Gönderen Konu: Ehl-i Sünnet'in Ehemmiyeti  (Okunma sayısı 6176 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2397
Ehl-i Sünnet'in Ehemmiyeti
« : 15 Aralık 2010, 13:02:40 »

EHL-İ SÜNNET MEZHEBİNİN EHEMMİYETİ

Mensubu olmakla şeref duyduğumuz Yüce Dinimiz İslam, insanların ve cinlerin hem dünyada hem de ahirette saadet ve selameti için gönderilmiştir. Yüce kitabımız Kur�an-ı Azimü�ş-Şan, bu saadet ve selametin nasıl elde edileceği hususunda bizlere en doğru yolu göstermiş; O�nu bize tebliğ eden Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hayatının her safhasında, bizler için en güzel numune olmuştur.

Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz�e �anam babam sana feda olsun Yâ Rasulellah� diye hitab eden, O�na yardım hususunda vatanlarından, mallarından, evlatlarından ve canlarından vaz geçen Sahabe-i Kiram Hazeratı, sünnet-i seniyye�yi en güzel şekilde anlayıp, yaşamışlar; onları tanıyan Tabi�în ve Tebe-i Tabi�in uleması sünnet-i seniyyenin nakli hususunda muazzam gayretler göstererek büyük hizmetler yapmışlardır.

Kur�an-ı Kerim�in birçok ayetinde �İman edip, salih ameller işleyenler�� ifadesi geçmekte, İman ile amel birlikte zikredilmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki Din-i İslam�ın iki mühim tarafı vardır: Birincisi İtikad yani iman ve inanç keyfiyeti ile alakalı olan tarafı; ikincisi ise amel keyfiyeti ile alakalı olan tarafı.

Dünya ve ahirette saadet ve selametin elde edilebilmesi için, evvela doğru ve sağlam bir itikad lazımdır. Doğru ve sağlam itikad ise Ehl-i Sünnet ve�l-Cemaat akidesini iyi öğrenmek ve kalplere nakşetmekle elde edilir. İkinci olarak Salih ameller işlemek, yani Cenab-ı Hakk�ın emrettiği şeyleri yapıp, nehyettiklerinden uzak durmak icab etmektedir.


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: �Size Allah�tan korkmanızı, kulak verip siyah bir köle bile olsa emire itaat etmenizi tavsiye ederim. Sizlerden benden sonra yaşayacak olanlar pek yakında birçok ayrılıklar görecekler. O zaman sünnetimi ve hidayete erdirilmiş olan raşid halifelerimin yolunu takip ediniz, ona sarılınız, azı dişlerinizle (yani bütün gücünüzle) ona tutununuz. Dinde yeni ortaya çıkan (sünnete muhalif) bid�atlerden sakınınız. Çünkü (sünnete muhalif) her yenilik bid�attir, her bid�at dalalettir.�[2]

Başka bir hadis-i şerif�te ise şöyle buyurulmaktadır: �Ümmetim yakında yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri müstesna bu fırkaların hepsi Cehenneme gidecektir. Ya Rasülellah! O bir fırka kimlerdir� diye sorulunca: �Benim ve eshabımın yolu üzerine olanlardır.�[3]

İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hz, Mektubât-ı Şerife isimli kıymetli eserlerinde Ehl-i Sünnet ve�l-Cemaat akidesinin ehemmiyetinden defalarca bahsetmiş ve bu hususa çok dikkat edilmesi icab ettiğini ifade etmişlerdir. İşte bu mübarek mektuplarından birinde İmam-ı Rabbânî Hz. şöyle buyuruyorlar : � Ey saadete muvaffak kılınmış olan evladım. Hepimize lazım olan, Ehl-i Sünnet ve�l-Cemaat âlimlerinin, Kitab ve Sünnet�i layık olduğu şekilde anladıktan sonra çıkardıkları hükümlerle itikadımızı tashih etmektir. Ehl-i Sünnet�in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe hiç birimizin görüşü muteber değildir. Görülmüyor mu ki, her bid�atçi ve sapık, kendi batıl görüşlerini Kitab ve Sünnet�ten aldığını iddia etmektedir.�[4]

Hiçbir asırda, Müslümanların akaidini bozmak için bu asırdaki kadar haince ve sinsice faaliyetler yapılmamıştır. Hiçbir devirde Ehl-i Sünnet düşmanı sapıklar, bu kadar cür�etkar olmamışlardır. Çok dikkat etmek lazımdır. İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hz. bile �Ehl-i Sünnet�in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe, hiç birimizin görüşü muteber değildir.� buyurduğuna göre, Ehl-i Sünnet�e saldıran sapıkların görüşlerine asla itibar edilemeyeceği açıktır.

Yazımı bir ayet-i kerime mealiyle bitiriyorum: �İşte bu, benim dosdoğru yolumdur,ona uyunuz. Başka yollara uymayınız. Zira o başka yollar sizi Allah�ın yolundan saptırırlar. Allah size, umulur ki sakınırsınız diye böyle emretti.�[5]

-kaynaklar

[2] Tirmizi, İlim, 2600 ve Ebû Davut, Sünnet, 3991

[3] Bağdâdi, El-fark beyne�l-fırak, s.7 Daru�l-Ma�rife Beyrut. [4] Mektûbât-ı Şerife, 1. Cild, 157. Mektup

[5] En�am Suresi, Ayet 153
 
 ş.s.kardelen
« Son Düzenleme: 06 Ocak 2013, 13:37:03 Gönderen: Tuğra »

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Ehl-i Sünnet'in Ehemmiyeti
« Yanıtla #1 : 20 Şubat 2012, 00:28:10 »
Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat

Sünnet, metod, yol, takip edilen iz ve çığır demek. Hazreti Resûlüllah’ın sünnetine bağlı olup ashabın metodunu benimseyen müslümanlar kitap ve sünnet/Kur’an ve hadis üzerinde birleşmiş, ihtilaflı meselelerde aklı değil kitap ve sünneti kaynak kabul etmişlerdir. Işte Resûlüllah’ın sünnetine uyanlaraEhl-i sünnet, bu hususta sahabîlerin metodunu  takip edenlere Ehl-i cemaat, ikisine birden de Ehl-i sünnet ve’l-cemaat denildi.

Resûlüllah’ın sünnetini tatbikte sahâbîlerin metodunu esas alan ehl-i sünnetin ölçüsü akıl değil dâima kitap ve sünnet yani Kur’an ve hadis olmuştur.

Islam dininde sünnet Resûlüllah’ın dini yaşama şeklinin adıdır. Onun için sünneti kabul ve ona bağlılık İslâmî bir mecbûriyettir. Sünnetle dalga geçmek, mühimsememek veya hafife almak insanı dinden çıkarır.

Tarihteki bütün gizli hıyanet şebekeleri, “Kur’an bize yeter” diyerek Resûlüllah’ın nurlu yolunu/sünnetini devre dışı bırakmak için uğraşıp durdular.

Peygambirimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) mûcize bir haber olarak bunu ümmetine şöyle haber vermişti:     

“Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size “Kur’an yeterlidir. Kur’an neyi helal kılmışsa onu helal bilin, neyi haram kılmışsa onu da haram bilin” diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz  olsun, dikkatli olun. Bana Kur’an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) verildi.(Ebû Davud, sünne 6, Ahmed bin Hanbel  IV, 131)

Imran bin Husayn (r.a.) “Bize Kur’an yeterlidir, sünnete lüzum yoktur” diyen bir adama şöyle der:

“Ahmak herif! Sen Kur’an’da öğle namazının dört rek’at olduğunu, kıraatın gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur’an bir çok şeyleri kapalı bırakmış, onları sünnet açıklamıştır.”

Abdullah ibn Mes’ud Hazretleri, “Allah’ın, yaratılış şeklini değiştirenlere lânet ettiğini” söylemiş, bir kadın da “Bunlar Kur’an’da var mı?” diye sormuştu. Abdullah ibn Mes’ud da “Var tabi. Sen şu âyeti okumuyor musun?” diyerek, Haşr sûresinin şu mânâya gelen 7. âyetini hatırlatmıştır:

“Resûlüllah size neyi emrederse onu alın/yerine getirin, neyi yasaklarsa ondan kaçının.”

Islamda aslolan sahâbîleri örnek almaktır. Resûlüllah, (s.a.v.) ashabı hakkında “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz” buyurmuştur. Ayrıca şu emri vermiştir:

“Size düşen benim sünnetime ve doğru yola erdirilmiş halifelerimin sünnetine (yoluna) uymaktır.”

Sevgili resûlümüz, “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunlardan bir topluluk hariç hepsi cehennemliktir” haberini vermiş, o topluluğun kimler olduğu sorulunca da “Benim ve ashabımın yolunda olanlardır” buyurmuştur. Ehl-i sünnet işte bu tarife uyan topluluktur.

***

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat diyoruz. Islam tarihinde cemaat kelimesi ilk defa Hazreti Hasan’ın hilafeti Hazreti Muaviye’ye devrettiği zaman oldu, o seneye“Senetü’l-cemâa/ birlik yılı” dendi.

Ehl-i sünnet tabirini ilk defa Muhammed b. Sîrîn kullanmış daha sonra Ehl-i sünnet ve’l-cemaat tabiri yaygınlaşmıştır. Bu tabir, bid’atlara karşı İslam cemaatının tavır almasıdır.

Kıble ehli olduğu  halde ehl-i sünnete aykırı inanç taşıyanlara bid’atçı denir. Bunlar toplam 72 fırkadır.

Bid’ad ehli olanlar, Allahü Teâlâ’nın cennette görülmeyeceğini söylemek gibi bazı bozuk ve yanlış inançlara bir te’vil ve şüphe ile sahip iseler, ehl-i sünnete göre bunlara kâfir denilemez. Fakat asla şüphe taşımayan delillere rağmen inkara giderlerse dinden çıkarlar. Meselâ bu âlemin sonradan yaratıldığına ve öldükten sonra dirilmenin olmayacağına inanmak gibi.

Hazreti Ali’nin diğer halifelerden üstün olduğuna inanan İslam dâiresinden çıkmazsa da –hâşâ- Allah  olduğuna inanan ve Cebrâil Aleyhisselam’ın vahyi getirirken yanıldığını söyleyen İslamdan çıkar.

Âlimler Hicrî ikinci yüzyıldan itibaren bid’ad sahiplerine karşı ehl-i sünnet inancını sistemleştirdiler. Hasan Basrî Hazretleri bu hareketi sistemleştirenlerin ilki sayılır. Imam-ı Âzam Hazretleri de bu grubun öncülerindendir. Daha sonra Ehl-i sünnet inancını olgunlaştıranlar İmam Ebû Mansur Mâturidî ve Ebü’l- Hasan Eş’arî oldu. Bu iki zat ehl-i sünnetin îtikad imamları olarak tanınır. Aralarında bazı meselelerde farlılıklar varsa da bunlar esas ve asıl meselelerde değil teferruattadır.     

Îtikadda orta yol ehl-i sünnet yoludur. Kuran-ı Kerim’de de “Biz sizi orta (dengeli) bir ümmet yaptık” buyuruluyor. (Bakara, 143)

İslam dünyasının büyük çoğunluğunu, kitap ve sünnete dayanan ve İslam dininin hayata tatbiki olan  sünnîlik (ehl-i sünnet) teşkil ediyor.

EHL-İ SÜNNET NEYE NASIL İNANIR?

Ehl-i sünnet inancına göre bu âlem ezelî değildir, sonradan yaratılmıştır.

Varlık/yaratılanlar gerçekten vardır, hayal değildir.

Insanlardan başka, melek ve cinler de idrak sahibi yaratıklardır. 

Kâinatın yaratıcısı olan Allah ezelî ve ebedîdir. Her şeyi yaratan, işiten, görüp gözeten, rızık veren, dileyen ve dilediğini yapar, rahmetiyle her şeyi kuşatandır. Sonradan yaratılanlara benzemez. Kemal sıfatlara sahip, noksan sıfatlardan uzaktır.

Kur’an Allah kelamıdır. Lafzı da mânası da Allah’tandır Allah’a aittir.   

Îman, kalb ile tasdik edilenin dil ile ikrar edilmesidir. Bir kimsenin “Ben mü’minim “ demesi doğru fakat “İnşAllah mü’minim” demesi doğru ve câiz değildir.

Îman/ inanılacak şeyler artmaz ve eksilmez.

Allah, hidayeti/doğru yolu isteyenlere hidayet eder, doğru yola iletir; dalâleti/sapıklığı isteyenleri de dalâlete sevkeder.

Amel imanın bir parçası değilse de ikisi arasında sıkı bir ilgi ve alâka vardır. Amel, imanın aslından değil kemâlindendir.

Peygamberlerin ilki Âdem Aleyhisselam sonuncusu ise Hazreti Muhammed Aleyhisselam’dır. İkisinin arasında sayısı kesin olarak bilinmeyen onbinlerce peygamber gelmiştir. Peygamberlerin derece itibariyle en üstünü Hazreti Muhammed Aleyhisselam’dır.

Allah’ın, peygamberlere indirdiği dört büyük kitabın, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’ın hepsi de haktır.

Melekler ne emredilirse onu yapar asla Allah’aisyan etmezler. Onlarda erkeklik dişilik yoktur.

Peygamberimiz’in Mîrac yolculuğu haktır.

Peygamberlerin mûcizeleri, evliyânın kerâmetleri hak ve gerçektir.

Peygamberimiz’den sonra insanların en üstünü sırasıyla Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’dir. Halifelikleri de bu sıraya gore gerçekleşmiştir. Diğer sahâbeler de hayırla yâd edilir. Ashabtan o zatın kesin cennetlik oldukları Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.

Hiç bir velî peygamber derecesine çıkamaz.

Insanların peygamberleri meleklerin peygamberlerinden, meleklerin peygamberleri umum müslümanlardan üstündür.

Ibâdet, insanlar üzerine ölünceye kadar farzdır.

Hazarda ve seferde mest üzerine meshetmek câizdir.   

Helal veya haram, herkes kendi rızkını tüketir. Haram da rızıktır. Insan başkasının rızkını yiyemez.

Büyük günah işleyenler âsî sayılırlar fakat inkâra düşmedikleri müddetçe mü’mindirler. Cenabı Hak günahkâr mü’minleri ister affeder isterse günahları miktarı cezalandırır. Bu mü’minler cezalarını çektikten sonra cennete girerler.

İşlenen günahları hafife almak veya helal kabul etmek insanı iman dâiresinden çıkarır.

Allah’ın helal saydığını haram, haram saydığını helal sayan kâfir olur.

Insan, cüz’î irade ve isteğiyle belirli ölçüler içinde istediği şeyi/ sevap veya günahı işlemekte serbesttir. Onun için insanlar yaptıklarından  hesaba çekileceklerdir.

Allah kâinatta tek yaratıcı olup, kulun kendi arzusuyla işlediği iyi kötü bütün işleri yaratan O’dur. Ancak kötülüğe razı değildir. Yani, yaratan Allah (c.c.) ise de işleyen kuldur.

Insan her ne şekilde ölürse ölsün, isterse öldürülmüş olsun, eceliyle ölmüştür.

Insanlar ölünce Münker Nekir tarafından kabir süâline tâbî olacaklardır. Kafirler ve bazı günahkât kü’minler için kabir azabı hak ve gerçektir. 

Bu âlem geçicidir. Kıyamet muhakkak meydana gelecektir.

İnsanlar âhirette dirilip mahşer yerinde toplanacaklar, yaptıklarından  suâle/ hesaba çekileceklerdir.

Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez.

Iyi- kötü bütün ameller mîzanda tartılacak, insanlar sırattan geçeceklerdir.

Havz-ı kevser haktır.

Cennet ve cehennem yaratılmış olup şimdi mevcuttur.   
Ali Eren.Guraba

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Ehl-i Sünnet'in Ehemmiyeti
« Yanıtla #2 : 16 Nisan 2012, 21:58:05 »


Ehli Sünneti Savunmak

Ehl-İ Sünneti yıkmak isteyenler, Ehl-i Sünnet denilmesinden hiç mi hiç hoşlanmazlar. "Hepimiz kardeşiz, hepimiz Kur'anda birleşelim", bu Ehl-i Sünnet de nereden çıktı, Kur'anda yazıyor mu böyle bir şey derler.

Ehl-i Sünnet Kur'an Müslümanlığıdır.

Ehl-i Sünnet Kur'anı doğru yorumlar.

Adından anlaşılıyor, Sünnet Müslümanlığıdır.

Cemaat yani Müslümanların büyük topluluğudur.

Sevad-Azam'dır.

İmanın, İslam'ın, Kur'anın, Sünnetin, Şeriatın Ana Caddesi'dir.

Cumhur-i Ulema yoludur.
http://www.sadakat.net/forum/islamgenel/mehmet_sevket_eygi_beyin_gunluk_yazilari_ve_makaleleri-t53321.600.html#lastPost

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Ehl-i Sünnet'in Ehemmiyeti
« Yanıtla #3 : 22 Aralık 2014, 02:27:09 »


Ehli sünnet;

Bir kurtuluş reçetesi,

Bir hayat düzeni,

Bir hukuk sistemi…

Hani insanlar ziyandadır ya… (Asr-2)

Sık, sık yanılır ya,

Dalalete düşer ya…

İşte Abbasiler döneminde Müslümanlar, itikaden ve amelen bozuldular.

Kimi Mutezile, kimi Batıni, kimi Şia, kimi Selefi deyip ortaya çıktılar.

İslam dünyası karıştı. Özellikle Bağdat her türlü karışıklığın sapıklığın merkezi oldu.

Fedakar, cefakar çalışkan, gayretli alimler, imamlar, doğru insanlar, ihlas sahibi kişiler, kolları sıvayıp, hakka ve doğruya yönelip Sevgili Peygamberimizin hadislerini topladılar.

Şahitlerini buldular, Delillendirdiler, Doğruluğunu ispat ettiler.

İmam Buhari, İmam Tirmızi, Müslim, Ebu Davut, İbni Mace, Nesai v.s.

Artık ahlakta, zekada ve bilgide zirveye çıkmış imamlar. Kur’anı Kerimin rehberliğinde, Sünnetlerin ışığında İslami hayatı yeniden düzenlediler.

İtikatta İmam Maturidi, Eşari…

Amelde İmamı Azam Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki, (Allah Onlardan razı olsun) bizlere ve bütün Müslümanlara rehber oldular.

Din ve dünya hayatımızı yönlendirdiler.

Edillei Erbaayı tarif ettiler. Yani dört delili..

Kur’an ,

Sünnet,

İcma,

Kıyası sistemleştirdiler

İşte İslam hukukunun esasları dediler.

Amenna ve saddakna..:

Kim ki; bu hukukla, iş yapar?

Evini, işini idare eder?

Devletini bu esaslara göre düzenlerse,

Artık bu sistemde ne faiz var, zenginler fakiri kandırsın, Büyük devletler küçük devletleri soysun?

Ne kumar, ne borsa, ne piyango, ne toto, loto var? Hayalle insanlar soyulsun

Ne içki, ne sigara, ne bonzai, ne esrar, eroin, ne rezalet?…

Ne zina var, bu düzende ne hastalık?..

Ne kul hakkı, ne adaletsizlik?

Mutluluk var, mutluluk!..

Sosyal hayat sevgi dolu, her şey yerli yerinde…

Çözülmedik sorun yok ki… Bunalalım, kaosa girelim

Selçuklu, gibi, Osmanlı gibi…

Daima güç, kalkınma, daima hak, adalet, daima şeref şan…

O halde;

Haydin Ehli Sünnete…
Seyfi Şahin Gazete VAHDET.COM

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2397
Ynt: Ehl-i Sünnet'in Ehemmiyeti
« Yanıtla #4 : 31 Aralık 2019, 13:57:41 »
önemli