Gönderen Konu: Cefakâr Bir Anne, Fedakâr Bir Hanım  (Okunma sayısı 2239 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Cefakâr Bir Anne, Fedakâr Bir Hanım
« : 10 Mayıs 2013, 09:44:29 »

Cefakâr Bir Anne, Fedakâr Bir Hanım



Anneniz vefat ettiğinde, kaç yaşında iseniz o yaşa kadar yaşadıklarınızı gözden geçiriyorsunuz. Artık naz yapacağınız, dizine başınızı koyacağınız, en gizli sırlarınızı paylaşacağınız, acınızı, sızınızı, derdinizi dökeceğiniz birini kaybediyorsunuz. Yani siz çocukluğunuzu kaybediyorsunuz.

Çiçeği burnunda bir öğrenciydi. Babası, üniversiteyi kazandığı için takım elbise almaya söz vermişti. veriyordu, çünkü ilk defa takım elbisesi olacaktı. Okullar açıldıktan birkaç ay sonra da babası yanına gelmiş, köye döner dönmez ahırdaki en iyi hayvanı satıp parasını yollayacağını, onunla hem kışlık kaban almasını hem de takım elbise almasını müjdelemişti. Çok sevinçliydi. Babasını köye uğurlarken içi içine sığmıyor, babasına nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu.

Aradan birkaç hafta geçmiş, babasından beklediği para hâlâ gelmemişti. Dönem sonu yaklaşmıştı. Babasından haber bekliyordu. İçine bir kaybetme korkusu düşmüştü. Satacağı hayvanına müşteri bulamamış veya bir aksilik mi olmuştu? İçinden de hayıflanmıyor değildi. “Babam neden beni ihmal etti,” diye.

Birkaç gün sonra memleketten gelen bir tanıdıkla karşılaştı.

“Sen bir köye gitsen, anne babanı ziyaret etsen iyi olur.”dedi.

“Hayrola!”

“Yok bir şey, annen.” dedi.

Boğazına bir şeyler düğümlenmişti.

“ Ne oldu?” diyebildi.

“Küçük bir operasyon sadece. Anneni hastaneye kaldırmışlar. Birkaç gün orada yatacak.”

O an hiçbir şey düşünemedi, ne tepki vereceğini de bilemedi. Kaybetme korkusunun nereden kaynaklandığını anlamıştı.

Dönem sonu final imtihanları da bitmek üzereydi. İmtihanlar biter bitmez, hiç vakit kaybetmeden memleketin yolunu tuttu. Sabah namazı vakti Artvin’e inmişti. Hastaneye vardı, dâhiliye 113 numaralı odayı arıyordu. Kapıyı yavaş yavaş açtı, annesi pencere kenarında kahvaltı yapıyordu. Annesine bir süre uzaktan baktı. Annesinin yanına vardı ve hasretle içten bir sarılma ile annesini kucaklamak istedi. Annesi:

“Dur oğlum! Dokunma!.. ”

Durdu, sustu, anlamaya çalıştı. Ve sordu:

“Hayrola annem!” dedi.

“Oğlum, göğsümü aldılar, kansermişim. Yavaş sarıl, her tarafım acıyor.”dedi.

Bir anda bütün hücrelerine kadar donup kalmıştı. Yıllarca okumak için çocuk yaşta evden gitmiş, gurbette kalmış, anne hasretiyle yanmış, bir de annesi “Dokunma canım acıyor! demesin mi?” Onun da canı acımıştı. “Annelerin de canı yüreği acırmış.”dedi. Ağlayacaktı; ama annesine destek olması lazımdı. İçten içe “Ağlayacak gün değil.” dedi.

Üç haftadır hastanede yatıyordu annesi. Sıradan bir ağrı zannedip ağrıyan göğsünü muayene ettirmek istemişler. Ya sonrası. Hiç vakit kaybetmeden derhal ameliyata alınmış. Üç buçuk saat sürmüş ameliyat. Beş yaşında iken annesi vefat eden halasının kızı refakatçi olarak duruyormuş yanında. Ve hastane, ilk defa bir kanser ameliyatı gerçekleştirmiş. Büyük bir risk almışlar, neyseki ameliyat çok şükür başarılı olmuş.

Birkaç gün sonra annesi hastaneden taburcu edilmişti. Köyün yolları karla kapandığı için sekiz kilometre yolu aşmak kolay olmamıştı. Hayvan kızağıyla, içinde annesini o soğukta eve getirmişlerdi.

Annesi tam yirmi yıl yaşadı o hastalığıyla ve tam altı ameliyat geçirdi. Her ameliyatta bir kaybetme korkusu içine oturuyordu. Bir taraftan uzaklık, bir taraftan şehirden şehre ameliyat için gitmeler.

Bir defasında İzmit Devlet Hastanesi’nde ameliyat olduğunda Ankara’dan ziyaretine gitmişti. Tam hastaneye varmıştı ki, annesine bir operasyon daha yapmışlardı. İçinden kaybetme hissi hâlâ vardı, yolculuk boyunca dua etti. Hastaneye vardığında, ayakta duracak hâli yoktu. Ancak annesini görünce çok sevinmişti. Annesi ameliyattan çok bitkin çıkmıştı. Onu yavaşça kucağına aldı, üst kattaki odasına çıkardı. Annesinin dilinden işte o zaman dualar yükselmişti.

“Geldin moral oldun bana, Hızır gibi yetiştin. İnşAllah senin de her işine Hızır yetişir.”

Kendisi bu cefâkâr anneden dua almıştı; lakin annesinden en çok dua alan abisiydi. O, annesinin hiçbir hizmetini eksik etmeden her şeyi ile ilgilenirdi. Annesinden en çok dua alan diğer bir kişiyse, hanımıydı. Yani halasının kızı. Annesine hastanede bakan, hastaneden çıktıktan sonra da evde ilgilenen, henüz küçük olan kardeşlerini büyüten, ev ve köy işlerinde bıkmadan usanmadan çalışan hanımı.

Babası, üniversiteye başladığı senenin yazında annesinin hastalığından dolayı onu evlendirmişti, o zaman 18 yaşındaydı. 5 yıl eşinden uzak kalmıştı.

5 yılın sonunda okul bitmişti. Ama o bir yıl daha annesine bakmasını kardeşleriyle ilgilenmesini istemişti. Çünkü fakülteyi bitirdiğinde yüksek lisansa başlamıştı. Hanımı da bu fedakârlığı yapmayı kabul etmişti. Fakülteyi bitirdikten bir yıl sonra ancak bir yuva kurabilmişlerdi. Hanımına her zaman “Rabbim seni bu hizmetlerinden dolayı cennetine koyacak, giderken beni de yanında götürmeyi unutma emi” diye söylerdi. Kendi kendine “Annemin eline su dökemedim, onun hizmetinde bulunamadım, en zor zamanlarında hep uzaklardaydım. Ama hanımım hiç yüzünü ekşitmeden hiç şikâyet etmeden onca sene hizmet etti. Allah ondan razı olsun, iyi ki onunla evlemişim” derdi.

Babası. Mütevekkil, çilekeş bir insan. Düşünün ki, eşi genç yaşta kadınlık ve annelik vazifesini yapamayacak durumda hastalanmıştır. Bir yandan evini geçindirmeye, bir yandan çocuklarını okutmaya, bir yandan da bağkur parasını yatırmaya uğraşıyordu.

Böyle mücadeleci yıllarda üniversiteyi bitirmiş ve işe başlamıştı. Memleketinden uzak bir yerde görev yaparken, bir cuma saatinde telefonu acı acı çalmıştı. Annesi İzmit’te bir ameliyat daha olacaktı. Yine içinde bir kaybetme hissi vardı. Telefondaki en küçük kardeşiydi. Annesi kanser olduğunda 3 yaşındaki kardeşi şimdi 23 yaşındaydı. Hayrola demeye kalmadan tek cümle;

“Annem seni sayıklıyor nerdesin?”

“Annemi en son gördüğümde bir şeyi yoktu. Öğrendim ki bu hastalık kemiğe vurduğunda bir ay yaşatmazmış.”

Annesinin yanına vardıktan üç gün sonra Yasin-i Şerifin beşinci sayfadaki “Selamün kavlen min rabi’r-rahim” ayet-i kerimesini tilavet ederken, ruhunu hakka teslim etti. Çektiği bunca acılara rağmen ölümü tam bir teslimiyet ile karşılamıştı. Kocası, çocukları ve gelini hepsi yanı başındaydılar.

Anneniz vefat ettiğinde vücudunuzdan bir parça kopuyor ve asla bir daha o kapan parçanın yerine başka bir şey alamıyor.

Annesi sağ olanların annelerine selam, vefat edenlerin annelerine Allah’tan rahmet diliyorum.


Cevdet KILIÇ | 07 Mayıs 2013 | www.insanvehayat.com


Çevrimdışı Günbatımı

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2490
  • Görelim Mevlâ'm neyler, neylerse güzel eyler...
Ynt: Cefakâr Bir Anne, Fedakâr Bir Hanım
« Yanıtla #1 : 11 Mayıs 2013, 00:36:46 »
Rabb'im cümlemize onların rızasını alabilmeyi nasib etsin inşaAllah, amin...
Dua'sız üşürmüş yürekler!
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin...
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
Sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...


Hz. Mevlana 

Çevrimdışı Günbatımı

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2490
  • Görelim Mevlâ'm neyler, neylerse güzel eyler...
Ynt: Cefakâr Bir Anne, Fedakâr Bir Hanım
« Yanıtla #2 : 11 Mayıs 2013, 00:39:16 »
Mesajlarımızın altındaki bu reklamlar ne? Virüs falan olmasın!  g2))
Dua'sız üşürmüş yürekler!
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin...
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
Sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...


Hz. Mevlana