerden mürekkep dördüncü haçlılar ordusu tarafından,
24.   1261’de İznik Rum Devleti İmparatoru Mihâel Paleologos-VI tarafından,
25.   1395’de Yıldırım Bâyezîd tarafından,
26.   1402’de Yıldırım Bâyezîd tarafından,
27.   1411 ‘de şehzâde Musâ Çelebî tarafından,
28.   1422’de Murâd-ll tarafından,
29.   1453’de Mehmed-11 tarafından.

(Türkiye Gazetesi - Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, C. 4 S. 4-14)

« Son Düzenleme: 20 Mayıs 2008, 02:10:21 Gönderen: Tuğra »

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: Istanbul'un Fethi
« Yanıtla #1 : 20 Mayıs 2008, 02:10:19 »
İstanbul’un fethi genel olarak şöyle değerlendirilebilir:
A.   Savaş Öncesi Hazırlıklar:
1)   Fâtih Sultan Mehmed, savaşa başlamadan önce, orduyu düzeltmiş ve yeniçeri ağalarını değiştirmek sûretiyle disiplin altına almıştı.
2) Kesin sonuçlu savaştan önce, savaş bölgesine yardımın gelmesi umulan yerlerin ele geçi¬rilmesi, tıkanması veya yardım edemeyecek duruma getirilmesi yarar sağlamıştı. Bu gâye ile:
-   Rumelihisarı yaptırılmış, Karadeniz bölgesinden yardımın gelmesi ve ikmâlin yapılması önlenmişti.
-   Savaştan önce Mora yarımadasına kuvvet gönderilerek, harp süresince kımıldayamayacak duruma getirilmişti.
-   İstanbul dolaylarındaki küçük kaleler alınmıştı.
3)   Venedik’ten başka, bütün devletlerle dostluk andlaşması imzâlayarak, Bizans’ın yalnız kalması, Galata Cenevizlilerinin tarafsızlığı sağlanmıştı.
4)   İsyanlar bastırılmış, Anadolu’daki beylikler itâat altına alınmıştı. Böylece, savaş sırasında çıkması muhtemel gâileler kaldırı¬larak birlik sağlanmıştı.
5)   İstanbul surları incelenmiş, eski kuşatma usûlleri gözden geçirilmişti. Böylece, surların zayıf yerleri tespit edilmiş, gere¬ken araç ve gereçler sağlanmış; İstanbul surlarını yıkabilecek güçte toplar döktürülmüştü.
6)   İstanbul’un dış dünyâ ile ‘ alâkasını kesmek için donanma¬ya önem verildi.
7)   Bizans ordusuna göre sayı ve nitelik bakımından üstün bir ordu hazırlanmasına önem verilmişti.

B.   Savaş Sırasındaki Çalışmalar:
1)   Düşman kuvvetlerini dağıtmak için, gemiler Haliç’e indirilmiş, bundan dolayı Bizanslılar, Haliç surlarına da kuvvet ayırmak zorunda kalmışlardı.
2)   Donanmanın Marmara surlarını kuşatmasıyla hem denizden yardım önlenmiş, hem de bu kesime kuvvet ayrılması sağlanmıştı.
3)   Haliç`teki zincirin gerisindeki gemilerin batırılması için, Fâtih Sultan Mehmed tarafından, dik mermi yollu top (havan) düşünülmüş ve döktürülmüştü.
4)   Fâtih Sultan Mehmed, ön hatlara kadar ilerleyerek hem askerin moralini yükseltmiş, hem de aldığı tedbirlerle ihtiyâtı zamânında kullanarak başarının gelişmesini sağlamıştı.
5)   Topları gereken bölgelere toplayarak, ateş sıklet merkezini kurmuştu.

C) istanbul’un Fethinin Osmanlılara Sağladığı Siyâsî, Askerî ve ekonomik faydalar:

1)   İstanbul boğazı ve Bizans, Osmanlı topraklarından Anadolu ve Rumeli’yi birleştirmede bir engeldi. İstanbul’un ele geçirilmesi, iki bölümden (Anadolu ve Rumeli) meydana gelen Osmanlı İmparatorluğu’nu birleştirmiştir.
2)   Ortodoks kilisesi, tekrar bağımsızlığa kavuşturulmuş ve böylece hıristiyan birliğinin kurulmasına engel olunmuştur.
3)   İnanç serbestliğinin sağlanmasiyle ehl-i salibin yeniden kurulması ve dolayısiyle büyük savaşların açılması önlenmiştir.
4)   Rum ve Cenevizlilerin ticârî faâliyetlerinin serbest bırakılması ile ekonomik düzenin bozulması¬nın önüne, geçilmiştir.
5)   Bir ülkenin veya memleketin devamlı elde tutulmasının, o yerde nüfûs çoğunluğu sağlanamadıkça gerçekleşemeyeceğini gören Fâtih Sultan Mehmed, Anadolu’dan ve Rumeli’den getirdiği Türkleri yerleştirerek, İstanbul`u Türkleştirmiştir.
6)   Fâtih, Bizans’taki yerli ve yabancı san’atkâr ve bilginleri korumuş ve bunlardan yararlanmıştır.


« Son Düzenleme: 20 Mayıs 2008, 02:11:02 Gönderen: Tuğra »

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #2 : 20 Mayıs 2008, 02:11:21 »
ÜÇ KÖS TOKMAĞI VUR!..

Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri, bir Perşembe günü öğleden sonra, âniden atının hazırlanma¬sını istedi. Atı hazırlanınca, atına binip, Semerkand’dan sür’atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da kendisini tâkib etti. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand’ın dışında bir yerde talebele¬rine; „Siz burada durunuz“ buyurdu. Sonra atını Abbas sahrâsına sürdü. Mevlâna Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gidip tâkib etti. Abbas sahrâsına varınca, atının üstünde sağa-sola gidip geldi. Sonra da birden bire gözden kayboldu. Ubeydullah-ı Ahrâr daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; „Türk sultânı Muhammed Han (Fâtih) kâfirlerle harb ediyordu. Benden yardım istendi ve yardıma gittim. Allahü teâlânın izniyle gâlip gelinip zafer kazanıldı“ bu¬yurdu.
Fâtih Sultan Mehmed Han, Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin gelişini şöyle anlatır: „İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında Allahü teâlâya yal¬varıp, zamânın kutbunun imdâdıma yetişmesini istedim. O anda beyaz at üzerinde bir zât yanıma geldi. „Korkma!“ buyurdu. Ben de; „Nasıl endişe¬lenmeyeyim küffâr askeri pek çok“ deyince, elbi-sesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktığımda büyük bir ordu gördüm. „İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, kösün tokmağına üç defâ vur. Orduna hücûm emri ver“ buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul’ un fethi gerçekleşti.“Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u fethederken cümle evliyânın ve rûhâ¬niyetlerinin yardımını gördüğü pek açık bir hakî¬kattır.

(Türkiye Gazetesi - Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, C. 4 S.11)



Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #3 : 20 Mayıs 2008, 02:14:29 »

İSTANBUL’UN FETHİ

Osmanlı sultanlarından ikinci Mehmed Han’ın 29 Mayıs 1453’de, Bizans Imparatorluğu’nun başşehrini almasıyla kavuşulan mübârek fetih.
Türk-İslâm târi¬hinde çok önemli bir yer tutan İstanbul’un fethi, İslâmiyet’le bir¬likte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Arablar, sonra da Türkler İstanbul surları önünde seve seve can verdiler.
İstanbul, 1453 senesine kadar çeşitli millet, devlet ve topluluklar tarafından bir çok defâ muhâsara edildi. Peygamber efendimizin;
لتفتحن القسطنطينية فلنعم الامير اميرها ولنعم الجيش ذلك الجيش
„Kostantiniyye’ (İstanbul) muhakkak fethedilecek¬tir. Bu fethi yapacak hü¬kümdâr ne güzel hüküm¬dâr ve onun askerleri ne güzel askerdir“ hadîs-i Şerîfi; bütün müslüman sultan ve kumandanlarının bu şehri fethet¬mek arzu ve gayretlerini harekete geçirdi.

İstanbul’un ilk muhasarası

Müslümanlar, feth-i mübîni gerçekleştirmek için pek çok teşebbüste bulundular. İslam âleminde dört halîfe, Emevîler, Abbâsîler ve Osmanlılar devrinde en büyük ideâl hâline gelen İstanbul’un fethine ilk teşebbüs; üçüncü halîfe hazret-i Osman devrinde 655 senesinde yapıldı.
Emevîler devrinde, hazret-i Muâviye, oğlu Yezid kumandasında bir orduyu İstanbul’u muhâsara için gönderdi. Bu muhâsara da büyük sahâbelerderi Hazret-i Ebû Eyyub el-Ensârî de bulunuyordu. 669 baharında kuvvetli bir şekilde muhasara edilen İstanbul, feth olunamadı. Hazret-i Ebû Eyyûb el-Ensârî bu kuşatma sırasında dizanteriden vefât edip, İstanbul surları yakınına defnedildi.
Emevî donanması 673 senesinde tekrar İstanbul önlerine geldi. Yedi sene süren bu muhâsarada donanma kışın Kapudağ sahillerinde barınırdı. Muhâsaralarda Bizanslıların Rum ateşi kullanmalarından dolayı muvaffak olunamadı.
714 senesinde büyük bir ordu ile İstanbul üzerine yürüyen Mesleme bin Abdülmelik ile Ömer bin Abdülazîz, 716’da karadan ve denizden şehri muhâsara altına aldılar. Ancak muhasaranın uzun sürmesi dolayısıyla donanma ve kara kuvvetlerinin ikmalsiz kalması, kışın şiddetli geçmesi ve Bizans entrikaları neticesinde fetih gerçekleşemedi.
Bu kuşatma esnâsında, Bizans, İstanbul’da Dârülbalat adı ile içinde bir câmi bulunan konak yaptırmayı kabûl etti. 781’de Abbâsî halîfesi el-Mehdî, oğlu Hârûn Reşîd kumandasında bir orduyu İstanbul üzerine gönderdi. Boğaz içine kadar gelen ordu Bizans’ı haraca bağlayıp geri döndü.
Onuncu asırda, İslâmiyet’i kabûl eden Türkler, büyük şevk ve imân ile istanbul’un fethini ulvi bir gâye olarak benimsediler. 1071 Malazgird zaferinden sonra Anadolu’ya yerleşen Türkler, iki sene gibi kısa zamanda Marmara denizi ve boğaziçi sâhillerini ele geçirerek İstanbul’u tehdîde baş¬ladılar. On birinci asrın sonla¬rında Papa’nın öncülüğünde hıristiyanların mukaddes beldele¬rini müslümanlardan kurtarmak ve Türkleri Anadolu’dan atmak için düzenlenen haçlı seferleri İstanbul’un fethini geciktirdi.
1299’da Osman Gâzi’nin kur¬duğu Osmanlı Devleti pâdişâhları ve askerleri hadîs-i şerîfde müjde¬lenen ulvî gâyeye ulaşmak arzû¬suyla faâliyetlerde bulundular.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #4 : 20 Mayıs 2008, 02:15:19 »
İstanbul’u al, gülzar yap

Osman Gâzi ölüm döşeğinde oğlu Orhan Gâzi’ye:
„İstanbul’u al, gülzâr et“ diyerek vasiyette bulunmuştu. İstanbul’un fethinin ilâhî bir vâd olduğunu, bilen Osmanlı sultanları ısrarla bunun üzerinde durdular.
1391 sene¬sinde sultan Yıldırım Bâyezîd Han İstanbul’u kuşattı. Abluka şek¬linde devâm eden bu kuşatma; İstanbul’da bir Türk garnizonu mahallesi, câmi, mahkeme kurul¬ması ve kâdı (hâkim) ile her sene on bin altın haraç verilmesi şartı ile kaldırıldı. Bizans’ın bu şartları yerine getirmemesi üzerine şehir 1395’de tekrar kuşatıldı. Haçlı ordusunun Niğbolu önüne gel¬mesi üzerine muhâsara gevşe¬tildi.
Niğbolu zaferinden sonra Yıldırım Bâyezid Karadeniz’den gelecek haçlı donanmasına mâni olmak için Şile’yi zabtetti ve boğaz içinde Anadolu (Güzelce) Hisarı’nı yaptırdı.
1397 senesinde muhâsarayı şiddetlendiren Yıldı¬rım Bâyezîd, Bizanslıların İstanbul’da bir Türk mahallesiyle şer’iyye mahkemesi ve cami kurulmasını ve haraç vermeyi kabûl etmeleri üzerine muhâsa¬rayı kaldırdı. Yıldırım Bâyezîd Han’ın son kuşatması 1400’de başlayıp, Tîmur Han’ın Osmanlı topraklarına girmesi ile son buldu.
Fetret devrinde istanbul Mûsâ Çelebi tarafından kuşatıldı ise de, Bizans entrikaları yüzünden netîcesiz kaldı.
Sultan ikinci Murâd Han, 1422 senesinde İstanbul’u kuşattı. Dört ay kadar süren bu kuşatmada her türlü savaş taktiği ve zamânın teknik imkânları kullanıldı. Büyük veli Emîr Sultan’ın dâ sefere katılması ordunun mâneviyâtını yükseltti. İstanbul’un düşmesi an mes’elesi hâline geldi. Meşhûr Bizans entri¬kaları tatbik edilerek, Anadolu’da Osmanlı’ya karşı ittifak te’sis edi¬lince, iki cephede savaşmanın güçlüğü yüzünden muhâsara kaldırıldı.
Osmanlı Türklerinin Trakya, Boğaz ve Kocaeli yarımadasını alması ile Bizans, İstanbul dâhil bir kaç şehirden ibâret kal¬mıştı. Toprak ve nüfûs azınlığına rağmen, Avrupa hıristiyanlarının hâmisi durumunda olan Bizans, Papa’nın desteğini görüyordu. Bizans kendisi için tehlike kabûl ettiği Osmanlı Devleti’nin devamlı zarârına çalışıyordu. Anadolu Türk beyleri, Bizans entrikaları doğrultusunda Osmanlı Devleti’ne taarruz ediyordu.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #5 : 20 Mayıs 2008, 02:16:05 »
Fatih’in İstanbul’u fethetme düşüncesi
Çocukluğundan îtibâren dev¬rin en büyük âlimlerinden mânevi bir terbiye alarak, dînî ve millî kül¬tür ve cihângirlik şuûru içinde yetiştirilen şehzâde Mehmed, istanbul’u fethetmek ve böylece mânevî müjdelere mazhâr olmak gâyesinde idi. Bu sebeple henüz on dokuz yaşında iken 1451’de ikinci defâ saltanat tahtına oturur oturmaz bu büyük idealini ger¬çekleştirmeye çalıştı.
Fetih öncesi Bizans’ın en önemli kuvvet ve ikmâl yolu olan boğazı, Osmanlı kontrolü altına almak maksadıyla Anadolu Hisârı’nın karşısına yerini biz¬zât kendisinin tesbit ettiği Rumeli (Boğazkesen) Hisarı’nın yapımını başlattı. Plânını da bizzat kendisi¬nin yaptığı hisar, dört ay gibi kısa zamanda bitti.
Bizanslılar iyice şıkıştırılıp, dış dünyâyla alâkalarının kesileceğini, hisarın yapımı devâm ederken anlayıp hisarın yapılmasını durdurmak için elçi gönderip, teşebbüse geçmişlerse de, Fâtih Sultan Mehmed Han’ın hâkimiyet prensibinin esâsını teşkil eden târihi cevâbı, Bizanslıları o anda şaşkına çevirmişti. Bu cevapta:
„Varna savaşı sırasında imparatorunuz Macarlarla birlik olup, babamın Rumeli’ye geçmesine engel olmak istediğinde, babam ne zorluklar çekmişti. şimdi kendi arâzim üzerinde gön¬lümün istediğini yapmama karşı gelmeniz için elinizde ne hak, ne de kudret vardır. İki kıyı da benim¬dir. Anadolu kıyısı benim, zîrâ ahâlisi Osmanlı’dır. Rumeli kıyısı da benimdir, çünkü savunmasını bilmiyorsunuz. Gidip efendinize söyleyiniz, böyle haberleri bir daha göndermesin.“
Osmanlı sul¬tânı, Mora’dan gelecek kuvvetlere karşı Turhan Bey’i, Avrupa’dan gelecek kuvvetlere karşı da akın¬cıları görevlendirdi. 1452-1453 kışı Edirne’de kuşatma hazırlıkları içinde geçti. Büyük toplar dökü¬lüp tecrübe atışları yapıldı. Osmanlı sultânının balistik hesaplarını kendisinin yaptığı topların dökümü çok kısa zamanda bitirildi.
Osmanlı sultânı kuşatma hazırlıkları içinde iken, Bizans’a Karadeniz’den Venedik kadırga¬ları, Cenevizli kaptan Juanni Jus-tiniani Langus, Sakızlı Maurise Cantoneo yardıma geldi.
Bizans imparatoru şehir savunmasını Cenevizli kaptan Justiniani’ye verdi. Surun kenarındaki dolu vaziyetteki hendekler açılıp, ye¬nileri kazıldı. Mezarlıktaki taş¬larla surlar takviye ve tâmir edildi. Şehir kapılarının muhâfazası, yar¬dım için gelen Venedikli ve Ce¬nevizli komutanlara verildi.
Ha¬liç’deki meşhûr zincir Venedik¬lilere gerdirilerek, şehir deniz sal¬dırısından korunmaya çalışıldı. Zirâ İstanbul surlarının Haliç kısmı zayıf idi. Adaların tahkimi ve şehre erzak yığmakla kuşatmaya karşı savunma hazırlıkları yapan Bizans ordusu karmaşık bir yapıya sahipti. Bulgar, İtalyan, Fransız, Moralı, Giritli, Alman ve¬ Ingiliz ücretli askerleriyle, Bizanslılardan meydana geliyordu.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #6 : 20 Mayıs 2008, 02:16:52 »
Osmanlı ordusu 1453 senesi başlarında bütün harb hazırlıklarını tamamlayarak ağır topçu grubu ile Edirne’den yola çıktı. Toplar, Rumeli beylerbeyi Karaca Bey’in, kumandasında on bin kişi¬lik süvâriyle iki ayda İstanbul önlerine getirildi.
Anadolu ve Rumeli ordusuyla, Türk-İslâm âle¬minin her tarafından gelen şeyh ve dervişler, Aydınoğlu, Karaman¬oğlu gönüllü kuvvetlerinden meydana gelen Osmanlı ordusu¬nun mevcudu yüz yirmi beş bin civârında idi.
Devrin en modern silâh ve kuvvetlerine sâhip Osmanlı sultânı ikinci Mehmed Han, yanında Akşemseddîn, Akbıyık, Molla Gürânî ve Molla Hüsrev gibi büyük âlimler olduğu hâlde 24 Mart Cumâ günü, namazdan sonra Edirne’den hareket etti. Bu sırada Gelibolu’da bulunan kapdân-ı deryâ Balta¬oğlu Süleymân Paşa 147 parçalık donanma ile İstanbul’a hareket etti.
Osmanlı ordusu 1 Nisan’da Çekmece’ye, 5 Nisan’da İstanbul önüne ulaştı. Bayrampaşa deresi kenarında Maltepe sırtlarına Otağ-ı hümâyûn kuruldu. 6 Ni¬san Cumâ günü bütün ordu¬suyla İstanbul surları önünde Cumâ namazı kılan sultan Meh-med Han, kuşatma hattını kurdu.
Topkapı’dan Edirnekapı’ya kadar uzanan merkezde Sultan ve sad¬râzam Çandarlı Halîl paşa, Yaldızkapı’dan Topkapı’ya kadar uzanan sağ kanatta Anadolu beylerbeyi İshak Paşa ve Mah¬mûd Paşa, Edirnekapı’dan Halîç’e kadar uzanan sol kanatta Rumeli beylerbeyi Karaca Paşa, Ceneviz¬lilere âid Galata sitesi önünde vezir Zağanos Paşa yer alıyordu.
Vezîr Mahmûd Paşa, sünnet-i seniyyeye uyularak, şehrin kan dökülmeden teslimini te’min için, Bizans imparatoru on birinci Konstantinos Baledopos’a elçi olarak gönderildi. İstanbul’un derhâl teslimi hâlinde kan dökül¬meyeceği, ahâlinin canına, malına hürmet edileceği teklif edildi. Bizans imparatorunun Osmanlı teklifini reddi üzerine, 6 Nisan Cumâ günü açılan ateşle harekât başlatıldı.
Osmanlı kuşatma harekâtı başladığında, İstanbul’un nüfûsu yetmiş bin civârında olup, Bizans ordusu, ücretli asker ve yardıma gelen haçlı kuvvetleriyle yirmi bin kadar asker ve elli gemiden mey¬dana geliyordu.
Osmanlı topçu¬sunun surları çökerten, kalblere dehşet veren ateşleri, Bizanslıları iyice korkuttu. Bütün ahâli bu durumda topyekün savunmaya iştirâk etti. Her biri dört toptan meydana gelen on dört batarya, beş yüz-altı yüz kilogram gelen mermi ve granit top gülleler ile yüzyıllardan beri bütün haşme¬tiyle uzanıp yükselen İstanbul surlarından büyük gedikler açı¬yordu. Açılan gedikler, kısa zamanda tâmir edilip, yeniden duvar hâline getiriliyordu.
12-17 Nisan günleri Osmanlı ordusu¬nun bilhassa piyâdelerin surlara yaklaşma gayretleri netîce vermedi. Sultan tarafından, zamânın tekniğinden çok ileride sayılabile¬cek bir seyyâr top dökümhânesi ordugâhın hemen yanında kur¬durulmuştu.
Açılan gediklerin, Bizanslılar tarafından derhâl tâ¬mir edilmesi üzerine, Sultan, top¬ların daha sık ateş etmelerini söy¬ledi. Fakat top soğumadan yapı¬lan ikinci bir atışta, toplardan biri parçalandı. Bu duruma üzülen Sultan, sabaha kadar düşündü. Sabahleyin topların atıştan sonra zeytinyağı ile yağlanmasını böy¬lece soğutulup daha sık şekilde ateş edilmesini emretti. Bundan sonra top atışlarından çok iyi netîce alındı. Makinelerin yağla soğutulması, Fâtih’in keşfidir.
İstanbul’un savunması ve ikmâlini te’min için Papa  tarafından gönderilen üç Ceneviz gemisi ile bir Bizans gemisi 20 Nisan günü Marmara’da görünür görünmez, kapdân-ı deryâ Baltaoğlu Süleymân Paşa on sekiz parçalık bir filo ile Yeşilköy-Bakırköy açıklarında karşıladı.
Düşman gemilerine nazaran küçük Osmanlı donanması kat’i bir neticeye gidemedi. Bu harbi, Zeytinburnu açıklarından at üzerinde tâkib etmekte olan sultan mehmed Han’ın hırs ve üzüntüsünden dudakları çatladı. Sultan, atını denize sürdü ve elbiseleri ıslanıncaya kadar ilerledi. Maiyyetinde bulunanlar da Sultân’ı takip etti. Bu hâlde iken donanmaya emirler gönderdi.
Bu muhârebede Venedik ve Bizans gemileri Osmanlı kuvvetlerinin elinden kurtularak, o sırada çıkan uygun rüzgâr ile Haliç önlerine gelip gerili bulunan zincirin açılması ile içeri alındılar.
Muteber kaynaklara göre Osmanlının kaybı yüz kadar şehîd ve otuz yaralı idi. Bu hâl, Bizans’ın moralini yükseltti. Bu harbin sonunda Baltaoğlu Süleymân Bey görevden alındı, yerine Hamza Bey tayin edildi.
21 Nisan günü Kabataşa gelen sultan Mehmed hazırlıkların daha önce başlamış olduğu hakkında kuvvetli deliller bulunan karadan donanma  yürütme işine hız verdi.
İstanbul’un Haliç’e kıyı olan kısmındaki surları çok zayıf olduğu için bu zâfiyeti değerlendiren Sultan, Bizans’ı buradan da sıkıştırmak istiyordu. Böylece kuvvet dengesi Bizans aleyhine bozulacak ve, yeni cepheler açılacaktı. Bu maksadla Fâtih Sultan mehmed gemileri karadan yürütme işine karar verdi.
O zaman bağ bahçe ve çalılık yerlerden geçen bu yolu temizletip, gerekli tesviyelerini sür’atle yaptırdı. Yollar yapılıp, iri taşlar üzerine kalaslar döşenerek, iç yağı, sâde yağ ve zeytinyağı ile yağlanarak, iniş ve çıkışlı yerleri ile virajlarına işin özelliğine uygun bucurgat ve sâir tesbit malzemeleri yerleştirildi.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #7 : 20 Mayıs 2008, 02:17:34 »
Donanmanın karadan katettiği yolun güzer¬gâhı (Tophâne, Kumbaracı yokuşu, Tepebaşı, Asmalımes¬cid, Kasımpaşa) şeklinde tesbit edilmişti. Yolun uzunluğu yakla¬şık iki kilometre kadardı. 22 Nisan’da tatbikine girişilecek olan bu büyük teşebbüsün son hazırlıkları bir gün evveline kadar devâm etti.
21 Nisan’da Galata surlarının kuzeyine yeniden yer¬leştirilen bataryalar, şafakla berâ¬ber Haliç’te ziricirin gerisinde bulunan hıristiyan gemilerine ateş açtılar. Gülleler, Galata evleri üstünden geçerek hedeflerine ulaşıyordu. Aynı zamanda kara surları da dehşetli bir bombardı¬mana tâbi tutuldu.
Türk donan¬masının yeni amirâli Hamza Bey de zincir üzerine müteaddit hücumlar yaptı. Bu suretle Fâtih, 21 Nisan’daki faâliyeti gizlemeye çalışıyor, Bizanslıların dikkatini başka noktalar üzerinde topla¬maya uğraşıyor ve Galata Cene¬vizlilerini de evlerinin üzerinden aşırdığı güllelerle korkutmak isti¬yordu.
Onun için Cenevizliler hemen kendi surlarının kena¬rında yapılmakta olan yol hak¬kında düşünme imkânından mahrum kaldılar, bununla ilgile¬nemediler. Aynı günün gecesi yâni 21-22 Nisan Pazar günü gecesi 67 Türk gemisi karadan çekilerek Haliç’e indirildi.
O devirde Bizans’ta hurâfe çok yay¬gın olduğundan, sabaha kârşı gemilerin sür’atle Haliç’e geldiğini görenler; „Bu müslümanlar bize sihir yapıyor“ diye seyre dal¬dılar. Gerçekten de Fâtih’in dâhi¬yâne bir buluşu netîcesinde gerçekleştirdiği bu muazzam pro¬jenin nasıl yapıldığı ve 70’e yakın bir geminin iki kilometrelik yolu aşıp bir gece içerisinde nasıl Haliç’e indirildiği bugün dahi anlaşılabilmiş değildir.
Bu sırada Osmanlı donanma¬sını Haliç’te gören Bizanslılarda büyük bir korku hâsıl oldu. Bizans imparatoru bir hey’et gön-dererek; ne kadar ağır olursa olsun bir vergi karşılığında kuşatmanın kaldırılmasını tekif etti.
Sultan Mehmed Han da İstanbul kalesinin teslimi karşılığında imparatora Mora despotluğunu verebileceğini söyledi. İmparator teklifi kabûl etmedi.
Bu arada Bizans’a savunmada yardımcı olan Venedik ve Cenevizlilerin arasında komuta ve savunma ted¬birleri husûsunda büyük anlaş¬mazlıklar baş göstermişti. Bir¬birini kaçmaya niyetli olmakla suçlamaya başladılar. Bizans ilk korkuyu atlatınca, âni bir gece baskınıyla Haliç’teki Osmanlı donanmasını yakmayı plânladı. Bu iş için Venedikli G. Cocco ‘ya vazîfe verildi. Cocco geceleyin hazırlanacak iki kadırga ile Kasımpaşa koyundaki Osmanlı donanmasını yakacaktı.
Bu karârı öğrenen Galata belediye başkanı Anzolo Zaciria, Bizans liman reisi Diedo’ya haber göndererek, bu baskını bu gece yapmamalarını, başka geceye ertelerlerse geniş çapta yardımda bulunabileceğini bildirdi. Bunun üzerine Bizans baskını 24 Nisan yerine 28 Nisan’a ertelendi.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #8 : 20 Mayıs 2008, 02:18:06 »
Galata belediye baş¬kanı zaman kazanınca, durumu, güvendiği bir adamla Zağanos Paşa’ya bildirdi. Öğrendiği haberi gâyet gizli tutan Zağanos Paşa, Kasımpaşa’daki gemilere çok sayıda tüfekli asker ve kıyı topları koydurdu. Bu baskını teklif eden Venedikli Cocco zaferden emin bir şekilde baskına en önde katılmak istemiş ve kendi kadır¬gası ile Türklerin üzerine saldırmıştı. Hazırlıklı olan Türk gemileri derhal güllelerini atmaya başladı¬lar ve netîcede baskına gelenler başta Cocco olmak üzere kısa zamanda Haliç’in sularına gömül¬düler.
Daha sonra Osmanlı kuvvet¬leri seri bir şekilde Haliç üzerine bir köprü kurmaya başladılar. Galata tarafından Humbarahâne ile Bizans tarafından bu günkü Defterdâr arasına kurulmaya baş-lanan bu köprünün genişliği beş buçuk metre kadardı.
Cenevizli¬lerden satın alınan boş şarap fıçı¬ları ile bâzı küçük kayıkların üzerine geniş kalaslar bağlana¬rak, bir ucu serbest olarak inşâ edilen köprüyü akılları almayan Bizanslılar; „Su üstünde yürüme sihiri“ diye değerlendirdiler. Bu köprü İstanbul’un fethine kadar asker ve malzeme naklinde kulla¬nılıp, yanlarına konan küçük top¬larla da zayıf  Bizans surları döğüldü.
Kuşatmanın hızla devâm et¬tiği sırada Sultan, büyük velî Akşemseddîn’den devamlı ve ısrarla bilgi ve işâret istiyordu.
Veliyyüddîn Ahmed Paşa’yı bir gün Akşemseddin’e göndererek:
„Şeyhe sor, kale fetholunacak ve düşmana karşı muzaffer olacak mıyız?“ dedi. Buna Akşemseddîn şöyle cevap verdi:
„Ümmet-i¬ Muhammed’den bu kadar müslü¬man ve gâziler bir kâfir kalesine müteveccih oldu (hücûm etti). İnşâAllahü teâlâ feth olur.“ Fâtih, umûmi cevapla yetinmeyip, Veliy¬yüddîn Ahmed Paşa’yı tekrar Akşemseddîn’e gönderip;
„Vakti için bir işâret vermezler mi?“ dedi. Akşemseddîn murâkabeye daldı. Başını eğip, Allahü teâlâya yal¬vardı. Mübârek yüzü terledi. Sonunda başını kaldırarak:
„İşbu senenin Rebi’ul-âhir ayının yirminci günü, seher vaktinde, sıdk-u himmetle filân cânibden (ta¬raftan) hücüm etsinler! Ol gün feth ola!.. Kostantiniyye, sedâ-i ezân ile dola...“ dedi. Bunun üze¬rine Fâtih Sultan Mehmed Han kuşatmayı arttırdı.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #9 : 20 Mayıs 2008, 02:18:35 »
18 Mayıs’a kadar kara ve de¬nizde devâm eden muhârebeler, yeni bir kuşatma silahının surların kenarında kullanılması ile tekrar kızıştı. Osmanlı kuvvetleri gecele¬yin, ağaçtan yapılmış, İstanbul surlarından daha yüksek, yürüyen bir kuleyi surlara on adım mesâ¬feye getirdi. Sabahleyin bunu fark eden Bizanslılar bu kuleden çok korktular.
Bir gecede yapılan bu kulenin iskeleti iki kat deve derisi ile kaplanıp, ateşe karşı mukâvim olması için arası toprakla doldurulmuştu. Üst katlarına merdivenle çıkılan ve yürüyen kulenin gövdesinde ateş açma pencereleri vardı. Sura yaklaşan kuledeki askerler yıkım yaparken, etraftaki askerler de hendekleri dolduruyorlardı.
23 Mayıs’ta surlarda açılan gediklerde Bizans askerlerinin savunmada gösterdikleri yılgın¬lık üzerine, sultan Mehmed Han, bir defâ daha teslim teklifinde bulundu. Bu maksadla İsfendiyâr¬oğlu Kâsım Bey’i elçi gönderdi. Elçi, Sultân’ın:
„Umûmî taarruzun doğuracağı felâket ve dehşeti takdîr edersiniz. Şehri mâmûr; insan¬ları sağ sâlim bırakmak isteriz İmparator bütün mal ve hazî¬nesi ile istediği yere çekip gi-debilir. İstanbul halkından da isteyenler her şeyini alıp gi-debilirler. Kalmak isteyenler mal v.s. mülklerini muhâfaza edebilmek hakkına sâhip olacaklardır. İmparatora Mora despotluğu verilecektir“ şeklindeki isteklerini bildirdi.
Ayrıca, dostça bunların kabûlünü hususen ricâ etti. İmpa-ratorun cevâbı:
„Sultan barış isti¬yorsa muhâsarayı kaldırsın, ne kadar ağır olursa olsun istenen vergi verilecektir. Şehri teslim etmeye yetkim yoktur“ şeklinde oldu.
Osmanlı elçisinin ordugâha döndüğü 26 Mayıs günü, Macar kralı Viladislas’ın elçilik heyeti gelerek:
„Bizans kuşatmasının kaldırılmasını, eğer kaldırılmaya-cak olursa, Macaristan’ın Bizans tarafında yer alacağını, ayrıca batılı hıristiyan devletlerinin gön¬derdiği büyük bir donanmanın İstanbul’a yaklaşmakta olduğu¬nu“ bildirdi.
Osmanlı kargâhın¬da bâzı bozguncu sözler dolaşma¬ya başladı. Çandarlı Halîl Paşa’nın düşüncesi kuşatmanın kaldırılma-sı yönünde idi. Sultan ve Zağanos Paşa ise derhâl umumî hücûmun yapılması fikrinde idiler. Topla¬nan harb meclislerinde tereddüt¬ler hâsıl oluyordu.
Sultân’ın hoca¬sı olan büyük âlim Akşemseddîn tarafından Pâdişâh’a yazılan bir arzda; „Sert ve enerjik“ davranıl¬ması öğütleniyordu. Bunun üzeri¬ne toplanan son harb meclisinde, daha fazla beklemenin ordudaki bozguncu dedikoduları arttıra¬cağı düşüncesi ile hemen taarruz karârı alındı.
Bu arada Zağanos Paşa, Hadım Şehâbeddîn Paşa, Turhan Bey, Akşemseddîn ve Molla Gürânî bu karârı destekler mâhiyette asker arasında mânevi¬yâtı yükseltici konuşmalar yaptı¬lar.
26 Mayıs’dan îtbâren Osmanlı ordugâhında büyük şenlikler baş¬ladı. 28 Mayıs günü gün batması ile birlikte bütün Osmanlı birlik ve gemileri mum donanması yaptı¬lar. Bizans bir ışık çemberi ile çev¬rilmişti. Her yerden tüyleri ürpertecek tekbir sesleri geli-yordu. Bizans halkı bu ışık ve ses¬lerden dehşete düştü.
Gece yarısı mum donanmasının her tarafta birden bire sönmesi, Bizanslılar üzerinde daha büyük bir yıkıntı meydana getirdi. Sehere yakın Osmanlı topçusu hazırlık ateşine başladı.
29 Mayıs’da sultan Men¬med Han, sabah namazından sonra güneş yükselince iki rek’at namaz kılarak kılıcını kuşanıp ata bindi ve gece yarısından beri sur¬ları döğen Osmanlı topçusunun hedefi iyice yumuşattığına kanâat getirerek askerlerine:
„Şimdi parlak bir cihâd için birbi¬rinizi teşvik ediniz, zafer için üç şart esastır. Niyetinizi hâlis edip, emirlere itâat ediniz. Yâni tam bir sükunet ve intizâm ile verilen emirleri eksiksiz icrâ edip, yaptırı¬nız. İmânınızın verdiği galeyân ile muhârebeye koşunuz. Bu işte liyâkatinizi ortaya koyunuz. Zillet geride, şehâdet ileridedir. Bana gelince, sizin başınızda döğüşe-ceğime yemîn ederim. Herkesin ne sûretle hareket ettiğini bizzat tâkib edeceğim“ deyip, hücüm emrini verdi.
Allahü teâlânın rızâsı için cihâda niyet etmiş olan Osmanlı askeri; „Ya Cennet! Ya İstanbul!“ diyor ve iki yerden başka bir makâma gitmek istemi¬yordu.
İslam mücâhidleri arka¬daşlarının yaralanmasına, şehîd olmasına aldırmadan; „Allah Allah“ nidâlarıyla hücûma geçti. Ellerine geçirdikleri her türlü vâsı¬talarla surlara tırmanmaya çalışıyorlardı.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #10 : 20 Mayıs 2008, 02:19:04 »
Fethin bir süre gecikmesi üzerine yerinde dura¬mayan Fâtih, Akşemseddîn’i dâvet etti. Fakat o, taarruz başla¬madan önce çadırına girerek rahatsız edilmemesini söylediğin¬den, kimse çadıra giremedi. Bunun üzerine Sultan kendisi gitti. Çadır sıkı-sıkıya kapatıl¬mıştı. Çadırın bir kenârından baktığında içinde hiç bir şey yoktu. Akşemseddîn kuru toprak üzerinde diz çökmüş, ellerini açmış Allahü teâlâya yalvarıyor, zamânın sâhibini, en büyük evli-yâsını imdâda göndermesini arzuluyordu. Sultan Mehmed Han da elini açıp; „Amin“ dedi. Her ikisinin gözlerinden yağmur gibi yaşlar aktı.
Sultan Mehmed Han oradan ayrılıp otağına doğru gelirken, Bizans surlarına baktı. İslam askerinin önünde; beyaz elbiseli, yeşil sarıklı başka bir ordunun daha hücûm ettiğini gördü.
Başlarındaki kumandana dikkatle bakıp, vasıflarını zihnine yerleştirdi. Çok geçmeden Ulu¬batlı Hasan, otuz kadar arkada¬şıyla ilk defâ surlar üzerine Osmanlı sancağını dikti ve ora¬cıkta şehîd edildi.


Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #11 : 20 Mayıs 2008, 02:19:35 »
Osmanlı kuvvetleri şehre giriyor
Osmanlı kuv¬vetleri muhtelif bölgelerden dalga dalga İstanbul’a girmeye başla¬mışlardı. Bizans halkı Ayasofya kilisesine sığınmaya çalışıyordu. Dalga dalga gelen Osmanlı asker¬leri kısa zamanda İstanbul’un her yerine hâkim oldu. Kiliseye sığı¬nan ahâliye, güçsüz ve acınacak durumdaki bu insan yığınına kılıç çekmeye lüzum görmeyip, onlara dokunmadılar.
29 Mayıs Salı günü öğleye doğru kır atının üstünde berâbe-rinde hocaları ve ordu kuman¬danları olduğu hâlde muhteşem bir alayla Topkapı’dan İstanbul’a’ giren Pâdişâh’ın yanında, çok sevdiği hocası Akşemseddîn de vardı. Yerli halk yolları dol-durmuştu. Fâtih Sultan Mehmed Han çok genç olduğu için herkes Akşemseddîn’i pâdişâh sanı¬yordu. Ona demet demet çiçek sunuyordu. Akşemseddîn, Genç pâdişâhı göstererek;
„Sultan Mehmed ben değilim, odur“ dedi. Sultan Mehmed de;
„Gidiniz, yine ona gidiniz. Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır. Şehrin mânevî fâtihidir“ dedi.
Sul¬tan, Türk askerlerinin kale burç¬ları dâhil her taraftan göklere yükselen ezân ve tekbir sesleri arasında, Ayasofya önüne geldi. Genç Sultan, yerlere kapanan ahâli, râhip ve eski ortodoks patri¬ğine karşı;
„Kalkınız! Ben sultan Mehmed, size ve bütün ahâliye söylüyorum ki, bu günden îtibâ¬ren hayâtınız ve hürriyetiniz husûsunda, benim gazâbımdan korkmayınız“ diye hitâbda bulun¬du.
Cenevizliler dâhil bütün san’at ve ticâret erbâbına ahâlinin din, mezheb hürriyetini te’min eden bir ferman yayınlayan sultan Mehmed, Ayasofya’nın Cumâ gününe kadar câmi hâline getiril-mesini emretti. Maiyyetiyle Aya¬sofya’ya gelen Fâtih, İstanbul’da ilk Cumâ namazını burada kıldı. 655’den 1453’e kadar devâm eden bir ideâlin (Feth-i mübîn) gerçek¬leştirildiği, fetihnâmelerle bütün İslam âlemine müjdelenip dünyâ¬ya îlân edildi.
İstanbul kuşatması 6 Nisan’ dan 29 Mayıs’a kadar elli dört gün sürdü. Kuşatma sırasında ölen Bizanslıların sayısı dört binin üze¬rinde olup, elli binden fazla Bizanslı esir edildi. Osmanlıların kayıpları ise beş binin üzerinde idi. Fetih ile Osmanlılar çok mik-darda ganîmet ele geçirdiler.
İstanbul fethedilmekle, Os¬manlı Devleti toprakları ara¬sında sıkışıp kalan, mevcudiyeti ve siyâseti ile dâimâ bir tehlike teşkil eden, bin yüz yirmi üç senesi İstanbul’da geçen bin dört yüz seksen senelik Roma İmparatorluğu’na son verildi.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #12 : 20 Mayıs 2008, 02:20:05 »
Osmanlı devleti’nde yükselme devri başlayıp, cihânşümûl hâki¬miyet fikri gelişti. İnsanlığı îmân birliği içinde bir tek devlet ve hükümdâr hâkimiyetinde topla¬mak için teşebbüse geçildi. Fetihle berâber İstanbul sefahat yeri olmaktan çıkarılarak ilim ve kültür merkezi hâline getirildi.
Osmanlılar her gittiği yerde olduğu gibi, İstanbul’da da med-rese ve kütüphâneler açtılar.
Fâtih Sultan Mehmed’in eliyle kazanılan bu mübârek zafer, târihi kaynaklarda dâimâ feth-i celîl ve feth-i mübîn adları ile anıl-mıştır.
Latin istilâsından sonra git¬tikçe harâbeye dönen, nüfüsu elli bin civârına inen bu bin yıllık şehir, ahlâkı ve mâneviyâtı ile de perişân bir vaziyette idi. Bu sebeple fetih, şehre hayat ve medeniyet getirmiş, İslam mede¬niyeti ve yüksek ahlâk ve nizâmı-nın da merkezi olmuştu. Gök¬kubbeye uzanan muhteşem câmileri, Allahü Teâlâya niyâzı temsil eden zarîf minâreleri, her köşesini dolduran evliyâ ziyâret¬gâhları ile bu mübârek belde ger¬çekten İslâm’ın kudsiyetine kavuşmuştur.
Şehir, ilim, kültür eserleri, sarayları, hayır, ticâret ve san’at müesseseleriyle sâdece Türk-İslâm medeniyetinin değil dünyânın da en büyük merkezi olmuştu.
İstanbul’un fethi dünyâ ve medeniyet târihî bakımından da çeşitli müsbet netîcelere sebeb oldu. Katolik ve ortodoks taas¬subu ve çeşitli fikirler ile birbirle¬rine karşı amansız mücâdeleye giren hıristiyan âlemi her türlü insanlık dışı işkencede bulunup, katliâm yapıyorlardı.
Meselâ dör¬düncü haçlı seferi (1202-1204) sonunda İstanbul’da İmparatorluk kuran Latinler; şehirdeki dindaş¬larını soyup, halkı işkenceyle öl¬dürüp, Bizans saraylarından, mâ¬bedler ve ahâlinin evlerine varın¬caya kadar yağmaladılar.
Fetihten önce İstanbul ahâlisi, devlet adamları ve papazlardan bâzıları, lâtin şapkası yerine Osmanlı sarığı görmeyi tercih ediyorlardı.
Türkler İstanbul’u fethedince, halka kötü muâmelede bulunma¬dılar. Sultan Mehmed Han’ın emriyle şehir temizlenip, emniyet ve âsâyiş korundu. İstanbul’un imârına başlanılarak, şehir için lüzumlu eserler inşâ edildi.
Her din, milliyet ve fikirden insanları iskân edilip, yaşanılan bir şehir hâline getirildi. Türklerin ve hükümdârlarının insanca davran¬ması netîcesinde, insan hakları¬nın en başında gelen vicdan hürriyeti te’sis edildi.
İnsanların en büyük ihtiyâcı olan hak şuûruyla adâlet nizâmı, Avrupa’da hiristiyan âlemine Türk idâresi sâyesinde girdi. Hıristiyan âlemi, kâdı (hâkim) karşısında hükümdârla gayr-i müslim bir vatandaşın bile muhâkeme edildi¬ğine İslâm ve Türk adâletinin sar¬sılmaz kâidelerine şâhid oldu.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Ynt: İstanbul'un Fethi
« Yanıtla #13 : 20 Mayıs 2008, 02:20:33 »
Topçuluk tekniğinde dünyâ târihini değiştirecek ilk büyük zafer İstanbul’un fethinde gö¬rüldü.
Avrupa kralları top sâye¬sinde, otoritelerini hiçe sayan derebeylik usûlünü kaldırdılar. Merkezî otorite ve millî birlik esâ-sına göre kuvvetlenip kurulan dev¬letler, Avrupa haritasında kalıcı sınırlar meydana getirdi.
Doğu ticâret yollarının bütünüyle Türk ve İslam ülkelerinin eline geçmesi, Avrupalıları ihtiyâçlarını te’min için yeni yollar aramaya sevk etti. Ticâri yollar aramak için keşiflere çıktılar. Yeni ülkeler keşfettiler.
Gemicilik gelişip, denizaşırı ülke¬lere açıldılar.
Keşif ve buluşlar yapılarak teknik, kültür ve medeni¬yette büyük gelişmeler oldu ve Avrupa Devletleri sömürgeciliğe yönelerek, yeni ülkelerin zengin¬liklerini memleketlerine taşıdılar.
İstanbul’un fethi hakkında Pirenne; „Bu sırada Avrupalılar, müslüman âlimler vâsıtasiyle dün¬yânın yuvarlaklığını, öğrenmiş¬ler ve coğrafyada ilerlemişler¬dir. Barutun herkesçe kullanıl¬ması, müslümanlardan pusulanın öğrenilmesi, topun istanbul’un fethinden sonra bütün Avrupa’ca kabûlü ve gemilere top konulması, Türk fetihleri ile boğulan ve doğu yolu kesilen Avrupa’yı denize doğru can havli ile atılmaya, yeni yeni yollar bulmaya, tükenmiş altın stoklarını telâfiye çalışmaya sevk etmiştir“ demektedir.
Fâtih devri üzerinde çeşitli araştırmalarıyla ün yapan, Babinger: „Cihân târihinde bir dönüm noktası meydana getirecek olan bu saatin, te’siri her yerde hissedildi ve Batıda bu hâdisenin doğurduğu muazzam akis herkesi, İstanbul’un memleketler değer bir belde olduğuna inandırdı. İki kıt’anın hudûdunda bulunan İstanbul’un fethi... Böylece 1453 senesi modern çağlar ile Ortaçağ arasında hatt-ı fasıl olarak haklı bir şekilde tesbit edildi“ sözleri ile fethin önemini belirtmekte, yeni bir çağ açıldığını anlatmaktadır.
P. Faure de; „Fâtih’in, ikinci Bâyezîd’in ve Yavuz Sultan Se¬lîm’in müsâmahasına çok şey borçlu olan rönesans, İstanbul’un fethi ile başlar“ diyerek fethin Avrupa için olan önemini ifâde etmiştir.
29 Mayıs 1453’deki İstanbul’un fethi ile Osmanlı Devleti, cihânşümûl hâle geldiği gibi, İstanbul, Osmanlı Devleti’nin baş-şehri olup, kültür ve medeniyetin beşiği hâline geldi.