Gönderen Konu: Eğitim Sistemi Sınıfta Kaldı  (Okunma sayısı 2602 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Eğitim Sistemi Sınıfta Kaldı
« : 19 Haziran 2013, 09:47:46 »

Eğitim Sistemi Sınıfta Kaldı


2005 yılında eğitim uygulamalarına yön veren davranışçı yaklaşım terk edilmiş, bunun yerine yapılandırmacı yaklaşım kabul edilmişti. Yapılan değişiklikle ulaşılmak istenen hedef öğrenci merkezli bir yaklaşım ile eğitim sistemini yeniden yapılandırmak ve istenen noktaya ulaşımı gerçekleştirmekti. Fakat eğitim sisteminin kronik problemlerinden dolayı hedeflenen amaçlara ulaşılamadığını görüyoruz. Öğrencilerin karne aldığı bu günlerde eğitim sisteminin durumuna baktık.

Eğitim Sisteminin Genel Problemleri

Türkiye’de uygulanan eğitim program ve uygulamalarında yapılan incelemeler aşağıdaki problemlerin yaşandığını ortaya koymuştur.

1. Sistem öğrencileri geriletiyor

Öğrencilerin ilköğretime temel beceriler anlamında problemsiz başladıkları, ancak ilerleyen sınıflarda öğrencilerin hedeflenen başarıya ulaşamadıkları tam tersine ilköğretime başladıkları noktadan daha da geriye gittiklerini yapılan araştırmalar ortaya koymaktadır.

2. Sınavlar öğrencinin gelişmesine zarar veriyor

Eğitim uygulamaları bilgi ve pratik odaklı olmaktan çok sınav odaklıdır. Sınavlar eğitim sistemini tıkamaktadır. Sınavlar sebebi ile öğrenci ve öğretmenler bilginin kullanılması yerine test çözme becerilerine yoğunlaşmaktadırlar. Uygulanan sınavlar öğrencilerin duygu, davranış yönünden ve sosyal gelişmelerine zarar vermektedir.

3. Uluslararası ölçmelerde Türkiye son sıralarda

Öğrenciler normalden çok daha fazla sınava girdikleri halde PİSA ve TIMSS uluslararası ölçmelerde, problem çözme, analitik düşünce, algılama, yorumlama gibi yetenekleri kazanamadıkları için başarısız olmaktadırlar. PISA 2006 uygulamasında Türkiye, bütün testlerde 30 OECD ülkesi arasında yalnızca Meksika’nın üzerinde 29. sıradaydı. 2009 uygulamasında ise ülkemiz, 34 OECD ülkesi arasında yalnızca Şili ve Meksika’nın üzerinde, 32. sırada yer almaktadır. (İzleme Raporu 2010).

Merkezi Hollanda’da bulunan ölçme-değerlendirme kurumu Cito’nun Türkiye ofisinin ilköğretim okulları arasında yaptığı “zihinsel beceri” araştırması olumsuz bir tablo ortaya çıkardı. Cito Türkiye, “Öğrenci İzleme Sistemi” ile 20 ilde 40 devlet ve 56 özel ilköğretim okulunda 42 bin öğrenciyi takip etti. Öğrencilerin Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği düşünme yeteneği seviyesinin çok altında kaldığı tespit edildi. Araştırma sonucunda, hem özel hem devlet okullarında öğrencilerin çok az bölümünün üst düzey düşünme yeteneğine ulaştığı belirlendi. Ancak sınıf düzeyi yükseldikçe bu becerilere ulaşma oranlarının azaldığı tespit edildi.

4. Eğitim mekânları eğitime uygun değil

Eğitim ortamları (sıraların ergonomisi, bahçe düzenlemeleri ve okul binaları ) öğrencini gelişmesine ve ihtiyaçlarına uygun değildir.

5. Karakter ve kişilik eğitimi göz ardı ediliyor

Eğitim programının sadece akademik başarıya yoğunlaşması sebebi ile karakter ve kişilik gelişimi gibi alanlar ihmal edilmektedir. Öğretmenler, değer öğretiminin plan ve program dâhilinde verilmemesinin öğretimi olumsuz etkilediğini ve okullarda değer çatışmaları meydana geldiğini belirtmişlerdir. Araştırmaya tabi tutulan okullarda değer öğretimi okulların esas görevi olarak görülmemektedir.

6. Öğretmen Yeterlilikleri

Ülkemizde öğretmen sayısı ve yeterlilikleri ciddi bir problemdir. Öğretmen yetiştirme ve istihdamı doğru şekilde yürütülememektedir. Eğitim müfredatlarının hedeflenen başarıyı vermemesi mevzu ile doğrudan alakalıdır.

7. Sistem Değişim Yorgunu

Son yıllarda eğitim sistemi ile alakalı yapılan değişiklikler artık takip edilemez bir hıza ulaşmıştır. Sınav sistemlerinde, eğitim müfredat ve uygulamalarında devamlı değişiklik yapılması ciddi bir kafa karışıklığına sebep olmuştur. Sistem, istikrarı sağlayacak bir eğitim vizyonundan mahrum kalmıştır.

Sistemin sınıfta kaldığı bir ortamda öğrenci başarısının sınavlara odaklanması açıkçası; bütün aksaklıkların rakamlar üzerinden izafi başarı göstergelerine dönüştürülmesi anlamına gelir ki bu durum da popülist yaklaşımdan başka bir sonuç ortaya koymaz. Bütün bu tespitler eğitim sistemimizin sağlıklı bir işleyişten uzak ve ciddi bir keyfiyet problemi olduğunu göstermektedir. Derine inmeyen ve günübirlik tavsiyelerle bu problemlerin çözülemeyeceği aşikârdır. Problemlerin kaynağına inilerek ciddi araştırmalar yapılmalı, sistematik ve kalıcı çözümler üretilmelidir.

Kaynakça:

1- Berberoğlu G.,Arıkan S., Demirtaşlı N., Güzel,Ç., Tuncer,Ç.(2009), İlköğretim 1-5. Sınıflar arasındaki öğretim programlarının kapsam ve öğrenme çıktıları açısından değerlendirilmesi, Cito Eğitim: Kuram ve uygulama, (1), 10-48
2- Karasolak Kürşat, (2009). Mimari Özellikleri farklı ilköğretim okullarındaki öğrenci ve öğretmenlerin okullarının bina ve bahçeleri hakkındaki görüşlerinin incelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Adana Çukurova Üniversitesi.
3- http://erg.sabanciuniv.edu/sites/erg.sabanciuniv.edu/files/EIR2010_ izleme%20raporu.pdf
4- http://haber.gazetevatan.com/Haber/214909/VGundem
5- http://efd.mersin.edu.tr/dergi/meuefd_2005_001_001/pdf/ meuefd_2005_001_001_0066-0080_gedikoglu.pdf



Hilmi Aygün | 06 Haziran 2013 | İnsan ve Hayat Dergisi


mazhar

  • Ziyaretçi
İlkokulda başarısızlık ve karne tatili
« Yanıtla #1 : 20 Ocak 2014, 06:55:07 »
İlkokulda başarısızlık ve karne tatili

İlkokulda başarısızlık ve karne tatili
19 Ocak 2014 Pazar 08:56
,
Okuldaki başarısızlık, öğrencinin gerçek yeteneği ile okuldaki başarı arasında görülen farklılık olarak tanımlanabilir. Okul yıllarının ilk dönemlerinde ortaya çıkan başarısızlık ilköğretim süresince düzeltilmezse, çocuğun okul hayatını çok etkiler.
Başarılı olamayan çocuklarda zekâ geriliği, öğrenme ve iletişim bozukluğu, gelişim kusurları, dikkat eksikliği, hiperaktivite bulunabilir.
Değerli okuyucular, akademik zekâ, başarı için şarttır ama yine de başarıyı garanti edemez. Başarı için birtakım duygusal niteliklere ve iletişim becerilerine sahip olmak gerekir. Bu nitelikler; empati kurabilme, duyguları ifade etme ve anlama, bağımsız davranabilme, uyum sağlayabilme, kişiler arası sorunları çözebilme, sabır gösterebilme, sevecen, saygılı olabilmedir.
Bazı çocuklarda belirli alanlarda (okuma, matematik, yazılı anlatım) yetersizlik görülür. Bu çocukların okuma başarıları, yazma becerileri zekâsı normal olduğu halde, beklenenin önemli derecede altındadır. Bu çocuklar ne yazık ki, sınıfta tembel damgası yerler. Çocuğun sosyal ilişkileri bozulur, kendine güveni azalır. Ders çalışmayı sevmez, çabuk sıkılır. Ödevlerini yapmak, içinden gelmez.
Çocuğun hangi alanda yetersizlik yaşadığı psikolog tarafından testlerle belirlendikten sonra çocuğa özgü eğitim programı yapılmalıdır.
Dikkat eksikliği yaşayan çocuklar da okulda başarısızdırlar. Bu çocukların dikkat süreleri kısadır, çalışmaları dağınıktır, eşyalarını çok sık kaybederler. Böyle çocuklar okulda uyum gösteremezler ve zekâları normal olduğu halde ders başarıları düşük olur.
 Bu çocuklar psikiyatrist ve psikologlara götürülmeli. İlaç tedavisiyle birlikte çocuklara yoğunlaştırıcı çalışmalar uygulanmalı, aileye danışmanlık yapılmalıdır.
Aile içi huzursuzluk ve şiddet, ailedeki ağır hastalık, maddi güçsüzlükler ve buna bağlı olarak uygun çalışma ortamının bulunmayışı çocuğun başarısını düşürür.
Anne ya da baba çocuğundan kapasitesinin üstünde yüksek başarı bekleyebilir, çocuk bu beklentiyi karşılayamadığında eleştirilir, suçlanır, başka çocuklarla kıyaslanır. Böyle bir tutum da çocuğun kaygısını artırır, düzeyini düşürür ve başarı kazanamaz.
Danışmanlık merkezine getirilen 1. sınıf öğrencisi Ömer, çekingen ve korkak bir çocuktu. Öğretmeninin gözlemine göre; morali çabuk bozuluyor, arkadaşlarıyla düzgün iletişim kuramıyor, bazen bir kenarda oturup düşlere dalıyor, düşünceli duruyor. Kendine güveni olmadığı gibi beceriksiz olduğunu sanıyor. Ders notları da çok düşük, okuyup yazması düzgün değil. Bunlar onda aşağılık duygusuna yol açıyor...
Ömer’e ilk iki  seansta zekâ testi ve dikkat testleri  uygulandı. Çıkan sonuçlara göre, normal bir zekâya sahipti, dikkati de iyiydi. Demek ki okuldaki başarısızlığının altında psikolojik faktörler rol alıyordu. Bu durum da düşünce ve davranışlarını etkiliyordu.
Ömer’in babası otoriter ve kuralcı bir insandı. Buna karşılık annesi zayıf ve yumuşak huyluydu. Aralarında daima bir çatışma var. Baba, çocukluğundan beri diş doktoru olmak istiyormuş. Ama babası çalışamayacak durumda olduğu için, çocuğuna yardımcı olamamış, o da üniversite sınavlarına yeterince hazırlanamamış, erken yaşta çalışmak, üniversite hayallerine veda etmek zorunda kalmış.
Babaya göre, çocuklarının çok iyi okuması, iyi bir mesleğe sahip olması gerek.
Ömer’in bilinçaltında onu üzen iki konu vardı; birincisi, ne kadar çalışırsa çalışsın, asla babasının istediği bir evlat olamayacağını düşünmesiydi. İkincisi, babasının annesine karşı sert ve acımasız tutumuydu.
Ortaya çıkan sonuca bakarsak, aslında sorunlu olan Ömer değil anne ve babaydı! Bu nedenle öğrencimin anne ve babasına “Evlilik terapisi” uygulandı. Ömer de hem geri kaldığı dersler için yardım aldı, hem de terapiye katıldı. Kısa sürede sevindirici sonuçlar alındı.
Çocuğun okuldaki başarısızlığında ailelerin tutumları çok önemlidir.
Belli başlı aile tutumları; 
*Katı tutum gösteren aileler: Otoriter aileler, çocuklarına aşırı baskı uygularlar. Bu yüzden çocuklar ders çalıştıkları halde, sınavlarda başarılı olamazlar. Ayrıca sınav sırasında heyecanlanıp başaramama hissine kapılırlar, bildiklerini bile unuturlar, sorulan sorulara doğru cevap veremezler.
*Aşırı kontrolcü aileler: Bu ailede anne baba çocuğu oturtup ders çalıştırır, ödev yaptırır, çocuk kendiliğinden bir şey yapamaz, sorumluluk duygusu tam gelişemez.
*Aşırı koruyucu aileler: Bu aileler çocuğuna kıyamaz, çocuğu yorulmasın, bunalmasın diye ödevleri kendileri yapıverirler, böylece onlara yardım ettiklerini sanırlar.
Sevgili  okuyucular, eğitimde yarıyılın bitmesiyle öğrenciler yakında iki haftalık bir tatile kavuşacaklar. Öncelikle başarılı olsun olmasın tatil bütün çocukların hakkı... Tatil, ders çalışmak için fırsat  olarak görülmemelidir. Çocuğunuzun  karnesi  başarısız ise suçlanmamalı, yaşıtlarıyla kıyaslanmamalıdır. Tatilde öncelikle çocuğun, dinlenme ihtiyacı göz önünde  bulundurularak ancak bu sürede neyle ilgilendiği, ne yaptığıyla yakından ilgilenilmelidir. Anne baba olarak bizim görevimiz de onun program yapmasına,  zamanını doğru ve verimli kullanmasına yardımcı olmaktır.
Çocuklar tatilde arkadaşlarıyla görüşmeli, sosyal ortamlarda bulunmasına fırsat verilmelidir. Kitap okumaya teşvik edilmelidir.
Sağlıklı hayırlı günler geçirmeniz duasıyla Allah’a emanet olunuz.
PSİKOTERAPİST KIVANÇ TIĞLI.   DNŞ TEL: 0212 503 79 95-0 506 401 79 91
Kıvanç Tığlı. Yeni akit . Habervaktim.com.19 Ocak 2014 Pazar 08:56