Gönderen Konu: Simâ Meclisleri*  (Okunma sayısı 5507 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ferzin

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 240
Simâ Meclisleri*
« : 14 Temmuz 2008, 21:07:24 »

"Simâ meclisinde bulunmamalıdır. Simâ meclisi diye tarikatçılardan bir grup kimselerin toplanıp, nağme ve teğanni ile, musiki kaidelerine uyarak beyitler ve şiirler okuyup, aşka getiren sesler ile bazı meşayıhlarının, manzum sözlerini dinledikleri yerlere denir. Böyle meclise gitmeye cevaz yoktur. Hele bilhassa orada ney, def, tabl gibi oyun aletleri bulunursa hiç gidilmez. Genç oğlanlar, cahil, bilgisiz aşağı insanlara karışmak olup, tamamen fısk meclisi olur. Bundan Allah'u Tealaya sığınırız. Orada raksedip dönerler. Ölçülü harekete raks denir.

İmam Kurtubi (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki;

Teganni etmek, def ve dümbelek çalmak ve raks etmek icma ile haramdır. Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmet Bin Hanbel mezheplerinde haram olduğunda ittifak vardır.

Tatarhaniyye'de, Bezzaziyye'de, İmam mahbubi kitabında ve diğer fetvalarda tarikatçıların dönmesi ve raksları haram olduğu bildiriliyor. Helal olduğunu iddaa edenler kafir olur, diye tasrih ediliyor. Hatta Tuhfe kitabının sahibi buyuyruyor ki;

Vecd ve muhabbet iddaasında bulunan sofiyi yüksek sesle bağırmaktan ve elbisesini yırtmaktan men etmek vaciptir. İmam Zeylal Kudiri'den bildirdi ki; sofilerin yaptıkları raks ve dönmeler ve sima haramdır. Öyle meclise gitmek caiz değildir. Teganni ile diğer çalgılar saz, ney, zurna ve kaval aynı şeydir.

Bildirildi ki; İbni Mes'ud R.A. yaptırdığı mescide bir gün bir kavim gelmiş. Tehlil ve Salavatı şerifeyi sesli okurlardı. İbni Mes'ud onların seslerini duyunca yanlarına gidip; "Biz bu türli yüksek sesle ve topluca zikir yapmayı Resulullahın zamanında görmedik, siz bit'at sahiplerisiniz." deyip onları mescitten çıkardı.

Cüneydi Bağdadi'nin sima'dan tevbe ettiği muteber kitaplarda yazılıdır. Ne kadar şaşılır ki zamanımızdaki bozuk tarikatçılar, tam cahil ve inatcılardır. Böyle ikan muhabbetullah davası düşüncesiyle, çeşit çeşit kötülükler, türlü türlü büyük günahlar işleyip, bazı günlerde sima hanelerinde toplanıp teganni ve nağme ile beyitler ve şiirler okurlar. Teganni ile raksederler dönerler. Bir sürü zavallı cahiller de onların etrafında bulunup, özenerek onları dinlerler.

Böyle büyük kabahat ve çeşit çeşit büyük günahların bir arada bulunduğu yerde bulunmayı büyük ibadet sayarlar ve o nağmeleri dinlemeyi, genç güzel oğlanların yüzüne bakmaktan meydana gelen şehvet lezzetini, kabahat bilmeyip, ibadette lezzet ve zikrullahda halavet meydana geldi, büyük feyz zahir oldu sanırlar. Allah'u Tealaya sığınırız.

Böyle kitapsızlar ancak deccal askerlerinin öncüleridir. Evladıma ve kardeşlerime ve bütün mü'minlere vasiyetim olsun ki; böyle kimselerle konuşup, görüşüp İslam dininden uzaklaşmasınlar. Muhammed Aleyhisselamın şeriatine canla başla yapışsınlar. İlmihallerini öğrenip, ehli sünnet itikadını elde etsinler."

Birgivi Vasiyetnamesi/Kadızade Şerhi           

2-Mayıs-1983  Fazilet Takvimi
« Son Düzenleme: 06 Mayıs 2009, 00:16:40 Gönderen: mystic »

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
İmam-ı Birgivi Hz.
« Yanıtla #1 : 05 Mart 2009, 11:28:57 »
Osmanlı âlimlerinin meşhûrlarından, büyük velî. İsmi Muhammed, babasınınki Ali'dir. Lakabı Zeynüddîn'dir. 1521 (H.929) senesinde Balıkesir'de doğdu. 1573 (H.981)de Birgi'de vefât etti. Kabri, İzmir'in Birgi kasabasında bir tepe üzerindedir. İlimdeki yüksek derecesinden dolayı İmâm-ı Birgivî ismiyle meşhûr olup, Türk âlimlerinin baş tâcıdır. Hanefî mezhebinden olup, asrının en meşhûr âlimlerinden idi.

İmâm-ı Birgivî'nin babası âlim bir zât olup, müderris idi. Önce babasından ilim öğrendi. Babasının derslerinde yetişip, akranlarını geçti. Sonra yüksek ilimleri öğrenmek üzere İstanbul'a gitti. İstanbul'da bulunan meşhûr Semâniyye Medresesi müderrislerinden Ahîzâde Mehmed Efendiden, sonra da Kâdıasker Abdürrahmân Efendiden ders aldı. Büyük bir şevk ve gayretle ilim öğrenip, Semâniyye Medresesinden mezun oldu.

Parlak bir başarı ile icâzet imtihânını vererek, müderrislik rütbesini kazandı. Bundan sonra bir müddet İstanbul medreselerinde müderrislik yaptı. Bu vazîfesi sırasında Bayrâmiyye tarîkatının şeyhlerinden olan Abdürrahmân Karamânî'ye talebe olup, onun sohbetlerinde bulunarak tasavvufta yetişti. Daha sonra hocalarından Abdürrahmân Efendinin vâsıtasıyla Edirne'de Kassâm-ı Askerî (Mîrâs taksîm eden kâdılık) vazîfesi yaptı.

Bir müddet sonra bu işten de ayrıldı. Sonra uzlete çekilmek yâni dünyâ işlerini tamâmen bırakmak istemişse de, tasavvufta hocası Abdürrahmân Karamânî'nin ısrârı üzerine ders ve vâz vermeye devâm etti. İkinci Selîm Hanın hocası Atâullah Efendi, Birgivî'nin ilimdeki kudretini takdir ederek kendisini, Birgi'de yaptırdığı medresenin müderrisliğine tâyin etti. Bundan sonra orada, talebe yetiştirmek, vaz vermek ve kitap yazmakla ömrünü geçirip, büyük hizmetler yaptı. Yaşadığı bu yere nisbetle "Birgivî" adıyla meşhûr oldu.

Haramlardan sakınmanın önemini ve dünyânın fânîliğini çok iyi anladığından, dînin emirlerini aslâ tâviz vermeden açıklardı. Zamânın âlimleriyle, yazılı ve sözlü pek çok münâzaralara girerdi. Hak bildiğini, ilmî delilleri ile söylemekten hiç çekinmezdi. Birgi'den İstanbul'a gelerek, Sadrâzam Mehmed Paşaya nasîhatte bulunmuştur.

İmâm-ı Birgivî hazretleri duâ ederken; "Ey yardımcıların en iyisi! Ey ümitsizlerin sığınağı! Yâ Erhamerrâhimîn! Ey günâhları örten merhâmeti bol Allah'ım! Habîbin, sevgili Peygamberin hürmeti için ve bütün peygamberlerin, meleklerin, peygamberinin Eshâbının ve Tâbiînin hürmetleri için, günâhı çok olan bizlere acı! Suçlarımızı affeyle!" derdi.

Buyururdu ki:

Mal büyük bir nîmettir. Malı isrâf, Allahü teâlânın nîmetini hakîr görmek, nîmete kıymet vermemek, nîmeti elden kaçırmak, kısaca küfrân-ı nîmet etmek, yâni şükür etmemek olur. Bu ise, nîmeti verenin düşman muâmelesi yapmasına, azarlamasına ve azâb etmesine sebeb olacak büyük bir suçtur. Nîmetin kıymeti bilinmeyince, hakkı gözetilmeyince elden gider. Şükür edilince ve hakkı gözetilince elde kalır ve artar. Cenâb-ı Hak, İbrâhim sûresi, yedinci âyetinde meâlen; "Şükr ederseniz, verdiğim nîmetleri elbette arttırırım." buyuruyor.

İsrâf çok kötü bir huydur. Çirkinliği meydandadır. Kalbi, durmayıp karartan, kemiren, tehlikeli bir hastalıktır. Tedâvisi pek güçtür. Bu sıfat kalbi kaplamadan önce, gidermek ve bu felâketten kurtulmak için bütün ilâçlarına baş vurup uğraşmalıdır. Kurtarması için, cenâb-ı Hakka yalvarmalı, duâ etmelidir. Allahü teâlâ, çalışana, her güçlüğü kolaylaştırır. O, sığınılacak, güvenilecek, biricik yardımcı ve kurtarıcıdır.

"Tasavvuf nedir?" diye sorulunca buyurdu ki:

"Tasavvuf; kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir. Kalbi ıslâh etmek, her şeyden daha önemlidir. Çünkü kalp, bedende emrine itâat edilen ve her hükmü yerine getirilen bir hükümdâr gibidir. Vücûddaki uzuvlar onun emri altındaki hizmetçilerdir. Bunun için Resûlullah efendimiz buyurdu ki: "İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu (et parçası) kalbdir." Yâni bu yürek denilen, et parçasındaki gönüldür. Bunun iyi olması, kötü ahlâktan temizlenip iyi ahlâk ile süslenmek demektir.

"İmâm-ı Birgivî hazretleri, kıymetli eserler yazmış olup, en meşhûr eserleri şunlardır:

1) Tarîkat-ı Muhammediyye: Arapça kıymetli bir eser olup, Ehl-i sünnet âlimleri arasında büyük bir îtibâr görmüştür. Birçok âlim tarafından şerhedilmiştir.

2) Vasıyetnâme, Birgivî Vasıyetnâmesi adıyla meşhûr olmuştur. Asırlardan beri okuna gelmiş, çok çok kıymetli ve faydalı bir eserdir.

3) Zuhr-ul-Müteehhilîn: Bu eseri, kadınların hayz hâllerini bildiren bir kitap olup, çok kıymetlidir. Bu şerh, İhlâs Vakfı tarafından bastırılmıştır.

4) Ravdât-ül-Cennât fî Usûl-il-Îtikâd,

5) Risâletün fî beyânı Rusûm-il-Mesâhif-il-Osmâniyye,

6) Şerhu el-Hadîs-ül-Erbe'în,

7) Etfâl-ül-Müslimîn, 8) Ziyâret-ül-Kubûr,

9) Nûr-ul-Ahyâ,

10) Cilâ-ül-Kulûb,

11) Muaddil-üs-Salât,

12) Îkâz-ün-Nâimîn,

13) Ed-Dürr-ül-Yetîm fî İlm-it-Tecvîd,

14) Hâşiye-i Hidâye,

15) İmtihân-ül-Ezkiyâ,

16) Risâletün fî Usûl-il-Hadîs,

17) Ta'lîkât ales-Sadr-iş-Şerî'a,

18) Risâletün minel Âdâb,

19) Ulûm-ı Âliyye'den bahseden manzûm bir risâle,

20) Risâletün fî Hurmet-it-Tegannî ve Vucûbi İstimâ-il-Hutab,

21) Sihâh-ı Acemiyye (Farsçadır),

22) Tefsîru Sûret-il-Bekara: Bekara sûresinin yarısına kadar yaptığı tefsîrdir,

23) Îkâz-ül-Hâlikîn,

24) Şerhu Lübâb-ül-Elbâb fî İlm-il-I'râb lil-Beydâvî,

25) Dâfiat-ül-Mübtediîn ve Kâşifetü Butlân-il-Mülhidîn,

26) Avâmil: Nahiv ilmiyle ilgili çok meşhûr bir eseridir.

27) İzhâr: Bu eseri de nahiv ilminde meşhûr bir kitaptır. Asırlardan beri Arabca öğrenen talebelere okutulmuştur.

28) Emsile-i Fadliye: Sarf ilmine dâir olup, oğlu Fazlullah Efendiye izâfeten bu adı vermiştir.

29) Kifâyet-ül-Mübtedî fis-Sarf; Ermenekli Süleymân Sırrı Efendi bu esere bir şerh yazmıştır.

〰〰〰〰🐠

Çevrimdışı ruy-ı zemin

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1109
  • Seher vakti bereket vakti...
Ynt: Simâ Meclisleri
« Yanıtla #2 : 05 Mart 2009, 14:23:15 »
Ferzin ve Tuğra kardeşlerimi araştırmalarından dolayı tebrik ediyorum.

İmam-ı Rabbani hazretlerinin mektubatını incelediğimizde; bu mesele üzerinde müteaddit mektup yazdığını görürüz.

Zatın biri seyahat esnasında yolunun üzerindeki yakın köylerden birinde çalgılı düğün olduğunu işitiyor. Farkında omayarak içinden "ne güzel çalgı çalıyorlar" diye içinden geçirmesiyle manen ne kadar derece kaybettiğini anlıyor. Son nefesini verirken çok sıkıntılar içerisinde kaldığını, imanını zayi etme dercesine kadar vardığını imamı rabbani hz. anlatıyor.

Bu sebebledir ki yukarıda kardeşlerimizin anlattığı gibi çalgı, müzik ( ney hakkında hz ali efendimiz ile kıssa anlatılıyor ne kadar doğrudur araştırma yapmak gerek) haramdır.
« Son Düzenleme: 08 Kasım 2010, 21:28:50 Gönderen: Tuğra »
پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Ynt: Simâ Meclisleri*
« Yanıtla #3 : 08 Kasım 2010, 21:29:25 »
Katkınızdan dolayı teşekkürler ruy-ı zemin
〰〰〰〰🐠

Çevrimdışı duha

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 5144
  • ѕησωƒℓαкє
Ynt: Simâ Meclisleri*
« Yanıtla #4 : 28 Kasım 2010, 20:22:58 »
Teşekkürler
söz Hayâtî'dir; İnanç taşıyoruz.....

[/center]

Çevrimdışı muhabbeteri

  • okur
  • *
  • İleti: 98
Ynt: Simâ Meclisleri*
« Yanıtla #5 : 10 Ocak 2012, 16:16:23 »
"KULUNA HIŞM EYLEMEZ HÜDASI
KULUN ÇEKTİĞİ HEP KENDİ CEZASI"

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Simâ Meclisleri*
« Yanıtla #6 : 10 Ocak 2012, 22:45:21 »
Alıntı
Böyle kitapsızlar ancak deccal askerlerinin öncüleridir. Evladıma ve kardeşlerime ve bütün mü'minlere vasiyetim olsun ki; böyle kimselerle konuşup, görüşüp İslam dininden uzaklaşmasınlar. Muhammed Aleyhisselamın şeriatine canla başla yapışsınlar. İlmihallerini öğrenip, ehli sünnet itikadını elde etsinler."
Güncelleme için teşekkürler.

Çevrimdışı osmanlı

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 379
  • Okula hayır, Açık lise kolejlerine evet.
Ynt: Simâ Meclisleri*
« Yanıtla #7 : 13 Ocak 2012, 18:41:53 »
 Sapı silik İNADİYEler de anlasalar bari bu kadar sözü.
Devrimci akıla sahip olanlar, luciferin yeni dünya düzenini yemezler...