Gönderen Konu: Nefse Mektup..  (Okunma sayısı 2730 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı belya

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 110
  • Net'i Süzüyorum..
Nefse Mektup..
« : 23 Mart 2008, 12:09:35 »

Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka bıraka koca bir ömür heder oldu. Gecelerim teheccütsüz heyecansız gündüzlerim semeresiz başarısız geçti. Acaba yarın yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin?

Ne zaman beni çevreleyen basitliklerle bağımlılıklara civciv misali küçük bir darbe vurup hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin. Olmadık desiselerle beni kandırdın. Bitmeyen isteklerle beni aldattın. Yıllardır taam (yemek), kelam (konuşma) menam (uyku) hapisanesinde, inim inim inlettin, ızdıraplarımı, bana ney gibi dinlettin. İrademi, rehavet, meskenet zincirleriyle sımsıkı sardın.

Bana sunulan saat altınlarını değerlendiremedin. Hepsini badi heva zayı ettin. Kimbilir, içinde ne hediyeler saklayan günlerin ve ayların zarfını açamama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti. İçlerinde neler sakladığını anlayamadan.

Söyler misin; Allah aşkına, senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var?

İnsan süresini ağlaya ağlaya okudun. Amma o muhteşem sarayın kapılarını bir türlü aralayamadın. Kendini, kendi çevreni tanıdığın kadar tanıyamadın. Kendi içinde kendine yabancı kaldın. Kendi kendine hapisane yaptın.

Fetih süresini okudun, bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın. Konuşma, yemek, uyku esaretinden kurtulamadın. İradeni feth edemedin. Namazla cenneti takas etmeyi çalıştın, ayetleri bir teyp gibi ezberledin amma uyguladıkların hep adetlerin oldu.

Peygamberimizin saçlarını ağartan Hud süresiyle karanlık gecelerin bir türlü aydınlatamadın. Gayreti hep birilerinden bekledin. Senin de birileri olduğunu hep unuttun.

Bir fikir uğruna hayatı hakir gören peygamberlerin hayatını, uzun kış gecelerinde kıssa niyetiyle okudun. Fakat hayatındaki kışları, bir türlü baharlara çeviremedin. Çünkü onları anlayamadın.

Yusufu düşündün mü hiç? Kuyu diplerini sultanlığa sıçrama rampası yaptığını, hapisaneleri nasıl medreseye çevirdiğini anlayabildin mi? Dünya ve içindeki her şey ayaklarının ucundayken hayatı istihkar edip ölümü özlemesini anlayabildin mi? Anlayamadın evet anlayamadın... onun içindir ki Yusufta boğulan dünyada, boğulmak üzere ölüm çığlıkları atıyorsun.

Ateşler içindeki İbrahimin ateşleri bir baharistana çevirdiğini, bıçak altındaki İsmailin yeniden doğduğunu, Sefine-i Nuhu batırmak isteyen tufanların ancak sahili selametle çıkmasına hizmet ettiğini suikastlar içinde İsanın denizler ortasında, Musanın nasıl vuslata erdiğini anlayabildin mi?

Anlayamadın ...

Ya çelikten duvarlara çarpmış gibi bir örümcek ağı karşısında beyinleri dumura uğrayan müşriklerin düştüğü perişan halde yatan gizli hikmeti çözebildin mi?

Bir gergef gibi ömrünün her anın çile yumağıyla dokuyan Hz. Muhammed (S.A.V) Ümmetim derken sen nefsim dedin. O davam derken sen hevam dedin. O davasını yüceltirken sen hevanda cüceleştin. Onun çağları peşinden sürükleyen davasından ne yazık ki kala kala sarığı, sakalı, tesbihi, umresi, namazı kaldı. Ne yazık ki; onları da bir türlü anlayamadın.

Kokularla süslediğin sakalın ruhunu, ruhunla mecz edemedin. Dolayısıyla sakallı çocuk olmaktan kurtulamadın!

Başındaki sarık beyaz kefenin iken, yastığının altındaki ölümü çok uzaklarda zannettin. Dünyanın oyuncaklarıyla evcilik oynarken, dünyanın elinde, oyuncaklaştığının farkında bile olamadın.

Bir adet halinde getirdiğin beş vakit namazın aynı safta omuz omuza namaz kıldığın kardeşini gıybet etmekten seni kurtaramadı. Kalbine gözüne kulaklarına el ve ayaklarına tutturamadığın oruçların sadece midene münhasır kaldı. Oruç tuttuğunu zannettin amma, aç kaldığını anlayamadın.

Başına taç ettiğin başörtüsü sadece başını örtebildi. Başının altındakiler ne yazık ki başörtüsünden nasibini alamadı. Çünkü başörtüsünü takva örtüsüyle birlikte örtmedin. Gözlerin, kalbin ve duyguların çıplak kaldı. Kendini fark ettirebilmek için aynanın karşısında çeşit çeşit kılıklara girdin. Yapmacık gülüşlerle, hırsızlama bakışlarla başkalarının duygularını çalmaktan utanmadın. Ruhunun çığlıklarına bedel sen gülüyordun. Düştüğünü ve düşürdüklerini anlayamadın.

Burnunun dibindeki farzları görmezden gelip, sünnet diye diye defalarca umreye gittin. Kabeyi tavaf ettin. Yeryüzündeki iki milyar Müslümanın sadece kemmiyet olduğunu, bir keyfiyet olmadığını hiç düşündün mü? Düşündün mü binlerce birilerimiz varken nasıl ayrı kaldığımızı nasıl parçalandığımızı.

Aynı camii de birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakr-u zaruretini görmezden geldin. Onu ihtiyaçları pençesinde kıvranırken, zevkle seyrettin. O kuşların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun. Dünya cennet kevserlerine denk bir lezzeti, kardeşinin acılarını dindirme lezzetini tadamadın. O lezzeti falan duayı şu kadar okuyarak alacağını zannettin. Aldandın. Elindeki elmasları birkaç şekerlemeye değişen ahmak çocukları gibi aldandın.

Hani hepimiz mümindik, hani birimizin ızdırabı hepimizin ızdırabıydı. Hani şarkta bir müminin ayağına diken batsa, garptaki mümin rahatsız olacaktı. Hani bir mümin öldüğü zaman, sema ve arz onun ölümüne gözyaşı dökerdi. Hani mümin yeryüzünün zinetiydi. Hani müminler bir vücudun azaları gibiydi. Hani göz ağrısa, bütün vücud o acıyı içinde hissedecekti.

Hani Hz. Ebubekirin teslimiyeti? Hani Hz. Ömerin destanlaşan adaleti? Hani Hz.Osmanın dillerden düşmeyen hayası? Hani Abdurrahman gibi zenginler? Hani Ebuzer gibi fakirler hani Ensar Muhacır gibi kardeşlikte yarışanlar nerede, nerede hani? Anlayamadın. Ne yazık ki bunları anlayamadın!

Anla artık!... Ne olur anla!
Anla ki, cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil!
Anla ki; cennete giden yol asfaltla döşenmemiş!
Anla ki; bedelini ödemediğin hiçbir şeye sahip olamazsın!
Anla ki; dünyayı bize bizler zindan ediyoruz.. ihmallerimiz, enaniyetimiz, samimiyetsizliğimiz ......
Anla ki; Eyüp gibi sabır erbaini doldurmadan, Yusuf gibi kuyu diplerinde yıllarca çile çekmeden, Yakuplar gibi gözlerini hasrete kurban etmeden ,olmaz!

Anla ki; İsmailler gibi bıçak altına yatmadan, İbrahimler gibi YA Allah deyip kendine ateşlere atmadan olmaz. Sefine-i Nuh gibi tufanları yara yara hedeflere gitmeden olmaz!

Ve Anla ki; bir ömür boyu gözyaşlarını ceyhun edip alın teriyle mecz ederek ümmeti için an be an, dem be dem, çile çeken Hz. MUHAMMED (s.a.v.) gibi çekmeden olmaz!

Ve şunu çok iyi anla ki; başkalarının hayata Aşık olduğu kadar Ölüme Aşık olmadan Olmaz!!!!!!


Mus'ab Yalın



« Son Düzenleme: 23 Mart 2008, 12:15:35 Gönderen: mystic »
Bilgi paylaşıldıkça güzeldir.

Çevrimdışı Ferzin

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 240
Ey Nefsim!
« Yanıtla #1 : 14 Temmuz 2008, 21:25:19 »
''Bütün gün günahlar içindesin.Allah'ü Teala bu halini görmüyor sanıyorsan kafirsin.Gördüğüne inanıyorsan çok cüretkar ve hayasızsın ki,Onun görmesine ve bilmesine ehemmiyet vermiyorsun.Hizmetçin sana itaat etmezse,nasıl kızarsın! Allah'ü Tealanın kızmayacağından nasıl emin oluyorsun? Azabını hafif görüyorsan parmağını aleve tut, yahut kızgın güneşin altında 1 saat otur.Yahut da hamam halvetinde fazlaca kalda zavallılığını, dayanamayacağını anla!

Yok eğer dünyada yaptıklarına ceza vermeyecek sanıyorsan,Kur'anı Kerime ve 124 bin peygambere (Aleyhimüsselavatü vet teslimat ) inanmamış oluyorsun ve hepsini yalancı yapmış oluyorsun.Allah'ü Teala Nisa suresinde ''Günah işleyen cezasını çekecektir.'' buyuruyor.Ohalde yazıklar olsun sana ey nefsim!

O Kerimdir,Rahimdir beni affeder diyorsan,dünyada yüzbinlerce kişiye niçin zahmet,açlık ve hastalık çektiriyor ve tarlasını ekmeyenlere mahsülünü vermiyor? Şehvetlerine kavuşmak için her hileye başvuruyorsun da, o vakit niçin Allah Kerimdir, Rahimdir,isteklerimi zahmetsiz bana gönderir demiyorsun?

O halde yazıklar olsun sana ey nefsim!

Mevzuatü'l Ulum

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6994
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Nefse Mektup..
« Yanıtla #2 : 24 Nisan 2009, 16:38:20 »
yazı genel itibariyle hoş ama ben şuraya takıldım

Alıntı
Aynı camii de birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakr-u zaruretini görmezden geldin. Onu ihtiyaçları pençesinde kıvranırken, zevkle seyrettin. O kuşların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun.

Diğer bütün kıyaslamalar güzel ama tesbih çekmek kötü bir şey mi ki? Tesbih de çekilebilir muhtaç kardeşine de yardım edilebilir yani.
Biri olmadan diğeri olmaz gibi bir mana çıkmış.

Onun yerine sıcacık yuvanda ayağını uzata uzata yatıyordun denilebilirdi bence...