Gönderen Konu: Tevbe İstiğfar  (Okunma sayısı 9041 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı antepli

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 496
Tevbe İstiğfar
« : 26 Mayıs 2005, 11:46:38 »

Tevbe İstiğfar


Tevbe; dönmek, işlenen günahtan vazgeçmek demektir. Daha açık bir ifadeyle; yapılan bir günahı, suç olduğunu bilerek ve onu yaptığından dolayı pişmanlık duyarak terketmektir.

Kur’ân-ı Kerîm, bütün mü’minlerin tevbe etmelerini emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Hepiniz Allah’a tevbe edin ey mü’minler ! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz.” (Nûr,31)

Diğer bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:

“Rabbinizden sizi bağışlamasını isteyiniz; sonra O’na tevbe ediniz!”(Hûd,3)

İnsan, yaptığı her günahtan dolayı Allah’a tevbe etmelidir. İşlenen günah sadece Allah’a karşı olup kul hakkını ilgilendirmiyorsa, bundan tevbe etmenin üç şartı vardır:

1-Günahı yaptığına pişman olmak.

2-Günahı derhal terketmek.

3-Bir daha yapmamaya azimli olmak.

Şayet bu üç şarttan biri eksik ise, tevbe edilmiş olmaz.İşlenen günah kul hakkını ilgilendiriyorsa, ondan tevbe etmenin dört şartı vardır; üçü yukarıda sayılan şartlardır. Dördüncüsü de kul hakkından arınıp kurtulmaktır.

Hadîs râvîlerinden Evzâî’ye:

“-İstiğfar nasıl yapılır? ” diye sorulunca:

“-Estağfirullah, estağfirullah.”demektir, diye cevap vermiştir.

İstiğfar, Allah Teâlâ’ya;“Yâ Rabbî beni bağışla!”diye dil ile gönülden yalvarırken, bedeni ve uzuvları da günahlardan uzak tutmaktır. Bir hadîs-i şerîfte:

“Sizin hastalığınızın ve şifanızın ne olduğunu söyleyeyim mi? Hastalığınızın günahlar, ilâcınızın da istiğfar olduğunu unutmayın!” (Ramûz el-Ehâdis)

Peygamber –sallAllahü aleyhi ve sellem- Efendimiz, hiçbir günahı olmadığı halde günde yetmiş veya yüz defa tevbe ettiğini söylemektedir:

“VAllahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’dan beni bağışlamasını diler, tevbe ederim.” (Buhârî, Daavât,3)

Yine bir hadîs-i şerîfte:

“Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece yetmiş defa Allah’a istiğfar ederim.” buyurulur.

Diğer bir hadîs-i şerîfte de:

“Ey İnsanlar ! Allah’a tevbe edip O’ndan af dileyiniz ! Zîra ben O’na günde yüz defa tevbe ederim.” buyurulur. (Müslim, Zikir, 42)

Sevgili Peygamberimiz, bu mübârek sözleriyle Ümmetine tevbe-istiğfarın önemini anlatmaktadır. İstiğfarın sayısı hakkındaki yetmiş veya yüz rakamları ise, çok istiğfar edilmesi gerektiğini belirtmek için söylenmiş olabilir. Buradan tevbe istiğfarın bizim için en az miktarının yüz adet olması gerektiği anlaşılmakta olup uygun olanı, yüz onbir adettir.

Bir müslüman, şeytana uyup da bir günah işlediğinde derhal tevbe ederse, Cenâb-ı Hak çok merhametli olduğu için, günahlarından tevbe eden kullarının tevbesini kabül eder. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:

“Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zülmeder de sonra Allah’tan kendini bağışlamasını dilerse Allah’ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulacaktır.”(Nisâ,110)

Bir hadîs-i şerîfte:

“Günahlardan hâlis olarak tevbe eden kişi hiç günah işlememiş gibidir.”(İbn-i Mâce,Zühd,30) buyurulur.

Kul, fıtratı icabı günah işleyebilir. Mühim olan yaptığı günahlardan dolayı pişmanlık duyması ve bir daha yapmayacağına dair kesin karar verip tevbe etmesidir. Peygamber- sallAllahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

“Her Âdemoğlu hatâ eder; hatâ edenlerin en hayırlısı ise, hatâlarının ardından tevbe edenlerdir.” (Tirmizî, Kıyâmet 49)

Diğer bir hadîs-i şerîfte:

“Eğer sizler günah işlemeseydiniz, yemin ederim ki Allah, sizin yerinize, günah işleyen, sonra da tevbe edip bağışlayan kullar yaratırdı.” (Müslim,Tevbe,9) buyurulur.

Günahları bağışlayacak olan ancak Allah Teâlâ’dır. Kul, bunu böyle bilerek Yüce Mevlâ’sına el açıp affını dilemeli ve yaptığı günahlardan dolayı pişmanlık duyduğunu O’na îtiraf etmelidir. Allah Teâlâ, kulunun bu şekilde samîmî tevbe etmesini istemektedir:

“Ey îman edenler! Bir daha dönmeyecek bir tevbe ile Allah’a tevbe ediniz! ” (Tahrîm, 8)

Samîmî tevbe; yapılan günahın çirkinliğini insanın bilmesi, bunu vicdanının kabul etmesi, onu işlediğine pişmanlık duyması ve kendi kendine:“Ben artık bu suçu bir daha yapmayacağım.” diye söz vermesidir. İnsanı kurtaracak olan samîmî tevbe (tevbe-i nasûh) işte budur. İşlediği günahtan pişmanlık duyan kimse, tevbe ettiğini diliyle söylerken, gönlü gerçekten pişmanlık duymalı ve bu konudaki kusur ve noksanlarını gidermeye çalışmalıdır. Dili tevbe edip, kalbi günah işlemekte kararlı olanlar hakkında şâir ne güzel söyler:

“Elde tesbih, dudakta tevbe, kalb ise günahların şevk ve muhabbeti ile dolu olursa, o masiyet ve günahlar, kişinin tevbe ve istiğfarı ile alay ederler.”  

Dil ucu ile yapılan ve kalbin haberi olmayan istiğfar hakkında Rabîatü’l-Adeviyye:

“Bizim istiğfarımız, daha çok istiğfarlara muhtaçtır.” der.

Ca’fer-i Sâdık Hazretleri der ki:

“Allah Teâlâ üç şeyi, üç şeyde gizlemiştir: Rizâsını tâatta, gazâbını musîbette, velîlerini de kulları arasında gizlemiştir.”

Hiçbir günahı küçük görmemeli ve ondan her zaman şiddetle sakınmalıdır. Zîra Cenâb-ı Hakk’ın gazâbı bizim küçük gördüğümüz günahlarda gizli olabileceği gibi, rızâsı da bizim küçük gördüğümüz ibadetlerde gizlenmiş olabilir.

Tevbe-istiğfara devam etmenin maddî ve mânevî bir çok faydaları vardır. Günahı olanların günahlarının affına vesîle olduğu gibi, günahı olmayanların da mânevî derecelerinin yükselmesine sebep olur, üzüntü ve sıkıntıları giderir, gönlü ferahlatır, hiç ummadığı yerden rızık nasib olur. Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur:

“Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona, her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” (Ebû Dâvûd, Vitir,26)

Bir toplumda tevbe-istiğfar eden sâlih kullar bulunduğu müddetçe; Allah Teâlâ, onların yüzü suyu hürmetine onlara azab etmez. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:

“Sen onların içinde oldukça Allah onlara azab etmez. Onlar tevbe ve istiğfar ederken de Allah onlara azab etmez.” (Enfâl, 33)

Hazret-i Ali –radiyAllahü anh- der ki:

“Yeryüzünde iki rahmet güvencesi (emân) vardır: Birisi, Hazret-i Peygamber’in kendisidir. Diğeri ise O’nun talim ettiği istiğfardır.”

Tevbenin her çeşidini içine almakta olan Seyyidi’l-istiğfarı, sabah-akşam okumaya devam eden kimselere hadîs-i şerîfte cennet vad edilmektedir:

“İstiğfarın en üstünü kulun şöyle demesidir:

“Allahım! Sen benim Rabbimsin. İbadete lâyık senden başka tanrı yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Ezelde sana verdiğim sözümde ve va’dimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığnırım. Bana lütfettiğin nimetleri yüce huzurunda minnetle anar, günahımı itiraf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları senden başka affedecek yoktur.”

Rasûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti:

“Her kim, bu Seyyidil-istiğfarı, sevabına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevabına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” (Buhârî, Daavât, 2)

Tevbe-istiğfarın en uygun zamanı, duaların ve ibadetlerin kabül olunduğu seher vaktidir. Kur’ân-ı Kerîm’de cennetliklerden bahsedilirken onların istiğfar için seher vaktini tercih ettikleri bildirilmektedir:

“Onlar geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” (Zâriyât, 17-18)

Yine diğer bir âyet-i kerîmede:

“...Onlar seherlerde istiğfar ederler.” buyurulur. (Âl-i İmrân, 17)

Mânevî durumu ne olursa olsun, bütün insanlar Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine ve mağfiretine muhtaçtır. Çünkü hiçbir varlık Allah Teâlâ’ya karşı yapılması gereken kulluk vazifelerini lâyıkıyla yapamaz.

Mü’min, işlemiş olduğu günahını dâima gözünde büyütmelidir. Hak dostları, en ufak zellelerini dahi dağlar gibi büyük görmüşler, derin bir mahviyyet içinde, Hak Teâlâ Hazretlerine göz yaşları ve büyük bir teessür içinde istiğfar etmişlerdir. Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur:

 “Mü’min günahını, üstünde bir dağ gibi görüp, üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, sinek gibi konup uçacak şekilde görür.” (İhyâ, c.4, s.29)

 İhsan duygusu içinde yaşayan, Cenâb-ı Hakk’ın kendisini devamlı görmekte olduğu şuûrunu taşıyan ve bütün yaptıklarından dolayı kıyamet gününde Allah’a hesap vereceğine inanan bir müslüman, bu hâliyle aslâ günah işleyemez.
« Son Düzenleme: 28 Mart 2009, 03:31:21 Gönderen: moderatör »
Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez.gafil olmayın ilme çalışın geçen günler geri gelmez...

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 231
    • Milli Görüş Forum
TEVBE
« Yanıtla #1 : 27 Mayıs 2005, 14:47:28 »


Ya Rabbi Tevbemizi kabul eyle, bizleride affet...Sen affedicisin, affetmeyi seversin
« Son Düzenleme: 01 Ocak 2010, 23:56:33 Gönderen: Bessi »
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...

Çevrimdışı antepli

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 496
TEVBE
« Yanıtla #2 : 27 Mayıs 2005, 14:56:18 »
Sedat kardeşim bu güzel duan için Allah(a.c.)razı olsun :x AMİN AMİN AMİN
Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez.gafil olmayın ilme çalışın geçen günler geri gelmez...

Çevrimdışı ASUDE

  • yazar
  • ****
  • İleti: 632
TEVBE
« Yanıtla #3 : 30 Mayıs 2005, 11:32:13 »

bu garip kullarını da resulünün yüzü suyu hürmetine affeyle
« Son Düzenleme: 01 Ocak 2010, 23:57:20 Gönderen: Bessi »

Çevrimdışı ba-ki

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: Tevbe İstiğfar
« Yanıtla #4 : 21 Aralık 2010, 16:50:11 »
bende bazen 80 bazen 50 o aralar kafamla sayarak parmak ne okudum diye yumum sayıyorum arkadaşlar tevbe istiğfar ediyorum.

Çevrimdışı müjde_ci

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 149
Ynt: Tevbe İstiğfar
« Yanıtla #5 : 23 Aralık 2010, 12:46:20 »
affedilen kullardan olmak dileğiyle
mevlaya sığınırız.
pırlantanın kıymetini hamal yükün kıymetini sarraf takdir edecekse pintiler zengin, arsızlar muteber,ciğersizler kahraman, başlar ayak,ayaklarda baş olmuş demektir