Gönderen Konu: Akıncı ruhu uyumaz  (Okunma sayısı 27461 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı aydeniz

  • yazar
  • ****
  • İleti: 560
  • Hakka kul olmak
Ynt: Akıncı ruhu uyumaz
« Yanıtla #15 : 07 Mart 2010, 17:04:46 »

tebrikler gazeteye,çünkü çok vefalılar,sizede teşekkürler güzel paylaşımlar için..

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Kadınca kararınca!
« Yanıtla #16 : 09 Mart 2010, 11:42:45 »

Dünya Kadınlar Günü’nde tüm hemcinslerime selam eder, bilmecemi sorarım; “Ben giderim o gider, yanımda dır dır eder.” Cevap; ‘kadın’ değil kedi. Kedidir o kedi... Çünkü kadınlar ve kediler fena halde birbirlerine benzerler.

-Kediler de kadınlar da bir şey istedikleri zaman çok sevimli olurlar. Ses tonları daha bir masum, daha bir uslu uslu tınlar.
-Ses tellerine kuvvet; hiç susmazlar. Susmayacaklarını bildiğinizden ne istiyorlarsa, alırsınız, yaparsınız, verirsiniz. Miyavlamıyorsa bile bulgur çekerler çünkü, ‘dırdır sonsuzluktur’ ilkesine bağlıdırlar.

-Bir kabahat işlediklerinde ya şişe vaziyeti alıp masum masum bakarlar ya da pısıp olay mahallinden uzaklaşırlar.
-İlgiyi üzerlerine çekmek için stratejik noktalarda; televizyonun önünde, klavyede gezinir, “Aha da ortası budur” diyerek kitabın, gazetenin üzerine yatar, kulakları geriye ittirerek ‘Son dediğini anlayamadım’ ifadesi takınırlar.

-Saatlerce başını okşasan da, az bir elini çekince pençe atarlar.
-Arada bir evi terk ederler, ama yine de eve dönerler. İstisnalar kaideyi bozmaz.
-Koklarlar... Ayak, el, kafa... Ciğer, parfüm, yoksa yoksa başka bir kedi mi?..

-Görünmeyen birtakım yaratıklarla savaşır, kendi gölgelerine saldırır, gölgeyi yakalayacağım diye oraya buraya sıçrarlar.
-Anlaşılmaz bir şekilde agresifleşebilirler. Bir şeye asapları bozulmuş olabilir... Durduk yere de olabilir... Size ne?!
-Durup durup iç çekerler, sağa sola ters ters bakarlar, kuyruklarını sertçe sağa sola vururlar.

-Hafifçe kızdırmak keyifli olabilir ama doz iyi ayarlanmazsa suratınızda bir “j “ harfi çiziktirirler!
-Kontrol kendilerindeymiş gibi davranılmasını severler.
-Onları görür görmez ele almak gibi bir gaflete düşülmesi halinde, pisiler bu faullü hareket karşısında şirin patilerini pençeye terfi ettirirler.

-Saftırlar; ilgilerini çekecek bir şeyle (yumak/sevgi yumağı) çok kolay oynatılırlar.
- Kapı kapalıyken içeri girmeye çalışır, girince dakikasında çıkmaya çabalarlar...
-Zamanla bir bakarsınız siz kendinizi onun sahibi zannederken, o sizin sahibiniz olmuştur.

-Yıllardır yakalamaya çalıştıkları şeyin kendi kuyrukları olduğunu fark edince, şişe vaziyetinde oturur, az bir düşünür, sonra da kıvrılıp yatar içlerine kapanırlar...
-Bir anları ötekine uymaz.
-Abuk sabuk yerlere, abuk sabuk bir şeyler saklarlar.

-Mevcut kurallara uymaktansa kendi kurallarını oluştururlar.
-Neye ne tepki vereceklerini kestiremezsiniz. Gizemli davranırlar.
-Yaşlandıkça camdan bakmayı severler.

-Gözünü dikmenin gücünü bilirler.
-Kadınlar da kediler de siz konuşurken gözlerinize dinliyormuş gibi bakarlar ama o sırada akıllarından ne geçtiğini asla kestiremezsiniz...

> Ni­nem diyor ki: Avcı kedi mırlamaz

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Dikkat Patlar
« Yanıtla #17 : 31 Mart 2010, 12:49:45 »

Tehlikenin farkında mısınız? provokasyonlarını bilirsiniz; “Ülke Malezya oluyor.. tehlikenin farkında mısınız?!!” falan falan filan... Onlar bir yana her gün milyarlarca geri zekalı gezegenimizin oksijenini tüketiyor; tehlikenin farkında mısınız?.. her yıl altı ton Adana kebap hunhar ellerce telef ediliyor;

tehlikenin farkında mısınız?..yahu, siz tehlikenin farkında mısınız? ‘mühimmat fışkıracak toprağı sıksan mühimmat’ demiş şair. Mühimmatın kralı mutfakta. Mutfağınızdaki bombanın farkında mısınız? Hem de ev tipi bomba; ne? Düdüklü tencere... Emin olun tüpten beter patlar!

Malzemeler; silme dolu düdüklü, har ateş. Malzemeler kaynatılır, ‘fısıttı fısıttıı’ sesi duyulur ama ibik kaldırılmaz, tıslasa da pıslasa da altı kapatılmaz ve...büyük patlama!! Deney sonucu elde edilenler; bir adet şoka girmiş abla...

Darmaduman bir mutfak hatta daire, apartman, mahalle... Soyut mercimek desenli duvalar...

‘Çok pis patlıyormuş’ efsaneleri, cismi, ismi ve heybetiyle ürküten bu mutfak eşyası, sadece benim değil bir çoğumuzun korkulu rüyası. Benim kuşağım, ki seksenlerde çocuk olmuş kuşak, “annesi evde yokken düdüklü tencerenin kapağını açan çocuğun yüzü yandı!! Mısır haşlayacaktı, kendini haşladı! Basıncını boşaltmayı unuttu, mahalleyi havaya uçurdu!” türünden haberlere çokça rast geldi.

Annem, mutfak işlerine bulaşmamak için bulduğum bahane olduğunu iddia etse de ben gerçekten korkuyorum bu aletten. Tencere dediğin efendi uslu, kendi halinde olur.

Ama bunun o kendinden emin uzun ve tombalak görüntüsü hep bir kalleşlik peşindeymiş gibi bir his uyandırıyor... Bende bu fobi, taa eskilere dayanıyor doktor.

Küçüktüm, küçücüktüm.. Fırkh.. Annem, “buharı çıkmaya başlayınca supabını kapat” emri vermişti. Hatta “tam on dakika sonra ocağı söndür, aman yavrum unutma, ev patlar bak, hah al kitabını burada çalış” diye de tembihlemişti.

O zamanlar da unutkandım... Düdüklü zıplaya zıplaya mutfağı iki turladı, sonra da patladı... O günden beri tavandan pırasa yağdırabilen bu alete platonik fobim var benim...

Evdeki savaş malzemeleri bununla sınırlı değil azizim. Kazsak neler çıkacak kimbilir. Bir filminde Ninjalara karşı savaşan Cüneyt Arkın ne demişti; “bir Ninjanın elinde kibrit çöpü bile ölümcül bir silaha dönüşebilir.” demişti.

İçine deodorant konmuş mikrodalga fırınla saatli bomba, bozuk para doldurulmuş çorapla gürz, kezzapla kimyasal, bozuk sütle biyolojik silah üretebilirsiniz. Hele hele kredi kartıyla neler neler..

Uzman bir elde uziye dönüşür. Sair yapılabilecekleri yazmayacağım, bu sizi tembelleştiriyor... Velhasıl, mühim fışkıracak toprağı sıksan mühimmat’ demiş şair...

Ni­nem diyor ki:

Bıldırcının beyliği, arpa biçilene kadardır.

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı aydeniz

  • yazar
  • ****
  • İleti: 560
  • Hakka kul olmak
Ynt: Akıncı ruhu uyumaz
« Yanıtla #18 : 31 Mart 2010, 19:59:05 »
Alıntı
Düdüklü tencere... Emin olun tüpten beter patlar!

Malzemeler; silme dolu düdüklü, har ateş. Malzemeler kaynatılır, �ısıttı fısıttıı�sesi duyulur ama ibik kaldırılmaz, tıslasa da pıslasa da altı kapatılmaz ve...büyük patlama!! Deney sonucu elde edilenler; bir adet şoka girmiş abla...

Darmaduman bir mutfak hatta daire, apartman, mahalle... Soyut mercimek desenli duvalar...
acı tecrübelerime deyanaraktan, tadını iyi bilirim a25))

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Yerin kulağı vardır
« Yanıtla #19 : 12 Nisan 2010, 11:42:13 »
Bir dönem şüpheli paket paranoyası vardı hepimizde. Nerde sahipsiz poşet koli görsek “hepimiz öleeceez!” çığlıklarıyla kaçışırdık. Bomba imha ekipleri patlatırdı, bazen tarhana saçılırdı, bazen fanila. Şimdilerde yerini ‘telefonumu dinliyorlar mı ki?’ aldı! İncir yerken kurt paranoyası yapmak bile yanında hafif kaldı.

Elektrik, su faturaları dışında devletle bir ilişkisi olmayanlar bile ‘’yav telefonum dinleniyor galiba hışırtı var’’ diye tedirgin. Hatta işi abartanlar “ya var ya, şu an beni kim dinliyorsa ben onun!” diye sayıp sövüp konuşmaya öyle devam ediyor.

Dün bir arkadaşı aradım “senin şu fındıklı kekin tarifini versene” diye, “o tarif çok gizli, buradan vermem doğru olmaz, daha güvenli bir ortamda!” falan dedi! Benim kedi bile kuyruğuna jammer olmadı frekans karıştırıcı takmaya niyetli.

Bu ne yahu?

“Dostum da düşmanım da dinleyip, izleyebilir. Kimseden saklı ve gizlimiz yok” diyebiliyorsan, dinlesinler sana ne? Yarası olan gocunsun. Hele de siyasetçiler, dürüst olduğunu iddia edenler! Kiramen katibinden korkmuyorlar, telekulak’tan korktukları kadar.

Kanundan, adaletten, milletten gizli neyi olabilir ki kanun adamlarının, devlet hükümet adamlarının? Kaçakçı, çeteci, rüşvetçi olsalar anlayacağım niye itiraz ettiklerini...

Ayrıca biz buna yabancı değiliz ki. Halkımızda telefon, kapı, duvar dinlemek alışkanlıktır. Hiç yan, arka masadaki konuşmaları dinlemek için yana kaykılmış oturan görmediniz mi? Veya siz yapmadınız mı? Komşuda çıt çıksa bardağı kaptığınız gibi dinlemeye koyulmadınız mı?

Bırakın dinlesinler. Edirnekapı Camii imamı olmasak da az buçuk biliyoruz; bu dünyadaki her hareketimiz kayıt altına alınıyor. Yaradana karşı alnın aksa yaratılandan ne korkuyorsun?

Zaten komplo teorisi dinlemekten bıkmıştık bir de başımıza bu çıktı. Millet ‘beni kim dinliyor, neden dinliyor, beni kim dürttü’ diye kendini yiyiyor. Herkes ikinci sınıf Amerikan korku film afişlerindeki gibi; “içimizden biri katil ama hangisi?” diye sorar bakışlara! Telaşa mahal yok.

Telefonunuzun dinlendiğini anlamak için; leğene yarıya kadar su doldurun. İçine yüz gram ısırgan elli de Fülfül çiftebülbül otu katın. Güneş tam tepedeyken bir ayağınızı suya daldırın, diğerini bayıra nazır kaldırın.

Cep telefonunuzla da dokuzu tuşlayın. Hah, bunları yapın sizi dinleyenleri bulacaksınız. Tarkan’ı dinleyenleri, yüreğinin sesini dinleyenleri dahi duyacaksınız... Hatta Şirinleri bilemm göreceksiniz arkadaşım şaşırmayın!

Ni­nem diyor ki: Korkunun ecele faydası yok.

Halime Gürbüz
« Son Düzenleme: 12 Nisan 2010, 11:44:21 Gönderen: Tuğra »
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Çok yaşayın;)
« Yanıtla #20 : 05 Mayıs 2010, 00:10:26 »

Eh bahar artık başladı sayılır. Ben ve benim gibi alerjik bünyeler de hapşırmaya...

Yazıldığı gibi hapşıranlar:

Makamıyla, gürültüsüyle insanlık için ideal düzeyde hapşıranlardır. Hapşu... Bu kadar!

Ölçü birimi;

desibeldir. Hapşırığının kaçma-yakalama sınırında her âdemoğlu gibi gergin olurlar. Dudakları aşağıya sarkıtır, kafayı geri atar, ‘hiiuuf, hiuvvv‘ gibisinden çıkarırlar.

Ejderin torunu:

Hapşırırken şimşekler çaktıran, geçici işitme kaybına yol açan bünyelerdir.

Ölçü birimi;

yerel iklim değişikliğidir. Öncülerle başlar; “hıaaa hıııııııııııaaaaa hıııaaaaaaaaaaaa.” Dil dışarı meyleder, ağlak velet ifadesiyle ‘huuuuuuaaaaaapsuuuugg!’ Hepimize geçmiş olsun... Sular kesik olduğunda güvenlik güçlerince, göstericileri dağıtmakta kullanılmışlardır. Hapşırırken infilak etme riski taşır.

65 model Mustang:

Evet aynen onun gibi bir gürültüdür; brovvşuuuuu! Yaşlılarında, ‘tuurk’ efekt eklentisi görülür . Bunlar elmayı da hatır hutur yer.

Ölçü birimi;

en yakın mesafedekinin “oha”sıdır. Hapşırığın geri tepmesi halinde iki metre arkaya fırlayanlar olmuştur. İsviçreli bilim adamlarıyla Norveçli balıkçılar da buna şaşırmıştır.

İçli köfte:

 ‘....hıpş!’ der kalır öyle... Acırım, ne bileyim yürek burkulur bunlara. Hisli insanlar, için için hapşırırlar. ‘Çok yaşa’ diyen olmasa da gücenirler. Freud bu konuyu pas geçmiş, ben bi koşu psikanaliz yapayım demek için ciddi bir takibe ihtiyaç vardır. Tabii aklınızdan zorunuz varsa...

Psişik:

Bir önceki tipin amcaoğludur. Nedendir bilinmez, ağız kapalı hapşırma inadındadırlar. Tüm tazyik burundan ‘prrışşt’ efektiyle tahliye olur. Hatta bazıları, daha daha daha çok hapşırmak adına, gündüz güneşe dik dik, gece araba farlarına bön bön bakarlar.

Bu, National Geographic’e konu olabilecek, “vee insanlaaar” anonsuyla sunulabilinecek bir doğa olayı değildir de nedir ya Rabbim!..

Baharın polenler eşliğinde karşılandığı şu günlerde ‘hapşırma’ özgürlüğünüzü kısıtlamayın. Ne demiş yukarı Japonyalı düşünür

Haap Chi;

içinde durup kanser olacağına dışarıda dursun konser olsun!

Ha, bir de ‘çok yaşayın.’;)

Ni­nem diyor ki:
Az yaşa, uz yaşa, akıbet gelecek başa...

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ne güzel
« Yanıtla #21 : 06 Mayıs 2010, 23:47:30 »

2010 güzellik yarışması finalleri geçenlerde yapıldı. Finale Ankaralı güzeller damgasını vurdu falan, onu anladık da... Facebook’ta bile güzellik yarışması düzenlenmesi ve yurdum güzellerinin yoğun ilgi göstermesi beni benden aldı...
 
Efendim, güzellik yarışmaları mitolojide bile varmış. Mitoloji bu ya, o zamanlar noter olmadığından güzeller, güzelliklerini ‘Noter tarafından’ tasdik ettiremiyorlarmış.. E haliyle bu da kimlik bunalımına sebep oluyormuş.

Bir gün İda Dağı mevkiinde toplaşan bu mağdur kadınlar; Hera, Afrodit ve Atena aralarında yarışma düzenlemişler. Jüri olan çoban da “Goyunlar gaçıyor yav, sizinle mi uğraşacam” demiş.” Aha, Afrodit’i seçtim, gidin gari!” diye bağırmııış...

Önce reklamlar; “Her genç kızın hayali, olmaktır Türkiye Güzeli. Haydi, filan adrese gönderin bir vesikalık, bir de boydan cıbıl resminizi” Ve ardından, yarışma canlı yayınlanır. Bunları izlemeyi ulvi görev edinenler ekran başında çöreklenir. Bir kâinat güzellik yarışması olsun, bir mis törrki yarışması olsun, umumiyetle bu yarışmaları altılı ganyan kuponu dolduracakmış gibi izlemeye eğilimli hakimdir. “7 numara birinci olur, arkasına 4 numara gelir, o İzmirli 12 numara da üçüncü olur.”

Finale yakın, (heyecan olsun diye sona saklanır) kızlarımız bir de bikiniyle salınır. “Noluuur, beni beğeniiin” gülüşü ağızlarda hazırdır. Sonra arkalarını dönerler.

Ve zekâ testine geçilir. 5 no’lu yarışmacımız Ahu, eğer bir gergedan olsaydın ne yapmak isterdin?” Türkiyem çöl olmasın diye hep maydanoz ekerdim.”

2 no’lu yarışmacı Cansu, şu toplama işleminin sonucu nedir? Yirmi iki artı iki” ...cevap; “ekikiki”

6 no’lu Mecnune, sorusunu bile beklemeden zafer işareti yapar, kameralara “Peacee” diyerek sıcacık gülümser, “Barış olsun, her günümüz makyaj dolsun, çocuklar aç kalmasın, suşhi yaygınlaştırılsın” der ve birinciliği garantiler!

İlk önce yarışmanın sponsoru Kalfa Bacı Mayi Sabun Güzeli açıklanır. Tacını devredene kadar bitlenmemesi tembihlenir. Ardından, “Sempati ve Dostluk Güzeli” yani, kamp boyunca arkadaşları için “Ayol her yeri estetik bunların” “Marilyn Monroe gelse yanımda amale kalır!” gibi kibirli lafları ‘içinden söyleyen’ seçilir.

3’üncü, 2’nci vee Türkiye Güzeli.. 6 numara; Mecnune! Alkış, kıyamet... “Beni abiyeli, mayolu gördünüz, bir de ağlarken görün” dercesine hıçkırıklara boğulur.

1925 yılında ilk güzel seçilen Kolejli Enise’ye rahmet, festivallerin karpuz-çilek-bostan güzellerine akıl fikir, facebook’takiler şifa, Mecnune Türkiye güzellerine de ülkeyi temsilden muafiyet diliyorum..

Ni­nem diyor ki:

Üzümün iyisi dane, hanımın iyisi nene olur.

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
İyisin maşAllah!
« Yanıtla #22 : 29 Mayıs 2010, 08:30:18 »

Yaz geliyor, herkes zayıflama derdinde. Çarşaf çarşaf sihirli reçeteler yayınlanıyor, millet ölümüne diyet yapıyor. Otuz kupona yağ aldırma, çekme, toparlama ameliyatı veremesek de yardımcı olalım istedik. Yemedik içmedik, gittik sorduk; ne zaman diyete başlamalı? Ünlü diyetisyen Zarife Tüysıklet de tehlike sinyallerini sizler için sıraladı.

-İki günde bir fermuar patlatıyorsanız. “Ay zaten pantolon/etek eskiydi, yeni yıkandığından daralmıştı, şöyle gerineyim derken yırtıldı gibi” bahanelere sarılıyorsanız...
-Çorap giyerken yorulduğunuzu hissediyor, ayakkabı bağlarken ‘tısss’lıyorsanız...
-Kafa aşağı doğru çevrildiğinde, ayak parmakları ile gözler arasında duran bir göbeğin var olduğunu fark ediyorsanız...
-Oturduğun plastik sandalyeyle birlikte ayağa kalkabiliyorsanız...

-Çeneyle göğüsler arasındaki kot farkı ortadan kalktıysa...
-Uzun süre sizi görmemiş biri, karşılaştığınızda ‘’senin dişin mi şiş?’’ diye sorduysa...
-Her daim etli butlu çocuk seven yaşlılar ‘’maşAllah, nasıl güzel olmuşsun, kan gelmiş yüzüne” diyorsa...

-Kendi ekseniniz etrafında dönmeniz beş saniyeden fazla sürüyorsa...
-Çevrenizdekiler “ama senin yüzün güzel” demeye başladıysa...
-Sürekli olarak kullandığınız klavyede bir tuşa bastığınızda iki farklı karakter çıkıyorsa...

-Eskiden belin etrafında fır fır dönen etek, bir milimetre bile kıpırdamıyorsa...
-Gerek kıyafetlerin içine sığmak, gerek içine sığacak bir kıyafet bulmak için ekstra enerji harcanıyorsa...
-Göbeği kül tablası, kumanda vb. için sehpa olarak kullanabiliyorsanız...

-Her türlü finansal harcamayı ‘Urfa kebap kuru’na dönüştürüyorsanız...
-Sizden daha zayıf tanıdıklarınıza “ne bu böyle bir deri bir kemik kalmışsın” deyip, zorla önünüzdeki bol yağlı yemekten yedirme çabaları içine giriyorsanız...
-Eski bir kıyafete girmeye çalışırken can vereceğinizi zannediyorsanız...

-”Göbek değil o Türk kası, kaslara zarar gelmesin diye üzerlerini yağ kaplattım, benim kemiklerim iri” gibisinden çırpınışlar sergiliyorsanız...
-Vücudunuzun sığabileceği bir yerden geçerken kollarınızla bacaklarınız geçip kalçanız takılı kalıyorsa... evet... Standart kilonuzdan sapmışsınızdır!
Elinizdekini derhal bırakın ve diyete başlayın...

Ni­nem diyor ki:

Obur, mezarını dişleriyle kazar...

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Bakkal Gazi, Marketos’a karşı!
« Yanıtla #23 : 04 Temmuz 2010, 11:56:52 »
 
Amerika’da ‘gurme dükkanı’ sayılıp el üstünde tutulan ve fakat maalesef ülkemizde ayakta kalabilme savaşı veren tüm bakkallara...
Tüketim topraklarında amansız bir savaş yaşanmaktadır.

Marketos, süpermarket diyarının kötü kralıdır. Kalesinden bet kahkahalar atarak gıda piyasasını istila etmekte, bakkalları tek tek yok edip, geçtiği yerleri yakıp yıkmaktadır.

“Bakkal Gazi”, Küçük Esnafya’lı yiğit bir akıncıdır. At üstünde çitlemek için çekirdek almaya bakkala geldiğinde ise...dumanlar hâlâ tütmektedir! Dişlerinin arasından “Marketosss!” diye hırsla mırıldanır. Bakkal Gazi, talan olmuş dükkancığa, asılı filesinden savrulmuş toplara, saçılmış para üstü mahiyetindeki sakız ve gripinlere acı dolu gözlerle bakar... Ve intikam yemini eder!

Atının terkisine atlar, dooğru Marketos’un kalesine. Dınnırıııı nııııım! Dığıdık dıgıdık... Zekice bir stratejiyle, tebdili kıyafet yapıp Çengelköy hıyarı olarak kaleye, ay, markete sızar. Bir iki demir eğer büker, tek okla beş şövalye haklar.

Marketos’un kızı Prenses Kasiyer, bu yağız delikanlının kekremsi acı kuvvetine kayıtsız kalamaz, direkt abayı yakar. Bakkal Gazi ise, hatuna “Düşman beldenin yaman güzeli” falan gibisinden şiirimsi laflar ederken yakalanır ve zindana atılır.

Prenses Kasiyer, zindanın anahtarını yürütüp şövalye kılığına girer (ten rengi süper ince çoraplı şövalye) ve Bakkal Gazi’yi işkencede pert olmadan kurtarır. Sonrası malum; Bakkal Gazi kılıcını şakırdatır, atıyla surlara dalar, geri döner bir daha dalar, serçe parmağıyla ok atar, tükürüğüyle mancınık vee hepsini haklar.

Bakkal Gazi, soluklanırken prensese döner ve; “Gün gelecek bakkallar, nostalji icabı baş tacımız olup romanlarda, hikâyelerde hoş birer emektar olarak kalacaklar...

Ne parmaklarının ucunda yükselip tezgaha avucundakileri boşaltan çocuklar, ne onların “bakkal amca bu paraya ne olur?” soruları, ne leblebi tozları, ne de bakkal defteri kalacak. “Ver ordan 250 gram peynir, yaz hesaba, aybaşı öderim” rahatlığı da, pijamayla bi koşu ekmek alma konforu da kalmayacak...

Terliyken sıcak gazoz açan, hatta kapaklarını bizim için biriktiren, babaya selam söyleyen, bayramlarda çikolata arada da nasihat ikram eden bakkallar tek tek kapanacak. Kasada bilmem kim amca veya bilmem ne teyzenin oturmadığı alışveriş merkezlerinde ruhsuz “dıt dıt” sesleriyle barkodlar okunacak. Hatta belki bir gün insanlar da barkodlanacak...” der.

Neyse... Bakkal Gazi intikamını almıştır, prensesi de. Bakkala dönerler. Prenses Kasiyer ismini Çırak olarak değiştirir, evlenirler, mutlu mesut hayatla yaşlanıp, Bağ-Kur’dan tekaüt olurlar...

> Ni­nem diyor ki: Tavşanı tazı tutar, çalımı avcı satar.

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Gelin olmuş gidiyorsun
« Yanıtla #24 : 18 Eylül 2010, 00:24:07 »

Eskiden evlerin gelini mutfak tüpleriydi. Metalik gri ya da mavi olan özgün halleri, annelerin şirin, temiz imalathanelerine
uymadığından, tüpler tülden, yünden kılıflarla bezenerek gelin gibi süslenirdi.

Çok evi köyü mahalleyi patlatan bu potansiyel bombanın evdeki varlığına bir tepki, bilinç altı korkulara bir kandırmaca mıydı bilinmez ama mutfağa girer girmez hepsi fırfırlı, janjanlı gelinliklerine bürünürlerdi...

Doğalgazın evlere girmesiyle gerileyen bu akım, yerini su damacanasını süslemeye bıraktı.

Süsleyecek bir şey bulamayan hanımların yeni hobisi; damacana elbisesi! Eni konu bir pazar oluştu.

Özel dikim gelinlikler mi istersin? kıllı yünlerden peluş tulumlar mı istersin?
Dantellisi, nakışlısı, her zevke göre süslü yüzlercesi mevcut.

Yalnız, damacanasının psikolojisi biraz olsun düşünülüyorsa (malum tombulcana)

seçimin enine çizgiliden yapılmaması gerekir! “Damacana elbisesi ne yaaa??” demeyin.

Beterin beteri; aynı derecede abuğu ve daha korkuncu; ‘bebek şeklinde poşet torbası!’ var. Aman diyeyim...
Neyse efem, damacananın ‘hem mutfağa yakışmasını!’ hedefleyen bu

‘Türk ev teyzesi’ buluşu aslında mantıklı ve de sağlıklı! Malum su damacanaları, cüsseleri ve kafalarındaki o acayip sesler çıkaran

tulumbaları sayesinde Google Earth’den bile kolayca görünebilirler.

Tipsizler! Ayrıcana polivinil klorür kaplara kılıf, hava ve gün ışığıyla birleştiğinde kısa sürede yosun tutma özelliğine sahip olan suyun, ağzımızda yeşil yeşil yosunumsu tatlar bırakmasını önler. Aynı amaç için daha sade şeyler de kullanılabilir; eski baba pijamasının tek bacağı kesip geçirilebilir. O da olur... da... mutfağın ortasında pek hoş duracağını sanmıyorum.

Aslında, oklavaya bile kılıf ören bir kültürde damacana elbisesi normaldir.

Hanımlar, evlerine sonradan giren damacanayı çiçek gibi mutfağına yakıştıramıyor, tabii içleri rahat etmiyor. O öyle çıplak kaldıkça da içlerine dert oluyor. Her evde mutfak dolaplarına dantel koyan, ankastre beyaz eşyaların üzerine bir şey serememekten muzdarip, cep telefonlarına enteresan kılıflar örmüş, kullanılmadı diye az biraz da küsmüş, “şu senin bilgisayara da bir örtü uydursaydık” diye içi giden anneler var...

Benimkini, geçen yaz vantilatörün üzerine dantel örttüğünde kendi haline bıraktık. Ninem ise, seri paspas-patik üretimine ara verdi, bu aralar saksıya hırka örüyor harıl harıl.Yemin olsun bak...

Ez cümle; renkli, yetenekli ve eğlenceli Türk hanımları, teşvik edilmelidir! Buuu, yaratıcığın dört duvar arasına hapsolmuş halidir. En umursamazı bile reçel kavanozlarını, şokella bardaklarını öyle bir giydirip sıraya sokar ki, Cemil İpekçi defilesi sanırsın. Sanat çevrelerince desteklenmelidir! İmkanı yok gariplerin, yoksa onlar da bilirdi Queen Elizabeth’e elbise dizayn edip giydirmeyi...

Ni­nem diyor ki:

Akarsuya inanma, el oğluna dayanma

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ev işi
« Yanıtla #25 : 18 Eylül 2010, 18:08:16 »

Geçen haftalarda yayınlanan bir araştırmaya göre; kadınlar yılda yedi bin dokuz yüz yirmi dakika dırdır yapıyormuş. Bu da beş buçuk güne denk geliyor. ( peh, abartıldığı kadar çok değilmiş!) En çok dırdır yapılan konu ise; kocaların ev işlerine yardım etmemesi imiş...

Kadınların yüzde seksen yedisi, erkeğe iş yaptırmak için dırdırın şart olduğunu düşünüyor, erkeklerin yüzde yetmişi de ‘dırdırdan sonra’ istenilen işi yapıyormuş...

Hani dırdırın dozu artırılsa ya da hayaller gerçek olsa ve bütün ev işlerini erkekler yapsaydı ne olurdu?

- Ütü yapmakla vakit kaybetmezler, ‘Buruştur ve çık’ modası çıkarırlardı.
- Aynı bezle musluğu, yeri, paspastaki karpuz suyunu, sehpayı, mutfak tezgahını silerler ve bunda hiçbir sakınca görmezlerdi!

- Çamaşır makinesine stop lambaları, durulama tuşuna sis lambası, devirini yükseltmek için ekstra motor ve dahi çelik kapak takarlardı.
- Dolma sararlardı... Ama Trakyalı olanlar dolmaları tencereye “üç, bej, iki”, olmayanlar “dört, dört, iki” taktiğine göre dizerlerdi.

- Kurabiyeler öyle kalpli malpli, haa bir de katiyen yuvarlak olmazdı... Koparılmış herhangi bir Mercedes amblemi kurabiye kalıbı olarak kullanılırdı.
- Yemeklerin adı da değişirdi. Polat Kebabı, Hakem bayıldı, Alex dudağı tatlısı, Borsa böreği...
- Maydanoz, dereotu, kıvırcık gibi bayım bayım malzemeler bir yiğidin mutfağında yer almazdı.

- Toz almaları kolay olurdu. Sehpaya yaklaşıp “Dağılın laynn!” narası yüzeyde hiç pamukçuk bırakmazdı.
- Elektrik süpürgesine spor Anadol muamelesi yaparlar; süpürgenin yanına, arkasına “Toz imparator’, ‘Büyüyünce halı yıkama makinesi olacağım’, “Madem ki tozsun, bil ki yoksun” çıkartmaları yapıştırırlardı.

İnsan bu. Sürekli değişim içinde olduğumuzdan ve bulunduğumuz ortamın şeklini aldığımızdan belki zamanla onlar da değişirlerdi. Komşuya beş çayına kek götürür, hatta bir gün parmak arası terlik bile giyerlerdi. Hiç birimizin hoşuna gitmezdi değil mi? Tabii ki hayat müşterek, yardımlaşmak kaçınılmaz. Ama bırakalım herkes tabiatının uyum sağlayabileceği işlerde yoğunlaşsın, ha?

Ni­nem diyor ki:

Aşını, eşini, işini bil

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı BT 857

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 198
Ynt: Akıncı ruhu uyumaz
« Yanıtla #26 : 18 Eylül 2010, 19:38:03 »
 :)
LA TENSENA

Çevrimdışı aydeniz

  • yazar
  • ****
  • İleti: 560
  • Hakka kul olmak
Ynt: Akıncı ruhu uyumaz
« Yanıtla #27 : 19 Eylül 2010, 10:53:36 »
teşekkürler tuğra, halime hanımında ninesine bayılıyorum fg20))

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Kokona
« Yanıtla #28 : 21 Eylül 2010, 23:02:08 »
 :)

-------------------------------------------------------------

Kokona
 
Kuaför koltuğunda keleş saçlarına ‘havalı’ bir model yaptıran kokona, yanındakine dönüp beni göstererek; “Ecnebi galiba, hiç tepki vermiyor!” dedi. Yarım saattir sabırla bu kokonayı dinliyorum. Kenarı taşlı gözlüğü, arkeolojik araştırmalara elverişli suratı, kırmızı ruju, yağlarını özgür bırakan dekolte kıyafeti ve salak saçma takı koleksiyonuyla tam bir kokona!

Bir şey partisi kadın kolları başkanıymış, sayın ‘Bilmemkim’le arası pek iyiymiş, kadınlarımızın medenileşmesi için çok çabalıyorlarmış... Kadınlarımız çok cahilmiş... Ayakta basma etek, kafada yemeni; “Olmuyormuş yani!” Glu gulu, glu glu... Ay, uykum geldi!

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, akça pakça ninelerin torunlarına anlattıkları masallar taaa uzaya kadar çıkmış. Hasetün gezegenindekiler bunu çok kıskanmış ve, “Ooolum, elin dünyalısının haminnesi ne güzel masallar anlatıyor, bizde Falım sakızı içinden çıkan maniler bile yok!” demiş. Kıskançlıktan çatlayan uzaylılar, bu durumu engellemek için Kapıkule sınır kapısına bir uzay gemisi dolusu kokona getirip salıvermiş!

Kokonalar; granit suratlı, tıkız hindilere benzermiş. Uzaylı oldukları anlaşılmasın diye beşer kiloluk yağlı boyalarla makyaj yaparlar, tüylü şapkalar takarlar, cehaletlerini çok bilmişlikle sıvarlar, ikinci bahara şiddetle inanırlarmış...

Hasetün gezegenindekiler kokonalara; dondurulmuş yiyecekler pişirmelerini, tarhana çorbasını ayıp saymalarını, ballı somon kanepecikleri hazırlayıp konken oynamalarını emretmiş! Ve tabii; yazlık çay bahçelerinde ve çalıştıkları büyük şirketlerde tiz kahkahalar atmalarını da...

Kokonalar dünyalı kocaları, çocukları ve hiçbir erkek tarafından benimsenmediklerinden, ait olma içgüdülerini tatmin için dernek ya da parti işleriyle uğraşmaya başlamışlar: Pörsümeyle Savaşanlar Derneği, Muşmulalar da Leopar Giyer Vakfı, Botoks ve Gerdirme Dostları Partisi...

Tanınmamak için sık sık estetik ameliyat yaptırmış, Hasetün gezegeninden, “Yahu n’apıyorsunuz? Suratınız resmen birşeye benzedi!” şeklinde ihtarlar alsalar da kulak asmamışlar, geceleri ise gizliden gizliye saçlarını bigudilere sarmışlaaar.

Görev icabı, kendileri gibi uzaylı olan köpeklerine (Fifi, Kontes vb.) salonun ortasına tuvalet yapmamayı ve çocuk sevgisiyle hayvan sevgisini trampa ettirmeyi öğretmeye çalışmışlar.

Kimileri koket davranışlar sergilemiş, genç olanları atılgan-aktif kadın ayağına kadın cinsinin nezih imajını zedelemiş; bu imajı da dünyalı adamlara maalesef benimsetmiş, kimileri de masum masallar anlatan ninelerden daha yüksek sesle ‘ideal kadın martavalları’ okumuşlar.

Taaa ki kokonalar... (Masalı siz bitirin karnım aç...) Gökten üç elma düşmüş. Biri benim başıma iftarda, biri sahurda o da bana, diğeri de sizin kafanıza. Daha çook elma varmış da, yazıda yer kalmamış...

Ni­nem diyor ki:

Densiz deve kuyruğu, ‘deh’ demeden sallanır.

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Refleksoloji
« Yanıtla #29 : 25 Eylül 2010, 00:40:26 »
 
Refleks, kişinin özgür iradesinin dışında oluşan, dışarıdaki herhangi bir uyarıcıya verilen ani tepkidir. Omurilik tarafından yönetilir. Bir başka deyişle refleks; yediğiniz tokattan sonraki üç saniye içinde karşı tarafa kontratak yaparak patlattığınız şamarın bilimsel adıdır... Doğuştan gelen ve sonradan kazanılan olmak üzere, iki tiptir. Öksürme, göz kırpma ilkine, limon görünce ağzın sulanması ikincisine örnektir. Üçüncü tip ise yurdum insanına has, bir nedensellik içermeyen belirli durumlarda tamamen refleks olarak gerçekleştirilen eylemler...

Hıhhımm; mühim bir laf etmeden önce, kurdele kesim arifesinde, nutuk başlangıcında yapılan boğaz temizleme refleksidir. Bizde milletçe kronik farenjit mi var bilemiyorum ama her mühim laf demeden önce yapılır.

Beş dakika; annesi, ev arkadaşı, abisi veya herhangi birisi tarafından okula-işe gitmesi için uyandırılan kişinin, “5 dakika daha yaaa...” diye uykulu cevap vermesi olayıdır. Her on kişiden yedisinde görülmektedir. Ancak o ‘5 dakika’ her daim daha uzun sürer, her daim geç kalınır.
 
Muuccuks; kötü bir olayın düşünülmesi, konuşulması durumunda kulağını çekip ‘mumuckks’ sesini çıkarmak ve ardından sert bir zemine çalar gibi ‘tık tık’ vurmak...hatta tahta zemin aramak; daha da fenası ‘tahta bir şey bulamadım gel kafana vurayım’ cinsinden saçmalamak...

Ayna ayna; özellikle bayanlarda yansıma oluşturan her nesneyi ayna olarak kullanma refleksi. Mağaza vitrinlerini, araba cam ve aynalarını, restorandaki bıçağı, hiç olmadı karşıdan gelen insancığın güneş gözlüğündeki yansımasını dahi acaba bu ‘nano saniye içerisinde nasıl görünüyorum?’ düşüncesiyle kullanmaktır.

Hay ben; tökezlemeye yol açan şeye dönüp bakma refleksidir. Vücut dilinin “hay ben...” isimli bakışına tekabül etmektedir... Ben bilmem ki tökezledikten sonra kişi dönüp arkasına bakmasın, onunla yüzleşmesin, insanın doğa karşısındaki çaresizliğini bir kez daha kabul etmesin...
Çamur atma refleksi; İş dünyasının, mahalledeki kocakarıların, özellikle de siyasetin altın kuralıdır.

Tedavi yoluna gidilmezse zamanla tike dönüşür.

‘Hayır’ anlamında ‘cık’ sesi çıkarmak... “kim ooo ?” sorusunu “beeen” diye cevaplamak... överken, yererken, korku anında, beklenmedik olaylarda, parmak sıkıştırdığında refleks olarak küfür savurmak... yeşil ışık yanar yanmaz öndeki arabaya ‘geç geç’ kornası çalmak... Polis çevirdiğinde “sen benim kim olduğumu biliyor musun” demek...

Ama bence en enteresanı; birinin kazara ayağına bastığınızda, bilinçsizce ağzını açması! Deneyin bak, ben her denediğimde öyle tepki veriyorlar...

Ni­nem diyor ki:

Zamanında gerek tımar, öldü eşek, kaldı semer...

Halime Gürbüz
*~*~* TUĞRA *~*~*