Gönderen Konu: Utanmak inançtandır...  (Okunma sayısı 3455 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ulema

  • okur
  • *
  • İleti: 51
  • Düşün içine düşmektir asıl düşüş
Utanmak inançtandır...
« : 18 Kasım 2007, 00:12:15 »

Utanmak inançtandır...

Utanmak, insanın kalitesini gösteren bir güzelliktir. Utancından dolayı yanakları kızaran bir insan, gerçekten ve hala insan olduğunu gösteriyor demektir.

Bu güzellik bütün insanlara yakışır ama, asıl hanımların süsüdür.
Bu gerçeği, açıkça ve ilk ifade eden Güzeller Güzeli'dir.
Halkımız da, o nebevi ifadeden ilhamla, utangaç, iffetli, edepli ve hayâlı delikanlıları tarif etmek için, "Kız gibi çocuk" der.
Ne yazık ki, şimdi utanmaktan utanan bir nesil yetişiyor.
Utanması gerekenden utanmayan, ama utanmaması gerekenden utanan bir nesil…
Utandırması gereken, ahlaksızlık, faziletsizlik, haksızlık, merhametsizlik ve sevgisizlik değil midir?
Şimdi, bu insani güzelliklerden dolayı utananlar ayıplanıyorlar, eksik ve noksan olarak görülüyorlar.
Rahmetli Necip Fazıl Bey, Kahraman Maraş'taki bir konferansında, "Pek yakında utanmaktan utanan bir nesil gelecektir" dediği zaman, o zamanın gençleri olan ben ve arkadaşlarım, bu cümleyi çok yadırgamış ve bir türlü kabullenememiştik.
Ama Şairler Sultanı, bir şair hassasiyetiyle demek ki bugünleri görüp haber vermiş… Şimdilerde, giderek utanmaya yabancılaşan ve hatta bazı kesimlerde, maalesef, UTANMAKTAN UTANAN bir nesli hep birlikte ayan beyan görmekteyiz.
Güzeller Güzeli Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, "Haya imandandır" buyurur… Ancak günümüzde, hayânın bir insani güzellik olarak yaşanılması bir yana, artık kelimesi de dilimizden ve lügatimizden kalkmaktadır.
Sahi, dilimizde kaldı mı hayâ? Ya hayatımızda…
Dilimizde olmayan hayatımızda bulunur mu ki?.. Önce kavramlar kalkıyor âlemimizden sonra da yaşanan manaları…Her insani güzellik gibi, hayânın, utanmanın ve bu güzelliklerden dolayı yüzlerin kızarmasının temelinde İMAN vardır.… Görürcesine bir Allah ve ahiret imanı yoksa, ne utanma kalıyor, ne de hayâ… Çünkü insanı sınırlayan ve kurallara bağlayan imandır.
Eğer insana iman hâkim değilse, egemenlik nefsin ve işbirlikçisi olan Şeytan'in eline geçiyor. Nefs ve Şeytan ortaklığının en önemli silahı ise, utanmazlıktır.
Utanmazlığı ele alıp, insan gibi değil, çok ayaklılar gibi yaşayanlar için, Akif'imiz şöyle der:
"–Bir utanmaz yüz, kızarmaz yüz bütün sermayesi"…Niçin böyledir?
Bu sorunun en açık ve net cevabı şöyle olmalı diye düşünüyorum:
–Allah'tan utanmayanı, kimden ve neden utandırabiliriz ki?..
Ve bu hale gelmiş bir insanı, kötülükten, edepsizlikten, ahlaksızlıktan nasıl vazgeçirebiliriz ki?
Batılı insan, Allah'tan uzaklaşıp da nefsinin kölesi olmaya yönelince, birçok insani özelliklerini de birer birer terk etmeye başladı. Fakat en önce ve hemen terk ettiği güzellik, hayâ duygusu oldu… Hayâ gidince ne ayıp kaldı, ne de günah… Ne yapsan caiz, ne etsen uygun, nasıl yaşasan güzel…
Böylece hayat, kuralsız, sınırsız bir nefsaniyet yarışına dönüştürüldü.
İnsan, "Allah'ın kulu olmaktan kurtulup hürriyetimi kazanayım" derken, nefsinin kölesi olup, bütün varlığın esiri durumuna düştü. Bir başka deyişle, insan, Allah'tan uzaklaşınca, insanlıktan da uzaklaştı. Allah'tan ve dolayısiyle de insanlıktan da uzaklaşan insan, nereye yaklaştı?
Allah'tan ve insanlıktan uzaklaşan insanın yaklaştığı yer, utanmanın bittiği yerdir. Böyle bir insan, haksızlıktan utanmıyor. Kan dökmekten, hırsızlıktan, kalp kırmaktan utanmıyor. Utanmıyor ve bu sebeple de her hayâsızlığı yapmakta kendini serbest hissediyor.
Böylelerine, AR DAMARI ÇATLAMIŞ denirdi. Hala arsızlık diye bir şeyden bahsediliyor mu, bilmiyorum ama benim anacığım derdi ki:
"–İnsanın manevi bir damarı vardır. Ar ve hayâ duygusu o damarı güçlü ve sağlam kılar. İnsan utanmazlığa başlar ve devam ederse, nihayet bir gün o damar çatlar… Ar damarının çatlaması, insanı insanlıktan çıkarır. Çünkü utanmaktan uzaklaşır ve artık yüzü hiç kızarmaz olur.Ar damarı, çaaat dile kırılınca, insanı kötülüğe götüren fren bozulmuş olur. Artık böyle birinin yapamayacağı kötülük yoktur. Suçüstü yakalasanız bile, yaptığından asla utanmaz, hatta edepsizliğinden dolayı yüzüne tükürseniz bile, arsızca sırıtır da, suratına yağmur yağdığını sanır."
Bu gerçek de gösteriyor ki, hayâ imanın eseridir… Kesin ve kesintisiz bir Allah inancı olmadan, hayâlı olmak da mümkün değildir.…

Bu sebeple de, imandaki zayıflık, ilk önce utanma azlığı sonucunu doğurmaktadır.
Batılı insan, Allah'tan uzaklaşınca nefsinin kölesi oldu. Allah'ın emirleri ve kuralları yerine nefsinin arzularını koyunca, ilk olarak utanma duygusundan sıyrılmıştır. Zira nefsinin arzularını sınırsızca yaşayabilmek için utanmaktan utanması gerekmektedir.
Hayvanları bile utandıracak bir utanmazlık içinde, sadece benini, bencilliğini tatmin için yaşamaya başlamıştır.
Bugün ortaya çıkmış olan acı gerçeği, Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem asırlar önce haber vermişti:
"–UTANMIYORSAN, DİLEDİĞİNİ YAP!"
Bu hakikat, aslında bütün peygamberlerin ve Allah Dostlarının ortak ifadesidir.
Bu gerçek iyi bilinirse, bu gün Bağdat'ta yapılan zulüm ve bir damla petrol için akıtılan bin damla kan kolay anlaşılabilir.
Giyinmeyi gereksiz gördüğünü gösteren kıyafetler içindeki kişiler de, durumlarında utanacak bir şey görmüyorlar.
Yalancı yalanından utanmıyor.
Hırsız, da hırsızlığından…
Sonuç olarak da, utanma duygusu utanmazlığımızdan utanıp, bir bilinmez diyara hicret ediyor. Bizi de, utanmazlığın normal kabul edildiği bir yaşanılamaz, haksız, kaba ve katı bir hayat karşılıyor.
Böyle olmasın, "Her insan her dilediğini sınırsızca yaşamasın!" dediğiniz zaman da, ünlü bir gazeteciniz çıkıp, "Biz hayvanlar kadar bile özgürce yaşayamayacak mıyız?"diye yazıyor…
Oysaki hayvanlar kadar özgür olabilmek için gereken utanmazlık, sadece Şeytan'ın işine yarar… Utanmayı öğretemediğimiz çocuklar, Şeytan'ın rahatça yağmalamasına sunulmuş olur.
Eğitim seminerlerimizde, anne–babalardan bazen şöyle bir şikâyet duyarım:
"–Çocuğum çok utangaç,çok çekingen… Ne yapayım,onu nasıl açayım?.."
Ben de bu sorulara genellikle şu cevabı veririm:
"–Önce şunu iyi biliniz ki, utangaçlık kötü bir şey değildir. Böylesine utanmazlaşmış bir dünyada, ne mutlu o evlada ki, hala utanabiliyormuş… Zaman içinde, yaş baş geliştikçe, çocukluktaki utangaçlık zaten kendiliğinden törpülenir, azalır ve dengelenir. Ama siz şimdi çocuğun başarısını ve hayata uyumunu azaltan utangaçlığını abartır, tehlikeli bir hastalık gibi görür üstüne yürürseniz, belki çocuğu utanma duygusundan kurtarırsınız ama utanmaz yapma ihtimaliniz de ortaya çıkar. Asıl tehlikeli olan da budur. Çünkü her utanma, her utanmazlıktan daha iyidir. Bu duyguyu iptal etmek çok kolaydır ama tekrar diriltmek çok zordur.
Bu sebeple, utanma duygusuna bütünüyle cephe almak çok tehlikelidir. Ancak, utangaçlık çok aşırı boyutlarda ise ve mesela okul başarısını engelleyecek boyutlara varmışsa, ancak o zaman müdahale edilmelidir. O halde de çok dikkatli olmalı, utanma duygusu rencide edilmemeli, büsbütün ortadan kaldırılacak biçimde hırpalanmamalıdır.
İnsanlığın çektiği belaların temelinde, daima utanmazlık vardır. Mü'minin mizacında hayâ vardır. Yüce Yaratıcı'nın huzurunda kurulacak olan o Büyük Mahkeme'de utanmamak için, bu fani hayatta çok mahcup olur, fazla utanır ve her halinden hayâ sezilir.
Utanmazlığın arttığı ve insanların adeta hayâsızlık yarışına çıktığı bir yaz mevsiminde, hanımların çıplaklığından şikâyet edenlere bir Allah Dostu şu ibretli tavsiyede bulunmuş:
"–Evladım, madem onlar hadlerini bilememiş ve kendilerini sergilemişler… Peki siz, niçin bakışlarınızla onları örtmediniz…"Her ortamda ve her zaman, hayâda hayır vardır.

En güzel söz Kur'an'dir, Hadis'dir. Bizim konuşmamiz buna kapı açmaktan başka birşey değildir.

Çevrimdışı insirah

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1090
Ynt: Utanmak inançtandır...
« Yanıtla #1 : 23 Kasım 2007, 13:30:10 »
Allah razı olsun, bizimle bu bilgiyi paylaştığın için
Hayat başladığı noktaya, bittiğinde geri döner! Hayatta her şey noktayla başlar, noktayla biter... Sümeyra Denizli

Çevrimdışı BALYALI

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 161
  • Himmet ya Üstaz.!!
Ynt: Utanmak inançtandır...
« Yanıtla #2 : 23 Kasım 2007, 20:44:13 »
Allah razı olsun, bizimle bu bilgiyi paylaştığın için
اترك الترك ماتركوكم

Mahi

  • Ziyaretçi
Haya Perdesini Yırtmayın!
« Yanıtla #3 : 05 Nisan 2008, 23:03:37 »
Utanmak, hayalı olmak bir insanı insan yapan temel değerlerdendir. Utanmayan, haya perdesini sıyırıp atan insanlıktan da çıkar. Sevgili peygamberimiz (asm) pek çok hadis-i şeriflerde bu husus üzerinde durmuştur. İki hadis-i şerife bakalım:

İbni Ömer'den (ra) şöyle rivayet edilir:

"Peygamberimiz (asm) bir adama bir diğerini utangaçlığından dolayı ayıplarken rastladı. Adam anlatıyordu:

"'Bu utangaçlığın sana çok zararı olur.'

"Bunun üzerine Resulullah (asm), 'Bırak onu. Muhakkak, haya imandandır.'" (Müslim, İman; 59; Neseî, lman:27)

Ebû Mes'ud'dan (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur:

"Geçmiş peygamberlerden bize ulaşan söz de şudur:

"Utanmadıktan sonra, istediğini yap." (Buharı, Enbiya: 54; Ebû Dâvud, Edeb: 6)

Haya, yani utanma duygusunu yitiren insan, artık insanî değerlerini yitirir ve ondan her türlü kötü davranış beklenir.

Dinimiz, hayalı olmaya büyük ehemmiyet vermiştir. Rabbimiz Kur'an-ı Azimüşşan'da, Müslüman hanımların hangi erkeklerle görüşebileceklerini belirtmiştir. Müslüman hanımların ve erkeklerin nâmahremlerle görüşmesi caiz değildir. Hakeza, nâmahrem erkeklerin ve kadınların yekdiğerine gayr-i ihtiyari bakışın dışındaki ikinci bakışları da caiz değildir. Bakıştaki bu kontrollülük hep haya perdesini muhafaza içindir.

Eskiden büyükler çocukların yanında evlilik laflarını etmezlerdi. Zira çocukların yanında evlilik bahsinin edilmesi ve onlara, "Sana falanca kızı alacağız." Yahut, "Seni falanca oğlana vereceğiz" gibi laflar edilmesi onların zihninde derin iz yapmakta, onların zihnini bulandırmakta, daha o yaşlarda kafasında ciddi konular yer etmemeye başlamaktadır. Bu bakımdan çocukların yanında çok dikkatli konuşulmalıdır. Gençler evlilik çağına geldiklerinde, bizim o güzel örfümüze uygun arayışlarda bulunulur, teşebbüse geçilir, hayırlı kısmet için dualar edilir, mahremiyet perdesi yırtılmadan mes'ud yuvanın temelleri atılır.

Günümüzde, medya, çarşı, pazar, sokak, sanki sözleşmişçesine haya perdesini paramparça etmeye çalışmaktadır. Binaların cephelerini afedersiniz, giyinik olmayan bayanların dev fotoğrafları kaplamaya başlamıştır. Gazeteler ve TVler mahremiyet tanımamakta, bir hanımın sadece ve sadece kocasının görebileceği vücudu sanki pazarda et satılırcasına teşhir edilmekte, kadınlara ait en mahrem hususlar reklam vasıtasıyla ortalığa saçılmakta, meşru münasebetler, evlilik hayatının dejenere edilmeden ve mahremiyete dikkat edilerek devam ettirilmesi âdeta ayıp karşılanmaktadır.

Burada insanı dehşete düşüren bir husus da şudur; iffetli ve hayalı yaşamak isteyenlerin hakkına alenen tecavüz edilmekte ve onların hayalı kalmasına neredeyse imkan bırakılmamakta, hayalı yaşama hakları gasp edilmektedir. Yani Nasreddin Hoca'nın "taşlar bağlı, itler serbest" fıkrası bu konuda da geçerli olmaktadır, iyi de "hayalı yaşamak isteyenlerin hakkını" kim koruyacak? [2 Haziran 2006]

Kaynak: Kadınların Siperi ve Kal'ası Tesettür

Burhan Bozgeyik

Said Yayınları