Gönderen Konu: “Edep yahu!”  (Okunma sayısı 4224 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7491
“Edep yahu!”
« : 17 Ocak 2013, 01:20:47 »

Osmanlı tekkelerinin, dergâhlarının, hatta evlerinin olmazsa olmazlarından biri, “Ebep yahu!” yazılı levhalardı.
 
 
Duvarları bu ve benzeri levhalar süslerdi:

“Terk et yahu!”, “affet yahu!”, “Sabret yahu!”

Osmanlılar, her şeyden önce, “edepli” olmayı önemserlerdi. Yürürken, konuşurken, otururken, kapalı bir mekâna girerken, mekândan çıkarken, selam verirken, hal hatır sorarken, “edeb”i elden bırakmazlardı.
 
Ayakları yere vurmak, selâmsız mekâna girmek, büyüklerin yanında sere serpe oturmak, bağırarak konuşmak, büyüklerin sözünü kesmek “edepsizlik” sayılırdı.
“Edep yahu!” serzenişi, ağır suçlamalardan biri sayılırdı… Edepsizlik anlamına gelen davranışlara sapanlar böyle uyarılırdı.
 
Bu yüzden “Edep yahu” levhasını duvara asarlar, çocuklarına önce “edeb”i öğretirler, “Edepsizlikten, edepsizlerden, hayâsızlıktan, hayâsızlardan Ümmet-i Muhammed’i koru Allah’ım” diye dua ederlerdi.

Bu yüzden eski Osmanlı resimlerinde, tablolarında, minyatürlerinde edep dışı bir duruş, bir oturuş göremezsiniz.
 
Şimdiki durumlar farklı: Şimdiki gençler karşılarında kim olursa olsun, saygı göstermiyorlar…
 
Yaşlı-başlı insanların yanında bacaklarını uzatıp oturuyorlar…

Konferansta bile çiklet çiğniyorlar: Hem de öyle sessizce değil, şaklata şaklata!

Bilge biri kürsüde konuşurken, telefonla oynuyorlar.

Ve karşılarında kim olursa olsun, bacak bacak üstüne atıyorlar.

Belki yaşım gereğidir, ama gencecik bir kızın annesi, babası, dedesi, ninesi karşısında bacak bacak üstüne oturması, bana hiç “sempatik” gelmiyor.
Hatta “antipatik” geliyor.
 
“Nasıl rahat ediyorsa öyle otursun” diyemiyorum. Kalabalık içinde bizi rahatlatan her şeyi yapamayız: “Edep” var, “hürmet” var, “hay┠var, “ayıp” var, “günah” var, “tuhaf” var…
Ayrıca gençlerin yaşlılar karşısında bacak bacak üstüne atıp oturmaları çok saygısızca ve umursamaz gözüküyor.
 
Geleneklerimizde de yok: Ecdadımız minderlerin üstüne bağdaş kurarak otururdu. Hangi şart altında olursa olsun, bacaklarını asla uzatmazlardı…

Bacakları uzatmak ya da bacak bacak üstüne atmak, bize Batı’dan geçti.

Ortam müsait olursa, bacak bacak üstüne atmayı ben de severim. Çünkü bacaklarım dinlenir.
 
Ama büyüklerim karşısında asla bacak bacak üstüne atmam…

Topluluk ya da kamera karşısında da öyle..

Benimki sanırım babadan kalma bir alışkanlık: Ben babamı kendisinden yaşlıların olduğu mekânda, hatta benim karşımda bile bacak bacak üstüne attığını hiç görmedim. Beni de büyüklerim görmemiştir.

“Bu o kadar önemli mi?” diye soracak olursanız, önemli, çünkü ucunda “edep” var. Edep, ruhun İslâmla bütünleşerek yücelmesidir…

“Kimse görmese bile Allah görüyor” anlayışının hayata hâkim kılınmasıdır, aynı zamanda…
 
Bu yüzden çok önemlidir.

Son zamanlarda yaygınlaşan bir problem daha var: Telefonla oynamak. Bunu sadece gençler değil, herkes yapıyor. “Twitter modası” herkesi fena halde sardı. Yaşlısının, gencinin elinden telefon düşmüyor. Ne yediklerine kadar yazıyorlar. Hepsini bir araya getirseniz, incir çekirdeğini doldurmaz. Bari yalnız kaldığınızda yazın. Hayır, ille de dakikası dakikasına yazacaklar.

 Sanki tarihe not düşüyorlar.
 
Bazı hallerde, “Edep yahu!” diye bağırmamak için kendimi zor tutuyorum.

Yavuz Bahadıroğlu

mazhar

  • Ziyaretçi
İlla edep, illa edep!.
« Yanıtla #1 : 06 Ağustos 2013, 08:27:55 »
İlla edep, illa edep!.
Tuğrul İnançer efendinin hamile kadınlara dönük olarak “edep yahu” demesinden en çok mutaassıp çevrelerin rahatsızlık duymasına hayret ettim.
 
 İnanmış bir kadın için kendisini kutsal kılan anneliğe hazırlık aşamasını gözler önüne sermeden, bu süreci bir edep dairesinde tamamlamak neden rahatsız edici olsun ki. Dünyaya gönderilecek olan ruhların edep ile bünyede taşınması ve edep ile büyütülmesi söz konusu olmadığı takdirde o nesilden iyi bir istikbal ve hayırlı bir amel beklemek nasıl mümkün görülebilir ki.
 İslam anlayışının “haya” ve “edep” konusundaki hassasiyeti bilindiği halde buna dönük ifade ve yaklaşımlara şiddetle tepki göstermek, camiamızdaki yozlaşmanın boyutlarını ortaya koyması bakamından son derece üzücü olmuştur..
 Mahremiyetlerin “ne olacak canım âlemin bildiği şey” diyerek deşifre edilmesi, bilinmesinden çekinilmediği gibi bunun bir marifet sayılması popüler kültürün dayatmasıdır şüphesiz. Üstelik tersi yaklaşımların “ sen nereden hangi zamandan kaldın” şeklinde karşılık bulması da işin trajik boyutudur.
 
 Müslüman annelerin yetiştirdiği kızların “ben babamla arkadaş gibiyim her özelimi rahatlıkla paylaşırım” diyebildiklerini ve yine erkek kardeşlerinden, erkek arkadaşlarından mahremiyetlerini gizleme ihtiyacı duymadıklarını göz önünde bulundurduğumuz takdirde tüm bunlar sürecin birer devamı olarak görülebilir belki.
 
 Ancak Edep ve hayâ Müslüman’ın süsüdür, hele de kul olmanın olmazsa olmaz şartıdır. Nitekim “hayâ ve iman yan yanadır hayâ çekilip alındığı zaman diğeri de onu takip eder *” buyruğu işte bu gerçeğe ışık tutmaktadır.
 
 Yasin suresinde “Biz insanı bir su damlasından yarattık fakat o bunu unutarak hasım oldu” buyruluyor. Bu mübarek ifadede İnsanın Biyolojik olarak mükemmel yaratılmakla beraber ona asıl anlam kazandıranın “insani estetiği” yani “Naslığının” bilincine varmış olması vurgulanıyor sanki.
 
 Söz gelimi İnsanın yaşamında pek çok beşeri durumlar söz konusudur, hayvan âleminde de. Her ikisi de yer, içer, tuvalet ihtiyacını görür, uyur, çoğalır vs. ancak İnsan bütün bunları bir usul dairesinde gerçekleştirir. Beşeri ihtiyaçlarını (hayvanlar gibi) umumun ortasında değil insani bir estetik ve edep çerçevesinde gerçekleştirir.
 
 Bir başka deyişle yaratılmış ve yaratıcısı tarafından şereflendirilmiş olduğu gerçeğini kuşanmış olarak yeryüzündeki vazifesini ifa etmesi gereken insan bu gerçeği örtemez, örtmemelidir. Ki, onu diğer varlılardan ayrıcalıklı kılan en önemli özellik Rabbini bilmesi, ondan imtina etmesi, kendisine yüklediği anlamın farkındalığı ile yaşam sürmesidir.
 
 İnsani bir gereklilik olan hayâ (edep) aynı zamanda İslami bir zorunluluktur da. Bütün bunlara rağmen hem toplumsal değerlerimizin ve hem de inancımızın bizde kimlikleşmesini öngördüğü bu özelliğe bürünmemiz şahsiyetimizle doğru orantılıdır.
 Hele ki, Müslüman kadının umuma ait ortamlarda edepli davranmasının şahsiyetini tamamlayan bir vakar sergilemesinin “kibir” veya “eziklik” olarak değerlendirilmesine şiddetle itirazım olduğunu ifade etmek isterim.
 
 Bize ne oluyor dostlar?
 
 Hayâ ve edep kavramalarını yaşamımızdan çıkarıma gayretimizle hangi “kompleksi” giderme telaşı güdüyoruz acaba.
 
 Peygamberlerin insanlar ilk sözü “ utanmazsan dilediğini yap *” uy şeklindedir. Demek ki bu aynı zamanda ilahi bir uyarıdır.
 
 Allah dostlarının ifadesi ile,
 
 illa edep, illa edep!..
 
 *İbni Abbas
Ayşe Müzeyyen Taşçı
timeturk.com.05 Ağustos 2013 Pazartesi