Gönderen Konu: Abdulkadir geylani HZ  (Okunma sayısı 5653 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Oruc_Reis

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 438
    • http://www.oranjehorizon.nl
Abdulkadir geylani HZ
« : 05 Kasım 2006, 16:18:18 »

Abdülkâdir Geylânî’nin önemli bir açıklaması
 
Peygamber Efendimizin torunlarından, “Sultân-ı Evliyâ”, “Gavs-i a’zam”, “gavsü’s-sekaleyn” lakablarıyla anılan ve “Sofiyye-i aliyye” denilen Evliyânın en büyüklerinden olan seyyid Abdülkadir-i Geylânî hazretleri [Gunyetü’t-tâlibîn isimli kitâbında] buyuruyor ki:
“Muhammed aleyhisselâmın ümmeti, başka Peygamberlerin ümmetlerinden daha üstündür.
Bu ümmetin de en üstünü, O’na îmân ederek mübârek yüzünü görmekle şereflenen Eshâb-ı kirâmdır ki, hepsi O’na tâbi olmuş, O’nun için harp etmiş, O’nun uğruna canlarını, mallarını fedâ etmişlerdir. O’nun emrini yapmak, birinci vazifeleri olmuş, her şeyde O’nun yardımcısı olmuşlardır.
Bu Eshâbın da en üstünü Hudeybiye’de, Resûlullah’a bîat edip, O’nun için ölmeye hâzır olduklarına söz veren kahramânlardır ki bunlar, 1.400 kişi idi.
Bunların da en üstünü, Bedir Muhârebesinde bulunanlardır ki, bunlar 313 kişi idi.
Bunların da en üstünü, ilk Müslümân olan kırk kişidir ki, kırkıncısı Hz. Ömer’dir; bunların otuzdördü erkek, altısı kadındır.
Bunların da en üstünü “Aşere-i mübeşşere”, yani Cennete girecekleri ismen müjdelenen on kişidir. Bunlar, Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Alî, Talha, Zübeyr bin Avvâm, Abdurrahmân bin Avf, Sa’d ibn-i Ebî Vakkâs, Saîd bin Zeyd, Ebû Ubeyde bin Cerrâh (radıyAllahü anhüm) hazretleridir.
Bunların da en üstünü “Hulefâ-i Râşidîn” yani dört halife olup, bunların da en üstünü Hz. Ebû Bekir, sonra Hz. Ömer, ondan sonra Hz. Osmân, ondan sonra da Hz. Alî’dir.”

İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin bir sözü
Oniki İmâmın altıncısı Ca’fer-i Sâdık hazretlerinin talebesinden ve bu ümmetin en büyük âlimlerinden olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri, “el-Fıkhu’l-Ekber” isimli kitâbında buyuruyor ki:
“Peygamberlerden sonra insanların en fazîletlisi, Hazret-i Ebû Bekr es-Sıddîk, sonra Ömer el-Fârûk, sonra Zü’n-Nûreyn Osmân b. Affân, daha sonra Alî el-Murtazâ’dır. (Allahü teâlâ hepsinden razı olsun.) Onlar doğruluk üzere ibâdet eden, doğruluktan ayrılmayan kimselerdir. Bir Müslümanın, onların hepsine sevgi ve saygı duyması gerekir. [Her Müslüman,] Hazret-i Peygamber’in eshâbının hepsini, sadece hayırla anar. [Onların hiçbirine aslâ küfür ve lânet etmediği gibi, hakâret edici ve kötüleyici söz de söylemez.]”
Sahâbe-i kirâmın en büyükleri olan “Hulefâ-i Râşidîn (Râşid Halîfeler)=Dört Büyük Halîfe”, Peygamber Efendimizin vefâtından sonra, sırasıyla halîfe olan “ilk dört halîfe”ye yanî Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye verilen isimdir. Dört büyük halîfenin üstünlük sırası, halîfelik sırasına göredir.

Sahâbe-i kirâmı medheden üç âyet-i kerîme
Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
1- “(İslâmda) birinci dereceyi kazanan Muhâcirler (Mekke-i mükerreme’den Medîne-i münevvereye hicret eden Sahâbîler) ve Ensâr (Muhâcirlere yardım eden Medineli Müslümanlar) ile güzellikle onlara tâbi olanlardan Allah râzî olmuştur; onlar da, Allah’dan râzî olmuşlardır. Allah, bunlar için, içinde ebedî, temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. İşte bu, en büyük bahtiyârlık(kurtuluş)tur.” (Tevbe sûresi, 100 )
2- “Siz, insanlar için çıkarılmış, en hayırlı bir ümmetsiniz...” (Âl-i İmrân sûresi, 110 ) Ya’nî Sahâbe-i kirâm, Peygamberlerden sonra, bütün insanların en iyileridirler.
3- “Sana, Allahü teâlâ ve sana tâbi’ olan mü’minler yetişir.” ( Enfâl sûresi, 64 )
İslâmın ilk zamânlarında Sahâbe-i kirâm çok az idi. Fakat, Allahü teâlâ’nın yanında dereceleri pek yüksek olduğundan, Sevgili Peygamberine hitâben, “dîni yaymakta onlar sana kâfîdirler” buyurdu.
Sahâbe-i kirâmı medheden başka âyet-i kerîmeler de vardır.

Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü bildiren dört hadîs-i şerîf
Sevgili Peygamberimiz buyurmuşlardır ki:
1 - “Zamân(asır)lar ahâlîsinin en hayırlısı (en iyisi), benim asrımın ahâlîsidir. [Ya’nî Sahâbe-i kirâmın hepsidir.] Ondan sonra ikinci asrın, ondan sonra üçüncü asrın mü’minleridir.”
2- “Eshâbımın herbiri gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidâyete kavuşursunuz.” Ya’nî hangisinin sözü ile hareket ederseniz, doğru yolda yürürsünüz. Denizlerde, çöllerde, yıldızlarla ve pusulalarla cihet bulunduğu, yol alındığı gibi, bunların sözleriyle hareket edenler de, doğru yolda giderler.
3- “Eshâbıma dil uzatmakta Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmiyenler, beni sevmedikleri için sevmezler. Onlara elle, dille eziyyet edenler, gücendirenler, Allahü teâlâya eziyyet etmiş olurlar ki, bunun da muâhezesi, ibret cezâsı gecikmez, verilir.”
4 - “Beni gören veyâ beni görenleri gören bir Müslümânı Cehennem ateşi yakmaz.”
Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü, derecelerinin yüksekliğini bildiren hadîs-i şerîfler pek çok olup birçok kitapta yazılıdır. Biz sadece “zikr-i cüz’ irâde-i kül=parçayı zikredip bütünü kasdetme” kâidesine göre hareket ettik.
cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.

Çevrimdışı yalnız_kartal

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 19
Abdulkadir geylani HZ
« Yanıtla #1 : 06 Kasım 2006, 00:34:43 »
Allah razı olsun

Çevrimdışı Esmaulhusna

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 167
Abdulkadir geylani HZ
« Yanıtla #2 : 06 Kasım 2006, 12:51:28 »
:lol:  :x  :x
''gerçekçi ol,imkansızı iste..''

Çevrimdışı antepli

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 496
Abdulkadir geylani HZ
« Yanıtla #3 : 09 Kasım 2006, 22:25:37 »
çok güzel ve faideli bir paylaşım olmuş kardeşim.Ellerine sağlık... :x
Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez.gafil olmayın ilme çalışın geçen günler geri gelmez...

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Abdul-kadir-i-Geylani
« Yanıtla #4 : 15 Kasım 2006, 23:52:15 »
Abdul-kadir-i-Geylani

İslâm alimlerinin ve velilerinin büyüklerinden Hazreti Abdülkadir Geylani, 1078 yılında İran'ın Geylan şehrinde doğdu. Künyesi, Ebu Muhammed'dir. Muhyiddin, Gavs-ül-a'zam, Kutb-i Rabbani, Sultan-ul-evliya, Kutb-i a'zam gibi lâkabları vardır. Babası Ebu Salih bin Musa Cengidost'tur. Hz. Hasanın oğlu Hasan-ı Müsenna'nın oğlu Abdullah'ın soyundandır. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkadir Geylani, hem seyyid, hem şerifdir. Abdülkadir Geylani, 1166'da Bağdatta vefat etti. Türbesi Bağdattadır. Onun için şu ibare meşhur olmuştur: "Veliler Sultanı Abdülkadir Geylani, aşk ile doğdu, kemal ile ömür sürdü ve kemal-i aşk ile Rabb'ine vasıl oldu."

Bir gün Abdülkadir Geylani’ye, "Bu işe başladığınızda, bu yola adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?" diye sordular.

Buyurdu ki: "Temeli sıdk ve doğruluk üzerine attım. Asla yalan söylemedim. Yalanı kağıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim hep rast gitti. Çocuk iken maksadım, niyetim, ilim öğrenmek, onunla amel etmek, öğrendiklerime göre yaşamaktı. Küçüklüğümde Arefe günü çift sürmek için tarlaya gittim bir öküzün kuyruğundan tutunup, arkasından gidiyordum. Hayvan dile geldi ve dönüp bana; "Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın" dedi. Korktum, geri döndüm. Evimizin damına çıktım. Gözüme, hacılar gözüktü. Arafat'ta vakfeye durmuşlardı. Anneme gidip; "Beni Allahü teâlânın yolunda bulundur. İzin ver, Bağdat'a gidip ilim öğreneyim. Salih zatları ve evliyayı bulup ziyaret edeyim" dedim. Annem sebebini sordu, gördüklerimi anlattım. Ağladı, kalkıp babamdan miras kalan seksen altının yarısını kardeşime ayırdı. Kalanını bana verip, altınları elbisemin koltuğunun altına dikti. Gitmeme izin verip, her ne olursa olsun doğruluk üzere olmamı söyleyip, benden söz aldı. "Haydi Allah selamet versin oğlum. Allahü teâlâ için ayrıldım. Artık kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem" dedi. Küçük bir kafile ile Bağdat'a gitmek üzere yola çıktım. Hemedan'ı geçince, altmış atlı eşkıya çıka geldi. Kafilemizi bastılar. Kervanı soydular. İçlerinden biri benim yanıma geldi. "Ey derviş! Senin de bir şeyin var mı?" diye sordu. "Kırk altınım var" dedim. "Nerededir?" dedi. "Koltuğumun altında dikili" dedim. Alay ediyorum zannetti. Beni bırakıp gitti. Bir başkası geldi, o da sordu. Fakat, o da bırakıp gitti. İkisi birden reislerine gidip, bu durumu söylediler. Reisleri beni çağırttı. Bir yerde, kafileden aldıkları malları taksim ediyorlardı. Yanına gittim. "Altının var mı?" dedi. "Kırk altınım var" dedim. Elbisemin koltuk altını sökmelerini söyledi. Söküp, altınları çıkardılar. "Neden bunu söyledin?" dediler. "Annem, ne olursa olsun yalan söylemememi tembih etti. Doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim. Verdiğim sözde durmam lazım" dedim. Eşkıya reisi, ağlamaya başladı ve; "Bu kadar senedir ben, beni yaratıp, yetiştiren Rabbime verdiğim sözü bozuyorum" dedi. Bu pişmanlığından sonra tövbe edip, haydutluğu bıraktığını söyledi. Yanındakiler de, "İnsanları soymakta, yol kesmede sen bizim reisimiz idin, şimdi tövbe etmekte de reisimiz ol" dediler. Sonra, hepsi tövbe ettiler. Kafileden aldıkları malları sahiplerine geri verdiler. İlk defa benim vesilemle tövbe edenler, bu altmış kişidir."
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Abdulkadir geylani HZ
« Yanıtla #5 : 26 Mart 2012, 18:08:59 »
Teşekkürler
*~*~* TUĞRA *~*~*