Gönderen Konu: Cami locaları, tabure cemaati!  (Okunma sayısı 3136 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Cami locaları, tabure cemaati!
« : 14 Mayıs 2012, 10:09:27 »

On gün kadar önce Sinan Korkmaz ismindeki okuyucum, ekinde küçük bir fotoğraf bulunan bir mektup gönderdi.

Mektubunda, en az on seneden beri kimselere anlatamadığı bir şikayetini dile getiriyor; özetle şöyle: İstanbul Büyük Şehir Belediyesi vaktiyle -herhalde bir şirkete- hani o ağır demirden döktürülen kanalizasyon kapakları yaptırmış. Okuyucum diyor ki, "Kapağın üstünde görünür şekilde, eski yazıyla Lâfz-ı Celâl yazıyor."

Yahu, olacak iş değil; hiçbir belediye yöneticisi, durup dururken değil Müslümanları, hiçbir kimseyi incitecek şeyleri ayak altına yazdırmaz! Fotoğrafa baktım, bir şey göremedim. Cevaben, "Alınganlık gösteriyorsunuz. Ben bir şey göremedim" diye yazdım; bu defa daha büyük ve ayrıntılı bir fotoğraf geldi ve gördüm ki, evet baştaki elifi eksik olsa da "Lâm-lâm ve güzel he" harfleri açıkça görünüyor bir kenarda. Hani, karşılaştığı her şeyde gizli harfler, gizli anlamlar arayan ve bulan sırlı işlere meraklı takımı vardır; evvela Sinan Bey'i onlardan sandım ama gördüm ki hassasiyeti sebepsiz değil. Cevaben, "Bu kapaklar hâlâ kullanılıyor mu, hangi semtlerde?" diye sordum. "Eminönü'nde hayli var" cevabı geldi.

Ben henüz kendi gözümle bizzat görmüş değilim ve usûl gereği en az bir örneğini görmüş olmam gerekirdi fakat fotoğraf yeterince açık; en azından vaktiyle böyle bir kapağın varlığı tartışılamaz.

Eğer varsa kaldırılmalı ve Elifsiz de olsa böyle bir ayıba göz yumanlar uyarılmalı.

Gelelim öteki meseleye.

Camiye sıkça yolu düşenler biliyor; arka duvarda saf şeklinde sıralanmış kimisi plastik kimi tahtadan imal edilmiş oturaklar, portatif iskemle veya sıralar var. Herhangi bir sebeple oturma, eğilme veya diz kırma problemi yaşayanlar bu oturaklar üzerinde namaz borçlarını edâ ediyorlar. Bir ara geçici bir sıkıntı sebebiyle benim de başıma geldi.

Câmi ahalisinden bazıları bu uygulamaya karşı. "Yeni bir bidat ihdas ediliyor" diye feveran halindeler. Bir başka okuyucum, duyduğu rahatsızlığı güzel bir üslupla özetlemiş. Diyor ki, "Uzun uzun araştırıp soruşturdum, son saftaki tabure cemaatinin şu durumunun kesinlikle caiz olmadığı kanaatine vardıktan sonra size yazmaya karar verdim. Bazıları plastik tabureleri evlerinden getiriyor, bazıları devamlı camide tutuyor. En arka safı zaptetmişler. Hatta yakın zamanda gezmek için gitmiş olduğum İznik'te çinileriyle ünlü Yeşil Cami'de ikindi namazını kılmak için girdiğimde gözlerime inanamadım. En arka safa ahşaptan, parklardaki bank benzeri sabit uzun oturma yerleri yapılmış, tam da -hâşâ- kiliselerdeki oturma yerlerinin benzeri. Görünce gerçekten içim acıdı. Bazı cami imamlarının tabureleri camiden attırdığını, bazılarının ise cemaate bu konuda telkinde bulunduğunu da işittim hepsi de duyarsız değil tabii elbette ama Yeşil Cami'deki olay tam da taburelerin bir sonraki seviyesi; bir sonraki safha, herhalde ikinci oturma sırasının imalatı olur. Her şeyi hallettik de bunlar mı kaldı diye düşünülebilir fakat dinî ve içtimaî hayatımızdaki iyileşmelere bu kısımları da dahil etmekte bir beis olmadığını düşünüyorum."

Eh, belki yine biraz başım ağrıyacak ama hareketleri engelli vatandaşlar için arka sıralarda bir sıra oturma yeri bulundurulması, bana hakikaten yeni bir bidat, dinin özünü bozucu bir şey gibi görünmüyor. İlerdeki saf nizamını bozmamak kaydıyla (çünkü ön safa plastik tabure koyanları bile gördüm) engellilere anlayışla bakmak gerektiğini düşünüyorum ama herhalde nihai söz bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı'na düşecektir. Onların açıklaması ve düzenlemesi ile bu küçük pürüz ortadan kaldırılabilir.

Ne var ki okuyucumun takıldığı bir husus daha var ki, ona bütünüyle iştirak ediyorum.

Camilerdeki localar!

Tâbir bana değil, okuyucuya ait ama tam yerinde. Diyor ki okuyucu: "Bazı camilerde normal vakitlerde sadece 3-4 saf oluştuğu halde müezzin efendi ve yanındaki bazı iştirakçileri vakit namazlarında lutfedip cemaatin içine, saflara dahil olmadan özel localarında (yani müezzin mahfilinde) namazlarını kılmaktalar. Mikrofon kullanmanın buna bahane olacağını da zannetmiyorum çünkü normal vakit namazlarında zaten 3-4 saf ancak toplanmakta, kısık sesle dahi okusa okuyacaklarını tüm cemaatin duymamasına bir engel yok diye düşünüyorum."

Eskiden müezzinler kaamet getirdikten sonra normal safa girer, görevlerini orada yerine getirirlerdi. Tabure konusunda ısrarlı değilim fakat müezzin mahfillerinin bir nevi, "müezzinin ahbabları locası" haline getirilmesi benim de dikkatimi çekiyor. Safa katılmak dururken âdeta uzay gemisi Atılgan'ın kumanda odası haline getirilmiş ve çok gerekliymiş gibi saf hizasından yüksek tutulmuş bir yerde ayrıca yârenleri bir araya getirerek yeni bir gelenek ihdâsına lüzum yoktur. Namazın ve saf nizamının ruhuna aykırı bir uygulama.

Ha, teravih kılınırken, bayram namazlarında hep bir ağızdan salât'ü selam getirileceği durumlar müstesnâ tabii.

Bilirsiniz, Kurban Bayramı'nın namazı kılındıktan sonra bütün cemaat Itrî'nin (Bazıları Itrî'ye ait olmadığını ileri sürüyorlar ama...) en meşhur ve güzel bestesi sayılmak lazım gelen Tekbir'i getirirler. Bunca yıldır gözlemim şu olmuştur: Tekbir'in bestelendiği şekline yakın bir güzellikte ve âhenk ile icra edildiğine hiç şahit olmadım. Müzik kulağımızın olmadığından mıdır bilemem. Cemaat tekbir getirirken birbirinden farklı kakofonik tonlar halinde yükselen seslerden hangisine uyacağınızı şaşırırsınız.

Cemaate müzik eğitimi verip mükemmel bir koral icraatla ahenkli tekbir getirmelerini sağlamak, kabul ederim ki zor iştir ama daha kolay üstesinden gelinebilecek aksaklıklar konusunda da muzdaribiz. Bunların başında, camiye girerken ayakkabıları eşikte bırakmak geliyor.

Eskisi gibi değil halbuki, her camide ayakkabı dolapları, raflar, hatta etrafı kirletmesin diye poşetler var ama bu raflar boş da olsa bir kısım cemaat eğilmeye bile lüzum görmeden ayakkabısını eşik dibine bırakıp dalıyor içeriye. Çıkışta ayakkabınızı giymek için ayak basacak yer bulamıyor, sinir oluyor, homurdanıp duruyorsunuz.

Basit meseledir. İmamlarımız on gün ısrarla bu meselede ikazda bulunsalar iş hallolur; tabii bir şartla: Onbirinci gün yapılacak iş, onca ikaza rağmen hâlâ ayakkabısını eşik düzlüğünde bırakanların ayakkabılarını -onlar namazda iken- bir çuvala doldurup en yakın çöp kutusuna tıkıştırıvermektir.

Her renge boyandık da fıstîkî yeşil mi kaldı demeyelim; ayrıntıları fark etme ve düzenleme kabiliyetimizi köreltmeyelim. Her yerin bir âdâbı olduğu gibi mâbedlerin de âdâbı vardır ve bu âdâbın ilk ve son maddesi, içten gelen samimi bir nezâketle başkalarının haklarına saygı göstermektir.

A. Turan Alkan
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1286657




Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Cami locaları, tabure cemaati!
« Yanıtla #2 : 07 Eylül 2013, 21:42:11 »

07 Eylül 2013 Cumartesi 14:11
Camilere gönderilen bildiride, cami içerisinde nasıl oturulacağı, hasta ve yaşlı vatandaşların namazlarını nasıl kılacağı anlatıldı.İslam alimlerince uygun bulunmayan tabureyle namaz kılma devri camilerde sona eriyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, son günlerde camilere tabureyle gidenlerin sayısı artınca devreye girdi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu cami cemaatlerini bu konuda bilinçlendirmek için, tabure konusunda görsellerin de bulunduğu bir açıklama yayınladı. Bildiride camide nasıl oturulması gerektiği anlatılırken, hasta vatandaşların namazlarını nasıl kılacağı ve görsellerle vatandaşlara sunuldu. Fatih Sümbül Efendi Camii’nin girişine de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan tabure bildirisi asıldı.
Cami görevlileri geçtiğimiz hafta cuma namazında vatandaşları bu konuda bilgilendirdi. Cami cemaatinden tabure ya da sandalyeyle gelmemeleri istendi. Ancak bazı vatandaşlar camiye tabureyle gelmeyi sürdürdü. Camiye gelirken taburesini de yanında getiren yaşlı vatandaşlar görevliler tarafından uyarıldı.
Cebrail Hatun isimli bir vatandaş, tabure üzerinde namaz kılınmasına karşı olduklarını belirterek, “Caminin düzeni kiliseye dönüştü. Bütün camilerde görüyoruz ve bu bizi rahatsız ediyor. Eskiden böyle bir şey yoktu. Fakat son senelerde öyle oldu ki; millet camileri taburelerle doldurarak sıralar oluşturmaya başladı. Ve bu sıralarda oturanlar diğer insanların da sandalyeye oturmasına sebebiyet veriyor” diye konuştu.


Mehmet Dağ ise, “Bu durum hiç İslam’a uygun değil. Camiye girersin, oturursun, güzelce namazını eda edersin. İslam’ın adabına gönül vermiyoruz. Gönül versek bunlar yaşanmaz. Camilerde bölme olmaz” dedi.
Ayağında bulunan rahatsızlığa rağmen tabureye oturmayan ve ibadetini ayaklarını uzatarak gerçekleştiren Rıza Çakır da, “Ayakta veya oturarak kılamıyorsa, mecburen tabure lazımsa, oturması lazım. Yoksa başka türlü kılamaz. Mesela ben başka türlü kılamıyorum. Ben ancak oturarak kılabilirim. Sıhhatli olmayınca mecburen yatarak kıl, oturarak kıl, böyle bir hadis vardır.”
Ayağı kırılarak alçıya alındığı için cami bahçesinde sandalyede namaz kılan Ahmet Öcalan ise, sandalye ve taburenin uygun olmadığını ifade ederek şöyle konuştu: “Hocaların tavsiyesi, taburelerin sıraya dizilmesi kiliselerde olduğu için, İslam dininde böyle şeyler olmadığı için oturarak kılınması. Oturarak namazını kıl, ayağını uzatarak, rahat edebilecek şekilde namazını kıl. Ben hoca değilim ama İslam dininde tabure çok uygun değil. Mesela benim ayağım kırık. Şuanda ayağımda alçı var, oturamazdım. Oturacak durumda değildim, sandalyede oturuyorum. Ama inşAllah yarın ayağımın üzerine bastığım zaman, ayağım da ağrısa bile oturarak kılacağım. Camilerde bu tabureleri kaldırmak lazım. Zorlanmak lazım, alnın secdeye gelmesi lazım.”

OSMAN ÜNLÜ: “CAMİLERİ NEREDEYSE KAHVEHANEYE BENZETECEKLERDİ”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İlahiyatçı Yazar Osman Ünlü, tabureyle namaz kılmanın dinen uygun olmadığını, fıkıh kitaplarında namazın nasıl kılınacağı yeteri kadar anlatıldığını söyledi. Kitaplarda yer alan namazı ayakta kılamayanlar için 'oturarak kılın' yazılarının yanlış yöne çekildiğini belirten Osman Ünlü, “Burada oturmaktan maksat bağdaş kurarak namaz kılın anlamındadır. Bağdaş da kuramıyorsa o zaman ayaklarını kıble istikametinde uzatın ve o şekilde namaz kılın. Secdeye de nasıl gider derseniz de secdeye gitmesine hiç gerek yok. Çünkü ayaklarını kıbleye istikametine uzatmıştır. Tekbirini oturduğu yerde alır, ellerini bağlar, rüku için de biraz eğilir. Secde için de bundan biraz daha eğilir buyuruyor. Dinimizin, nasıl kılınacağı konusu anlatılırken ayakta duramayanlar için bu bildirilmiştir” diye konuştu.
Her şeyin çok açık ve net bir şekilde yazıldığını ifade eden Ünlü, “Son zamanlarda bakıyoruz ki vatandaşlar kendi inisiyatifiyle taburesini alıyor camiye geliyor. Bir baktık ki bu iş çığırından çıkmış bir vaziyet alıyor. Ondan sonra da camilerde hasisi yerler yapılmaya başlanılıyor. Neredeyse kahvehaneye, kafeye benzeteceklerdi. Bunun önüne geçmek için Diyanet İşleri açıklamalarda bulundu. Oysaki kitaplara bakılsa bunlara hiç gerek kalmayacak” dedi.
Habervaktim.com

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Cami locaları, tabure cemaati!
« Yanıtla #3 : 12 Nisan 2014, 23:02:37 »
Sandalyede Namaz

[/color]Namaz, kulun Allah'a en çok yakınlık kazandığı bir ibadettir. Bu niteliğinden dolayı Hz. Peygamber (s.a.v) bu ibadeti "en hayırlı amel" (İbn Mâce, Taharet, 4)olarak tanımlamış, kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Tirmîzî, Salât, 188) Bu sebeple namazın terk edilmesine izin verilmemiş, ima ile de olsa mutlaka kılınması istenmiştir. Hz. Peygamber "Kim namazı kasten terk ederse Allah'ın himayesi ondan uzak olur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI. 421) buyurmuştur.

Namaz ibadetinin rükünlerinin neler olduğu Kur'an ve Sünnette belirtilmiş ve nasıl uygulanacağı da bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından sözlü ve pratik olarak ortaya konulmuştur. Bu rükünler iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rüku, secde ve ka'de-i ahiredir. Allah Teala "Gönülden boyun eğerek Allah için namaza kalkın" (Bakara, 2/238) "Ey iman edenler, rüku edin, secde edin, rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz." (Hac, 22/77) buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) de; namaz kılmayı öğrettiği bir sahabiye, sonunda nasıl teşehhüd yapacağını gösterdikten sonra "Bunu da yaptığında namazın tamam olur" buyurmuştur. (Tirmîzî, Sünen, Ebvabü's-Salât, 226)

Bu rükünlerden her hangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (Bakara, 2/286); gücü aşan durumlar için kolaylaştırma ilkesi getirilmiştir. (Bakara, 2/185) Namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıklar da kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre;
 
[/font][/b][/color][/font][/color]Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabiye "Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl." (Buhari, Taksiru'As-Salat, 19) buyurmuştur. [/color][/font][/color]​Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri ima ile yapar.
 
[/color][/font][/color]Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar.

Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak ima ile eda eder.

Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri ima ile yerine getirir.
[/color][/font][/color][/font][/color]Kul Rabbine ibadet ederken hem özde samimi olmalı hem de dinin belirlediği şekil şartlarını tam olarak yerine getirmeye özen göstermelidir. Özen ve hassasiyet eksikliğinden dolayı Rabbine karşı sorumlu olacağı bilincinde olmalıdır. Bu sebeple namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedeni rahatsızlıklar bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir.

Öte yandan dini açıdan zorunlu ve meşru bir sebep bulunmadıkça camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur.
[/color][/font][/color][/font][/color] ​​http://www2.diyanet.gov.tr/dinisleriyuksekkurulu/Sayfalar/SandalyedeNamaz.aspx[/color][/size]