Gönderen Konu: Kibir, her iyiliğe engeldir!..  (Okunma sayısı 4303 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Kibir, her iyiliğe engeldir!..
« : 24 Ekim 2010, 06:38:21 »

Kötü huylardan olan kibir, kendisini başkasından üstün görmektir. Kibirli kimsenin kalbi, kendini başkasından üstün görmekle rahat eder. Diğer bir kötü huy olan “ucb” ise, kendini başkalarından üstün bilmektir. Burada başkasını düşünmez. Kendini ve ibâdetlerini beğenir.

Kibir; kötü huydur. Haramdır. Yaratanını, Rabbini unutmanın alâmetidir. Kibir her iyiliğe manidir. Çok din adamı, bu kötü hastalığa yakalanmıştır.

Hadîs-i şerifte, “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete girmez” buyuruldu.

Kibrin aksine “tevazu” denir. Tevazu kendini başkaları ile bir görmektir. Başkalarından daha üstün ve daha aşağı görmemektir. Tevazu, insan için çok iyi bir huydur.

Hadîs-i şerifte, “Tevazu edene müjdeler olsun” buyuruldu.

Tevazu sâhibi, kendini başkalarından aşağı görmez. Zelîl ve miskîn olmaz. Mâlını helâlden kazanıp çok hediye verir. Âlimlerle ve fen adamları ile tanışır. Fakirlere merhamet eder.

Hadîs-i şerifte, “Tevazu eden, helâl kazanan, huyu güzel olan, herkese karşı yumuşak olan ve kimseye kötülük yapmayan, çok iyi bir insandır” ve “Allah için tevazu edeni, Allahü teâlâ yükseltir” buyuruldu.

Tekebbür edene, yani kibir sâhibi olana karşı tekebbür etmek câizdir. Allahü teâlâ, kullarına karşı mütekebbirdir. Allahü teâlâ, kibriyâ sâhibidir. Kibir sâhibine tekebbür etmek, sadaka vermek gibi sevaptır.

Kibir sâhibine karşı tevazu eden kimse, kendisine zulüm etmiş olur. Bid’at sâhiblerine ve zenginlere karşı da tekebbür etmek câizdir. Bu tekebbür kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak içindir.

Riyâ, gösteriş yapanlara karşı da tekebbür etmek câizdir. Kendinden aşağı olanlara karşı tevazu göstermek iyi ise de, bunun ifrâta kaçmaması, yani aşırı olmaması lâzımdır. Aşırı tevazu, ancak üstâda ve âlime karşı câizdir. Başkalarına karşı câiz değildir.

Hadîs-i şerifte, “Aşırı tevazu Müslüman ahlâkından değildir” buyuruldu.

Mehmet Oruç


Çevrimdışı michaelwinchester

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 21
Ynt: Kibir, her iyiliğe engeldir!..
« Yanıtla #1 : 24 Ekim 2010, 11:27:24 »
Güzel bir konuya değinilmiş. Teşekkürler.

Çevrimdışı mazlum

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 861
  • Allah'a giden tüm yollar.Kalp lerden gecer.
Ynt: Kibir, her iyiliğe engeldir!..
« Yanıtla #2 : 24 Ekim 2010, 18:04:51 »
Cok iyi bir konu üzerine , deginmi$in  herkes ilgi ve alkasini gösterse ,
iyi bir ortam ve yazis'malar ola bilir .
Allah cc . Nefsimi'zin tüm $er ve afetlerinden , cümlemizi sevdikleri hürmetine korusun Tsk isra .

iblis haric meleklerin tamami secde etti. O ise secde etmekten kacindi , kibirlendi ,
ve o kafirlerden idi .

Kalbinde bir dane , miktari kibir bulunan kimse . cennete giremez .

bir'de kibrin bir alametini not düselim , kibir ehli biriyle konu$ur ken , ayaktaysa konusani pesinden getirmek icin yürür .
« Son Düzenleme: 24 Ekim 2010, 18:06:25 Gönderen: Rahmani »
Bir harf yeter inan, varsa o evde bir insan.

Dost Ararsan Kendine Bak
Dostun Ağlasını Bulursun
Düşman Ararsan Yine Kendine Bak
Düşmanında Ağlasını Bulursun .
vesselam .

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Kibir çeşitleri...
« Yanıtla #3 : 25 Ekim 2010, 03:06:49 »
Kibir çeşitlerinin en kötüsü Allahü teâlâya karşı kibirli olmaktır. Nemrûd böyle idi. Tanrı olduğunu ilân etti. Allahü teâlânın nasîhat vermek için gönderdiği Peygamberi İbrahim aleyhisselâmı ateşe attırdı.

Fir’avn da böyle ahmaklardan biri idi. Mısır’da ülûhiyyetini i’lân etdi. Ben sizin güçlü tanrınızım dedi. Allahü teâlâ, nasîhat vermek için, Mûsâ aleyhisselâmı gönderdi. Buna inanmadı. Allahü teâlâ, onu Süveyş denizinde boğdu.

Ayrıca, dünyanın, kâinatın yaratıcısı olduğuna inanmayan ateist birçok zâlim hükümdar da, milyonlarca insanı öldürerek ve işkence yaparak ve din adamlarını ve kitaplarını yok ederek, milletlerini sindirmişler, korkutmuşlardır. Her istediklerini zorla yaptırarak şımarmışlardır. İlâha, ma’bûda mahsûs üstünlüklere mâlik olduklarını sanmışlar ve söylemişlerdir.

Sonunda, Allahü teâlânın gadabından kurtulamayıp yok olmuşlar. Târîhte geçen bütün zâlimler gibi, la’net ve nefret ile anılmışlardır. Bunlar, dünyada, âhirette başlarına gelecek olan azâbları, felâketleri hiç düşünmüyorlar.

Resûlullaha “sallAllahü aleyhi ve sellem” karşı da tekebbür edenler çok işitildi. Allahın gönderdiği Peygamber bu mudur? dediler. Bu Kur’ân, Mekke şehrinin ileri gelenlerine indirilseydi iyi olurdu dediler.

Târîh boyunca, İslâmın büyüklerine karşı da, böyle tekebbür edenler, alay edenler, hiç eksik olmadı. Bu tekebbürler, âciz, zayıf, elinden bir şey gelmeyen, hatta kendinden ve bedeninin yapısından haberi olmayan kulun, kendi mâlikine, sâhibine, kuvveti, gücü sonsuz olan Rabbine karşı bir savaş idi.

Vaktiyle İblîs de, böyle tekebbür etti. Meleklere, Âdem aleyhisselâma karşı secde etmeleri emir olununca, toprağa karşı niçin secde edeyim? Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın diyerek, Rabbine karşı geldi. Ateşin alevini, latîfliğini ve ışık yaydığını görünce, onu sudan ve topraktan üstün sandı. Hâlbuki üstünlük, kendini üstün görmekte değil, tevazu göstermektedir...

İblisin kibirlenme sebebi

İblis, ateşten yaratıldığını söyleyerek, topraktan yaratılan Âdem aleyhisselama karşı kibirlendi. Halbuki, Cennette toprak vardır ve misk gibi kokacaktır. Cennette ateş yoktur. Ateş, Cehennemde azâb vâsıtasıdır. Ateş, harâb etmeye, toprak, binâ yapmaya yarar. Mahlûklar toprak üstünde yaşamaktadır. Hazîneler, defîneler toprakta bulunur. Kâ’be-i şerif topraktan yapılmıştır. Ateşin ışığı gecelere son verir, gündüzü getirir ise de, topraktan çiçekler, meyveler hâsıl olmaktadır. Kâinâtın, varlıkların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâmın yeri topraktır.

Ne sebeple olursa olsun yaratılmış olanın kibirlenmesi, üstünlük iddiasında bulunması ahmaklıktır. Hadis-i şeriflerde, “Allahü teâlâ buyuruyor ki, kibriyâ, üstünlük ve azamet bana mahsûstur. Bu ikisinde bana ortak olanı Cehenneme atarım, hiç acımam” ve “Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete girmeyecektir” buyurulunca; güzel elbise giymeyi ve temiz ayakkabı kullanmayı seven kimse, böyle midir? denildi. Cevâbında, “Allahü teâlâ cemîldir. Cemâl sâhiplerini sever” buyurdu. Bunlar iyi niyetle yapılınca kibir olmamaktadır.

Çirkin, iğrenç olmamak için, çirkinlikle meşhûr olmamak için yapılan temizliğe, güzelliğe, cemâl sâhibi olmak denir. İhtiyaç eşyasını, hoş ve sevimli görünecek şekilde kullanmak, cemâl olur. Süslenmek, güzel görünerek, başkasına üstünlük sağlamak için, bedeninde, elbisesinde, eşyâsında yapılan değişikliklere ziynet denir.

Allahü teâlânın her işi güzeldir. Ahlâkı güzel olanları sever. Bu hadis-i şerif, kibir sâhiplerinin, diğer günah işleyenler gibi, azâbsız hemen Cennete giremeyeceklerini bildirmektedir. Cennete girmeyenlerin gidecekleri yer Cehennemdir. Çünkü, âhirette bu ikisinden başka gidecek yer yoktur. Zerre kadar imanı olan, Cehennemde sonsuz kalmayacak, Cennete gidecektir.

Büyük günah işleyip de tevbe etmeyen, şefâate, affa kavuşmayan mümin, Cehennemde, günahlarının karşılığı olan azâbları çektikten sonra, çıkarılacak, Cennete sokulacaktır. Cennete giren, Cennetten hiç çıkmayacaktır.

Mehmet Oruç
« Son Düzenleme: 25 Ekim 2010, 03:09:09 Gönderen: İsra »

Çevrimdışı mazlum

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 861
  • Allah'a giden tüm yollar.Kalp lerden gecer.
Ynt: Kibir, her iyiliğe engeldir!..
« Yanıtla #4 : 25 Ekim 2010, 10:16:57 »
Emeklerine saglik ,
$eytanin kibrinin sebebi , Bilhassa Alimler tarafindan , bilinmesine ragmen ,
bazi Alimler var'ki , Tepeden tirnaga Kibir olmus lar , gel gör onlar hallerine ,
kibir degil Takva diyor , malesef'ki bu durumda olan , Alim müsvette'lerinede ,
Dinin'den ilminden bir haberdar olan , müslüman lar cok cabuk kanip ,
Ehli sünnet yoluna mualif oluyorlar ,  ve bilmeden küfür batagina , battiklari gibi birde ,
Ehli sünnete Düsman kesiliyorlar , Allah cc .bizleri  Kibrin ve $irkin hertürlüsün'den korusun , kibir ve $irk cok sinsi birer düsman uyanik olmak gerek ,

Takvanin  kibirin ve $irkin vasiflarini , iyi ögrenmek gerek .

Allah senden Razi olsun isra Karde$.
« Son Düzenleme: 25 Ekim 2010, 10:18:36 Gönderen: Rahmani »
Bir harf yeter inan, varsa o evde bir insan.

Dost Ararsan Kendine Bak
Dostun Ağlasını Bulursun
Düşman Ararsan Yine Kendine Bak
Düşmanında Ağlasını Bulursun .
vesselam .

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
“Şerefi başka yerde aramayın!”
« Yanıtla #5 : 26 Ekim 2010, 17:38:26 »
Yahûdî âlimlerinden iken, Resûlullah ile “sallAllahü aleyhi ve sellem” bir kerre konuşmakla, hak Peygamber olduğunu anlayarak imana gelen Abdüllah bin Selâm, bir gün sırtında odun demeti taşıyordu. Bunu görenler, “O kadar çok mâlın, paran var iken, niçin bu zahmeti çekiyorsun?” dediklerinde, “Nefsimi kibirden kurtarmak için” dedi.

Zenginin, hamal ücreti vermemek için, mâlını kendi götürmesi, tezellüldür, aşağılıktır. Sünnete uymak ve nefsini kırmak için götürmesi iyidir ve sevaptır.

Hadîs-i şerifte, “Allahü teâlâ kıyâmet günü, üç kimse ile konuşmayacak, hepsine çok acı azâb yapacaktır:

Zinâ eden ihtiyâr, yalan söyleyen hükûmet reîsi ve kibirli olan fakir” buyuruldu.

Hazreti Ömer Şâm’a gelince, Ebû Ubeyde bin Cerrâh, emrinde olanlarla birlikte karşıladı. Halîfe devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Çünkü, kölesi ile nöbetleşe biniyorlardı. O saat, binme sırası köleye gelmişti. Kendisi yuları tuttu, su kenârından geçerken mestlerini çıkardı. Ayaklarını suya soktu.

Şam ordusunun kumandanı olan Ebû Ubeyde, “Yâ halîfe! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şamlılar, bilhassa Rûmlar, Müslümanların halîfesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmeyecekler!” deyince, Hazreti Ömer, “Yâ Ebâ Ubeyde! Senin bu sözün, burada toplananlar için çok zararlıdır. İşitenler insanın şerefini, vâsıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin, Müslüman olmakta ve ibâdet yapmakta olduğunu anlamayacaklar. Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem şâhlarının elinde esîr idik. Allahü teâlâ Müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Allahü teâlânın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelil eder!” buyurdu.

Bir hadîs-i şerifte, “Kıyâmet günü, dünyadaki kibir sâhibleri küçük karınca gibi zelîl ve hakîr olarak kabirden çıkarılacaktır. Karınca gibi, fakat insan şeklinde olacaklardır. Herkes bunları hakîr göreceklerdir. Cehennemin en derin ve azâbı en şiddetli olan Bolis Çukuruna sokulacaklardır. Buraya girenler kurtulmaktan me’yûs oldukları için Bolis denilmiştir. Ateş içinde gayb olacaklardır. Su istediklerinde kendilerine Cehennemdekilerin irinleri verilecektir” buyuruldu.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Kibirli olmanın yedi sebebi
« Yanıtla #6 : 26 Ekim 2010, 17:39:41 »
Kibrin başlıca yedi sebepi vardır: İlim, ibâdet, neseb, güzellik, kuvvet, mal, mevki... Bu sıfatlar câhillerde bulununca kibre sebep olurlar.

İlim kibre sebep olduğu gibi, kibrin ilâcı da ilimdir. Kibre sebep olan ilmin ilâcı çok zordur. Çünkü ilim, çok kıymetli bir şeydir. Bunun için, ilim sâhibi kendini üstün ve şerefli sanır. Böyle kimsenin ilmine cehl demek daha doğru olur.

Gerçek ilim, insana aczini, kusurunu ve Rabbinin büyüklüğünü, üstünlüğünü bildirir. Yaradanına karşı korkusunu ve mahlûklara karşı tevazuunu artırır. Kul haklarına önem verir. Böyle ilmi öğretmek ve öğrenmek farzdır. Bu, ihlâs ile ibâdet etmeye sebep olur.

Kibre sebep olan ilmin ilâcı iki şeyi bilmekle olur. Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, sâlih niyete bağlıdır. Cehâletten ve nefsinin zararından kurtulmak için öğrenmek lâzımdır. İkincisi, ilimi ile amel etmek ve başkalarına öğretmek ve bunları ihlâs ile yapmak lâzımdır. Amel ve ihlâs ile olmayan ilim zararlıdır.

Hadîs-i şerifte, “Allah için olmayan ilmin sâhibi Cehennemde ateşler üzerine oturtulacaktır” buyuruldu.

Mal, mevki ve şöhret için ilim sâhibi olmak böyledir. Dünyalık ele geçirmek için ilim öğrenmek, yani dîni dünyaya vesîle etmek, altın kaşıkla necâset yemeye benzer. Dîni dünya kazancına âlet edenler, din hırsızlarıdır.

Hadîs-i şerifte, “Din bilgilerini dünyalık ele geçirmek için edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır” buyuruldu.

Hadîs-i şerifte, “Bu ümmetin âlimleri iki türlü olacaktır: Birincileri, ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemeyeceklerdir. Böyle olan insana denizdeki balıklar ve yeryüzündeki hayvanlar ve havadaki kuşlar duâ edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini dünyalık ele geçirmek için kullananlara kıyamette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır” buyuruldu.

Kibirlenmek çok kötü bir huydur. Kibirleri sebebiyle, nice insanlar, kavimler helak olmuştur. Medîne vâlîsi olan Ebû Hüreyre hazretleri odun demeti taşıyordu. Muhammed bin Ziyâd bunu tanıyarak, yanındakilere, yol verin, emîr geliyor dedi. Gençler vâlînin böyle tevazuuna hayret ettiler!..

Mehmet Oruç

Çevrimdışı mazlum

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 861
  • Allah'a giden tüm yollar.Kalp lerden gecer.
Ynt: Kibir, her iyiliğe engeldir!..
« Yanıtla #7 : 26 Ekim 2010, 21:06:06 »
Bu gün'nün bazi Alimleri elini SICAK sudan soguk suya sokmuyor .
Hicmi bunlari bilmiyorlar anlamiyorum . Hicmi Resulullah efendimizin , Hz. Ömer'in  ve nice büyüklerin , ibretli hallerini  görüpte , kendilerine bakmiyorlar ?
Bu haller yüzün den , nice insanlar Camiler'den Mescid lerden kesiliyor ve . Hizmet'ten uzakla$i yor  malesef .

Allah senden razi olsun isra Karde$ . ne yazikki durum gercekten vahim .
« Son Düzenleme: 27 Ekim 2010, 09:48:53 Gönderen: Rahmani »
Bir harf yeter inan, varsa o evde bir insan.

Dost Ararsan Kendine Bak
Dostun Ağlasını Bulursun
Düşman Ararsan Yine Kendine Bak
Düşmanında Ağlasını Bulursun .
vesselam .

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Üstünlük son nefeste belli olur
« Yanıtla #8 : 28 Ekim 2010, 14:28:23 »

Tekebbür etmek, büyüklenmek haramdır. Tekebbür, Allahü teâlânın bir sıfatıdır. Kibriya sıfatı, ona mahsûstur. İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymeti o kadar yükselir. Kendine kıymet verenin, Allahü teâlâ katında kıymeti olmaz.

Alimler, Allah dostları Allahü teâlâdan çok korkarlardı. Kendilerinde kibir ve ucb gibi kötü huylar hiç yoktu. Küçüklere, fâsıklara ve fâcirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebbür sâhibine karşı tekebbür etmek lâzımdır.

Bir âlim, câhili görünce, bu, bilmediği için günah işliyor. Ben ise, bilerek işliyorum, demelidir. Bir âlimi görünce, bu benden daha çok biliyor ve ilminin hakkını veriyor. İhlâs ile amel yapıyor. Ben böyle değilim, demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi görünce, bu benden daha çok ibâdet etti, demelidir.

Gençleri görünce, bunların günahı az, benim günahlarım çok demelidir. Kendi yaşındakileri görünce, günahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum. Bilinen kötülükleri tahkîr etmek lâzımdır, demelidir. Bir bid’at sâhibini veya kâfiri görünce, insanın hâli son nefeste belli olur. Acaba benim hâlim ne olacak, demeli, bunlara da tekebbür etmemelidir.

Dünyada ve âhirette saadete kavuşmak için, tek çâre, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında gösterilen yoldur. Bu saadeti, kurtuluş yolunu insanlığa tanıtmaya uğraşmalıyız. Bid’at sâhipleri, mezhebsizler, her çeşit İslâm düşmanları, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarının yayılmasını istemiyorlar, şeytanca iftirâlar yapıyorlar.

Bu yıkıcıları, bölücüleri de sevmemelidir. Fakat, insanın kendi günahlarını unutmaması ve ezelde kendi hakkında nasıl takdîr olunduğunu ve son nefesinin nasıl olacağını düşünmesi lâzımdır. Âhirette kimin kimden üstün olacağı, dünyada kesin olarak bilinemez. Çok din adamı, kâfir olarak can vermiştir. Çok kâfirlere de iman ile can vermek nasîb olmuştur. Son nefesin nasıl olacağını söylemek, gaybı bilmek olur. Onun için, kimseye tekebbür etmek câiz değildir.

Geçici şeylerle kibirlenmek

Çok kimse, mâl ile, evlâd ile, mevki ile ve rütbe ile tekebbür eder, kibirlenir. Bu, insana hiç yakışmaz. Çünkü bunlar, kendinde bulunan üstünlükler değildir. Gelip geçen, kendinde kalmayan, insandan çabuk ayrılan şeylerdir. Bunlar ahlâksızlarda, kötü kimselerde de bulunur.

Hem de onlarda daha çoktur. Bunlar üstünlük olsalardı, bunlara kavuşmayanların ve kavuşup da ayrılanların, çok aşağı kimseler olmaları lâzım gelirdi. Mâl, şeref vesîlesi olsaydı, hırsızların, az zamanda bile olsa, şerefli kimseler olmaları lâzım gelirdi.

Kin tutmak da kibre sebep olur. Kin beslemek kalbinden düşmanlık beslemektir. Kendisi ile aynı derecede olan veya daha üstün olan kimseye kızar. Bir şey yapmak elinden gelmediği için, ona tekebbür eder. Tevazu gösterilmesi lâzım olan kimseye tevazu edemez. Onun haklı sözlerini, nasîhatlerini kabûl etmez. Herkese karşı ondan daha üstün olduğunu göstermek ister. Ona eziyet verirse, özür dilemez.

Hased de, tekebbüre sebep olur. Onda bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasîhatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder.

Riyâ da, tekebbür etmeye sebep olmaktadır. Riyâ ile, gösteriş yaparak, tanımadığı kimseye, başkalarının yanında tekebbür eder. Yalnız oldukları zaman etmez. Böyle kimselerin tekebbüründen kurtulmak için, âlimlerin vekar sâhibi olmaları, şereflerine uygun elbise giymeleri lâzımdır.

Bunun için, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri, sarığınız büyük olsun ve cübbenizin kol ağzı geniş olsun, buyururdu. İnsanlara vaaz ve nasîhat edecek kimselerin yeni, temiz elbise giyerek kendilerine cemâl vermeleri ibâdet olur. Hürmet edilmezlerse, sözleri dinlenmez. Çünkü, câhiller, insanın zâhirine bakar. İlminden, ahlâkından anlamazlar.

Yalnız olarak yürümeyip, arkasından talebelerinin ve başkalarının da gelmesini istemek de kibir alâmetidir. Ebü’dderdâ diyor ki, kibirli kimsenin arkasında yürüyenlerin sayısı arttıkça, bunun Allahü teâlâdan uzaklaşması da artar.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı mazlum

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 861
  • Allah'a giden tüm yollar.Kalp lerden gecer.
Ynt: Kibir, her iyiliğe engeldir!..
« Yanıtla #9 : 30 Ekim 2010, 10:13:46 »
Allah Razi olsun cok güzel izahatlar yapmisin , emeklerine saglik ,
yazini okurken , aklima geldi

Bir gün Resulullah efendimizin yanina , ya$li bir Arabi gelir ilim sahibi degildir , ama Resulullah efendimize sevgisini bildirmek ister , Peygamber efendimiz Arabiye sorar ,
Senmi  Büyüksün ben mi büyügüm der ? Arabi Ya'ResulAllah Biz Dünya'ya sizden biraz erkence gelmisiz der , ve bu sözleri bile söylerken , acaba yanli$bir $ey'mi söylerim korkusuyla  kizarir . ya$im sizden büyük , ama siz Peygamber olmaniz hasebiyle , biz den büyüksünüz gibi , sözlerdende kacinir Haya eder.

Bu Hal üzerine Peygamber efendimiz yanindaki asabina , Haya bu der
Kibirden arinmis nefis bu der . Mevlam $efaatlerine mashar eylesin .
Bir harf yeter inan, varsa o evde bir insan.

Dost Ararsan Kendine Bak
Dostun Ağlasını Bulursun
Düşman Ararsan Yine Kendine Bak
Düşmanında Ağlasını Bulursun .
vesselam .

selcuklu

  • Ziyaretçi
Ynt: Kibir, her iyiliğe engeldir!..
« Yanıtla #10 : 30 Ekim 2010, 12:48:04 »
Allah razı olsun güzel paylaşımlarınız için

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Kâfire karşı da kibirlenilmez
« Yanıtla #11 : 30 Ekim 2010, 15:47:53 »
Müslümana karşı tekebbür etmek, kibirlenmek caiz olmadığı gibi zimmî denilen gayr-i müslim vatandaşlara ve yabancı tüccarlara, ecnebî iş adamlarına ve turistlere de, tekebbür etmemek lâzımdır. Böyle yapmak lazım olduğu “Allahü teâlâ, tevazu üzere olmayı bana emir eyledi. Hiçbiriniz, hiçbir kimseye tekebbür etmeyiniz!” hadîs-i şerifinden anlaşılmaktadır. Her insana tevazu yapmak lâzım olunca, onlara hıyânet yapmak, incitmek hiç câiz değildir.

Kâfirlerin mallarına, canlarına, ırzlarına, nâmûslarına saldırmak, orada da hırsızlık, çapulculuk yapmak, can yakmak, kâfirlerin de kanûnlarına karşı koymak, idârecilerine hakâret etmek, huzûrsuzluk, karışıklık çıkarmak, vergi kaçakçılığı yapmak, nakil vâsıtalarının ücretlerini ödememek ve İslâmın şerefine ve güzel ahlâkına yakışmayan herhangi bir çirkin harekette bulunmak câiz değildir

Kâfir memleketlerinde onların kanûnlarına karşı gelmemek, onları ülül-emr olarak tanımak demek değildir. Allahü teâlâya isyâna sebep olacak emirlere karşı gelinmez. Ülül-emrin de, kâfirlerin de, böyle emirlerine karşı isyân edilmez. Hükûmete, kanûnlara karşı gelmek, nerede olursa olsun, fitne çıkmasına sebep olur. Fitneye sebep olmak haramdır.

Bir kimse, İslâm memleketinde veya kâfir memleketinde, Peygamberimizin bu emrine uymayarak, kâfirlere karşı da edepsizlik, taşkınlık yaparsa, onların idârelerine karşı gelerek suç işlerse, günah işlemiş olacağı gibi, İslâmiyeti ve Müslümanları bütün dünyaya karşı barbar olarak tanıtmış olur. İslâmiyete büyük hıyânet yapmış olur.

Hadîs-i şerifte, “Nimete kavuşmuş olanlardan, tevazu gösterenlere ve kendilerini kusurlu bilenlere ve helâlden kazanıp, hayırlı yerde sarf edenlere ve fıkıh bilgileri ile hikmeti yani tasavvufu birleştirenlere ve helâle harama dikkat edenlere ve fakirlere merhamet edenlere ve işlerini Allah rızâsı için yapanlara ve huyu güzel olanlara ve kimseye kötülük yapmayanlara ve ilmi ile amel edenlere ve mâlının fazlasını dağıtıp, lâfının fazlasını saklayanlara müjdeler olsun” buyuruldu.


Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Kibir alâmetlerinden bazıları
« Yanıtla #12 : 30 Ekim 2010, 15:49:30 »
Çok kimse, kibirli olduğunun farkında değildir. Bunun için, kibrin alâmetlerini bilmek lâzımdır. İçeri girince, herkesin kendi için ayağa kalkmalarını istemek iyi değildir. Ancak, kendisine hürmet edildiğini anlayarak, onlara nasîhat vermek isteyen âlimin, kendisi için ayağa kalkıldığını arzû etmesi kibir olmaz. Kendi oturup, başkalarının kendine karşı ayakta durmalarını istemek, tekebbürdür.

Hazret-i Alî, buyurdu ki: “Cehennemlik bir kimse görmek isteyen, kendi oturup başkalarını ayakta durduran kimseye baksın!” Eshâb-ı kirâm, Resûlullahı her şeyden çok severlerdi. Geldiği zaman ayağa kalkmazlardı. Çünkü, ayağa kalkılmasını istemediğini bilirlerdi.

Bununla berâber, âlimler gelince, ilmin şerefini göstermek için, ayağa kalkmak lâzımdır. Yahyâ bin Kattân, ikindi namazını kıldıktan sonra, câminin minâresine dayanarak oturmuştu. Yanına zamanın meşhûr âlimlerinden birkaçı geldi. İçlerinde İmam-ı Ahmed bin Hanbel de vardı. Hepsi, ayakta olarak hadîs ilminden sordular. Yahyâ bin Kattân, her birinin cevâbını verdi. Hiçbirine otur demedi. Hiçbiri de, oturmaya cesâret edemedi...

Genç olan âlim, yaşlı olan câhilin üst tarafına oturur. Talebe, hocasından evvel söze başlamaz. Hocası yok iken, onun yerine oturmaz. Sokakta önünde yürümez.

Üzerinde hakkı bulunanları, yani tanıdıklarını ziyâret etmemek de kibir alâmetidir. Kendinden aşağı olanları ziyâret etmek tevazu alâmetidir.
Yanına başkasının oturmasını istememek ve hastalarla birlikte oturmamak, evinin işini yapmamak, evine lâzım olan şeyleri satın alıp evine getirmemek ve kullanılmış elbisesini tekrâr giymek istememek, hep kibir alâmetidir. İşbaşında iş elbisesi giymek istememek de, böyledir.

Fakirlerin davetine gitmeyip, zenginlerin davetine gitmek de tekebbürdür. Akrabâsının ve çocuklarının muhtaç oldukları şeyleri temîn etmemek ve doğru sözü kabûl etmeyip münâkaşa etmek, kusurunu, kabâhatini bildirenlere teşekkür etmemek, herkesin yanında olursa riyâ olur. Hem yalnız iken, hem de başkalarının yanında yaparsa, kibir olur.

Mehmet Oruç