Gönderen Konu: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler  (Okunma sayısı 40316 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı racül

  • Moderatör
  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1265
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #30 : 31 Mayıs 2009, 01:56:30 »

sunu da düsünün mipek kardesim:

Kurani Kerimi biz mi daha iyi anlariz, Peygamberimiz (SAV) mi?

Bu sorunun cevabi hepimizce müsellemdir..

KUrani Kerimi tefsir etme, anlama hakki birinci derecede Aleyhisselatü vesselam efendimizindir..

Peygamberimizin (SAV) ve ashabinin (RA) hayati kurani kerimin bir tefsiri mahiyetindedir.. Bazi seyler, sadece kitabi olarak anlasilmaz..

Adam senelerce mühendislik egitimi aliyor, santiyede pratik yapmadiysa, 4-5 senelik tahsili bir ise yaramaz.. Pratik ile görülür her sey..

Kurani kerimin tefsirinin pratigi asri saadettir..

Bir kimse dini sadece kurani kerim ve hadisi seriflere bakarak anlayamaz. Onun pratigini görmeden bu konuda fikir sahibi olamaz.

Asri saadet bir pratiktir. Görülmeden din anlasilmaz..

Aleyhisselatü vesselam efendimiz bir hadisi seriflerinde:

"Benden sonra ashabima, ve ondan sonra gelenlere, ve daha sonra gelenlere tabi olunuz" buyuruyor..

Zira ashab o pratik uygulamayi yasayanlardir, tabiin o pratigi görenlerdir tebei tabiin en sicak haliyle duyanlardir..

ondan sonra rivayetler gelir..

Peygamber Efendimiz (SAV)'in bu hadisi uyarinca 4 mezhebin müctehid fil mezhebi, müctehidi mutlaki tabiindendir..

Tabiin ve tebei tabiinden olmayanlar artik,

pratigi birinci dereceden gören ve duyan olamadiklari icin, birinci dereceden görüs belirtme hakkina malik degillerdir. Onlar müctehid fil mezhep olabilmisler, hatta müftilik makami bile bir coklari icin uulasilmaz sayilmistir...
....
Imdiii,

Kurani kerim bize nazil olmadi hasa

onun uygulamali aciklamasinin yasandigi dönemde yasamadik.

o dönemi yasayanlari görmedik...

Görenlerin kitablarina kayd ettikleri ilmi mütalaalari bihakkin okumus da degiliz...

üstelik kurani kerimin nazil oldugu orjinal lisani da bilmiyoruz..

Biz kurani kerimi anlamak hususunda neyimize dayanarak hak iddia edebiliriz..

Bizim kurani kerimi anlama konusunda elimizde bi tek alet var: o da "HEVA"
...
"hevasina göre kurani kerime mana veren atesteki yerini hazirlasin"
« Son Düzenleme: 31 Mayıs 2009, 13:42:39 Gönderen: Tuğra »
Es ist keine Schande hinzufallen, aber es ist eine Schande einfach liegen zu bleiben.
                                                Theodor Heuss
                             ehemaliger Bundespräsident

Çevrimdışı mipek

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 4
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #31 : 20 Haziran 2009, 17:23:53 »
Bizim kurani kerimi anlama konusunda elimizde bi tek alet var: o da "HEVA"
...
"hevasina göre kurani kerime mana veren atesteki yerini hazirlasin"

"Kurani kerimi kendi hevasina göre tefsir eden atesteki yerini hazirlasin" hadisi serifi,


-alıntıladığınız bu hadisler iki ayrı hadis mi yoksa tek hadis mi?Birisinde "tefsir eden" deniliyor diğerinde "mana veren"deniliyor.Bu hadis Kuranı tefsir etmekle ilgili.Her hangi bir ayete veya hadise dayanmadan bir sahabinin açıklamasına dayanmadan yapılan tefsirleri işaret ediyor.Kuranın anlamını anlamayı veya anlamaya çalışmayı yasaklayan bir hadis değil.

-Kuran; okunmak, anlaşılmak, öğüt alınmak,düşünmek, ibret almak,pratiğe aktarılmak için indirilmiştir.Bunu ifade eden bir çok ayeti kerime mevcuttur.Öğüt almak pratiğe aktarmak için onu anlamak , anlamak için çaba sarfetmek zorunludur..Kitabımız mübin bir kitabtır. Apaçık ve anlaşılıır bir kitap...Teafsir ilminin amacı da İnsanların Kuranı anlama zorunluluğundan ve ihtiyacından doğmuştur. benim inancım budur.

İnsanlar Kuran okumalılar,okudukları Kuranda Rabbinin kendilerinden ne istediklerini,Rabbinin kendilerine ne dediklerini anlamaya çalışmalılar.
Kuranın kendisini ve mealini okuyarak onu anlamaya çalışmayı "heva" olarak değerlendirmek,sonra da hadisi yanlış yerde delil olarak kullanıp insanları ateşe göndermek sağlıklı bir değerlendirme değildir.

Çevrimdışı racül

  • Moderatör
  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1265
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #32 : 21 Haziran 2009, 03:18:10 »
saygideger kardesim,
üc tane ardarda mesaj yazdim. Onlarin tamaminda sizin bu yazdiginiz mesajin cevabi var...

....

"Kurani kerimi okumak ve anlamaya calismak"

böyle bir ibare suna benziyor:

Özellikle semboller ve kapali anlamlarla, mecazlarla, istiarelerle ve yerine göre de acik anlamlarla yazilmis bir siirden, herkes bir seyler anlamak icin calismalidir.
hatta bu gibi siirlerin manasi, her okuyanin kafasinda uyanan manadir
gibi bazi ifadeler vardir.

ayeti kerimeleri insanlarin okuyup, oradan kendi anladiklari manalarla, tefekkür etmelerini tesvik, kurani kerimi bir siir menzilesine indirmek olur. Üzerinde tefekkür etmenin, sirat üzerinde yürümek kadar tehlikeli olabilecegi gercegini yadsimak olur...

....

Kurani Kerimin hic bir harfi sebebsiz degildir. Her harfinde muazzam mana yükü vardir. Bu mana yükünü yükleyen, onu desifre etme, decode etme hakkini Peymgamberimiz (SAV)'e vermistir.
Sonra da "bu kurani sadece alimler anlar" nazmi celili muvacehesinde, Peygamberimizin kurani kerimin tefsiri mahiyetindeki kavli, fiili, takriri sünnetini,
kurani kerimin canli tefsiri olan asri saadeti,
o günleri gören tabiin ulemasinin nakl ettiklerini

bilen

ulemaya vermistir...

Bize düsen,

Kurani Kerimi amma arapcasindan, amma türkce mealinden okuyup,
üstünde tefekkür etmek degil,

O ayetlerde kasd edilen manaya dair, "yetkin" büyüklerin talim ettigi manalari ögrenmektir...

...

Otlardan ilac yapmak kudreti, ustasina aittir. Biz ancak hazirlanmis rezepti ilac olarak kullanabiliriz..
Mevlanin yarattigi otlarda sifa vardir deyip bi ondan bi bundan sifa niyetine yemeye kalkarsak,

"sifayi buluruz"...

...


Bu arada,
Kurani Kerim baska bir dile, bir insan tarafindan tüm mana yüküyle cevirilemeyecek kadar muazzam bir bicimde lafiz mana ayrilmazligi icinde arapca olarak inzal buyurulmustur. Lafzi da manasi da mucizedir.. Ikisi bir bütündür.

Manayi orjinal lafizdan soyutlayip, baska bir dilin kalibiyla vermeye kalkmak esasen ciddi bir hatadir da... ayri bir mevzuu..

...
Es ist keine Schande hinzufallen, aber es ist eine Schande einfach liegen zu bleiben.
                                                Theodor Heuss
                             ehemaliger Bundespräsident

Çevrimdışı eginli

  • yazar
  • ****
  • İleti: 709
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #33 : 21 Haziran 2009, 11:40:54 »
Sayin MFG'nin meselesi pratikle ilgili.. Islam itikadindaki temellerle ilgili bir sözü yok.. Ben okuduklarimdan bunu anliyorum deyip diyaloga geciyor, Misyoner okulunun islam kürsüsüne bagis yapiyor. Bunlar amelle ilgli meseleler. Ehli sünnetin temel inanislarina bir reddiyesi yok.
Ibni Teymiye ise Hazreti Allah'a (CC) mekan izafe etmek gibi, oldukca temel konularda ehli sünnetle "teoride" ters düsüyor. Itikatta islam tarihinde bir kirilma noktasi teskil ediyor. Kirilan yer de acilan makas agzi gibi arkasindan Vehhabilik gibi bir uc hareketi doguruyor..

..........

Ilmi dirayetin ögülmesi dogruluga delil degildir. Malum seytanin da ilmi dirayeti ögülmüstür ama cifte sugrali kaziyyesiyle cuvallamistir. Oradaki bir kirilma makasin bugünkü ucunu nerelere getirmistri..

Seyh Bedrettini de osmanli ulemasi ilmi dirayetinden dolayi ögmüstür. Ama hem itikatta hem de amelde bir yigin galati vaki olmustur...

.........

kardesim, bir baska sitede fg cematinden kisiler, ibni teymiyeyi,efganiyi ve diger bu zihniyet mensuplarini göklere cikariyorlar, bunu nasil izah edecegiz?...
Allah(c.c)selami üzerimize olsun.

Bu dünyanin cefasindan sefasina sira gelmez,
gafil olma  ilme calis gecen günler geri gelmez.

Çevrimdışı racül

  • Moderatör
  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1265
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #34 : 22 Haziran 2009, 02:58:09 »
isteyen istedigini istedigi yere cikarabilir.

bu adamlarin ne oldugu malum. Böyle adamlara sahib cikan kendini lekeler.
Es ist keine Schande hinzufallen, aber es ist eine Schande einfach liegen zu bleiben.
                                                Theodor Heuss
                             ehemaliger Bundespräsident

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #35 : 02 Temmuz 2009, 21:19:48 »


.....azizistanbul,böyle diyorsun da,fatihan,"Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler" başlığında "Kur’an-ı Kerim mealleri ve muteber bir alime göre   şerhi yapılmamış Hadîs-i Şerif mealleri,"  diyor.
 Kur’an-ı Kerim mealleri  OKUMAYIN,SAPITIRSINIZ DEMEK,Allah`IN  Kitabını kullarından esirgemek değil mi?



Allah'ın kitabını kullarından esirgemiyoruz.Allah haşa kullarına meal mi indirdi.Hüküm verirken konuyu bütünüyle ele alalım lütfen.Koyu ve büyük olan yazı gerekli izahı sunuyor sanıyorum.
« Son Düzenleme: 02 Temmuz 2009, 21:22:15 Gönderen: Fatihan »

Çevrimdışı februli

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 20
İmam ı Azam Hazretleri Hakkında
« Yanıtla #36 : 21 Ekim 2009, 12:55:14 »
 Ne için ve ne ile ilgili ,neden yazdıklarımıza dikkat edelim ne dersiniz.

Buhari ve Müslim’deki bir hadis-i şerifte; “İman, Süreyya yıldızına çıksa, Faris oğullarından biri elbette alıp getirir” buyuruldu. İslam âlimleri, bu hadis-i şerifin imam-ı a’zam hakkında olduğunu bildirmiştir. Yine Buhari ve Müslim’de bildirilen bir hadis-i şerifte; “İnsanların en hayırlısı, benim asrımda bulunan Müslümanlardır (yani Eshab-ı kiramdır). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (yani Tabiindir). Onlardan sonra da onlardan sonra gelenlerdir (yani Tebe-i tabiindir)” buyuruldu. İmam-ı a’zam da, bu hadis-i şerifle müjdelenen Tabiinden ve onların da en üstünlerinden biridir. Hayrat-ul-Hisan, Mevduat-ül-Ulum ve Dürr-ül-Muhtar da yazılı olan hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Âdem (aleyhisselam) benimle öğündüğü gibi ben de ümmetimden bir kimse ile öğünürüm. İsmi Numan, künyesi Ebu Hanife’dir. O, ümmetimin ışığıdır.)

(Peygamberler benimle öğündükleri gibi ben de Ebu Hanife ile öğünüyorum. Onu seven beni sevmiş olur. Onu sevmeyen beni sevmemiş olur.)

(Ümmetimden biri, İslamiyeti canlandırır. Bid’atleri öldürür. Adı Numan bin Sabit’tir.)

(Her asırda ümmetimden yükselenler olacaktır. Ebu Hanife zamanının en yükseğidir.)

Hazret-i Ali de; “Size bu Kufe şehrinde bulunan, Ebu Hanife adında birini haber vereyim. Onun kalbi ilim ve hikmet ile dolu olacaktır. Ahir zamanda, birçok kimse, onun kıymetini bilmeyerek helak olacaktır” buyurdu.

İmam-ı a’zamın zamanında ve sonraki asırlarda yaşayan İslam âlimleri hep onu methetmişler, büyüklüğünü bildirmişlerdir.

Abdullah ibni Mübarek anlatır:
İmam-ı a’zam Ebu Hanife, imam-ı Malik’in yanına geldiğinde imam-ı Malik ayağa kalkıp ona hürmet gösterdi. O gittikten sonra yanındakilere: “Bu zatı tanıyor musunuz? Bu zat, Ebu Hanife Numan bin Sabit’tir. Eğer şu ağaç direk altındır dese, ispat eder” dedi.

Veki' der ki:
“Allahü teâlâya yemin ederim ki, Hazret-i İmam çok emin idi. Yine Allahü teâlâya yemin ederim ki Allahü teâlâ onun kalbine azamet ve celaleti ile tecelli eylemişti, Allahü teâlânın rızasını her şeye tercih ederdi.”

Ebu Ahvas der ki :
“Eğer kendisine üç güne kadar öleceği bildirilse, yapmakta olduğu amelden, ibadetten daha fazlasını yapması imkansızdı, çünkü her zaman yapılabilecek ibadetin çoğunu yapardı.”

Bekir İbni Maruf der ki:
“Bu ümmetin içinde sireti, Ebu Hanife'den güzel olan bir kimse görmedim.”
(Siret, ahlak ve kalb güzelliği demektir.)

Hasen İbni Salih der ki:
“Ebu Hanife, kuvvetli vera sahibi ve haramlardan çok uzak idi. Şüpheli olur diye, helallerin fazlasından kaçınırdı. Kendini ve ilmini koruma hususunda daha kuvvetli âlim görmedim. Vefatına kadar ömrü mücadele ile geçti.”

Yezid ibni Harun der ki:
“Bin âlimin huzurunda bulunup hepsinden ilim topladım. Bunların içinde, vera sahibi ve dilini çok koruyan Ebu Hanife’den başkasını görmedim.”

Hafas der ki:
“Otuz sene Ebu Hanifenin sohbetinde bulundum. Aleni yapmadığı bir şeyi, gizli de yaptığını görmedim. Şüphelendiği bir şey, malının hepsi bile olsa yanında saklamaz, elinden çıkarırdı.”

Harun Reşid, Ebu Yusuf'a Hazret-i İmamın ahlakını sordu. Ebu Yusuf şöyle anlattı:
(Haramdan nefret eder, çok sakınırdı. Dinde bilmediği şeyi söylemezdi. Allahü teâlâya itaat ve ibadet etmeyi ve Ona isyan etmemeyi çok severdi. Dünyayı sevenlerden, dünyaya düşkün olanlardan uzak idi. Az konuşur, çok düşünürdü. Eğer bir soru sorulsa ve cevabını bilse, söyler ve daima doğruyu söylerdi. Eğer bunun gayrisi bir mesele olsa, hak üzere kıyas edip, ona tâbi olur, bunda dinini çok kayırırdı. İlim ve malını Allah yolunda dağıtırdı. İnsanlardan hiç kimseye ihtiyacı yoktu, O yalnız Allahü teâlânın rahmetine kavuşmayı ve rızasını kazanmayı düşünürdü. Hiç kimseye tamah etmez. Gıybet etmekten çok uzak idi. Bir kimseyi hayırdan, iyilikten başka şey ile anmazdı.)
Harun Reşid, bunları dinledikten sonra dedi ki: (Bu saydıkların salihlerin, evliyanın ahlakıdır.)

Hafız Muhammed ibni Meymun der ki:
“Ebu Hanife’nin zamanında ondan arif ve fakih yoktu. Yemin ederim ki, onun mübarek ağzından bir söz duymaya yüz bin dinar (altın) veririm.”

İbni Üyeyne;
“Onun eşini ve benzerini gözüm görmedi, fıkıh bilgisi Kufe’de Ebu Hanife’nin talebesindedir” demiştir.

Davud-i Tai’nin yanında Ebu Hanife hazretlerinden konuşuldu. Buyurdu ki: “O bir yıldızdır. Karanlıkta kalanlar onunla yol bulur, hidayete kavuşur.”

Hafız Abdülaziz ibni Revvad der ki:
“Ebu Hanife’yi seven, Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebindedir. Ona buğz eden, kötüleyen bid’at sahibidir. Ebu Hanife bizimle insanlar arasında miyardır (ölçüdür). Onu sevenin, ona yüzünü dönenin Ehl-i sünnet olduğunu; buğz edenin bid’at sahibi olduğunu anlarız.”

İbrahim bin Muaviye-i Darir der ki:
“Ebu Hanife’yi sevmek sünnetin tamamındandır. Ebu Hanife adaleti gözetir, insafla konuşur, ilmin yollarını insanlara beyan eder ve herkesin müşkillerini çözerdi.”

Hakikate varmış evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüsteri;
“Eğer Musa ve İsa aleyhimesselamın kavimlerinde Ebu Hanife hazretleri gibi âlimler bulunsaydı, bunlar doğru yoldan ayrılıp, dinlerini bozmazlardı” buyurdu.

İmam-ı Şafii; “Ben imam-ı a’zam Ebu Hanife’den daha büyük fıkıh âlimi bilmem. Fıkıh öğrenmek isteyen onun talebesinin ilim meclisinde otursun, onlara hizmet etsin” buyurdu.

İmam Ahmed ibni Hanbel; “İmam-ı a’zam, vera (haramlara düşme korkusuyla şüphelilerden sakınan) ve zühd (dünyaya düşkün olmayan), isar (cömertlik) sahibiydi. Ahirete olan arzusunun çokluğunu kimse anlayacak derecede değildi” buyurdu.

İmam-ı Malik’e; “İmam-ı a’zamdan bahsederken onu diğerlerinden daha çok methediyorsunuz?” dediklerinde; “Evet öyledir. Çünkü, insanlara ilmi ile faydalı olmakta, onun derecesi diğerleri ile mukayese edilemez. Bunun için ismi geçince, insanlar ona dua etsinler, diye hep methederim” buyurdu.

İmam-ı Gazali; “İmam-ı a’zam Ebu Hanife çok ibadet ederdi. Kuvvetli zühd sahibiydi. Marifeti tam bir arif idi. Takva sahibi olup, Allahü teâlâdan çok korkardı. Daima Allahü teâlânın rızasında bulunmayı isterdi” buyurdu.

Yahya bin Muaz-ı Razi anlatır:
Peygamber efendimizi rüyada gördüm ve; “Ya ResulAllah, seni nerede arayayım?” dedim. Cevabında; “Beni, Ebu Hanife’nin ilminde ara” buyurdu.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurur ki:
“İmam-ı a’zam, abdestin edeplerinden bir edebi terk ettiği için kırk senelik namazını kaza etmiştir. Ebu Hanife takva sahibi, sünnete uymakta ictihad ve istinbatta (şer’i delillerden hüküm çıkarmakta) öyle bir dereceye kavuşmuştur ki, diğerleri bunu anlamaktan acizdirler. İmam-ı a’zam, hadis-i şerifleri ve Eshab-ı kiramın sözünü kendi reyine (ictihadına tercih) ederdi.”

İmam-ı Rabbani hazretleri Mebde ve Mead risalesinde de şöyle buyurur:
“Derecesinin yüksekliğini ve kıymetini anlatmaktan aciz olduğumuz o büyük imamın şânından ne yazayım! Müctehidlerin en vera sahibiydi. En müttekisi (Allah’tan korkarak haramdan çok sakınanı) o idi. Şafii’den de, Malik’ten de, İbni Hanbel’den de her bakımdan üstündü.”

Yine İmam-ı Rabbani ve Muhammed Parisa hazretleri buyurdular ki:
“İsa aleyhisselam gibi ülülazm bir Peygamber gökten inip İslam diniyle amel edince ve ictihad buyurunca, ictihadı imam-ı a’zamın ictihadına uygun olacaktır. Bu da imam-ı a’zamın büyüklüğünü, ictihadının doğruluğunu gösteren en büyük şahittir.”

Feridüddin-i Attar hazretleri imam-ı a’zamı şöyle anlatır;
“İslamiyetin ve milletin ışığı, din ve devletin mumu, hakikatler menbaı, manevi cevherler ve ince bilgiler denizi, ârif, âlim, sofi, cihanın imamı, methi bütün dillerde dolaşan, her milletin makbulü olanı ben nasıl anlatabilirim? Onun riyazet ve mücahedeleri, onun halvet ve müşahedelerinin sonu yoktur. Firasette, siyasette, akıllılıkta ve zekilikte bir tane idi. Mürüvvet ve fütüvvette bir hilkat garibesi idi. Cihanın kerimi, zamanın en cömerdi, devrinin efdali ve vaktinin en âlimi idi. En yüksek derece ve eşsiz mertebede idi. Hazret-i İmamı-ı Ebu Hanife Kufi'nin şemaili, vasıfları Tevrat' ta, yazılı idi.”
(Riyazet nefsin istediklerini yapmamaktır, Mücahede ise nefsin istemediklerini yapmaktır.)

Son asrın, zahir ve batın (kalb) ilimlerinde kâmil, dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mahir, büyük âlim Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:
“İmam-ı a’zam, imam-ı Yusuf ve imam-ı Muhammed de, Seyyid Abdülkadir Geylani gibi büyük evliya idiler. Fakat âlimler kendi aralarında iş bölümü yapmışlardır. Yani herbiri zamanında neyi bildirmek icap ettiyse onu bildirmişlerdir. İmam-ı a’zam zamanında fıkıh bilgisi unutuluyordu. Bunun için hep fıkıh üzerinde durdu. Tasavvuf hususunda pek konuşmadı. Yoksa Ebu Hanife nübüvvet ve vilayet yollarının kendisinde toplandığı, Cafer-i Sadık hazretlerinin huzurunda iki sene bulunup öyle feyz, nur ve varidat-ı ilahiyyeye kavuşmuştur ki, bu büyük istifadesini; “O iki sene olmasaydı, Numan helak olurdu!” sözü ile anlatabildiler. Silsile-i aliyyenin en büyük halkasından olan Cafer-i Sadık’tan tasavvufu alıp, vilayetin (evliyalığın) en son makamına kavuşmuştur. Çünkü Ebu Hanife, Peygamber efendimizin vârisidir. Hadis-i şerifte; “Âlimler Peygamberlerin vârisleridir” buyuruldu. Vâris, her hususta veraset sahibi olduğundan, zahiri ve bâtıni ilimlerde Peygamber efendimizin vârisi olmuş olur. O halde her iki ilimde de kemaldeydi.”

İslam âlimleri, imam-ı a’zamı bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve evliyayı da bu ağacın dallarına benzetmişler, Onun her bakımdan büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise bir veya birkaç bakımdan büyük kemalata (olgunluklara, üstünlüklere) erdiklerini belirtmişlerdir.

İslam dünyasında ilimleri ilk defa tedvin ve tasnif eden odur. Din bilgilerini kelam, fıkıh, tefsir, hadis, vs. isimleri altında ayırarak bu ilimlere ait kaideleri tespit etti. Böylece Onun asrında zuhur eden eski Yunan felsefesine ait kitapların tercüme edilmesiyle birlikte, bu kitaplarda yazılı bozuk sözlerin, fikirlerin din bilgileri arasına karıştırılmasını ve İslam dinine bid’atlerin sokulması tehlikesini bertaraf etti. İmam-ı a’zamdan önce İslamiyet’in ilk yıllarında ilimlerin tasnifi yolunda herhangi bir çalışmaya ihtiyaç duyulmamıştır. Çünkü ilk asırlarda yaşayan salih ve temiz Müslümanların ilimleri başta din bilgileri olmak üzere son derece berrak ve mükemmeldi.

İlk yıllarda ilimlerin kağıda geçirilmiş bir tasnif tablosu bulunmamakla beraber, İslam âlimlerinin sözlerinde, eserlerinde ve Müslümanların günlük hayatlarında kendiliğinden vücut bulmuş ve yaşanmakta olan bir ehemmiyet sırası vardı. En mühim olan iman (itikad), ibadet ve ahlak bilgileriydi. Bu bilgilere Yunan felsefesi, Hıristiyanlık, Yahudilik, Hint inançları, Mecusilik ve benzeri bozuk yolların İslamiyet’i içten yıkmak isteyen art niyetli kimseler veya din bilgisi az olanlar tarafından karıştırılmak tehlikesi baş gösterince, yüksek din bilgilerini tasnif ederek kitaplara geçirmek bir mecburiyet halini aldı. İmam-ı a’zam hazretleri bu çok mühim vazifeyi mükemmel bir şekilde yerine getirerek, o asırda tartışmaları yapılan ve din bilgisi az olan Müslümanlar arasında yayılmasına çalışılan Rafizi, Mutezile, Mücessime, Cebriyye, Kaderiyye ve benzeri gibi sapık fırkaların bozukluklarını göstererek, hem onlara cevaplar vermiş ve hem de kendisinden sonraki asırlarda gelen Müslümanların İslamiyet’i her bakımdan doğru, berrak haliyle öğrenmelerini ve böylece inanmalarını temin etmiştir. İyi düşünüldüğünde bütün insanlığın dünya ve ahiret saadetini doğrudan doğruya ilgilendirdiği açıkça görülen bu çok mühim hizmet, imam-ı a’zamın zamanında ve daha sonra yetişen mezhep imamları, İslam âlimleri, evliyanın büyükleri tarafından da tazim ve şükranla yâd edilmiş, bu büyük imam, “Ehl-i sünnetin reisi”, “İmam-ı a’zam” (en büyük imam) adıyla anılmıştır. (RadıyAllahü teâlâ anh)[/b]
Ölüm vardır , gafil olma
Sakın meyl etme dünyaya,

Çevrimdışı februli

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 20
Kimse kimseye Kur an ı Kerim okuma demez,Okuması İbadet olan Arapçasını isteyen herkes okur,üstelikte sapıtmaz.

Sünnet [hadis-i şerifler], Kur’an-ı kerimi, mezhep imamları da sünneti açıklamışlardır. Âlimler de, mezhep imamlarının sözlerini açıklamışladır. Hadis-i şerifler olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, rüku ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve bayram namazlarının kılınış şekli, zekat nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinmezdi.

Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Sünneti müctehid âlimler açıklamış, böylece mezhepler meydana çıkmıştır. Allahü teâlâ, (Bilmediklerinizi âlimlere sorun) [Nahl 43] buyurduğu gibi, Peygamber efendimiz de bu âlimlere uymamızı emrediyor:

(Âlimlere tâbi olun!) [Deylemi]

(Âlimler rehberdir.) [İ. Neccar]

(Ulema, enbiyanın vârisidir.) [Tirmizi]

(Bize yalnız Kur'andan söyle!) diyen birine, İmran bin Husayn hazretleri: (Ey ahmak! Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin?) dedi. Hazret-i Ömer’e, farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur’an-ı kerimde bulamadık dediklerinde, (Allahü teâlâ, bize Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Kur’an-ı kerimde bulamadığımızı, Resulullah efendimizden gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekat farzları iki rekat kılardı. Biz de öyle yaparız) buyurdu. (Mizan-ül-kübra)

İslam ayrı mezhep ayrı değildir

Mezhebe uymam Kur'anla amel ederim demek, Kanunlara uymam, yalnız Anayasaya göre hareket ederim demek gibi yanlıştır. Çünkü Anayasada bütün hükümler, bütün cezalar bildirilmemiştir. Anayasa, kanunlara havale etmiştir.

Kanunlardan başka tüzükler, yönetmelikler de çıkmıştır. (Anayasa varken, kanuna lüzum yok) demek ne kadar yanlış ise, (Kur'an varken, mezhebe lüzum yok) demek, bundan daha yanlıştır. Kur’an-ı kerimi hadis-i şerifler, hadis-i şerifleri de mezhep imamları açıklamıştır. Kanunlar, Anayasanın gösterdiği istikamette hazırlanmış, mezhepler de, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin gösterdiği istikamette teşekkül etmiştir.

 

Ölüm vardır , gafil olma
Sakın meyl etme dünyaya,

Çevrimdışı februli

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 20
Tefsir, kelam-ı ilahiden murad-ı ilahiyi anlamak demektir.

Tefsir için gereken 15 ana ilimden birisi (Kalb ilmi)dir. Allahü teâlânın rasih ilimli âlimlere vasıtasız olarak ihsan ettiği bu kalb ilmine Mevhibe de denir. Bir kimse diğer 14 ilmi bilse, mevhibeye sahip olmazsa tefsiri muteber olmaz. Yaptığı tefsir kendi görüşü olduğundan Cehennemde azaba düçar olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kur’andan kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir!) [Mektubat-ı Rabbani]

Yani kendiliğinden verdiği mana doğru olsa bile meşru yoldan çıkarmadığı için hata olur. Verdiği mana yanlış ise imanı gider.

Kur’an-ı kerim, hiçbir dile, hatta Arapçaya bile tercüme edilemez. Her hangi bir şiirin kendi diline bile tam olarak tercümesine imkan yoktur. Hadis-i şeriflerde de durum aynıdır. Hadis kitaplarından hadis nakletmek için hadis âlimlerinden icazet almak gerekir. (Berika c.1)

Hadis-i şerifleri ve âyet-i kerimeleri, hadis kitaplarından ve Kur’an-ı kerimden değil, hakiki İslam âlimlerinin kitaplarından nakletmelidir. Mesela, (İhya’daki hadis-i şerifte) veya (Mektubat’ta bildirilen âyet-i kerimede buyuruluyor ki...) diyerek nakletmek gerekir.

Peygamber efendimiz bir gün, bir âyetin manasını Hazret-i Ebu Bekir’e anlatırken, orada bulunan Hazret-i Ömer, yapılan izahtan hiçbir şey anlamamıştır. Halbuki hadis-i şerifte (Eğer benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu) buyuruldu. Böyle yüksek olduğu ve arabiyi çok iyi bildiği halde, Hazret-i Ömer Kur’an-ı kerimi değil, tefsirini bile anlayamadı. Kur’an-ı kerimin manasını yalnız Muhammed aleyhisselam anlamış ve hadis-i şerifleri ile bildirmiştir. Hadis-i şerifler Kur’an-ı kerimi, mezhep imamları hadis-i şerifleri, İslam âlimleri de mezhep imamlarının sözlerini açıklamışlardır. Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, zekat nisabı, orucun ve haccın farzları ile hukuk bilgileri açıkça bildirilmemiştir.

Fıkıh bilgilerini, İslam âlimleri, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. Bu bilgiler ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden öğrenmeye kalkışmak nafile ibadet olur. Farz-ı ayn olan fıkıh kitaplarını okumayı bırakıp, nafile olan tefsir okumak caiz değildir. Zaten müctehid olmayanların, tefsirden fıkıh bilgisi öğrenmesi imkansızdır. Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmişiki fırkanın âlimleri, tefsirlerden yanlış mana çıkardıkları için sapıtmışlardır. Âlimler sapıtınca, âlim olmayanların tefsir, okuması felaket olur. (Hadika)

Türkiye’de Kur’an tercümesi modası, Misak adında bir Ermeni tarafından başlatılmıştır. Gençlerin önüne Kur’an tercümelerini sürerek, “Öz Türkçe Kur’an okuyunuz, yabancı dil olan Arapça Kur’anı okumayınız!” demesi bu millete ihanetten başka bir şey değildir.

Kur’an-ı kerim Tercümeleri Sempozyumu’nda 1500’den fazla Kur’an-ı kerim tercümesi incelenmiş birbirini tutmayan hükümler görülmüştür. Bunun hakiki sebebi, naklin esas alınmayışıdır. Kur’an-ı kerimin hakiki manasını öğrenmek isteyen bir kimse, din âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır.

« Son Düzenleme: 21 Ekim 2009, 15:20:59 Gönderen: Tuğra »
Ölüm vardır , gafil olma
Sakın meyl etme dünyaya,

Çevrimdışı 33.yıldız

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 343
İbn Teymiye'nin kitapları okunabilir mi?
« Yanıtla #39 : 30 Ekim 2009, 10:48:35 »
Ehl-i Sünnet ve Cemaat yoluna bağlı bir Müslüman İbn Teymiye'nin kitaplarını okuyabilir mi?

İcazetli alim, fakih, müfessir, muhaddis ise okuyabilir. Çünkü böyle bir kişi doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilir. Nitekim, Ehl-i Sünnet uleması Mutezile fırkasına bağlı olan Zemahşerî'nin tefsirini tedkik etmekte ve gerektiği zaman ondan yararlanmaktadır.

Bir Müslüman, icazetli din alimi ve fakih değilse İbn Teymiye'nin kitaplarını eline almamalıdır. Çünkü bunların içinde, Ehl-i Sünnet itikadına ve fıkhına uymayan sakıncalı, münakaşalı, ayak kaydırıcı yerler vardır.

İcazetli alim ve fakih olmayan kişi bunları bilemez ve doğru yoldan çıkabilir.

Nedvî'nin kitabında İbn Teymiye'ye yer vermesi ve onu uzun uzun anlatması, bu zatın tezkiyesi için yeterli değildir. Kaldı ki, Nedvî, Mevlana Celalüddin Rûmî'ye büyük yer ayırmış ve övmüştür.

İbn Teymiye'yi yeren, tenkit eden ulema, fukaha ve eimmenin sayısı övenlerden kat kat fazladır.

Âlet ilimlerini okumamış, 'âlî ilimleri okumamış, üstadlardan ders almamış, sonunda imtihan verip icazet almamış kimselerin tartışmalı kimselerin kitaplarını okumaları mânevî felâketlerine sebebiyet verir.

Kitapları okunacak âlim, fakih kimse mi kalmadı?

İbn Teymiye'nin kitaplarının okunması için çırpınan, bu uğurda büyük miktarda para harcayan taife Vehhabîlerdir. Niçin?.. İbn Teymiye'yi âlet ederek Müslümanları Vehhabî yapmak istiyorlar.

Onların bu tuzaklarına düşmemeliyiz.


m.şevked eygi
« Son Düzenleme: 30 Ekim 2009, 13:20:34 Gönderen: Fatihan »
Ortak paydamız, İbrahimi dinler değil! EHLİ SÜNNET, EHLİ SÜNNET...

Çevrimdışı alıntı

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 30
Sünnet [hadis-i şerifler], Kur’an-ı kerimi, mezhep imamları da sünneti açıklamışlardır. Âlimler de, mezhep imamlarının sözlerini açıklamışladır. Hadis-i şerifler olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, rüku ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve bayram namazlarının kılınış şekli, zekat nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinmezdi.

Yazının şu kadarı dahi çok şeyi özetliyor...

Çevrimdışı Karesizade

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 13
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #41 : 11 Mayıs 2010, 02:53:23 »
Muhterem "Fatihan" kardeşim,  bu güzel paylaşım için teşekkür ederiz.

Mustafa İslamoglu,Hayrettin Karaman,Prof.Bayraklı Bayraktar,Prof.Abdülaziz Bayındır (www.süleymaniyevakfı.com
),Prof.Süleyman Ateş,Prof.Yaşar Nuri Öztürk,Muhammed Abduh,Cemaleddin Efgani,Reşit Rıza, Pakistanlı Mevdudi ve Fazlur Rahman vb ' nin kitapları okunmamalı
" Hoşunuza gitmediği halde hakkınızda hayırlı olan ve sevdiğiniz halde hakkınızda şer olan nice şeyler vardır.Siz bunları bilmezsiniz,Allah bilir." BAKARA.2/216

Çevrimdışı FiSeBiLiLLaH

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 4
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #42 : 05 Ağustos 2010, 23:38:03 »
Birisi çıkmış bu kitapları okuyan sapıtır veya küfre düşer diyor.SubhanAllah bu kişi kim ilmi nedir neyine güvenerek bunları söyleyebiliyor.Kendisi Gaybı mı biliyor ki sapıtır ve küfre düşer diyebiliyor.Allah ıslah etsin.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #43 : 06 Ağustos 2010, 01:48:21 »
''Düşer'' değil ''Düşebilir'' kelimesi kullanılmış, yani kesin bir ifade olmayıp, olabilecek  bir tehlike konusunda ciddi bir uyarı niteliğindedir ve ilim ehli olmayan zaten neyin ne olduğunu bilemeyeceğine göre yersiz bir eleştiri olmuş.

41-Halk arasında çok yaygın olan "Allah ıslah etsin" ifadesinin çok sakıncalı olduğunu , zira Hz Allah ıslah etmeyi murat ederse azapla ıslah edeceğini, bunun yerine “Allah hidayet nasip etsin.” Demenin uygun olacağını biliyor muydunuz?

99_meselei_muhimme
« Son Düzenleme: 06 Ağustos 2010, 01:51:31 Gönderen: Tuğra »
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı FiSeBiLiLLaH

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 4
Ynt: Bu kitapları okuyanlar ya sapıtırlar veya küfre düşebilirler
« Yanıtla #44 : 06 Ağustos 2010, 04:04:08 »
''Düşer'' değil ''Düşebilir'' kelimesi kullanılmış, yani kesin bir ifade olmayıp, olabilecek  bir tehlike konusunda ciddi bir uyarı niteliğindedir ve ilim ehli olmayan zaten neyin ne olduğunu bilemeyeceğine göre yersiz bir eleştiri olmuş.

41-Halk arasında çok yaygın olan "Allah ıslah etsin" ifadesinin çok sakıncalı olduğunu , zira Hz Allah ıslah etmeyi murat ederse azapla ıslah edeceğini, bunun yerine “Allah hidayet nasip etsin.” Demenin uygun olacağını biliyor muydunuz?

99_meselei_muhimme

Allah ıslah etsin demekle benim murad ettiğim farklıdır sizin murad ettiğiniz farklı olabilir.Ben bir meselede hatası var o hatasını Allah'ın(c.c.) düzeltmesini murat ediyorum.Yoksa o islamdan dışarı cıktı Allah onu azabla ıslah etsin diye murad etmiyorum kardes.
« Son Düzenleme: 06 Ağustos 2010, 04:24:41 Gönderen: FiSeBiLiLLaH »