Gönderen Konu: Tesettürü Kur'an emrediyor  (Okunma sayısı 6946 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tesniye

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 395
  • Nişan aldık yıldızları..
Tesettürü Kur'an emrediyor
« : 18 Mayıs 2004, 15:41:12 »

Resulullah efendimiz, kapanma hükmü Kur’an-ı kerimde olmadığı halde mi emretti? Asırlardır Müslümanlar Kur’ana, sünnete uymuyorlar mı? Ne kadar basit bir görüş bu. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir.

Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır. Kur’an-ı kerimde genel olarak hükümler, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Çünkü Kur’an-ı kerimde, (İndirdiğim Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)

Bir kimse, İsra suresinin (Ana babana öf deme) mealindeki 23. âyete bakarak, ana babasına öf demeden, sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur’anın emrine uydum) dese, doğru olur mu? Bunun anlamı, (Ana babanızı üzmeyin, hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)

Bunun için tesettür âyetlerinden göğüs kısmını kapatıp başka yerleri açmak anlamı çıkmaz. Bu bakımdan Kur’an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur’andan hüküm çıkarabilseydi, Peygamber gönderilmesi lüzumsuz olurdu. Dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur’an-ı kerime bakıp anlayamaz. Kur’an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur’an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur’an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç öldürebilir; ama yanlış hüküm, imanı kaybettirip, sonsuz azaba düşürebilir.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Kur’anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]

Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [ziynet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]

Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsü ile sadece yakasını örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir.

Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme, boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir.

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış elbiselerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]

Bu tercümeye bakıp “Kadın, tanınıp eza edilmemesi için elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir” diyenler çıkmıştır. Önemli olan Resulullahın açıklamasıdır. O buyuruyor ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir) [Mecmaul-enhür, El-mugni]

Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça, bildiriliyor. Kur’an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Resulullaha tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!

Resulullah efendimiz, baldızını, ince elbise ile görünce, (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)

Hz. Âişe buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)
« Son Düzenleme: 13 Mart 2008, 21:29:15 Gönderen: Mahi »
Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma.
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben..
<< Lüzumsuz Konular Atlası >>

Mahi

  • Ziyaretçi
Tesettürü Kur'an emrediyor
« Yanıtla #1 : 13 Mart 2008, 21:49:16 »
Kadının tesettürü, önce, erkeğe ve kadına olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kadına karşı olan tesettürü de iki kısımda mütâlea olunmaktadır:

a)Gayr-i müslim kadına karşı tesettürü: Müslüman bir kadının, avret mahalli sayılan ve yukarıda belirtilen uzuvlarını, gayr-i müslim kadınların önünde açması helâl değildir. Zira Cenâb-ı Hak, Nûr sûresinin 31. âyet-i kerimesinde "Kendi kadınları" buyurmaktadır. Bundan maksat, müslüman kadınlardır. Hz. Ömer (r.a) diyor ki ."Allah'a ve âhiret gününe imân eden bir kadının, Allah'a şirk koşan bir kadının yanında baş örtüsünü açması helâl değildİr."{Keşf'ül-Ğumme, c.2, s.58)

İslâm'ın adalet incisi hâlife Hz. Ömer, Ebû Ubeyde bin Cerrâh'a yazdığı emirde şu talimatı vermiştir: "Bana (şöyle bîr haber) ulaştı: Gayr-i müslim kadınlar, müslüman kadınlarla birlikte hamama gidiyorlarmış. Buna mâni ol ve aralarına perde çek. Zira soyunmuş bulunan müslüman bir kadının, gayr-i müslim bir kadın tarafından görülmesi caiz değildir." {Tefsir-i Kurtubî, c.12, s.233)

İbni Abbas (r.a.) demiştir ki: "Müslüman bir kadını, yahudi ve hıristiyan kadınların görmesi helâl değildir. (Müslüman kadınların mahremiyetini) kocalarına anlatmamaları için, (bu husus yasaklanmış)dır. Hıristiyan bir kadının müslüman bir kadını öpmesinde kerahet vardır. Müslüman bir kadın, fahişe bir kadından erkekten sakındığı gibi sakınmalı ve onun yanında açılıp saçilmamalıdır. Çünkü onun güzellik ve özelliklerini erkeklere anlatır da yuva yıkımına sebep olur.

b)Müslüman bir kadının arkadaşlarına karşı olan tesettürü:
Müslüman bir kadının, kendisi gibi müslüman bulunan ve dostları arasında olan kadınlara karşı tesettürü, gayr-i müslim kadınlara karşı olacak tesettürden farklıdır. Bunların yanında avret sayılan kısım, göbekten dizkapağı altına kadar olan mahaldir. Bu mahalli, müslüman bir kadının yanında açması haramdır.

Kadının yabancı erkeklere karşı tesettürü:
Nur sûresinin 31. âyet-i kerimesinde müstesna tutulmuş erkeklerin dışında kalan yabancı erkeklerden biri ile müslüman bir kadının oturup kalkması haramdır. Ancak şahitlik gibi zaruri hâller ortaya çıkınca, zaruret mikdarınca, kadının erkeğe görünmesine dinimiz müsade etmiştir. Zaruretten fazla açılmanın haram olduğu da asla unutulmamalıdır.

Mü'min kadınların nikah düşecek erkekler ile otel, apartman, dershane, park, bahçe ve ziyafet meclisleri gibi yerlerde karışık bir hâlde oturup kalkmaları haramdır. Çünkü bunda zaruret yoktur.

Yabancı erkeklere karşı kadının tesettüründe dikkat edeceği hususları şöyle ifâde edebiliriz:Ahzab sûresinin 59. âyet-i kerimesi ile kadınların "elbiselerini üstlerine giymeleri" emredilmektedir. Kısa eteklik ile ve kolsuz, vücûda tıpatıp uydurulmuş bir elbise ile sokağa çıkmak, bahsi geçen âyetin hükmüne tamamen aykırıdır.

Mehmet Emre Sohbet ve Nasihatler C.1 S. 388-399-kadının tesettürü

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Tesettürü Kur'an emrediyor
« Yanıtla #2 : 14 Mart 2008, 01:30:52 »
KADINLARIN TESETTÜRÜ İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR

Kadının Yabancı erkeklere karşı avret mahalle neresidir?

 Kadının avret mahalli, el ve yüzü hariç vücudun her tarafıdır. Kadının boynunu, saçının bir tek teli olsa dahi saçını göstermesi haramdır. Elleri ve yüzünün dışında kalan vücudunun her tarafı avret olup, örtülmesi farzdır. Bunun delili Allahû Teâla’nın şu ayetidir:
ولا يبدين زينتهن الا ما ظهر منها

“Ancak kendiliğinden görünen kısmı müstesna, ziynetlerini açmasınlar.” Ayette geçen kendiliğinden görünen kısımlar, eller ve yüzdür. Çünkü müslüman kadınlar ellerini ve yüzlerini Rasûlullah 'ın yanında açıkta bırakıyor, Allah'ın Rasulü de onlara ses çıkarmıyordu. Zira eller ve yüz namaz ve hac gibi ibadetlerde açılıyordu. Yine bu iki uzuv ayetlerin indiği dönemde yani Rasûlullah zamanında âdet olarak da açılıyordu. Bununla ilgili delil ise Rasûlullah 'ın, kadının elleri ve yüzünün dışındaki vücudunun her tarafının avret olduğunu bildiren şu hadistir: ‎
المرأة عورة“Kadın avrettir." Bir başka hadiste ise şöyle buyurulmaktadır:
 يا اسماء ان المرأة اذا بلغت المحيض لم يصلح ان يرى منها الا هذا وهذا واشار الى وجهه وكفيه“Ey Esma! Kadın hayız görmeğe başladığı zaman onun şurası ve şurası -ellerini ve yüzünü işaret ederek- dışında kalanların görünmesi doğru olmaz."

Bu delillerin tümü, elleri ve yüzü dışında kadının tüm vücudunun avret, örtünmesinin ise farz olduğu hususunda açık ve net delillerdir. Şârî’, kadının avret yerlerini ne ile örtmesi gerektiği konusunda belirli bir elbise tayin etmeksizin sadece şu ifadelerle yetinmiştir:
 
"Zinetlerini açmasınlar", "Şunlar hariç ondan bir kısmının görünmesi uygun değildir." Şekli ne olursa olsun el ve yüzün dışındaki bedenin tamamını örten şey elbise olarak kabul edilir. Uzun bir elbise, pantolon, entari, çorap gibi giyeceklerin hepsi örtü olarak kabul edilir. Bu nedenle Şârî’ avret yerinin örtülmesi konusunda belli bir elbise şekli tayin etmemiştir. Avreti örten yani avreti açığa çıkarmayan her giysi, şekline, türüne ve kaç parça olduğuna bakılmaksızın şer’an avreti örten elbise olarak kabul edilir.

Kadının, cildinin rengini gösteren bir çorap veya şeffaf bir elbise giymesi caiz midir?

 Şârî’,teala elbisenin cildi örtmesini şart koşmuştur. Bu nedenle örtünün, derinin rengini, üzerindeki beyazlığı, siyahlığı, kırmızılığı, morluğu veya bunların dışındaki başka renkleri belli etmeyecek şekilde olmasını farz kılmıştır. Eğer elbise, şeffaf ve ince olup arkasındaki derinin rengi, derideki beyazlık, kırmızılık belli olursa avreti örten bir elbise olarak kabul edilmez. Avret açık sayılır. Çünkü şeran örtünme tamamlanmamıştır. Elbise derinin rengini tamamen örttüğü zaman avret örtülmüş sayılır. Bunun delili ise Aişe nin Rasûlullah 'den naklettiği şu hadistir:
يا اسماء ان المرأة اذا بلغت المحيض لم يصلح ان يرى منها الا هذا وهذا واشار الى وجهه وكفيه
“Ey Esma! Kadın hayız görmeğe başladığı zaman onun şurası ve şurası -ellerini ve yüzünü işaret ederek- dışında kalanların görünmesi doğru olmaz.” Bu hadiste Nebi , Esma ('nın giydiği ince ve şeffaf elbiseyi örtü olarak kabul etmemiş, avretinin açık olduğunu bildirmiş, ona bakmamak için gözlerini çevirmiş ve avretini örtecek elbise giymesini emretmiştir. Bununla ilgili bir başka hadis de Usâme hadisidir. Rasûllullah () Usâme'ye, kıbtiyye [bir çeşit ince elbise] hakkında sorduğu zaman Usâme kıbtiyyeyi karısına giydirdiğini söyleyince, Rasûlullah ona şöyle buyurdu:
مرها ان تضع تحتها غلالة فاني اخاف ان تصف حجم عظامها
“Karına emret kıbtiyyenin altına elbise giysin. Zira ben onun kemiklerinin hacminin belirmesinden korkuyorum.” Rasûlullah , Usâme'nin, kıbtiyyeyi karısına giydirdiğini öğrenince derisinin rengi belli olmaması için, karısına kıbtiyye’nin altına elbise giydirmesini emretmiştir. "Ben, kemiklerinin hacminin belirmesinden korkuyorum" diyerek bunun sebebini de illetlendirmiştir. El-vasf, birşeyin arkasındakinin şekil olarak değil de aynen ortaya çıkmasıyla gerçekleşir. Hadiste, “Ben, kemiklerinin hacminin belirmesinden korkuyorum” ifadesi, kemiklerin şeklinin değil renginin açığa çıkması demektir. İşte bu iki hadis, Şârî’in avreti örtecek olan elbisenin, altındaki derinin rengini belli etmeyecek bir şekilde olmasını şart koştuğuna dair açık delillerdir. Setr-i avret diye bilinen konunun özü budur.

Kadın üzerinde pardösü olmaksızın etek ve manto veya pantolon ve gömlek gibi elbiseyle dışarı çıkabilir mi?

 Kadının genel hayatta yani cadde ve sokaklarda giymesi için Şârî’in koyduğu muayyen elbiseler vardır. Her ne kadar avreti örtebilme özelliğine sahip olsa da pantolonla avretin örtülerek genel hayata çıkılması caiz değildir. Çünkü Şârî’ genel hayatta kadınların giymesi için belirli bir elbise tesbit etmiştir. Şârî’in emrine karşı gelir de onun belirlediği elbiseyi giymezse günahkâr olur. Zira bu hareketiyle farzlardan birisini terk etmiştir. Bu nedenle avretin örtülmesi konusu ile genel hayatta giyilecek elbiseler konusunun birbirine karıştırılmaması gereklidir. Pantolon, ince ve şeffaf olmadığı zaman avreti örter. Ancak pantolon ile yabancı erkeklerin karşısına çıkılacağı anlamına gelmez. Çünkü pantolon kadının güzelliklerini ve ziynetini açığa çıkarır. Bu durumdaki bir kadın her ne kadar avret yerini örtmüş olsa da, güzelliklerini yabancılara göstermiş sayılır. Halbuki Şârî’, kadının süslenip güzelliklerini yabancı erkeklere göstermesini haram kılmıştır. Bu nedenle pantolonun kadının avretini örtme özelliğine sahip olması nedeniyle kadının güzelliklerini ortaya koymadığını söyleyemeyiz. Bu nedenle kadının avretini örtmesi meselesi ile süslenip güzelliklerini yabancılara göstermesi konusunu kesinlikle birbirine karıştırmamak gereklidir. Bunların her biri birbirinden ayrı konulardır.

Ancak Şârî’, kadının çarşı-pazara, cadde ve sokağa çıkmak istediği zaman özel hayatta giydiği elbisenin üzerine bir başka elbise daha giymesini emretmiştir. Şârî’, evinin dışına çıkan kadına elbisesinin üstüne tek parça çarşaf veya benzeri bir elbise giymesini, bunu da ayaklarına kadar salıvermesini emretmiştir. Eğer elbisesinin üstüne giyeceği tek parça çarşaf veya benzeri bir elbise bulamazsa komşusundan, kardeşinden veya bir yakınından ödünç alması gerekir. Eğer ödünç almaya gücü yetmez veya ödünç alamazsa dış elbisesi olmadan dışarı çıkması caiz değildir. Özel hayatında giydiği elbisenin üstünden tek parça çarşaf, ayağa kadar uzun manto veya pardösü gibi bir elbise giymeden dışarı çıkarsa günahkâr olur. Çünkü bu durumda Allah'ın farzlarından birisini terk etmiş olur. Bu durum omuzlardan aşağıya kadar salıverilecek elbise ile ilgili bir hükümdür.

Ancak kadının vücudunun üst kısmını yani başını, başörtüsü veya başörtüsünün yerini tutacak başın tümünü ve boynunu örtecek, göğüslerine kadar salınacak bir örtü ile örtmesi gereklidir. Kadın, çarşıya çıkmak istediği veya cadde ve sokakta yürümesi gerektiği zaman başörtüsü veya aynı vazifeyi görecek, genel hayatta kullanacağı bir örtünün bulunması gereklidir. Buna göre kadın, başında başörtüsü ve omuzlarından aşağısını örten çarşaf, manto türü iki parçadan oluşan bir elbise bulunursa çarşıya çıkabilir, cadde ve sokaklarda yürüyebilir. Eğer bu iki tür örtü bulunmazsa, hangi halde olursa olsun kadının genel hayata çıkması caiz değildir. Çünkü örtünme emri bu iki örtü için genel olarak gelmiştir ve tüm durumlarda genel olarak da kalmıştır. Zira ayetteki emri tahsis edici bir şey yoktur. Genel hayatta bu iki örtünün örtülmesinin farziyetinin delili yüce Allah'ın şu ayetleridir:
وليضربن بخمرهن على جيوبهن ولا يبدين زينتهن الا ما ظهر منها“Başörtülerini yakalarının üstüne vursunlar. Kendiliğinden görünen hariç ziynetlerini göstermesinler." Omuzlarından aşağıda kalan kısmın örtülmesi ile ilgili ayet ise şudur

يا ايها النبي قل لازواجك وبناتك ونساء المؤمنين يدنين عليهن من جلابيبهن"Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarını üstlerinden salmalarını söyle"   
Bu delillerin tümü, kadının genel hayatta dış elbisesini giymesi gerektiğine açıkça delalet etmektedir. Allahû Teâla, genel hayatta kadının giymesi farz olan bu elbiseyi yukarıda geçen her iki ayette, dikkatli, eksiksiz ve kapsamlı bir şekilde nitelemektedir. Gömleğin ve elbisenin yakasından görünen yerlerini gizlemeleri için başlarını, göğüslerini ve boyunlarını örtsünler. 

Pardösünün uzunluğu nereye kadar olmalıdır?

 Cilbab veya çarşaf ya da mantoda aranan şart veya özellik, kadının iki ayağını da gizleyinceye kadar aşağıya kadar salıverilmesidir. Ayette: "Cilbablarını üstlerinden salmalarını söyle" Yani dış elbiselerini üzerlerine yaysınlar. Bu durumda ayet, mantolarını veya çarşaflarını aşağıya kadar salıversinler anlamına gelmektedir. Zira İbni Ömer'den rivayet edilen bir hadiste şöyle denilmektedir:
“Rasulullah  şöyle buyurdu:
من جر ثوبه خيلاء لم ينظر الله اليه يوم القيامة فقالت ام سلمة : فكيف يصنع النساء بذيولهن فقال يرخين شبرا فقالت : اذن تنكشف اقدامهن قال : يرخين ذراعا لا يزدن[/size]“Kim kibirlenerek elbisesini yerde sürüklerse kıyamet günü Allah ona bakmaz.”, deyince Ümmü Seleme: “Kadınlar eteklerini ne yapacaklar.” dedi. Allah'ın Rasulü “Bir karış salsınlar” buyurdu. Ümmü Seleme “Bu takdirde ayakları açılır.” deyince Allah'ın Rasulü: “Bir dirsek salsınlar, artırmasınlar.” buyurdu."
Bu hadis, kadınların giydikleri dış elbiselerin ayaklara kadar uzandığını ve ayaklarını örttüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Eğer ayakları, çorap veya ayakkabı ile örtülmüş olsa bile yine de dış elbiselerini aşağıya kadar salıvermeleri gereklidir. Ayakların herhangi bir şeyle örtülmüş olması zorunlu değildir. İşte böylece kadının dışarı çıkmak için giymiş olduğu elbisenin üstüne geniş bir elbise giymesinin vacip olduğu açıklanmış olmaktadır. Ayaklara kadar uzanan bir elbise giymek farzdır. Aksi takdirde Allah katında günahkâr
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı vahdettin

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
Ynt: Tesettürü Kur'an emrediyor
« Yanıtla #3 : 15 Mart 2008, 15:18:00 »
Çok güzel bir açıklama olmuş, Allah razı olsun, o kofti solcular okusunlar da gerçeği görsünler.. teşekkürler

Çevrimdışı Abdülmecit

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: Tesettürü Kur'an emrediyor
« Yanıtla #4 : 15 Mart 2008, 15:54:37 »
Allah razı olsun

Çevrimdışı Buka

  • okur
  • *
  • İleti: 59
Giyside Vacip ve Müstehap Olan Sınırlar
« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2008, 00:09:42 »
İbn Ömer radıyAllahu anh şöyle rivayet eder: İzarım (belden aşağıya giyilen giysi) gevşemiş bir haldeyken Allah Rasûlü’ne rastgeldim. Bana
Abdullah! İzarını kaldır” diye ihtarda bulundu. Kaldırdım ancak bu onu tatmin etmemişti “Daha da kaldır” dedi. Ben hâlâ onun dediği mikdarı araştırırken bazıları “Nereye kadar” diye sordu. Allah Rasûlü “baldırların yarısına…” diyerek karşılık verdi.  (3)

Huzeyfe radıyAllahu anh. şöyle der: Allah Rasûlü baldır kaslarımı tutarak “İşte izarın yeri burasıdır. Daha da indireceksen aşık kemiklerini (ayak bilek kemiklerini) geçmeyecek kadar indir. Ancak izarın aşık kemiklerini (ayak bilek kemiklerini) aşmasın” buyurdu.  (4)

Enes b. Malik radıyAllahu anh der ki: Allah Rasûlü “İzar, baldırın yarısına dek salınacaktır” buyurunca baktı ki bu, müslümanlara ağır gelmektedir. Sonra “Aşık kemiklerine (ayak bilek kemiklerine) kadar. Ancak bundan aşağısında hayır yoktur” buyurdu.  (5)

Allah Rasûlü “Müminin (giysi), baldır kaslarına kadardır. Bundan aşağısı ateştedir” buyurmuştur.  (6)

İbn Hacer şöyle der: Özetle erkekler için iki durum söz konusudur.

a) Müstehab olan sınır: Bu, izarı baldırın (bacağın alt kısmındaki) yarısında tutmak.

b) Caiz olan sınır: Bu, da izarı aşık kemikleri (ayak bilek kemikleri) üzerinde tutmaktır.  (7)

İsbali Kınayan Hadisler

Allah, izarını uzatan kimsenin yüzüne bakmaz.” (8 )

İzarın aşık kemiğini (ayak bilek kemiğini) aşan kısmı ateştedir.” (9)

Şüreyd der ki: Allah Rasûlü giysisini uzun tutan bir kimseyi görünce derhal yanına koşup “İzarını kaldır ve Allah’tan kork” diyerek onu uyardı.
Adam: “Ben zayıfım, bacaklarımın çirkin görünmesinden korkuyorum” deyince
İzarını kaldır. Allah’ın yarattığı herşey güzeldir” buyurdu. Bu adam daha sonra hep izarını baldırının yarısına kaldırmış olarak görüldü. (10)

Allahu Ekber! Şu duruma bir bakın!…

Allah’ın Rasûlü davetçilerin önderi yaratılmışların en şereflisi, bir adamın peşinden koşarak ona iyiliği emrediyor, onu kötülükten alıkoyuyor…
Rasûlullah’ın bu davranışı eğer bir şeye delalet ediyorsa, o da şüphesiz bu işin azameti, önemidir. Davetçilerin Rasûlullah’ın bu davranışı üzerinde durup düşünmeleri gerekmektedir. Bu işi önemsemez tavırlar takınmakta acele etmemelidirler.

Eş’as b. Süleym şöyle der:
“Halamı, amcasından şöyle naklederken işittim -Medine’de yürürken arkamdan birinin:
- İzarını kaldır. Böylesi takvaya daha uygundur-, dediğini duydum. Baktım ki bu kimse Allah’ın Rasûlüdür. Dedim ki:
-Ey Allahın Rasûlü! “Bu giydiğim değersiz bir aba’dır.” Şöyle karşılık  verdi.
-Ben senin için örnek değil miyim? Ona baktım, izarı baldırının yarısına kadardı.”  (11)

Peki, ey giysisini uzun tutan kişi!… Allah Rasûlü sana, Ben senin için örnek değil miyim? Deyince ne şekilde mazeret uyduracak ona ne şekilde yanıt vereceksin?…
Allah Rasûlü şöyle buyurur:
Namazda giysisini uzun tutan kimsenin helal ve haram noktasında Allah’tan bir nasibi yoktur.”  (12)

Hadise göre namazda elbisesini uzun tutan kimse Allah’ın ne helal ne de haram kıldığına iman etmemiş sayılır. Allah’ın dininden nasibi yoktur.
İzarın aşık kemiklerini (ayak bilek kemiklerini) aşan kısmı ateştedir.”  (13)

“Allah, kıyamet günü üç kişiyle ne konuşur ne onlara bakar ne de onları temize çıkartır. Onlara acıklı bir azap vardır.
Bu üç kişi: İzarını yere salan, başa kakan ve malını yalan yere yemin ile satan. Allah’ın bakmaması, merhamet etmesidir. Allah bu kimselere rahmet nazarıyla bakmaz, onlara acımaz.
Kibir ederek elbisesini sürüyen kimsenin Allah kıyamet günü yüzüne bakmaz
Allah Rasûlü’nün bu sözünü duyan Ebubekir
- Ey Allah’ın Rasûlü! Giysimin bir yarısı elimle devamlı tutmazsam gevşeyip sarkıyor.
Başka bir rivayette -İzarım bir yanından düşüyor. Bir başka rivayette -İzarımın bir yanı düşüyor, şeklinde halini arzedince Allah Rasûlü
-Şüphesiz sen bunu kibir olsun diye yapanlardan değilsin.
Başka bir rivayette -Sen, onlardan değilsin.
Bir başkasında -Sen bunu kibir için yapıyor değilsin, buyurmuştur.”  (14)



Kaynaklar :

1  Ebû Dâvûd-Sahih.
2  Abdullah Yolcu, Giyside Şer’i Bir Ölçü, Guraba Yayınları El Broşürleri.
3  Muslim.
4  Tirmizî-Sahih.
5  İmam Ahmed/Müsned 3/140. Hadis sahihtir.
6  İmam Ahmed, Müsned 26255. Hadis sahihtir.
7  Fethul Bari 10/220.
8  Nesai-Sahih.
9  Buhârî.
10  Müsned, Sahihtir, 4/390.
11  Tirmizi, Şemail. Sahihtir.
12  Ebu Davud-Sahih.
13  Ebû Dâvûd-Sahih.
14  Buhârî. Ziyadeler sünenlerde mevcuttur.

Ey Beytullah'a sefer edenler, yol tutup gidenler,
Siz bedenlerinizle yürürken, biz yürürüz ruhlarımızla.
Kalmışsak; bizi bağlayan, özrümüz, kaderimizdir.
Özrün kalmaya zorladığı, bırakmadığı bir kimse, 
Bil ki, sefer etmiştir; o da yolcularla gitmiştir.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Ynt: Tesettürü Kur'an emrediyor
« Yanıtla #6 : 23 Şubat 2010, 19:39:57 »
Hz Allah Razı Olsun.
〰〰〰〰🐠

Çevrimdışı hazanruya

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: Tesettürü Kur'an emrediyor
« Yanıtla #7 : 13 Ocak 2011, 01:16:54 »
Resulullah efendimiz, kapanma hükmü Kur’an-ı kerimde olmadığı halde mi emretti? Asırlardır Müslümanlar Kur’ana, sünnete uymuyorlar mı? Ne kadar basit bir görüş bu. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir.

Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır. Kur’an-ı kerimde genel olarak hükümler, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Çünkü Kur’an-ı kerimde, (İndirdiğim Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)

Bir kimse, İsra suresinin (Ana babana öf deme) mealindeki 23. âyete bakarak, ana babasına öf demeden, sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur’anın emrine uydum) dese, doğru olur mu? Bunun anlamı, (Ana babanızı üzmeyin, hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)

Bunun için tesettür âyetlerinden göğüs kısmını kapatıp başka yerleri açmak anlamı çıkmaz. Bu bakımdan Kur’an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur’andan hüküm çıkarabilseydi, Peygamber gönderilmesi lüzumsuz olurdu. Dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur’an-ı kerime bakıp anlayamaz. Kur’an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur’an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur’an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç öldürebilir; ama yanlış hüküm, imanı kaybettirip, sonsuz azaba düşürebilir.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Kur’anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]

Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [ziynet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]

Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsü ile sadece yakasını örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir.

Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme, boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir.

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış elbiselerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]

Bu tercümeye bakıp “Kadın, tanınıp eza edilmemesi için elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir” diyenler çıkmıştır. Önemli olan Resulullahın açıklamasıdır. O buyuruyor ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir) [Mecmaul-enhür, El-mugni]

Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça, bildiriliyor. Kur’an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Resulullaha tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!

Resulullah efendimiz, baldızını, ince elbise ile görünce, (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)

Hz. Âişe buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)