Gönderen Konu: Etkili Soru Sorma Sanatı  (Okunma sayısı 2745 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Etkili Soru Sorma Sanatı
« : 21 Şubat 2013, 12:14:50 »

Etkili Soru Sorma Sanatı


İslam tarihinin ilk dönemlerinde talebe yerine “ne dersin?” manasına bir kelime kullanılıyormuş. Öğrenciler ilim sahiplerine, “Bu meselede ne dersin?” diye sürekli soru sordukları için onlara “ne dersin?” manasına gelen “ma tekûlü?” deniliyormuş. Bu ifade tarihimize ait eğitim metot ve usullerini eleştirenler için de anlamlı bir cevap olsa gerek. Çünkü öğrenciye bu gözle bakmak, eğitimin özünü anlamış olmak manasına geliyordu.

Ibni Abbas (r.a)’a “Bu ilmî seviyeye nasıl ulaştın?” diye sorulunca cevap olarak , “Çok soru soran bir dil, çok düşünen bir kalp ile” cevabını vermiştir. Soru sormak ilim talep edenler kadar, ilim dağıtan âlimler ve ebeveynler için de son derece önemli. Zira soru sormak sadece öğrenilen bilgiyi kontrol için değil, öğrenilmek ya da öğretilmek istenen bilgiye zihinde yer açmak ve zihni sıra dışı şeylere zorlamak için de önemlidir.

Çocukların zihinlerinde yürüttüğü düşünceleri gerçek manada görebilmek kolay değildir. Öğretmen ya da ebeveyn anlattıklarının çocuk tarafından idrak edip edilemediği, hafızasına kaydedip kaydedilemediğini, hangi duygularını nasıl harekete geçirdiğini bilemez. İşte soru sormak şuurun ve zekânın anlatılan ya da görülen nesnelerle oluşturduğu harmanlamayı anlamamızı sağlar.

Mesela bir eğitim kurumunda, sıra dışı düşünme dersi işlenirken öğrencilere, “Çorap, bardak, kitap gün boyu düşünüyor olsalardı ne düşünürlerdi?” diye sorulmuş. Öğrenciler birbirinden enteresan cevaplar vermişler. Bir öğrenci, “Bardak olmak dünyanın en bahtiyar nesnesi olsa gerek! Peki neden? Bütün sürahiler önünüzde eğiliyor.” cevabını vermiş. Burada bardak nesnesinin çocuğun zihninde oluşturduğu harmanlama bir soruyla ortaya çıkmış oluyor.

Anne-baba, ya da eğitimciler olarak anlattıklarımız öğrencilerin zihninde nasıl algılanıyor?

Onlara verdiklerimizi zihinlerinde doğru harmanlayabiliyorlar mı?


Ne tür sorularla zihni sıra dışı düşünmeye zorlayabiliriz? Onları konuşturmaya, geliştirmeye dair neler yapılabileceği ile ilgili ipuçları vermeye çalışacağım. Vereceğim bu ipuçlarında, daha önce üstün zekâlı ve normal çocuklar için dünya genelinde yaygın olarak kullanılan, Williams Modelinden iktibas yapacağım.

Çelişkileri kullanarak soru sorma:

Çelişkiler kullanılarak sıra dışı düşünmeye zorlama. Bunun için çelişkili durumların örnekleri verilerek işe başlanır. Bunlar görüşlere, durumlara, yaygın kavramlara zıt ilkeler olabilir. Fakat gerçekte doğru olan şeylerdir veya insanların doğru olarak farz ettiği şeyler arasındaki tutarsızlıklardır.

Misal; “Günün birinde yolumuz bir köye düştü. Ama bu köy öyle sanıldığı gibi bir köy değil. Herkesin kendine göre bir özelliği var. Ve bu insanlardan ikisi bizi köyün girişindeki köprünün başında bekliyor. Burada iki köprü var. Biri köye gidiyor diğeri ise gitmiyor. Ve adamlara soruyoruz:

Köye giden köprü hangisi?

1. Adam: Ben her zaman doğru söylerim. Bu köprü köye gider.

2. Adam: Ben her zaman yalan söylerim. Arkadaşımın gösterdiği köprü köye gider.

Acaba hangisi doğru?”

Nitelikleri kullanarak soru sorma:

Çevremizde var olan nesnelerin özelliklerini, listeleme tekniği kullanılarak ya da doğal özelliklerine dikkat çekilerek yapılan bir uygulamadır. Bu tarz sorular, kelimelerin ve nesnelerin zihinde nasıl anlamlandırıldığını görmek açısından önemlidir.

Bunu birçok eşyanın niteliklerini kullanarak yapabiliriz. Bir şeyi bir bütün olarak düşünmek yerine, bölümlere ayırarak ve parçalarıyla ilgili düşünerek, o şeyin doğal özelliklerini analiz etme yeteneğini geliştirir. Misal olarak bir sakız, çiğnemenin haricinde başka ne işe yarar? Lavaboyu tıkamak için, küpe yapmak için… “Bir silgiyi tarif etsen bu tarifte neler olurdu?” gibi.

Benzerlikleri kullanarak soru sorma:

Bu teknik, benzerliğin birçok halinde kullanılan analoji ile öğrencinin zaten bildiği şeyler ve terimlerdeki benzer durumlara bakarak, yeni bilgilere, gerçeklere ya da prensiplere dikkat çekmek amacıyla uygulanabilir. Tabiattaki benzer durumlardan yola çıkarak geliştirilen materyalleri, örnek olara gösterebiliriz. Mesela yarasalar arasında yayılan ses dalgalarından yola çıkarak, radar icat edilmiş, uçakların kargo kapıları, deniz kabuklarının açılmasına benzer
dizayn edilmiş, bezelye kabuğunun hassas bağlantı yerinin yapısı, bütün paketleme alanlarında kullanılmaktadır, şeklinde misaller verilerek daha farklı sorular sorulabilir. Vücudumuzdaki damarları neye benzetebiliriz? Ülkemizdeki yedi bölge size neyi hatırlatır?

Aykın soru sorma:

Öğrencilere insanın ne bildiğini anlatmak yerine, onlardan ne bilmediği hakkında düşünmelerini geliştirmek için sorular sorulabilir. Bu teknik öğrencilerin, bilginin bilinmeyen ya da eksik kısımlarına, boşluklara, farklara bakma becerisini geliştirir.

Misal: “Hangi kitaplar senin için zararlıdır?”

“Bir bilgisayarın vicdanı olabilir mi?”

“Suç işleme oranını mimarlık yoluyla nasıl azaltabilirsin?”


Uyarıcı soru sorma:

Bu usule yeni bilgi ve buluşları keşfetmek, yeni fikirlere pencere açmak için başvurulabilir. Bunun için gerçeklere dayalı tipteki sorular (Kaç? Ne? Kim? Ne kadar?) ve kavram derinliği gerektiren sorular (Sen olsaydın ne yapardın? Başka yollarla nasıl.? Eğer. olsaydı nasıl olurdu? Başka nasıl?) arasındaki farklara dikkat çekilerek yapılabilir. Çeviri, yorum, değerlendirme, tanım, sentez ve analiz gerektiren sorular bu grup soru çeşidini oluşturur.

Değiştirmeye dayalı soru sorma:

Bir maddenin temel bileşenlerinden bahsederek onlar üzerinde değişikliğe gitmelerini, ekleme ya da çıkarma yapmalarını isteyin. Değişikliğin öneminden bahsedin, birçok değiştirme örneğini kullanın. Bir şeylere uydurmaktan daha çok, bir şeyleri değiştirme becerisini öğretmeye çalışmak daha iyi netice verecektir. Mesela; Pet şişeyi nerelerde kullanabilirsiniz? Telefon telleri başka hangi amaçla kullanılabilir?

Araştırma kabiliyeti ile soru sorma:

Önceden keşfedilmiş ya da gerçekleşmiş hadiselerin nasıl olduğunu, oluş şeklini, kimlerin gerçekleştirdiğini daha iyi anlamak için yapılan sorulardır. Araştırmanın temel alanının yanı sıra, ilmî usul sürecini de öğretir.

Tarihî araştırma – Onu başka birisi nasıl yapmış ya da çözmüş. Fatih sultan Mehmet gemileri karadan nasıl indirmiş?

Tanımlayıcı araştırma – Deneme yanılma yoluyla araştırmanın yanı sıra, çeşitli yöntemleri açıklamak, kıyaslamak, karşılaştırmak gibi.

Fatih Sultan Mehmet’in yerinde sen olsaydın gemileri nasıl indirirdin?


Belirsizliklerle ilgili soru sorma:

Biliyoruz ki öğrenciler problem durumlarıyla karşılaştıkları zaman öğrenmeleri hızlanır.

Bunu gerçekleştirecek bir yol da, öğrenme sırasında engeller koymak ve arkasından da belirsizliklerle ilgili sorular sormaktır. Bunun için öğrenme durumunu belirli bir noktaya kadar getirmeli ve sonra yönlendirmeyle çözüme dair sorular sorulmalı; ancak cevaplar hep en can alıcı yerde bırakılmalıdır.


Mevcut durumları değerlendirme ile ilgili soru sorma:

Bunun için daima “Eğer … olursa ne olur? Ya böyle olsaydı? Şayet.” sorusu yöneltilir. Sonuç olarak gerçekleşebilecek şeyleri listelenir.

Bu öğrencilere yeni fırsatlar sağlar. İlk önce öğrencilere sebep ve sebebe götüren tesirler anlatılır. Onlarla bilgiden sonuca ulaşma
pratikleri yapılır. Arkasından mevcut durumları değerlendirmelerini sağlamak için, vakıalarla ilgili sorular yöneltilir. Gemiler karadan indirilmemiş olsaydı ne olurdu? Okullar iki gün olsa, tatil beş gün olsaydı ne olurdu?

Okuma becerisi ile ilgili soru sorma:

Öğrencilerden, okuma esnasında, özellikle okudukları şeyin ne olduğunu söylemekten daha çok, akıllarına gelen fikirlerden, daha fazla fikir belirtmeleri istenir. Ancak bu usulde “Bilgi alma işlemi olarak okuma” ile “Bir fikir oluşturmaya ve geliştirmeye yönlendiren okuma” arasındaki farka dikkat çekmek gerekir. Okuma, bir öğrenciye başka birilerinin fikirleri ve bilgileriyle ilgili bir şeyler öğretebilir, fakat aynı zamanda öğrenciyi yeni fikirlere yöneltebilir ve öğrencinin kendi bilgisini yenilemesini sağlayabilir. Okuma esnasında öğrenciye “Sen o kahramanın yerinde olsan ne yapardın? Kitapta geçen kahramanlardan hangisinin yerinde olmak isterdin. Niçin?” gibi sorular 1 onun okuma becerisini anlamanızı sağlar.

Dinleme bbecerisi ile ilgili soru sorma:

Öğrencilerinize her zaman konuşmaktan daha çok, dinlemenin önemini öğretin. Öğrencilere sesleri, konuşmaları dinletin, çevrenin sesine kulak vermesini sağlayarak duydukları şeyleri yazmalarını sağlayın. Dinledikleri sesler ile lgili sorular sorun, ses becerilerini kullanarak oyunlar oynatın. Örneğin çocukların gözlerini bağlayarak arkadaşının sesini takip etmesini sağlayın. Dinlerken hissettikleri şeylerle ilgili sorular sorun.

Yazma becerisi ile ilgili sorular sorma:

Şekiller, renkler, uyumlar, dokular, sesler ve kokulara dikkat çekin. Öğrencilere, birçok durumda yeni şeyleri kendi kendilerine drak etmelerini sağlayın ve drak ettiklerini gözlerinde canlandırmaları için sorular sorun. Bir eşyanın şeklini, rengini, uyumunu, sesini, kokusunu hissettirdikten sonra yazmalarını isteyin. Metinler üzerinde ekleme ya da çıkarma ile ilgili sorular sorun. “Siz olsaydınız bu şiiri nasıl tamamlardınız? Bu hikâyeyi sen yazsaydın kahramana hangi görevleri verirdin?” gibi sorularla çocuklarda yazma becerileri en üst düzeye çıkarılabilir.

Hulasa olarak, hayatın her döneminde dikkatli ve dinamik olmak, meseleleri sorgulayarak hayatı anlamaya çalışmak yapılanların maksadını anlamayı kolaylaştırır. Devam eden hadiselerin detaylarını, birbiriyle bağlantı ve farklarını görmeyi sağlar. Fark etmenin temel kaynağı da soru sormaktan geçer. Çocukluğumuzun lk yıllarından itibaren hiç bitmeyen soru sorma merakımızı devam ettirmek temennisiyle…


Tunahan COŞKUN | 01 Şubat 2013 | İnsan ve Hayat Dergisi


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Bir Soru Sordum Başıma “İş” aldım
« Yanıtla #1 : 24 Mart 2013, 00:41:58 »
Bir Soru Sordum Başıma “İş” aldım



Adapazarı’nın en kurumsal sigorta şirketinde “kalite çalışması” yapıyoruz. Müesseseleşme yolunda mesafe almaya yönelik bu çalışmanın konu başlıklarından biri de “iş hayatında soru sorma” meselesi.
Eğitim verdiğim bu sigorta acentesinin çalışanlarıyla, şirkette neleri iyileştirebiliriz sorusuna cevap aradık. Hangi hususlara temas etmemiz lazım, hangi noktalarda zayıfız? Ya da hangi birimler gelişmeye daha açık?
İş hayatında soru sorma meselesinde, kalite çalışması yaptığım sigorta şirketindeki arkadaşlara başvurdum.

Onlara “İnsan ve Hayat dergisi için bir yazı hazırlıyorum, konu da 'iş hayatında soru sorup o işin sorana kalma meselesi'” dedim.

Sizin de başınızdan geçen hadiseler olmuştur. Ortaya bir fikir attığınızda veya bir konuya temas ettiğinizde (kuyuya bir taş attığınızda) size geri dönüşü nasıl oluyor, ne hissediyorsunuz?

İyi duşunmuşsun, öyleyse sen yapıver.

Bu yaptığımız, tecrübelerin paylaşılması ve şirket içerisinde bir öz değerlendirmeydi. Toplantıdaki arkadaşlardan ilk sözü, şirketin çalışkanlarından biri olan muhasebe sorumlusu aldı. “İş yerindeki meseleleri kendime dert ediyorum, onları çözmeden rahat edemiyorum. Eksik bir şey gördüğüm zaman susamıyorum, soruyorum teklifte bulunuyorum. Küçük-büyük bütün problemlerin çözülmesi için çalışmak, gayret etmek ve çözüm yollarına sımsıkı yapışmak bana heyecan veriyor. Çünkü işimi ve iş yerimi seviyorum. Kenarda beklemek, bir eksiği görmezden gelmek, umursamamak içime sinmiyor.” diyordu. Ancak sorduğu soruların, sunduğu çözümlerin yapılma işi genelde kendisine kalıyormuş. O da bu durumdan biraz dertli idi. Orada bulunan bir başka arkadaşımız başından geçen hadiseyi şöyle dile getirdi. “Müşterilerle ilgili şöyle bir kayıt tutalım, bu sayede ödeme problemi olan müşterilere çözüm getirmiş oluruz.” deyince, ‘İyi düşünmüşsün; sen yap.’ denilmiş ve iş soru soranın üzerine kalmış.

Bahsettiğimiz hadise, işlerin nasıl yapılacağı hakkında iyi bir iş bölümü ve işlerin nasıl yapılacağına dair kuralları olan, profesyonel bir ekibin yönettiği, kurumsal bir müessesede yaşanıyor. Üstelik müşterilerin gözünde bu şirket, “Adapazarı’nın en kurumsal sigorta acentesi.” Müşterilerin isteklerine ve işlerine profesyonel yaklaşıyorlar. Ayrıca çalıştıkları müşteriler de kurumsal firmalar. Yani, makbul seviyede müesseseleşmiş bir şirkette dahi bu tarz problemler yaşanabiliyor. Muhasebe sorumlusunun dile getirdiği mesele, bu yönüyle umuma müşahhas sayılabilecek bir misal olma özelliği taşıyor.

Anlıyoruz ki; Bir mesela hakkında fikir beyan etmek, soru sormak, farklı bir meseleyi mevzuu etmek, farklı bir teklifte bulunmak fiiliyatı müessese içinde ve çalışanlar arasında farklı farklı istikametlerde menfi veya müspet tesirlere sebep olmaktadır. Mevzu işletme yönetimi bakımından “deryadan bir katre” misali ufacık bir konu gibi görülürken, tesirleri bakımından ciddi neticeler hâsıl olduğunu hep birlikte müşahede ettik.

“Şirket içindeki bir problemi sorgulamaya başlayıp, burası niye böyle olmuş, şöyle yapsak daha güzel olur, deyince ‘Pekala, sen bu işi çöz!’ deniliyor. İş asıl yapması gerekene yönlendirilmiyor.

Bir de soru sormak, müessesenin eksiklerini görüp düzelmek her kim tarafından yapılıyorsa yapılsın takdir edilirse; iş yerindeki diğer çalışanlar da sormaya, çözüm aramaya, eksikleri düzeltmeye teşvik edilmiş olur.

Soru sormak çözüm aramaktır

“Bir kere soru sormayı, çözüm üretmeyi göze alıyorsanız, bazı fedakârlıklarda bulunmayı da göze almalısınız.” diyor şirketin satış temsilcisi Metin Bey. İş hayatında soru sormanın başkalarının arkasını toplamak manasına geldiğini belirten Metin Bey, bu durumla birlikte verilen işlerin de doğal olarak artacağını söyledi.

Aldığınız işlerde ne kadar başarılı olursanız, sorumluluklarınız ve sizden beklentiler de aynı oranda artıyor diyen şirket müdürü Ali Bey ise, “Şirket içindeki bir problemi sorgulamaya başlayıp, burası niye böyle olmuş, şöyle yapsak daha güzel olur, deyince ‘Pekâlâ, sen bu işi çöz!’ deniliyor. İş asıl yapması gerekene yönlendirilmiyor. Böyle olunca bir süre sonra soru soran, meseleyi ortaya atan kişi başkalarının işini de vazifesi olmadığı halde üstlenmek zorunda kalıyor. Bu durumda iyi niyetinin suiistimal edildiğini hissediyor ve bir dahaki sefere acaba sussam mı diye düşünüyor.” diyor. Buna rağmen Ali Bey, soru sormaktan ve çözüm aramaktan asla vazgeçilmemesi gerektiğini belirtiyor. “İşimizi geliştirmek için soru soranı, teklifte bulunanı, yeni çözüm yolları arayanları teşvik ve takdir etmeye verdiğimiz ehemmiyet ile içim rahat.” diyor.

Maksadın varsa kaliten artar

Vizyon sahibi şirketlerin kalite arayışı, hem çalışanlara hem de kuruma değer katar. Bahsi geçen sigorta acentesi, toplantı neticesinde bu durumun önüne geçecek bazı kararlara çoktan imza attı bile ve kendini daha da geliştirecek. Vizyon sahibi, maksadı olan bir müessese, iş yerindeki problemleri tespit edip çözüm arayanlara destek verir. Sorulan soruların boşlukta kalmadığını, konunun işinde samimi kişiler tarafından araştırıldığını ve o hususta bir fiiliyatın hayata geçirileceğini açıkça ifade eder.

Hatta böyle müesseselerin yöneticileri, “Hepimizin üstüne ek iş çıkabiliyor. Ek iş maliyetli olabilir; ama kuruma değer katacak.”diyerek müessesesine değer katan çalışanları yalnız bırakmaz, yanlarında olurlar.

Bir de soru sormak, müessesenin eksiklerini görüp düzelmek her kim tarafından yapılıyorsa yapılsın takdir edilirse; iş yerindeki diğer çalışanlar da sormaya, çözüm aramaya, eksikleri düzeltmeye teşvik edilmiş olur. Hem müesseseler hem de çalışanlar bakış açılarını bu noktada yeniden değerlendirmeliler. Kurum içerisinde çalışanlar, işlerini en güzel şekliyle yapmaya özen gösterirlerse herkes ortaya çıkan neticeden memnun kalacaktır. Rasülüllah Efendimiz bu hususta “Allah, sizden biriniz bir iş yaptığında onu en güzel şekilde yapmasından muhakkak hoşnut olur.” buyurmuşlardır.

Vizyon sahibi müesseselerin 5 soru anlayışı

1. Bir çalışan soru sorduğunda onu dinler ve takdir eder. İşi sorana değil, ilgili kişiye yönlendirir.

2. Sorulan sorunun çözüm yollarının ilgili kişiler tarafından samimiyetle araştırılması sağlanır. Konunun ciddiyetle değerlendirileceği yönetici tarafından herkese genel bir prensip şeklinde bildirilir.

3. Soru soran, çözüm üreten çalışanların bu davranışı takdir edilerek, mesai arkadaşlarının da sormaya, fikir üretmeye yönlendirilmesi temin edilir.

İyi bir çözüm kim tarafından teklif edilirse edilsin, takdir edilen bir husus olduğu belirtilir ve böyle kişilere küçükte olsa mükâfat verilir.

5. Sorulan, teklif edilen, üretilen fikirler kenara atılmaz, maliyetli bir iş olsa dahi müesseseye değer katacaksa, titizlikle hayata geçirilmeye çalışır.



Ali İhsan Ağır | 01 Şubat 2013 |  İnsan ve Hayat Dergisi

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Etkili Soru Sorma Sanatı
« Yanıtla #2 : 24 Mart 2013, 07:16:28 »
Çok güzel bir paylaşım. Teşekkürler Mücteba
  Ben de başımdan buna benzer bir mevzuu geçti,tek fark ben soru sormadım,soruya cevap verdim. vermez olaydım..!  iyi niyetimizin kurbanı olduk sağlık olsun.
 Soruya cevap verdiğime-vereceğime pişman ettiler ! uzun hikaye müsait bir zaman İNŞAllah anlatırım. Kendi kendime artık karar aldım.bundan böyle etliye-sütlüye karışmadan,suya-sabuna dokunmadan ne soru sorarım ne de sorulara cevap yazarım iyi bir okuyucu olmaya karar verdim.Çok değerli hocalarımızın paylaşımlarını okuyarak biraz daha kendimi geliştirme ihtiyacı olduğunu hissettim. Bu imkanı yakalamama sebeb olan arkadaşlara teşekkür ederim. Bu arada, sizin yazılarınızı,paylaşımlarınızı aynı şevkle aynı heyacanla okuyacağımı belirteyim.
 Teşekkürler.