Gönderen Konu: Onlar ayıpları, kusurları örterlerdi  (Okunma sayısı 4904 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Onlar ayıpları, kusurları örterlerdi
« : 04 Ağustos 2010, 13:47:02 »

İslam büyükleri, başkalarının ayıplarını, kusurlarını hep örterlerdi. Allahü teâlânın sıfatlarından biri “Settâr”dır. Yâni günahları örtücüdür. Müslümanın da din kardeşinin aybını, kusurunu örtmesi lâzımdır. Allahü teâlâ, kullarının günahlarını affedicidir. Müslümanlar da, birbirlerinin kusurlarını, kabahatlerini affetmelidir. Allahü teâlâ kerimdir, rahîmdir. Yâni lutfü, ihsânı boldur ve merhameti çoktur.

Şeddad bin Hakîm buyurdu ki: “Din kardeşinizin hasenatının seyyiatından çok olduğunu gördüğünüz zaman, onu iyilikle anın! Kötülüklerini de görmezlikten geliniz. Sırf başkalarının sözüne itimaden birisini dost veya düşman kabul etmiş olan kimse, sabaha varmaz pişman olur.

Zira başkasını tenkid veya tasvip tutumlarının hakikate isabet ettiği, pek az olur. Çoğu zaman bu, taassup ve hissiyatına kapılarak vaki olmaktadır.”

Arkadaşımızın bize karşı olan bir kusuru için, birçok mazeret aramalıdır. Şayet kalbimiz yine mutmain olamazsa, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendi kendimize “Sen ne katı yüreklisin! Arkadaşın sana yetmiş mazeret buldu. Sen hâlâ kusur arıyorsun“ demelidir.

Eğer arkadaş, hatasını anlayarak özür dilemişse, hemen affetmeli! Çünkü İmam-ı Şafii hazretleri, gönlü alınmaya çalışıldığı halde rıza göstermeyen kimsenin makbul biri olmadığını bildiriyor.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Arkadaşının mazeretini kabul etmemek günahtır.”

“Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur.”

“Kaba kimseye nazik davranan, zulmedeni affeden, mahrum edene ihsan eden, uzaklaşana yaklaşan yüksek derecelere kavuşur.”

Başkalarının kusurlarını gizlemeye çalışmamız çok iyi olur. Müslüman, kusurları gizleyici olmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Kötülük etmeyin, ayıp araştırmayın! Kim bir Müslümanın aybını araştırırsa, Allahü teâlâ da onun aybını ortaya çıkarır ve böyle bir kimse, en gizli bir yerde sığınsa bile, onu rezil eder.”

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Ayıpları örtenin ayıpları örtülür!
« Yanıtla #1 : 05 Ağustos 2010, 14:29:43 »
Allah dostlarının örnek hallerinden biri de, sır sahibi olmaları, bir kimse hakkında duydukları olumsuz şeyleri yaymamaları idi. Onlar, “Kişilerin kalbleri, sırların kabridir. Eğer, Allah adamları sırları örtmezse, başka kim kalıyor, sır örtecek?” derlerdi.

Öyle sırlar vardır ki, kişinin hayatına mal olur, yine öyle sırlar vardır ki, aileyi, cemiyeti hatta devleti sarsar. Şu zamanda bu ahlâk cidden yabancı olmuştur insanlara. Özellikle, kendisine itimat edilen din adamlarının, kendilerine sır emanet edilen kimselerin buna çok dikkat etmeleri gerekir.

Bazıları, söz taşımakla, sırları açıklamakla ve insanlar arasını bozmakla “fâsık” sıfatına lâyık olmuştur. İsterse haddizatında buna niyet etmemiş bulunsun, niyetleri kötülük olmasın.

Müslüman Müslüman kardeşinin, sırlarını, hatalarını, günahlarını örtmek zorundadır. Bunları başkalarına yayarsa “koğucu” olmuş olur. Hadîste buyurulmuştur ki: “Koğucu kimse, cennete giremeyecektir.”

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: “İyi bir kimse, talihli bir insan, kusurları, günahları, lütuf ve ihsan ile af olunan ve yüzüne vurulmayan kimsedir.”

“(Müminler) büyük günahlardan ve hayâsızlıktan sakınır, öfkelenince kusurları bağışlar ve işlerini aralarında istişare ederler.” (Şura 37,38)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Kim, Müslümanın aybını örterse, Allahü teâlâ da onun dünya ve ahirette aybını örter. Kim, bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allahü teâlâ da onu kıyamet günü sıkıntılardan korur. Kişi, arkadaşına yardımcı olduğu müddetçe, Allahü teâlâ da onun yardımcısı olur.”

İmam-ı Mücahid, Ebû Leheb sûresinin: “Karısı da cehenneme girecek. Hem odun hamalı olarak.” meâlindeki âyet-i celîlesini açıklarken “Ebû Leheb’in karısı, insanlar arasında koğuculuk yapardı” diyor.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Hep kendilerini kusurlu görürlerdi
« Yanıtla #2 : 08 Ağustos 2010, 22:25:28 »
Tasavvufta, evliyalıkta yüksek derecelere ulaşmış İslam büyükleri hep kendi kusurlarını görürler, kendi kusurları üzerinde o kadar dururlardı ki başkalarının hatalarını kusurlarını görmeye sıra gelmezdi.

İmam-ı Rabbani hazretleri bu konuda en önde olanlardandır. Buyuruyor ki: “Kusurlarım pek çok. İyi anlıyorum ki, sağ omzumdaki melek, yirmi seneden beri, yazacak bir iyilik bulamamıştır. Allahü teâlâ biliyor ki, bu sözü gösteriş olarak söylemiyorum. İçimden geleni söylüyorum.

Yine iyi anlıyorum ki, hatalarla, kusurlarla çevrilmişim ve günahlarımın altında ezilmişim. Yaptığım ibadetleri, iyilikleri, sol omzumdaki melek yazsa, yeridir. Sol omzumdaki melek, hep yazmaktadır. Sağ omzumdaki ise işsiz, boş durmaktadır. Sağdaki amel defterim bomboştur.

Soldaki ise, dolu ve simsiyah olmuş. Ümidim yalnız Allah’ın rahmetindedir. Ancak Onun mağfiretine sığınıyorum. “Allahümme mağfiretüke evsau min zünubi ve rahmetüke erca indi min ameli=Ya Rabbi, senin mağfiretin, benim günahlarımdan daha geniştir. Rahmetin ise amelimden daha ümit vericidir” duasını kendime tam uygun görüyorum.

Şaşılacak şeydir ki, yüksek derecelerde, durmadan gelen feyzler, nimetler, bu kusurları görmeye yardım ediyorlar. Ayıpları görmek kuvvetini artırıyorlar. Ucb, kendini beğenmek yerine, aşağılık gösteriyorlar. Yüksek yerde, tevazu yolunu açıyorlar. Kişi ne kadar çok yükselirse, kendini o kadar çok aşağı görüyor. Çok yükselmek, kendini çok aşağı görmeye sebep oluyor. Yabancılar, buna ister inansın, ister inanmasınlar.”

Cenab-ı Hak, kullarının günahlarını örttüğü gibi, kulların da birbirlerinin kusurlarını örtmelerini istemektedir:

“İnanıp hayırlı iş işleyen (mümin)lerin kötülüklerini, and olsun, örteriz, onları yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırırız.” (Ankebut 7)

“Allah onların (müminlerin) kötülüklerini örter, onlara işledikleri şeylerin en güzellerinin karşılığını verir.” (Zümer 35)

“Siz daha da açarsınız!”

Allah nezdinde en makbûl kul Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanan kuldur. Çünkü Allahü teâlâ ayıpları örten, günahları affeden, kulun kusurlarından vazgeçendir. Hal böyle olunca kul kim oluyor ki, kendi gibi veya kendinden daha üstün bir insanın kusurlarından vazgeçmiyor, affetmiyor. Halbuki kedisi de onun gibi bir kuldur. Nasıl olur da yaratan affederken o affetmez!

Hazreti İsa havârilerine sorar:

- Siz uykuda olan kardeşinizin mahrem yerini rüzgârın açtığını görürseniz ne yaparsınız?
- Biz onu setreder, örteriz.
- Hayır! Siz onun avretini daha da açarsınız.
- Hayret! Neden böyle yapalım?
- Sizden biri kardeşinin hakkında konuşulan bunun kusurunu gösteren bir lafı dinler, ona bazı ekler yaparak daha büyük bir yaygara ile etrafa yayar.

Eksem bin Sayfî şöyle buyurdu: “Koğucunun alâmetlerinden biri de, insanlar arasında rezil biri olması. Kimse onu şerefli bir kimse olarak görmez.”

Yahya bin Ebî Kesir buyurdu ki: “Koğucu kimse, sihirbazdan daha şerlidir. Fakat kimse bunun farkına varmaz. Zira koğucu adam, bir sihirbazın bir ayda yapamadığı kötülüğü bâzan bir saatte yapar. Zira koğuculuk kanlar dökmüş, malları mahvetmiş, nice büyük fitneler çıkarmış, insanları yurt ve vatanlarından etmiştir. Ve daha nice fitne ve fesada sebeb olmuştur.”

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Bir mümin, arkadaşının aybını görmez, onu gizlerse, şüphesiz Allahü teâlâ bu hareketi sebebiyle onu Cennete koyar.”

“Kim bir ayıp örterse, diri diri kuma gömülen suçsuz kız çocuğunu kurtarmış gibi sevap olur.”

“Kim arkadaşının aybını örterse, Allahü teâlâ da kıyamet günü onun aybını örter. Kim de Müslüman arkadaşının aybını açığa vurursa, Allahü teâlâ da onun aybını açığa vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder.”

Mehmet Oruç

Çevrimdışı omur

  • ömür
  • yazar
  • ****
  • İleti: 650
Ynt: Onlar ayıpları, kusurları örterlerdi
« Yanıtla #3 : 13 Ağustos 2010, 08:19:20 »
Allahim böyle güzel ahlak ile ahlaklanmayi nasib etsin insaAllah.
Konu  zs2))

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Hatasız kul olmaz!..
« Yanıtla #4 : 17 Ağustos 2010, 04:44:05 »
Amin
-----------

Her insanın hatası, kusuru, günahı olabilir. Hatasız kul olmaz. Bunun için arkadaşımızın bazı kusurları görülünce, onu tamamen terk etmek, onun hakkında ileri geri konuşmak doğru değildir. Çünkü kusursuz dost arayan dostsuz kalır.

Arkadaşımızın kusurlarını örtmeyip arkasından konuşmak uygun olmadığı gibi yüzüne vurmak da uygun değildir. Çünkü böyle şeyler aranın açılmasına sebep olur. Şeytanın da istediği budur. Onun için, şeytanın istediğini yapmamalı, arkadaşın kusurlarını gizlemeli. Bize karşı işlediği hatalarına gelince, bunu affetmemiz gerekir. Hatta hatasını tevil etmemiz, mazur görmeye çalışmamız vaciptir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, zulmedilmesine de yardımcı olmaz. Kim arkadaşının ihtiyacını giderirse, Allahü teâlâ da onun ihtiyacını giderir. Kim, Müslümanın sıkıntısını kaldırırsa, Allahü teâlâ da kıyamet günü onun sıkıntılarını kaldırır. Kim, Müslümanın aybını örterse, Allahü teâlâ da kıyamette onun aybını örter.”

“Kötülük etmeyin, ayıp araştırmayın! Kim bir Müslümanın aybını araştırırsa, Allahü teâlâ da onun aybını ortaya çıkarır ve böyle bir kimse, en gizli bir yerde sığınsa bile, onu rezil eder.”

Hasanı Basrî buyurdu ki: “Bil ki, sana söz taşıyan, senden de taşır. Seni sende olmayanla öven kimsenin, seni sende olmayan şeyle kötülemesinden emin olamazsın.”

Kişinin arkadaşından gelen olumsuz sözleri araştırması da caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Müslümanların aybını araştıran, onlara kötülük etmiş ve onları kötülüğe itmiş olur.”

“Tevbe ettiği bir günahtan dolayı birini ayıplayan, aynı günaha müptela olmadan ölmez.”

“Kendine reva gördüğünü, sana reva görmeyenin arkadaşlığında hayır yoktur.”

Getirilen sözün doğru olup olmadığını araştırmamalı! Çünkü tecessüsü, günahları araştırmayı, Allahü teâlâ yasak etmiş, “Birbirinizin kusurunu araştırmayın“ buyurmuştur. (Hucurat 12)

Ahmağın kalbi ağzındadır!..

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Bir Müslüman, kardeşinin kendisine emanet ettiği sırrını ifşa etmemesi gerekir. İfşa etmemek için o sırrı inkâr edebilir. Kişinin, sır ve ayıplarını örtmek için yalan söylemesi nasıl caiz ise, Müslüman kardeşi hakkında da aynı şeyi yapabilir. Çünkü kardeşi ile kendisi arasında fark yoktur. İkisi ancak bedenle ayrılırlar, hakikatte ise bir şahıstırlar. İşte kardeşliğin hakikati budur.

Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Müslüman kardeşinin ayıbını örten bir kimse sanki diri diri gömülen bir kız çocuğunu kurtarmıştır.”

“Kişi etrafına bakınarak konuşursa, o konuşma oradakiler için bir emanettir.”

“Aynı mecliste oturan iki kişi emanetle otururlar; (manevi teminat almış olurlar). Bu bakımdan hiç kimse için helâl değildir ki arkadaşının ifşa edilmesi hoşuna gitmeyen herhangi bir sırrını ifşa etsin.”

Ediblerden birisine denildi ki: “Senin sır saklaman nasıldır?” O edib de şöyle cevap verdi: “Ben sırrın mezarıyım!” Denilmiştir ki: “İnsanların göğüsleri sırların mezarlarıdır.”

Yine şöyle denildi: “Ahmak bir insanın kalbi ağzındadır, akıllı bir kimsenin dili ise kalbindedir.” Yani ahmak kimse nefsindekini gizlemeye gücü yetmez ve bilmediği halde açığa vurur. İşte bundan dolayıdır ki ahmak bir kimsenin dostluğunu kesmek ve onun sohbetinden uzak durmak gerekir. Hatta ahmakları görmekten bile kaçınmalıdır.

İmam-ı Şarani hazretleri buyurdu ki: “Ey Müslüman! Din kardeşlerinin ve başkalarının sırlarını ifşâ etmekten sakın. ‘Ben bunu kasdetmemiştim!’ diye kendini mazur göstermeye kalkma. Unutma ki sen fitne ve garabetlerle dolu olan onuncu hicret asrının ikinci yarısında bulunuyorsun...”

Hadis-i şerifte, “Müslümanların aybını araştıran, onlara kötülük etmiş ve onları kötülüğe itmiş olur” buyuruldu.

Mehmet Oruç

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
“Gizli halleri araştırmayın!”
« Yanıtla #5 : 19 Ağustos 2010, 05:32:43 »
İlk devir Müslümanları gizli kusurların ifşa edilmemesi hususunda birbirlerini uyarırlardı. Abdurrahman bin Avf hazretleri şöyle anlatıyor:
Bir gece Halife Hazreti Ömer’le birlikte Medine sokaklarında dolaşıyorduk. Bir ara gözümüze bir ışık ilişti. Oraya doğru yürüdüğümüzde bunun bir evin penceresinden geldiğini gördük. İçeriden bağrışmalar ve birtakım gürültüler geliyordu. Bunun üzerine Hazreti Ömer elimden tutarak şöyle dedi:

- Bu ev kimindir biliyor musun?

- Hayır bilmiyorum.

- Bu ev Rabia bin Ümeyye bin Halef’in evidir. Onlar şu anda içki içiyorlar. Ne yapalım?

- Ya emîr’el-mü’minîn! İzinsiz içeri girersek, Allahü teâlânın yasaklamış olduğu bir fiili yapmış oluruz. Çünkü Allahü teâlâ ‘Sakın tecessüs etmeyiniz (gizli hâlleri araştırmayınız!)‘ (Hucurat/12) buyurmaktadır.

Bunun üzerine Hazreti Ömer gerisin geriye döndü ve onları olduğu gibi bıraktı. Onun bu hareketi, kulların ayıbının örtülmesinin lazım olduğuna ve başkasının kusurunu aramanın yasak olup terk edilmesi gerektiğine delâlet eder. Nitekim Hazreti Peygamber, Hazreti Muaviye’ye şöyle buyurmuştur: “Eğer halkın kusurlarını araştırırsan onları ifsad edersin veya ifsadlarına sebep olursun.”

Hadis-i şeriflerde şöyle buyuruldu:

“Ey lisanlarıyla iman edip de kalplerine iman girmeyenler! Sakın Müslümanların gıybetini yapıp kusurlarını araştırmayın; çünkü kim Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa Allahü teâlâ da onun kusurunu araştırır. Allahü teâlâ da kimin kusurunu araştırırsa, onu evinin içinde dahi olsa rezil eder.”

“Allahü teâlâ bu dünyada herhangi bir kulunun ayıbını örtmüşse o ayıbı ahirette teşhir etmemesi keremine daha lâyıktır.”


“Sen üç kere isyan ettin!”

Hazreti Ömer, bir gece Medine-i Münevvere sokaklarında geziyordu. Bir evden şarkı türkü sesleri geldiğini işitti. Duvarı aşıp içeri girdiğinde, yanında bir kadın ile şarap bulunan bir erkek gördü. Bunun üzerine şöyle haykırdı:

- Ey isyankâr! Bu yaptığın yanına mı kalacak sandın?

Ev sahibi Hazreti Ömer’in bu hiddetli haline rağmen şu cevabı verdi:

- Ya emîr’el-mü’minîn! Acele etme! Beni dinle: Allah’a karşı ben bir kere isyan ettimse, sen üç kere isyan ettin. Şöyle ki: Allahü teâlâ ‘Sakın tecessüs etmeyiniz’ (Hucurat/12) dediği halde sen tecessüs ettin. O, ‘(Câhiliyye devrinde yapıldığı gibi) evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir. Lâkin iyilik ve hayır, haramlardan sakınanın iyiliğidir’ (Bakara/189) demiştir. Oysa sen içeriye duvardan tırmanarak girdin. Yine Allah ‘Ey iman edenler! Kendi ev ve odalarınızdan başka evlere, izin alıp sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Umulur ki,düşünür, hikmetini anlarsınız‘ (Nûr/27) buyurduğu halde sen izin almaksızın ve selâm vermeksizin içeri daldın...

Doğruyu kimden işitirse işitsin hemen kabul eden Halife, birden sakinleşti, sessizce evden çıkıp gitti...

Adamın birisi Abdullah bin Ömer’e ‘Ya Ebu Abdurrahmân! Hazreti Peygamber kıyamet günündeki necvâ (gizli soruşturma) hakkında ne söyledi?’ diye sordu. İbni Ömer de Hazreti Peygamberin bu konuda şöyle buyurduğunu söyledi: “Allahü teâlâ mü’min kuluna yaklaşır. Onu himayesine alıp halkın gözünden gizleyerek kendisine ‘Şu günahı biliyor musun?’ diye sorar. O da ‘Evet, biliyorum ve onu işledim’ der.

Böylece Allahü teâlâ ona bütün günahlarını ikrar ve itiraf ettirir. Bu şekilde kişi kesinlikle helâk olduğunu görür. Allahü teâlâ ona ‘Ey kulum! Ben dünyada senin bu günahlarını ancak bugün affetmeyi irade ettiğim için örttüm’ der Bunun üzerine kişiye hasenat defteri verilir. Kâfirler ile münâfıklara gelince, bunlar hakkında hafaza melekleri şöyle haykırırlar: Bunlar rablerini yalanlayan kimselerdir. Allah’ın lâneti zâlimler üzerinedir.”

Mehmet Oruç

Çevrimdışı gülçiçek

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 391
Ynt: Onlar ayıpları, kusurları örterlerdi
« Yanıtla #6 : 19 Ağustos 2010, 17:30:15 »
Allah razı olsun
mum  olmak kolay değildir, ışık saçmak için evvela yanmak gerek.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Misafir gördüğünü söylememelidir!
« Yanıtla #7 : 30 Ağustos 2010, 08:02:07 »
Mısır evliyâsından Ali Havâs Berlisî hazretleri buyurdu ki: “Dostunu, ahbabını ziyâret eden, ziyâret ettiği kimsede gördüğü ayıp ve hatalarını kimseye söylemeyip, onda gördüklerini saklayabilecekse, ziyârete gitmesi edebdendir. Eğer gördükleri ayıp ve hatalarını muhâfaza edemeyip başkalarına söyleyecekse, ziyâreti terk etmesi daha iyidir.”

Tabiînden hadîs ve fıkıh âlimi, velî Mutarrif bin Abdullah herkesin kendi aybını görmesini isterdi. Eğer insan kendi ayıplarıyla meşgul olursa; başkalarının ayıplarını görecek ve onlarla uğraşacak zaman bulamayacağını beyan eder ve “İnsanların pek çoğu hatâ içindedir. Bu halleriyle kusurlarını unutup, başkalarının hatalarını anlatan ve onlarla uğraşan da yine kendileridir” buyurdu.

Ebu Süleyman Darani buyurdu ki: “Kul, Allahü teâlâdan hayâ ederse, Allahü teâlâ onun ayıplarını örtüp, insanlardan gizler, hatâlarını affeder. Kıyâmet günü onun hesabını kolay eyler.”

Ali bin Muhammed buyurdu ki: “İnsanların kalblerini kazanmayı, hoşnut ve râzı etmeyi isteyerek, herkese iyilik et İyilikten ayrılma. Bu yolda insanlara hizmetin devamlı olsun. Çünkü insan, iyiliğin kölesidir. Sana bir sıkıntı ve zarar gelirse, sen bunu yapanlara karşı gücün yettiğinde affedici ve hatâlarını görmeyici ol!”

Muhammed Sübkî’nin şiirlerinden birisinin tercümesi şöyledir:

“Arkadaşını, her hatâsından dolayı ayıplama, yoksa arkadaşlarını kaybedersin, insanlara, huylarına göre muâmele et. İnsanlarla, onlara uyum göstermek sûretiyle arkadaşlık et. Onlara devamlı i’tirâz edici olma. Eğer birisi senden bir şey isterse, ona yüzünü ekşitme. Senin böyle yapman, onun için öldürücü zehirdir. Hayatta olduğun müddetçe, ne bir arkadaşını, ne bir yakınını, ne de tanımadığın kimseyi kendinden uzaklaştırma. Kimsenin hatâlarını araştırma!”

Mehmet Oruç