Gönderen Konu: Çocuk yetiştirme sanatı  (Okunma sayısı 16273 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #75 : 07 Ocak 2016, 20:36:06 »

CESARETİNİZE HAYRANIM

• Özellikle;
- Kız çocuk sahibi bazı ebeveynlerin,
- Çocuklarının  fotoğraflarını sanal alemde paylaşmaları konusundaki cesaretlerine hayret ediyorum.
• Sanki;
- Çocuk istismarları konusunda,
- Genç kızlara yönelik sapkınlıklar hakkında,
- Sanal medyanın güvensizliğine dair,
- Tüm paylaşımlarının; kendilerinden uzak bir “bilgi deposunda” stoklandığına yönelik;
- Hiçbir haber okumamışlar,
- Hiçbir duyum almamış gibiler…
- Bu konularda;
- Hiçbir bilgi sahibi değillermiş gibi…davranmaları bizi gerçekten ürkütüyor.
• Farzedelim ki sizler:
- Bebeklerinizin boy boy resimlerini,
- Rengarenk fotoğraflarını,
- Cazibeli duruşlarını,
- Manalı bakışlarını…eş ve dostlarınız, hısım akrabalarınız, uzak-yakın tanıdıklarınız “için”  paylaşıyor olabilirsiniz.
- Bebek çağındaki çocuklarınız hakkındaki bu tutumunuz “biraz” su götürebilir…
• Ancak;
- Çocukluktan çıkmış,
- Delikanlılığa adım atmış,
- Tabir yerindeyse bıyıkları terlemeye başlamış,
- Henüz aklı ve ruhu kirlenmemiş…olan “kız” çocuklarınızın;
- O, elaleme “şirin” görünen,
- Kötü niyetli  kimselerin içini gıdıklayan resimlerini…
- Çocuklarınızın;
-  Boyları-poslarıyla, endamları ve duruşları ile,
- Kem gözleri, çirkin düşünceleri tetikleyici fotoğraflarını;
- Tüm dünyaya açık bir “pazar hükmündeki” sanal alemde,
- Göğsünüzü gere gere paylaşmanıza,
- Profillerrinizi renklendirmenize,
- Sanal sayfalarınızı süslemenize…”gerçekten” anlam veremiyoruz.
• Hiç korkmuyor musunuz…(Pedagog Dr yaşar kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #76 : 07 Ocak 2016, 20:36:59 »
BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL

* Anne-baba olmanın asıl zorluğu nedir, bilir misiniz...
• Anne;
- Eşiyle tartıştığında,
- Komşusu ile atıştığında,
- Can sıkıcı bir telefon görüşmesi yaptığında,
- Eşi harçlık bırakmadan evden çıktığında…
- Bulaşık, çamaşır, temizlik ayni güne toplandığında,
- Bir toplantıya gitmek  için kocasından izin alamadığında…
- Kısaca o gün:
- Bir ya da birkaç sorunla nefes alamaz hale geldiğinde;
- Evde; ev, mutfak ve temizlik işleri yaparken:
- Hem yemek yapar, hem söylenirse,
- Hem ortalığı toparlar, hem de kızgın kızgın mırıldanırsa,
- Hem temizlik yapar, hem can sıkıntısından dolayı kendi kendine konuşursa,
- Hem işlerini yapar, hem de burnundan soluk alıp verirse…
- Hem de;
- Çocuk onun bu halini izleyip durursa…
- Çocuk:
- Hem korkar, hem endişelenir.
- Hem üstüne alınır, hem de suçluluk hissi duyar...
- Bir şey diyecek olsa deyemez,
- Bir şey isteyecek olsa ağzını açamaz,
- Bir köşeye çömelir, dizlerini karnına dayar, kollarını dizlerine yatırır, başını da kollarına yaslar;
- Bir yandan da “planlar” yapar.
- Bazı hesaplar yaparak, “boyundan büyük” işlerin altına girer.
- Şöyle ki:
- Var gücü ile annesini sakinleştirmenin,
- Onu teskin etmenin,onu teselli etmenin,
- Onun o anki yükünü hafifletmenin,
- Ona;kendisinin bilemediği, beceremediği işlerinde yardım etmeyi düşünür…ve işin içinde çıkamaz.
• İşte, çocuğun bu hali:
- Tam anlamıyla çocukluk “dramı”dır.
*  Düşünebiliyor musunuz:
- Küçücük cüssesiyle,
- Olmayan hayat ve iş tecrübesiyle,
- Kıt-kanaat aklı ve zekası ile;
- Koskoca bir insanı rahatlatmanın, sakinleştirmenin arayışı içine girmek ne demektir...
- Çünkü;
- Annesinin o hallerinin sebebi olarak kendini görür.
• Ayni şekilde baba da:
- Gün boyu iş yerinde yaşadığı stresleri,
- Patronunun kaprislerini,
- Müdürünün fırçalarını,
- Maaşının yetmezliğini…
- Kendi işi ise; müşterilerinin azlığını, alışverişin zayıflığını,
- Tahsilatta yaşadığı sorunları,
- İşçilerinin can sıkıcı taleplerini…
* Sözle olmasa bile:
- Yüz ifadeleriyle,
- Tavır ve davranışlarıyla,
- Ses tonuyla, konuşma şekliyle…eve taşır ve evdekilere yansıtırsa;
- Ayni çocuk, ayni kaygıları yaşayabilir.
• Sonuç olarak:
- Anne-baba olmanın asıl zorluğu;
- Çocuğu “idare etmek” değil,
- Çocuğun kendilerini idare etmesine "sebep olmamak"tadır.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #77 : 07 Ocak 2016, 20:38:25 »
" PLASTİK " MAZERETLER

* Çocuk eğitiminde ve terbiyesinde komplikasyonlar yaşamamanız ve çocuğunuza da yaşatmamanız için,
* En basitinden yapacağınız iş;
- Çocuğunuzu “sokak oyunlarına” alıştırmak olmalıdır.
• Aman çocuğum kötü kelime öğrenmesin,
• Küfürlü konuşmalar duymasın,
• Etrafın ahlaksızlıkları çocuğuma sinmesin,
• Tozun toprağın içinde mikrop kapıp hastalanmasın,
• Ter- revan içinde oynayarak kendisini harap etmesin,
• “Sokak çocuğu” olmasın,…gibi
“plastik mazeretlere” sığınırsanız,
- Kafes arkasında,
- Kavanozda,saksıda,
- Televizyon karşısında… çocuk yetiştirirseniz;
- Çocuğunuza en büyük kötülüğü yapmış olursunuz…
- Okul öncesi döneminde ve ilkokul çağında bırakın “sokak çocuğu” olsun…- - Hem merak etmeyin;
- Artık, televizyonların çocuklara olan “bilimsel” zararları ard arda açıklanırken,
- Sokağın pek o kadar korkutucu olmadığı görünmeye başlandı…(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #78 : 27 Ocak 2016, 20:42:12 »
PEDAGOJİK EBEVEYNLİĞİN BESMELESİ

- Şayet bir baba veya bir anne çocuklarına karşı:
- Sesini yumuşatamıyorsa, vicdanını da yumuşatamaz.
- Onları sesiyle ürkütüyorsa, söz ve nasihatleri ile de ürkütür.
- Sesini tatlandıramıyorsa, lisanını da tatlandıramaz.
- Sesini sevdiremiyorsa, kendisini de sevdiremez.
- Sesiyle kulak tırmalıyorsa, söz ve davranışları ile de yüreklerini incitir.
- Sesini "hoş" tutamıyorsa, onların ruhlarını da hoş tutamaz.
- Sesini "rahmetle" süslemeyi beceremezse;
- Yüreğini "merhametle" dolduramaz.
- Bu nedenledir ki;
- Çocuklarınıza ve birbirinize karşı önce:
- Tavırlarınızı, davranışlarınızı yola koymaya çalışmayın.
 - Aksine önce;
- Ses tonunuzu yumuşatın ve yola koyun.
- Bunun ilk çözümü:
- Evdeki herkesle ve her canlı ile "fısıltı" şeklinde konuşmaya başlamaktır.
(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #79 : 27 Ocak 2016, 20:43:35 »
ÇOCUĞUN
BENLİĞİNİ BUHARLAŞTIRAN UYGULAMALAR

• Bu konuda en kötü uygulama türü;
- Annenin babanın, çocuklarını kendileriyle kıyaslamalarıdır.
- Onu, kardeşleriyle, komşu çocuklarıyla, okuldaki arkadaşlarıyla kıyaslamalarının etkisini çocuk;
- Bir süre, bir şekilde tolere edebilir.
- Kıyaslamanın kötü tesirinden bir süreliğine de olsa kendi kendini koruyabilir.
- “ Bana ne ya…
- O kimse kim…
- O kendi sakarlıklarına baksın…
- Yırtarım onun ağzını…” türünden restleşmelerle bir yere kadar kendini rahatlatır.
- Benliğini koruyabilir.
• Çocuğun bu konuda kendini korumakta tam anlamıyla “aciz” olduğu kıyaslama türü ise;
- Ebeveyninin onu, kendileriyle kıyaslamalarıdır.
- Örneğin:
- “Ben senin gibiyken karnelerim hep “pekiyi” idi.
- Senin yaşta her dönem teşekkür ya da takdir getirirdim eve…
- Ben on yaşımdayken hafta sonları manavda çalışır, evin bazı ihtiyaçlarını karşılardım.
- Ben üçüncü sınıftayken, öğretmenim sorularıma cevap yetiştiremezdi.
- Bana bak bana…Ben nasıl yapıyorsam öyle yap.
- Kulaklarını aç da beni şimdi iyi dinle…
- Ben senin yaşındayken herkese örnek olurdum…
- Aç gözünü de beni takip et.
- İyice saldın kendini…Benim çocukluğumdan örnek almalısın…”
• Çocuk;
- Bir annesinin üstün meziyetlerine bakar…
- Bir babasının yeteneklerini dinler…
- Bir de kendi yaptıklarına döner…Ve şöyle mırıldanır:
- “Vay beee…
- Ben hayatta onlar gibi olamam.
- Benim o kadar güçlü olmam imkansız.
- Meğer ben ne kadar beceriksizin biriymişim de haberim yokmuş…
- Mümkünü yok, annem babam gibi olamam…
- Baksana çocukluklarında neler yapmışlar…Şeklinde düşünerek ipin ucunu koyuverdi mi, onu kimse kolay derleyip toparlayamaz.
*  Çocuğun  benliğini buharlaştıran faktör “3 K” illetidir.
- Kıyas- Korku-Kaygı.
- Bunları da en usturuplu şekilde uygulayan, maalesef ebeveynlerdir.
- Kıyaslanan çocuk korkar.
- Korkuları süren çocuk kaygılanır.
- Kaygılanan çocuğun benlik algısı zayıflar.
- Benliği zayıflayan çocuk, kendisini “beceriksiz” ve “yetersiz”  olarak tanımlar.
- Kendini bu sıfatlarla aşağılayan çocuk, annesi-babası hariç, tutanın elinde kalır.
(Pedagog Dr.Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #80 : 27 Ocak 2016, 20:45:08 »
ÇOCUĞUN KOVANINA
ÇOMAK SOKMAK

• Her çocuğun hareket etme hızı;
-  Kendi formatına yani kendi mizacına göredir.
- Bir annenin babanın en güzel özelliği;
- Çocuklarının hız sınırına “saygılı” olmasıdır.
- Çocuğa saygı göstermenin bir diğer uzantısı da budur.
• Örneğin çocuğun;
- Yemek yeme hızına,
- Yazı yazma hızına,
- Konuşma, anlatma hızına,
- Yürüme, hareket etme hızına,
- Okuma, öğrenme hızına,
- Giyinme, kuşanma hızına  bilerek, katlanarak “ayak uydurmak”, pedagojik ebeveynliğin ilk basamağıdır.
• Çocuk;
- Birilerine “bağlı” olarak yetiştirilemez.
- Birilerine “tabi olarak” kimliğini bulamaz.
- Birilerine “yaslanarak” adam olamaz.
• Çocuk herhangi bir konuda;
- Geri kaldığı için,
- Geç kaldığı için,
- Başarısız olduğu için acele ettirilirse bakın ne olur:
- Sakarlaşır.
- Kişiliği bozulur.
- Kendine güveni sarsılır.
- Başkasına “bağımlı” olur.
- Kendisinden başka, herkese benzemeye çalışır..
• Ebeveynin amacı;
- Çocuğa  çok şeyi, çok çabuk yapmasını öğretmek olmamalıdır.
- Otoriter, kuralcı, baskıcı, aceleci ve titiz bir annenin babanın;
- Her işi yapan,
- Her şeyi bilen,
- Her sözü anlayan,
- Her uyarıya uyan…
- Ve fakat; sinirli, hiperaktif, aksi, tepkili, duygu dünyası karışık çocukları olur.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #81 : 28 Ocak 2016, 14:58:38 »
ÇALIŞAN ANNE

• Dört  yaşından küçük çocuğu olan "çalışan" anne;
- Çocuğundan habersiz, gizlice işe gitmemelidir.
- Çocuk ağlasa da, kızsa da, öfkelense de,,,
- Anne, çocuğu ile vedalaşarak işe gitmelidir.
• Şayet anne;
- Çocuğundan gizlice ayrılarak işe giderse;
- Çocukta “kaygı” oluşur.
- Vedalaşarak  giderse;
- Çocukta “öfke ve sinirlilik” hali oluşur.
• Her şart altında;
- Kaygı en kötü duygudur.
- İnsan ruhunu  en zor terk eden ruhsal bir illettir.
- Kaygılanan çocuk anneye “bağımlı” olur.
- Bu durum çocuğun;
- Yemesini, içmesini, uykusunu “kötü” etkiler.
- Bu etki, çocuğun yetişkinliğinde de devam eder.
• Oysa öfke;
- Ehil bir anne terapisi ile,
- İş dönüşünde “bilinçli” bir anne tutumu sayesinde kolayca yatışabilir.
- Çocuğun ruh dünyasındaki yerini, kısa zamanda “huzura” terk edebilir.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #82 : 28 Ocak 2016, 15:12:10 »
ÇOCUKLAR KİTAP GİBİDİR

* Çocuklar:
- Son derece “net” ve samimidirler.
- “Es geçmeyi” beceremezler.
“- Sal suya” demeyi öğrenmemişlerdir.
- “Boş ver” ile tanışmamışlardır.
- “Acelem var” sözüne yabancıdırlar.
- "Kusura bakma” nın anlamını bilmezler.
- “Başkasına sor” demeyi akıllarından bile geçirmezler.
- Konu ne ise, o an bir şekilde size yardımcı olmak için can atarlar.
* Çocuk yetişkinler gibi, kendisine adres soran birine;
- Bilmiyorum kardeşim...
- Şu dükkana sorsan...
- Çıkartamadım...
- Ben buranın yabancısıyım...Demesini bilmez, beceremez.
- Ne yapar eder, sağa sola koşturur, birilerine sormaya çalışır...Ve sizin müşkülünüzü gidermek için gayret eder.
* İşte bu yüzden diyoruz ki:
- Çocuk, insan neslinin henüz “bozulmamış” versiyonudur.
- Yani yetişkinin “orijinali” gibi değildir…
- “Aslı” gibi hiç değildir.
- Bilakis aslıdır…Orjinalidir.
* Galiba bizim çocuklaşmamız gerekecek...(Pedagog Dr.Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #83 : 31 Ocak 2016, 10:30:44 »
ÇOCUKTA İÇİNE KAPANIKLIK

• Çocuğunuzdaki içine kapanıklığın;
- Sebeplerini…Belirtilerini ve çözüm önerilerini bilmek ster misiniz…
• Sebepleri:
- Ev ortamında ebeveyni tarafından;
- Ruhu incitilen, ezilen, ruhsal ve fiziksel baskı ve şiddet gören,
- Anneden ilgi, sevgi, şefkat, merhamet vitaminlerini gerektiği zaman ve yeterince alamayan çocuk içine kapanık olur.
- Annesi;
- Agresif, sinirli, olan,
- Öfke patlamaları yaşayan,
- Basit bir konu hakkında da olsa aniden parlayan,
- Bağırılıp azarlanan çocuk, içine kapanık olur.
• Eğer çocuk;
- Hissettiklerini, düşündüklerini anlatamıyorsa,
- Aklına geleni söyleyemiyorsa,
- Yapmak istediklerini, ebeveyninden asla çekinmeden yapamıyorsa,
- Lafını, sözünü dobra dobra ifade edemiyorsa, içine kapanık olur.
• Sorularına cevap alamayan;
- Anlattıkları o anda annesi-babası tarafından “can kulağı ile” dinlenmeyen,
- Konuştukları şeyler hakkında ilgi gösterilmeyen,
- Saçma sapan önerileri için terslenen çocuk, içine kapanık olur.
• İlk 4 yıl içinde çocuk;
- Yüksek voltajlı merak duyguları içindedir.
- Eşyaları incelemesi, bazılarını kırması, bozması engellenen çocuk, içine kapanık olur.
• Belirtileri:
- En basit bir hatasında, verdiği zararda hemen eli ağzına gider.
- Genellikle, başı adeta omuzlarına gömülüdür.
- Sık sık tırnak yemeye yeltenir.
-  Kaygılı bir görüntüsü vardır.
- Duruşu ile, korkak ve pısırık bir tablo çizer.
- Kendisini kolayca ifade edemez.
- Hünerlerini, yeteneklerini sergilemekten çekinir.
- Sınıfta, öğretmeninin sorusunu bildiği halde parmak kaldıramaz.
- Çalan evin kapısını açmaya pek hevesi yoktur.
- Eve gelenle gidenle ilgilenme taraftarı değildir.
- Halini hatırını soranlara pek ilgi göstermez.
- İnsanlarla kolayca diyaloğa giremez.
• Çözüm:
- Eğer 4 yaşını geçmişse, babayla sık sık, bol bol dış dünyada dolaşmalıdır, gezmelidir, etkinlikler yapmalıdır, esnafları, alışverişleri....yakından tanımalıdır.
- Evde ebeveyni tarafından sosyalleşme konusunda dramalarla eğitilmelidir.
- Onun o içine kapanık, sus pus, hanım hanımcık halini takdir edenlerden, beğenenlerden uzak tutulmalıdır.
- Yüksek düzeyde güven ve emniyet duygusu kazandırılmalıdır.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #84 : 31 Ocak 2016, 10:31:58 »
ÇOCUĞUN DÜNYASINDA OLABİLMEK
 
* Okul çağından itibaren çocuğa şunlar söylenmemelidir:
- "Bari şunu yapıver…
- Hiç değilse şuraya gidiver.
- Bunu da mı yapamadın…
- Herhalde şunu bilirsin…
- Evladım azıcık bana yardım etsen…
- Hadi bakalım…Bu kadarını olsun çözüver işlemin…
- Kızım çok şey istemiyorum ki senden…
- Yavrum azıcık bana yardım etsen ölür müsün…
- Bari şu yazdıklarımı alıver bakkaldan bir koşuda…
- Kızım her yanı temizledim. Sen de hiç değilse şu odayı bir elden geçirsen…
- Peki o soruyu bilemedin…Hiç değilse şimdi soracağımı bil yani…”…
• Anne baba açısından da, öğretmen açısından da;
- Çocuğun kişilik ve benlik gelişimine zarar vermek oldukça önemli bir “acemilik” hali sayılır.
- Başta ebeveyn ve öğretmen  olmak üzere herkes;
- Çocuğun yeteneklerine saygı duymalıdır.
- Onun “yapabilirliğine” razı olmalıdır.
- Çocuğun yaptığı beklenenden, umulandan çok az da olsa, zayıf da olsa, yanlışı da bulunsa, eksiği de olsa… Yaptığını her şart altında “hoş” ve kabul edilebilir  olduğunu ona hissettirmelidir.
• Yormayın kendinizi…
- Ne demeye ona buyurduğunuz işleri çocuğun gözünde küçümsüyorsunuz…
- Güya aklınızca;
- Ondan ufacık bir destek istiyorsunuz.
- Basit bir problemi çözmeye teşvik ediyorsunuz.
- İşi, çocuğun algısında basite düşürürseniz, sanki o işi hemen yapıverecek gibi geliyor size değil mi…
- Galiba unuttuğunuz bir şey var:
- Çocuğun gözünde zor bir iş diye bir şey “zaten” yok ki…
- Onun gözünde yapılmayacak hiçbir iş yoktur.
- Gel seninle şu dağı kazma kürekle devirelim deseniz, size inanır ve işe koyulur.
- Ama ona;
- Ben şu dağı devireceğim, sen de şu duvarı yıkıver demiş olsanız, hemen itiraz edebilir…Ben yapamam ki diyebilir.
• Şunu anlatmaya çalışıyoruz:
- Basit de olsa,
- Çok kolay da olmuş olsa,
- Çocuk oyuncağı gibi bir iş de olsa…
- Çocuğun yaptığı veya yapması gereken işleri ona önemli gibi gösterebilirsiniz.
• En kolay işleri yapmasını, en basit problemi çözmesini ona şöyle önerebilirsiniz mesela:
- “Hadi bakalım bunu yapabilir misin…
- Şu koca odayı toparlayabilir misin…
- Görelim bakalım bu problemi çözebilecek misin…”…
- Başardıklarının sonunda da ona:
- “Hiç ummuyordum ama becermişin.
- Hayret…Nasıl yapabildin bunu…
- Vay…Sende ne cevherler varmış da haberim yokmuş…” şeklinde onure etmelisiniz.
- Sizin bu tür yaklaşımınız;
- Onun yorgunluğunu da alıverir,
- Azmini de kuvvetlendirir.
- Öyle ki bir bakarsınız:
- “ İstersen başka iş de yapabilirim…
- Varsa başka problem de çözebilirim…
- Kolay ki…Ne olacak….” Şeklinde çocuğun benlik algısı ve kişiliği gelişir.
• Sonuç olarak anneler babalar ve öğretmenler:
- Beş problemi çözebilecek kapasitede olan bir çocuğa, beş problem vermekten kaçınmalısınız. İki problem önerin…
- Bir odayı, artı bir de mutfağı temizleyip düzene koyabilecek şekilde gelişmiş ve yetenekli olan kızınıza, sadece birini düzenlemesini önermelisiniz.
- Hem bakkala, ardından hem manava, daha sonra da kasaba gidebilecek durumdaki çocuğunuzu yalnızca birine, en fazla ikisine göndermelisiniz.
- Çocuğa buyurduğunuz işleri de onun için çok basitmiş gibi göstermemelisiniz.
- Yapacağı işi hafife almayın.
- Buyurduğunuz işi küçümsemeyin.
- Örneğin çocuğa:
- “Hadi bir koşuda alıver”…” Şu kadarcık işi de sen yapıver…” denmemelidir.
• Siz nasıl kir yetişkinden, küçücük bir ricayı bile ona basitmiş gibi gösteremiyorsanız, çocuğunuza da ayni nezaketi sergilemelisiniz.
- Mesela siz bir yetişkine şöyle seslenirsiniz:
- “Kardeş, şu karşıki bayiden acaba bana bir kibrit alabilir misin…
- Beyefendi, rica etsem yandaki bakkaldan bana bir ekmek alır mısınız…
- Abicim…Cüzdanım düştü, ellerim de dolu, onu bana verebilir misin acaba…
- Ablacığım, şu bileti şoföre uzatır mısın…
- Delikanlım, şu yaşlı amcaya yerini verebilir misin…
- Evladım, şu paketi elime uzatabilir misin, rica etsem…”…
• Dikkat ettiyseniz;
- Başkalarından yardım istediğiniz bu son işler iş bile değil.
- Ama, o kimselere bu işlerin önemli olduğunu hissettiriyorsunuz değil mi…
- Karşı taraf da sizin bu nezaketinize anında yanıt vermeye gayret ediyor.
• İşte;
- Çocuklarınıza ve öğrencilerinize öğretmek istediklerinize, yaptırmak istediklerinize bu çerçeveden bakmalısınız.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #85 : 01 Şubat 2016, 17:48:24 »
BİR ANNE
NASIL BİR EŞ  VE ANNE OLMALIDIR

• Bir anne için en utanılacak durum;
- Eşinin kendisinden “sinmesi”dir.
- Çocuklarının kendisinden “korkması”dır.
• Örneğin bir eş eve gelirken yolda:
- “Yine evde kavganın gürültünün üstüne gitmesem bari…
- Bakalım bu sefer neyle azarlayacak beni…
- Yine nelerden şikayet edecek bu akşam…
- Kapıyı nasıl bir suratla açacak bana acaba…
- Üzerinde garanti yine o paspal kıyafet vardır mutlaka…
- Bir Allah’ın günü de güler yüzünü görsem kapıda…
- Çamaşır suyu yüzünden lekelenmiş şu pembe eşofmanları artık giymese bari…” tarzındaki endişeli düşüncelerle eve dönmesi, bir erkek için nasıl da aşağılayıcı bir dramdır…
• Örneğin çocuk:
- “Annem şimdi beni döver.
- Annem şimdi beni azarlar.
- Annem bana şimdi mutlaka bağıracak.
- Annem beni bu sefer fırçalayacak.
- Annem bakalım bu sefer gene ne kusur bulacak bende…
- Bir gün de olsa, şiddet görmeden günüm geçmeyecek mi benim…
- Hazır ol oğlum…Bu sefer dayağı yedin…” şeklinde çocuğun annesinden tedirginlik duyması, bir çocuk için gerçek bir psikolojik travmanın ta kendisidir.
• Bir annenin, eşine ve çocuklarına karşı sahip olması gereken ilk özelliği;
- Onlara “nazik” tavır ve davranışlar içinde olmasıdır.
- Çünkü nezaket;
- Bir kadının ruh dünyasının “nüfus cüzdanı” dır.
- Bir kadının kimliğidir, kişiliğidir.
- Bir kadının onurudur, şahsiyetidir.
- Eşi ve çocukları nasıl olursa olsun bir kadın;
- Kimliğini ve kişiliğini korumak zorundadır.
• Nezaket;
- Eşini ve çocuğunu kapıda karşılamakla başlamaz.
- Çocuğuna fiziksel ve ruhsal şiddet uygulamamakla kendini göstermez ilkin.
- Eşini mahcup etmemekle gün yüzüne çıkmaz.
- Eşini ve çocuğunu evde kendi haline bırakmakla görünmez.
- Bilakis annenin nezaketinin ilk işareti “ses tonu” dur.
- Annenin nezaketi;
- Ağzından çıkan sözlerin çevresindekiler “ürküntü” yaymaması ile başlar.
- Çocuğu ile ve eşi ile “ayni mekanda iken” konuşması ile devam eder.
- Yani anne;
- Yüzünü görmediği, kendisine uzanamadığı, onunla ayni ortamda olmadığı eşi veçocuğu ile “iletişime” asla geçmemelidir.
• Hiçbir anne;
- Kendisi mutfaktayken, oturma odasındaki eşine seslenemez.
- Kendisi salondayken, odasında oyun oynayan çocuğuna seslenemez.
- Kendisi holdeyken, biraz ilerideki odada oturmakta olan eşine hiçbir şey söyleyemez.
- Hatta öyle ki çocuklarına:
- “Kızım, gel şu paranı al…
- Oğlum şu pastayı al da ye…” diyemez, dememelidir.
• Bir anne olarak eğer;
- Sözlerinizin, kelimelerinizin, sesinizin eşinizde veya çocuklarınızda “işe yaramasını” istiyorsanız, şunlara dikkat etmelisiniz:
- Muhatabınızla aranızda;
- Duvar olmamalıdır.
- Kapı, pencere olmamalıdır.
- Hatta, onlarla ayni odadayken bile aranızdaki mesafe en fazla 1 metre olmalıdır.
- Mutlaka yüzlerine bakmalısınız.
- Yani; arkanızdaki koltukta oturan eşinize veya çocuğunuza, başınızı arkaya çevirerek ya da hiç çevirmeden hitap edemezsiniz.
• Göreceksiniz ki:
- O zaman sözünüz de, sesiniz de, meramınız da onlara “tesir” edecektir.
- Kimseye bağırma ihtiyacı hissetmeyeceksiniz.
- Öyle ki, yabancılarla bile bu “nazik” iletişiminiz meyvesini verecektir.
• Nezaketsizlik;
- Eşinize ya da çocuğunuza “kötü” söz söylemeniz demek değildir ki…
- Nezaketsizlik, onları görmeden onlara hitap etmenizin ta kendisidir.
* Anne bu çizgisinde sürekli ve kalıcı olursa;
- Zıt durumdaki eşi ve çocukları ile günün birinde ayni çizgide mutlaka buluşacaklardır.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #86 : 01 Şubat 2016, 17:53:05 »
ÇOCUĞUN ODASINI AYIRMAK

• Osmanlı döneminde;
- Dileyen ailelerin okul çağı çocuklarına “özel” dersler veren “bilginler” vardı.
- Bu alimler, kabul edecekleri çocuklarla önceden “birebir” görüşürlerdi.
- Onların, çeşitli konularda yeteneklerini araştırırlardı.
- Ama; bir konudaki testi geçemeyenleri asla almazlardı.
• Şöyle ki:
- “Evladım; yemeklerin hangi çeşidini seversin?”
- “Fark etmez, efendim”,
- Çiçeklerden neyi en çok seversin?”
- “Fark etmez, efendim”,
- “Hayvanlardan en çok hangisini seversin?”,
- “Fark etmez, efendim”.
• Hocanın tası atar ve delikanlıya dönerek:
- “Evladım; sen önce git sevmeyi, seçmeyi, beğenmeyi öğren, sonra gel karşıma”…derdi.
• İşte; size her zaman, çocuklarınızın;
- Zevklerini öldürmeyin,
- Özel isteklerini köreltmeyin,
- Sevgilerini söndürmeyin,
- İradelerini, ellerinden çekip almayın, diyoruz ya…sebebi hikayede gizlidir.
• Bu konulardaki “hassasiyetiniz” her ne kadar, 2 yaşından sonra ağırlık kazanması gerekse de 4 yaşından itibaren bu noktada “itina” göstermelisiniz.
• Çocuğunuza, “fark etmez efendim” oyunu, oynatmayın…
• Odasını ayırma zamanı gelip gelmediğine, siz değil “çocuğunuz” karar verir.
• Ne zaman ki çocuğunuzdan:
- “Sen bırak, ben yerim”,
- “Bırak elimi, ben yürürüm artık”,
- “Tutma beni, merdiveni kendim çıkarım”,
- “Rahat bırak beni, kendim inerim”…gibi “güven” ifade eden “geri bildirimler” alabiliyorsanız, yatağını ayırma zamanı geldiğini anlatmıştık.
• Şayet; 2 yaşından sonra yatağı, onun ruh sağlığına uygun şekilde ayrılmışsa,
- 3 ve 4 yaşlarında süren “anneden ayrılma” aşaması da pedagojik kurallara uygun ,
- 4 yaş civarında, bunlara benzer “güven hissetme” karşılıkları alabilirsiniz.
• Gerek odasını ayırma aşamasında, gerekse bu dönem yaşlarından sonra çocuğunuza, “fark etmez efendim” i oynatmayın…
• Nasıl ki;
- Yatağını ayırırken,
- Yatağı ile ve özel eşyaları ile “bağ kurmasını” sağladıysanız, ayni şekilde,
- Odasını ayırırken de; odası ile, odasına alınacak eşyalar ile “bağlanmasını” gerçekleştirmelisiniz.
• Bunun için:
- Odasının, badanası-boyası “rengi” konusunda,
- Odasına alınacak; yatak,masa, dolap, koltuk, komidin ve hatta “perde”…gibi eşyalar hakkında da, çocuğunuzun görüşünü almalısınız, onun fikrine “değer” vermelisiniz.
• Yetmedi:
- Alınan söz konusu eşyaların, odasının “neresine” konulmasını istediğini sorun, danışın…
- Çünkü o odada, “uzun yıllar boyu”; siz değil, kendisi kalacaktır…
• Çocuğun; ayrı “yatakta” yatması için, zamanı gelince ayrı “odada” kalabilmesi için kendisine göre sebepleri, özentileri, amaçları…olmalıdır.
• Siz; çocuğunuz henüz doğar doğmaz; kendi gölgesinden bile korkan minicik yavrunuzun odasını, sizin kendi anlayışınıza göre dayar-döşerseniz; alıştığı, gördüğü, zaten yıllardan beri girip çıktığı odasında sizden ayrı yatması için bir “neden” bırakmamış olursunuz.
- Çocuğun iradesi gelişmemişse; ayrı yatmamak için direnir, ısrar eder ve sizi zora sokar.
• Aksi halde, sizden umudunu kesmişse, dayanma gücü de kalmamışsa, bu şartlar altında, gider odasında kuzu kuzu yatabilir. Fakat; onun ruhundaki dalgaların etkisi bir süre sonra görülmeye başlar.(Pedagog Dr.Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #87 : 12 Şubat 2016, 21:00:12 »
HANGİ ÇOCUK SÖZ DİNLEMEZ
 
• Çocuk;
- Annesini babasını çileden çıkarmak için programlanmış bir varlık değildir.
• Çileden çıkan anne baba, çocuğun gözünden düşen anne babadır.
- Normal şartlar altında;
- Gittikçe vücudu olgunlaşan her çocuğun ruh dünyası da olgunlaşır.
- Ruhu gelişen hiçbir çocuk ebeveynine sorun yaşatmaz.
• Çocuğun anne baba sözü dinlememesini tetikleyen birçok psikolojik sebep vardır. Bunlardan ilk sıraları işgal eden ebeveyn hatalarına gelince, çocuk:
- “Hayır” kelimesini sık kullananların,
- “Yapma” uyarısında bulunanların,
- “Koşma” ikazını kullananların,
- “Oynama” ile çocuğu engelleyenlerin,
- “Zırlama, ağlama, gülme…” gibi çabalar içinde olanların sözlerini çocuk “yok” sayar.
• Dikkat ettiyseniz;
- Verdiğimiz örnekler arasında, sadece ilk sırada bulunan örneğin içinde “sık” sıfatı geçmektedir.
- Bunun sebebi, “hayır”ın bazı durumlarda kullanılabileceğinin işaret edilmesidir. O da sadece kesen ve yakan cisimlerle ilgilidir.
- Ancak çocuk;
- Niye yapmasın…
- Neden koşmasın…
- Niçin oynamasın…
- Ne amaçla gülmesin… Bir sakıncası mı var…
- Ağlatma o zaman, zırlamasını istemiyorsan…
- “Kapa çeneni” ne demek… İyi o zaman, kekeme olsun da gör…
* Hiçbir çocuk;
- Yapmadan, bilemez.
- Koşmadan, tecrübe kazanamaz.
- Konuşmadan, iletişim kuramaz.
- Oyunlar oynamadan, öğrenemez.
- Gülmeden, ruhu gelişemez.
- Ağlamadan, duyguları canlanamaz.
* Siz "hayır" sözcüğünü kullanmakta ne kadar "cimri" olursanız, çocuğunuz sözünüzü dinleme konusunda  bir o kadar "cömert" olur.
- Böylece;
- Okul çağından itibaren her "hayır" uyarısı, çocuk için kırmızı trafik lambası gibi algılanır.(Pedagog Dr yaşar kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #88 : 12 Şubat 2016, 21:01:03 »
BİLİYOR MUYDUNUZ....

- Çocukların en hoşlanmadığı anne baba türü:
-"Bilgili" anne baba türüdür.
- Bu nedenle;
- Çok bildiğinizi,
- Hazırcevap olduğunuzu,
- Her şeye gücünüzün yettiğini çocuklarınızdan "gizlemelisiniz".
- Çünkü çocuğunuz sizi "ulaşılması zor insan" olarak algılar. Kendini size karşı kapatır.
- Bunu bugün olmazsa yarın yapar.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...

Çevrimdışı kar_delen

  • kar_delen
  • okur
  • *
  • İleti: 97
  • edep ya hu...
Ynt: Çocuk yetiştirme sanatı
« Yanıtla #89 : 12 Şubat 2016, 21:01:50 »
HİPERAKTİVİTENİN KAYNAĞI

- Okullarda en çok rastlanan, evlerde en çok şikayet edilen hiperaktivite türü "Yapay hiperaktivite"dir.
- Bu tür artı hareketliliğin okul dönemi yakınma nedeni genellikle "Dikkat dağınıklığı" konusunda olmaktadır.
- Kaynağı kurutulmadan, tedavisi neredeyse imkansızdır.
- Kaynaklandığı başlıca alanlar şunlardır:
- Evde anneden babadan;
- Ruhsal baskı görmesi.
- Küçümsenmesi, aşağılanması.
- Horlanması.
- Yetersiz, beceriksiz bulunması.
- Utandırılması.
- Saygı görmemesi.
- Ebeveynin sohbetlerine dahil edilmemesi.
- On iki yaşına kadar günde 1 saatten fazla televizyon izlemesi.
- Ayni süreyle internetle, akıllı telefonla meşgul olması.
- Evde anne baba atışmalarına tanık olması...vs vs.
- Çocuk;
- Kendisine uygulanan psikolojik şiddetin etkisinden kurtulmak, anne baba kavgalarına tanık olmamak için, istem dışı yani gayri ihtiyari hareketlenmek zorundadır.
- Ki böylece yaşadığı ruhsal travmanın ruhundaki acısını unutmak istemektedir.(Pedagog Dr Yaşar Kuru)
Olduğu kadar...olmadığı kader...