Gönderen Konu: Teşekkür etmek  (Okunma sayısı 3551 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sıddık-birgüvi

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Teşekkür etmek
« : 14 Mart 2006, 23:50:38 »

Teşekkür etmek
Küçük de olsa bize yapılan bir iyiliğe, bir yardıma, bir ilgiye hemen teşekkür ederiz. Her millet kendine mahsus diliyle veya gülümseyerek memnun olduğunu bildirir. Bu, insanlık gereğidir. ‘’Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır’’ diye bir atasözümüz de vardır.

İnsanlardan gelen küçük iyilikleri bile karşılıksız bırakmadığımız, en azından teşekkür ettiğimiz halde, bizleri yokdan var eden ve yaşatan Rabbimizin, sayılmayacak kadar çok olan nimetlerine rağmen, her nedense çok az şükrediyoruz veya hiç etmiyoruz.

Evet önce biz yoktuk. Yaratmasaydı, hiç kimse bizi niçin yaratmadığımızın hesabını soramazdı. Bizi O yarattı. Kördük, bizlere görme nimetini O verdi. Sağırdık, duyma kabiliyetini O verdi. Dilsizdik konuşamıyorduk, bugün konuşabiliyorsak O’nun lütfudur.

Hayvanların dilleri bizimkinden çok daha büyük olmasına rağmen, konuşamıyorlar. Çıplaktık, bizi O giydirdi. Açtık bizi O doyurdu. Hem de biz daha dünyaya gelmeden, gıdamızı annemizin göğsünde hazırlıyor. Güçsüzdük, elimiz, ayağımız bir şey tutmuyordu, bize güç ve kuvveti O verdi.

Dalalette idik, bizlere Peygamberleri aracılığı ile doğru yolu O gösterdi.

Dünyada nasıl rahat ve huzur içinde yaşıyorsak, çamurlu su içtikleri halde bizlere akıl ve hayal edemeyeceğimiz güzellikte ve tatta meyveler ve sebzeler yaratan ve nazlı bir misafir gibi değer veren yüce Rabbimiz ahiret hayatımızda da saadete ermemizi istiyor, bizleri yakmak istemiyor.

Akla gelen önemli bir soru: ‘’Niçin şükrümüz az? Madem ki bizde bunca nimetleri var, her dakika hayatımızı kurtarıyor, havayı teneffüs etmekle yeniden hayata dönüyoruz, nasıl şükretmeyiz?’’

Bunun birçok sebebi var; Başlıca sebepleri, çok olduğu için, kolayca elde edebildiğimiz için, alıştığımız içindir.

Nimet elde gidince kıymeti bilinirmiş. Havanın ne büyük nimet olduğunu, boğazımız sıkılınca veya uzun süre havasız bir yerde kalınca anlarız. Suyun ne büyük nimet olduğunu, istediği anda elde edebilen ve içebilen değil, sahrada susuz kalan veya suyu bulabildiği halde boğazı kanserli, bir yudum suyu bile yutamayanlar çok daha iyi bilirler.

Su olmazsa yaşamamız mümkün olmaz. Susuzluğumuz arttıkça, hayatımız tehlikeye girince bütün servetimizi bir bardak su için veririz. İçtiğimiz suyu dışarı atamazsak, mesanemizde tıkanıklık olsa, sancılar içinde kıvranırız. Bu sıkıntılardan kurtulmak için de yine servetimizi veririz.

Birçok nimetlere kavuşmuşuz ama bunların ne kadar değerli olduğunu bilemiyoruz, elden çıkınca anlarız ama neye yarar?

Fakir bir adam, bir gün hocasına halinden şikayet eder; fakir olduğunu, hiçbir şeyinin olmadığını, yaşamakta zorlandığını ve bir çare bulunmasını ister. Hocası da ona der ki; Sen fakir değilsin. İster misin gözlerin kör olsun da on bin lira paran olsun?

‘’Hayır’’ diye cevap vermiş. İkinci soru: İster misin ellerin veya ayakların felç olsun onbin. Yine ‘’hayır’’. Diyor. İster misin aklın dilsiz veya sağır olasın onbin. ‘’Hayır’’. İster misin aklın gitsin de sana bir onbin daha versinler. Ona da ‘’hayır’’ diyor ve ekliyor, ben delirdikten sonra paranın ne kıymeti var. Sende onbinler, değerinde şeyler var, o da sahip olduklarının bir kısmı, sen nasıl fakirim diyebiliyorsun’’ der.

İçinde bulunduğumuz nimetlerin kıymetini bilebilmek için, kabirleri, hapishaneleri, hastahaneleri ziyaret etmeliyiz. Kabirleri görünce; hâlâ hayatta olduğumuz ve yaşama nimetine sahip olduğumuz, onlar gibi toprağın altında değil de üstünde olduğumuz için Rabbimize şükretmeliyiz ve onlardan ibret almalıyız.

Çünkü onlar da bir zamanlar bizim gibi idiler, biz de bir zaman sonra onlar gibi olacağız. Öyle ise hayatımızın değerini bilip yararlı bir hayat yaşamaya gayret etmeliyiz.
Hapishaneleri ziyaret ettiğimizde, hapis hayatının ne kadar zor olduğunu kendi gözlerimizle görürüz. Ve bizim onlar gibi dört duvar arasında kalmak zorunda olmadığımızı, hür ve serbest olarak istediğimiz yerde dolaşabildiğimizi daha iyi anlar, bundan dolayı da Rabbimize şükrederiz.

Hastaneleri ziyaret edersek; hastaların ne büyük acı çektiklerini, sancılar içinde kıvrandıklarını, sabahlara kadar gözlerine uyku girmediğini, dolayısı ile bizim ne kadar huzur içinde olduğumuzu çok iyi anlarız. Akşam yastığa başımızı koyup sabaha kadar deliksiz ve rahat uyumanın ne büyük saadet olduğu daha iyi anlaşılır.

Huzurlu bir hayat yaşayabilmemiz ve şükürdar olup halimize razı olmamızın tek yolu, kendimizden daha kötü olanlara bakmalıyız. Fakirsek bizden daha fakirler var. Hasta isek, bizden daha hasta olanlar var. Sıkıntılarımız varsa yine bizden çok daha sıkıntılı olanlar var. Onlar gibi veya daha kötüsü olmadığımıza şükretmeliyiz.M.Said Arvas  :gul:

Çevrimdışı telecafe

  • Moderatör
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 261
    • http://www.antoloji.com/mevlut_bicik
Teşekkür etmek
« Yanıtla #1 : 15 Mart 2006, 14:38:48 »
Okudugum su güzel cümleler karsisinda ben,
Utandim ! Dedim nefsime niye böylesin sen.
Yedigin önünde.geydigin sirtinda  vede herseyin var,
Nicin sükrün güzelini yaptirmaz sendeki bu gen.

Çevrimiçi İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
Teşekkür etmek
« Yanıtla #2 : 15 Mart 2006, 15:36:06 »
Alıntı yapılan: "telecafe"
Okudugum su güzel cümleler karsisinda ben,
Utandim ! Dedim nefsime niye böylesin sen.
Yedigin önünde.geydigin sirtinda  vede herseyin var,
Nicin sükrün güzelini yaptirmaz sendeki bu gen.
:x  :x

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Ynt: Teşekkür etmek
« Yanıtla #3 : 21 Şubat 2010, 00:44:05 »
Allah razı olsun
〰〰〰〰🐠