Gönderen Konu: Günün Sohbeti  (Okunma sayısı 43139 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #15 : 22 Haziran 2008, 01:31:43 »

İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak. “ (Buhârî, Îmân 1, 2; Tefsîru sûre (2), 30; Müslim, Îmân 19-22.)
Talha İbni Ubeydullah radıyAllahu anh şöyle dedi:
Uzaktan sesini duyup ne dediğini anlayamadığımız saçı başı dağınık Necidli bir adam Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in huzuruna geldi. Resulullah’a yaklaştı. Bir de baktık ki, İslâm’ın ne olduğunu soruyor. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallAllahu aleyhi ve sellem:
- “Bir gün bir gecede beş vakit namaz kılmaktır” buyurdu. Adam:
- Kılmam gereken başka namaz var mı? dedi.
- “Hayır yok! Nâfile olarak kılarsan o başka” buyurdu. Resûlullah sAllahu aleyhi ve sellem sözüne devam ederek:
- “Bir de ramazan ayı orucunu tutmaktır” buyurdu. Adam yine:
- Tutmam gereken başka oruç var mı? dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz:
- “Hayır yok. Nâfile olarak tutarsan o başka!” buyurdu.
Râvî Talha radıyAllahu anh diyor ki, Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem adama zekât vermeyi söyledi. Adam:
- Vermem gereken başka sadaka var mı? dedi.
- “Hayır yok. Nâfile olarak verirsen o başka” buyurdu.
Bu defa Adam:
- Bu söylediklerinden ne fazla ne eksik yaparım” diyerek Resûlullah’ın huzurundan ayrıldı.
Bunun üzerine Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
- “Eğer sözüne sahip çıkarsa, kurtuldu gitti” buyurdu.
(Buhârî, Îmân 34, Savm 1, Şehâdât 26, Hiyel 3; Müslim, Îmân 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 1; Tirmizî, Mevâkît 4; Sıyâm 1; Nesâî, Sıyâm 1, Îmân 23).

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı ruy-ı zemin

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1109
  • Seher vakti bereket vakti...
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #16 : 22 Haziran 2008, 08:45:54 »
teşekkür ederiz. ellerinize sağlık.
پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

zaman_1453

  • Ziyaretçi
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #17 : 06 Ağustos 2008, 22:01:52 »
Şükran kesira....

Çevrimdışı ASUDE

  • yazar
  • ****
  • İleti: 632
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #18 : 07 Ağustos 2008, 19:15:27 »
:emek

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Tevekkül ve sabir
« Yanıtla #19 : 08 Ağustos 2008, 01:19:57 »

Tevekkül ve sabir

Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki: “İnsana gelen elemler, sıkıntılar takdir-i ilahi ile gelmektedir. Razı olmak gerekir. İbadetlere devam, elemlere, hastalıklara sabredebilmelidir. Allahü teâlânın kereminden afiyet beklemelidir! Mahluklardan bir şey beklememeli, her şeyin Hak teâlâdan geldiğini bilmelidir! Dertlerden, elemlerden kurtulmak için dua ve istiğfar etmelidir! Onun takdiri, iradesi olmadıkça, kimse kimseye zarar veremez. Bununla beraber, sebeplere yapışmak, Peygamberlerin yoludur. Sebeplerin tesirini de Allahü teâlâdan talep etmelidir!”
Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama şöyle vahyetti: “Bir kul, kullara değil de bana ihlasla tevekkül ederse, herkes ona tuzak kursa, ona mutlaka bir çıkış kapısı açarım. Bir kul da bana değil mahluka güvenirse, bütün yükseliş sebeplerini keser ve çöküş yollarını kolaylaştırırım.”
Allah’a teslim olmak da Allah’ın kulu olmak ve Onun her emrini yapmaya hazır beklemek demektir. Zaten Müslüman, Allah’a teslim olan insan demektir.
Tevhidin, ihlasın esası olan tevekkül de zaten, bütün işlerinde Allahü teâlâya teslim olmak, başa gelen her şeyi Ondan bilip katlanabilmektir. Sabır gösterebilmektir. Sabır üç çeşittir: Belaya sabır, din bilgilerini öğrenirken ve ibadet yaparken sabır, günah işlememek için sabır. Her musibetin geçici olduğunu bilen, belaya maruz kalınca kendisini teselli eden başarılı olur.
Musibete sabırsızlık göstermek, ondan da büyük musibettir. Belaya sabredilmezse, musibet iki olur. Musibete maruz kalıp zarar gören; gözü çıkan, kulağı sağır olan veya başka azası yok olan müminin günahları affolacağı için, ahirette büyük mükafata kavuşur.
Hadis-i şerifte, “Kim Allahü teâlânın verdiği az rızka razı olursa, Allahü teâlâ da onun az ameline razı olur” buyuruldu. Aza kanaat etmek, çoğu istememek değildir. Bulunduğu duruma razı olmak demektir. Dâvüd aleyhisselâm, oğluna buyurdu ki:
“Oğlum sana üç öğüt vereyim! 1- Elde edemediğin şeye üzülme, (Kısmet böyle imiş) diyerek Allaha tevekkül et! 2- Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş) diyerek Allahü teâlânın taksimine razı ol! 3- Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş) de!”
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Firdevs cennetini istemek
« Yanıtla #20 : 20 Ağustos 2008, 00:03:25 »
Firdevs cennetini istemek 
 
 

Resûlullâh (sav) buyurdu ki: "Her kim Allâh’a ve O’nun Resûlüne îmân eder de namaz kılar ve Ramazan’da oruç tutarsa, onu Cennet’e koymak Allah üzerine (sanki) bir hak olur.


İbn–i Mes’ud ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah’ın kitabından bir harf okuyanın, okuduğu harfe karşılık sevabı vardır. Bir iyilik on katıyla değerlendirilir. Elif, Lâm, Mîm bir harftir demiyorum. Elif de harftir, lâm da harftir, mim de harftir” buyurmaktadır (Hadis hasen, sahîhtir, Tirmizî ).


Yine Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlullâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
"Her kim Allâh’a ve O’nun Resûlüne îmân eder de namaz kılar ve Ramazan’da oruç tutarsa, onu Cennet’e koymak Allah üzerine (sanki) bir hak olur. O kimse ister Allah yolunda cihâd etsin, isterse içinde doğduğu toprağında, (evinde) otursun". Bunun üzerine Ashâb: "Yâ Resûla’llâh! (Bu haberi) halka müjdelemez miyiz?" demişlerdi. Resûl-i Ekrem (şöyle) söyle (yerek istidrâk eyle) di:
"- Cennet’te yüz derece vardır ki, Allah onları Allah yolunda cihâd eden mücâhidler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki mesâfe, gökle yer arasındaki mesâfe gibidir. Siz Allah’dan (Cennet) istemek dilediğinizde Ondan Firdevs’i isteyin!. O, Cennet’in efdalidir ve Cennet’in en yücesidir".


Sahîh–i Müslim’de, Ukbe b. Âmir (r.a)’den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Biz, Suffa’da iken Resûlullah (s.a.v) dışarı çıkıp: “Günah işlemeksizin ve akrabalık bağını koparmaksızın Buthan’a yahut Akik’a kadargidip oradan iri hörgüçlü iki deve getirmeyi hanginiz ister?” diye sordu.
“Ya ResûlAllah! Biz bunu isteriz” dedik. “Öyle ise sizden herhangi birimescide gider de celil ve aziz olan Allah’ın kitabından iki âyet öğrenir yahut okursa bunlar onun için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için dört deveden daha hayırlıdır. Bu âyetlerin sayıları arttıkça, o kadar deveden daha hayırlıdır.”


İbn Mes’ud (r.a) Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Bir kavme, Allah’ın kitabını en iyi okuyanları imamlık eder” (Müslim).
Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav), Uhud’da öldürülenlerden iki kişiyi biraraya getirdikten sonra: “Bunlardan hangisi Kur’an’la daha fazla haşır neşirdi?” diye sorar; birine işaret edilldiği takdirde, önce onun defin işlemini yapardı (Buhârî–Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).


İmrân İbn Husayn (r.a) anlatıyor: Bana Kur’an okuyan bir kadın uğradı, okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi: Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Kur’an okursa karşılığını Allah’dan istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur’an okuyacaklar da karşılığını insanlardan isteyecekler” (Hadis hasendir, Tirmizî)


 
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #21 : 21 Ağustos 2008, 00:09:21 »
Ebû Hüreyre radıyAllahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Hiç şüphesiz Allahü Teâlâ kıyâmet günü:
“Nerede benim rızâm için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim” buyurur.
Müslim, Birr 37. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53.


Ebû Hüreyre radıyAllahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!”
Müslim, Îmân 93–94. Ayrıca bk. Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mâce, Mukaddime 9, Edeb 11.


Ebû Hüreyre radıyAllahu anh’den rivâyet edildiğine göre Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. “ Ebû Hüreyre önceki konuda geçen 362 numaralı hadisi “Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor” cümlesine kadar rivâyet etti.

Müslim, Birr 38.
Ebû İdris el–Havlânî rahımehullah’dan şöyle dediği nakledilmiştir:
"Dımaşk mescidine girmiştim. Bir de ne göreyim, güleç yüzlü bir delikanlı ve başına toplanmış bir grup insan. Bunlar bir konuda görüş ayrılığına düştüler mi hemen o delikanlıya başvuruyor ve fikrini kabulleniyorlardı. Bu gencin kim olduğunu sordum. “Bu Muâz İbni Cebel radıyAllahu anh’tır” dediler.

Ertesi gün erkenden mescide koştum. Baktım ki o genç benden evvel gelmiş namaz kılıyor. Namazını bitirinceye kadar bekledim sonra önüne geçerek selâm verdim ve:
– Allah’a yemin ederim ki ben seni seviyorum, dedim.
– Allah için mi seviyorsun? dedi.
– Evet Allah için, dedim. O yine:
– (Gerçekten) Allah için mi seviyorsun? dedi. Ben de:
– Evet, (gerçekten) Allah için seviyorum, dedim.
Bunun üzerine elbisemden tutarak beni kendisine doğru çekti ve şöyle dedi.
– Mübarek olsun sana. Zira ben Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim:
“Allah Teâlâ, ’Sırf benim için birbirini seven, benim rızâm için toplanan, benim rızâm uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızâm için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hakederler’ buyurmuştur. “
Muvatta, Şa’r 16.

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #22 : 22 Ağustos 2008, 23:21:57 »
Nefsine ve şehvetine hakim olamayan...
 
Süfyan-ı Sevrî buyurdu ki: “Ben, her şeyden fazla bir itina ile nefsime bakmışımdır. O, bazen benimle beraberdir, bazen de aleyhime geçmiştir... Ey insanlar, birbirinizle husumete düşmezden evvel, nefslerinizi şehevî arzulardan alıkoyunuz!” Onların bu husustaki delillerinden biri, Peygamber efendimizin: “Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle, cehennem de şehvetlerle süslenmiştir” meâlindeki sözleri ile nefsine ve şehvetine hakim olamayanın Cehenneme gideceği bildirilmiştir.
Hasan-ı Basrî buyurdu ki: “Üstündeki sahibini dinlemeyen çılgın bir atın gemlenmeye olan ihtiyacı, senin nefsini gemlemeye olan ihtiyacından daha fazla olamaz!”
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: “Aklı dinlemeyen, en çok ona isyan eden şehvettir. İnsanların, başkalarının ayıplamaları gibi sebeplerle bu şehvetten kaçınmaları faydalı ise de, büyük sevap alamazlar. Fakat günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku yok iken, sırf Allah rızası için, Allah’tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehidler makamıdır.”
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Hayâ, iffet, dile hakimiyet ve akıl, imandandır. Böyle kimselerin ahiret arzusu çoğalır, dünya hırsı azalır. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayâsızlıktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hırsı çoğalır, ahiret arzusu azalır.”
Nefsî arzuların insanı çok zorladığı çağ da geçlik çağıdır. Bunun için bu çağda yapılan ibadetler çok kıymetlidir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, İslamiyet’in bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok üstün ve kıymetli olur. Çünkü, engeller karşısında, ibadeti yapmak güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin, şanını, şerefini göklere çıkarır. Engel olmayarak, kolay yapılan ibadetler, aşağıda kalır. Bunun içindir ki, insanların yüksekleri, meleklerin yükseklerinden daha üstün olmuştur. Çünkü insan, engeller arasında ibadet ediyor. Melekler ise, engel olmadan emre itaat ediyor. Savaşta, askerin kıymeti artar ve savaşırken ufak bir hizmetleri, barış zamanındaki büyük gayretlerinden daha kıymetli olur...

 
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı hüsnülhatime

  • okur
  • *
  • İleti: 57
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #23 : 22 Ağustos 2008, 23:44:11 »
Allah razı olsun.Mevlam cümlemizi nefsine uymaktan muhâfaza eylesin.
Bak şu çeşmenin haline
İçecek tası yok
Kırma mü'minin kalbini
Yapacak ustası yok

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #24 : 08 Eylül 2008, 01:53:28 »
Ya Rab, tövbelerimizi kabul et 
 
Ey Rabb'imiz! Bizi Sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet esaslarını göster ve tövbemizi kabul et. 
 
 
 
Şüphesiz Sen tövbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Ey Rabb'imiz! Şüphesiz Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (Bakara Suresi, 128-129)
 
Müslüman, Müslüman'ın kusurunu örter 
 
Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mü'min) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. 
 
 
 
Kim Müslüman'ı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslüman'ın kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu(n kusurunu) örter. (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)
 
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı dört mevsim

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 278
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #25 : 09 Eylül 2008, 05:17:52 »

 
Ey Rabb'imiz! Bizi Sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet esaslarını göster ve tövbemizi kabul et. 
 
 
 

 

« Son Düzenleme: 09 Eylül 2008, 05:21:15 Gönderen: ibrahimim »

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #26 : 20 Eylül 2008, 01:48:09 »
Usâme b. Şerik şöyle anlatır: Bedeviler Hz. Peygamber’e şöyle sordular: ‘Bir kula verilen en hayırlı şey nedir?’ Hazreti Peygamber (s.a) "Güzel ahlâk" buyurdu...
 



"Muhakkak ki benim nezdimde en sevimliniz ve kıyamet gününde meclis bakımından bana en yakınınız ahlâkça en güzel olanlarınızdır".
İbn Abbas Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Üç haslet vardır, onların üçü veya onlardan biri bir insanda yoksa, o insanın hiçbir ameline güvenmeyiniz: Kişiyi Allah’ın günahlarından meneden takva veya bir hilm ki, o hilm saldırgan bir kimseyi durdurur veya bir ahlâk ki kişi onunla insanlar arasında yaşayabilir".
Hz. Peygamber’in namazın başlangıcındaki dualarından birisi şudur: "Ey Allahım! Beni ahlâkların en güzeline hidayet et! Çünkü ahlâkların en güzeline ancak sen hidayet edersin. Benden huyların rezillerini uzaklaştır. Çünkü senden başka kötü ahlâkı uzaklaştıracak yoktur".

Enes (r.a) der ki: Biz birgün Hz. Peygamber ile beraberdik Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"Muhakkak ki güzel ahlâk, güneşin buzu eritmesi gibi, ha-tayı (günahı) eritir".
Kettânî der ki: "Tasavvuf ahlâk demektir. Bu bakımdan ahlâken senden ileride bulunan bir kimse, tasavvuf’ta da senden ileridir".
Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: "İnsanlarla olan ilişkilerinizde güzel ahlâka sarılın. Fakat amellerinizle onlara muhalefet edin".
Yahya b. Muaz şöyle demiştir: ‘Kötü ahlâk öyle bir kötülüktür ki onunla beraber çokça yapılan haseneler fayda vermez. Güzel ahlâk öyle bir hasenedir ki onunla beraber çokça yapılan günahlar zarar vermezler’.
İbn Abbas’a ‘Kerem ne demektir?’ diye sorulduğunda, şöyle demiştir: “Kerem o şeydir ki, Allah Teâlâ onu Kitab-ı Kerîm’inde beyan ederek şöyle buyurmuştur: ‘Muhakkak sizin Allah nezdinde en kerîminiz ve şerefliniz takvaca en önde olanınızdır’. (Hucurât/13)”

Denildi ki: ‘Haseb (soy, sop) ne demektir?’ Şöyle dedi: ‘Ahlâken sizin en güzeliniz, soy-sop yönünden en üstününüzdür’.
İbn Abbas şöyle demiştir: ‘Her binanın bir temeli vardır. İslâm’ın temeli de güzel ahlâktır’.
Atâ (r.a) şöyle der: ‘Yücelen bir kimse, ancak güzel ahlâkla yü-celmiştir. Hiç bir kimse -Hz. Peygamber müstesna- güzel ahlâkın kemâline tam mânâsıyla varmamıştır’. (Çünkü Allah Teâlâ: ‘Muhakkak sen büyük bir ahlâk üzeresin’ (Kalem/4) buyurmuştur).
Bu bakımdan Allah nezdinde insanların en sevimlisi, güzel ahlâk ile Hz. Peygamber’in yolunu ve izini takip edenlerdir...

 

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı antepli

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 496
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #27 : 29 Eylül 2008, 11:16:28 »
Allah(a.c.)RAZI ve MEMNUN OLSUN muhterem hocam...
Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez.gafil olmayın ilme çalışın geçen günler geri gelmez...

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #28 : 02 Ekim 2008, 00:19:32 »
Ramazan Müslümanlığı mı yoksa?
 
 
Bir hadis-i şerif bize şöyle bir hatırlatmada bulunmaktadır: - Allah için yapılan ibadetlerin en makbulü, (az da olsa) en devamlı olanıdır!..
Evet, böyle tarif ediyor Efendimiz (sas) Hazretleri makbul Müslümanlığı.. Az da olsa devamlı olanıdır!..

Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, sabahlara kadar namaz kılmış, akşamlara kadar da oruç tutmuş.. Elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen bir sofu insan hâline gelmiş, ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra tesbihler, seccadeler sandığa, dinî görevler gelecek Ramazan'a bırakılmış. Yani devamlı değil..

İşte bu, Allah yanında makbul olan tutum değildir. Allah'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi sayısız nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanılıyorsa, O'na olan ibadet ve itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam etmeli, son nefese kadar sürmelidir. Hatta insan nasıl havasız, susuz yaşayamazsa, biz de ibadetlerimizi yapmadan yaşayamaz hâle gelmeliyiz.

Yaşadığımız mübarek Ramazan ayı bize bu düşünceyi vermeli, bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. Bu sebeple de Ramazan ayı sonunda bu konuyu kendi vicdanımızda iyice düşünmeli, Ramazan'da kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan'dan sonra da firesiz devam ettirme kararında olmalıyız..

Şayet böyle bir tefekkürümüz olur da Ramazan sonunda böyle kesin bir karar içinde olursak, Ramazan'ın feyzinden tam istifade edenlerden olduğumuzu düşünebiliriz. Çünkü aldığımız bu karar dinî hayatımızı firesiz devam ettirme kararıdır. Hayatımızı değerlendirme adına bundan daha mühim bir karar olamaz Ramazan'dan sonra..

Zaten sorumluluk sahibi insan dindarlığını, Ramazan ayına inhisar ettiremez, Ramazan'dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp eski gaflet gömleğini giyemez. Belki Ramazan'da kazandığı bu güzel alışkanlıklarını iyice benimser, Ramazan sonrasında da aynen devam ettirme kararını tereddütsüz alır. Böylece ömür boyu dinî hayatını sürdürme niyetini bir daha tazelemiş olur. Hadis-i şerifin tarif ettiği Müslüman halini alır. Ne diyor hadis-i şerif?:

- Allah için yapılan ibadetlerin en makbulü, (az da olsa) en devamlı olanıdır!

Onun için 'Ramazan gitti, dinî hayat bitti' diyemez. Ramazan gider; ama dinî hayat ömür boyu devam eder. Çünkü kimse Ramazan Müslüman'ı durumuna düşmek istemez.

1960'larda  Süleymaniye Camii'nde baş imam Sadık Efendi, Ramazan Müslüman'ını şöyle bir misalle tarif ederdi: Bayram sabahı namazdan sonra kendisine yaklaşan biri, şöyle der:

- Hocam, Ramazan boyunca vaazlar verdiniz, teravihimizi kıldırdınız, bize hakkınız geçti helal edin. Gelecek Ramazan'da yine görüşmek üzere haydi Allah'a ısmarladık!

Bayram namazından sonra camiden böyle helalleşerek ayrılan Ramazan Müslüman'ı başında takkesi, elinde de tesbihi ile evinin yolunu tutar. Kapıya gelince hanıma seslenir:

- Hanım aç kapıyı da al şu takkeyi, tesbihi sandığın en emin yerine sakla. Gelecek Ramazan'da bunlar bana yine lazım olacak. O zaman eksiksiz isteyeceğim senden bunları. İşte bu tip aylık Müslümanlık Allah'ın ve Resulünün istediği Müslümanlık değildir. Hadis bu yanlış anlayışı şöyle tashih etmektedir:

- Efdalü'l a'mali edvemühâ! Amellerin en efdali, en devamlı olanıdır. Ramazan'dan sonra bırakılanı değil.

Gönlümüzün istediği, Ramazan ayında başlattığımız dinî titizliğimizi ömür boyu devam ettirmek, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi'nde kazandığımızı, diğer gecelerde kaybetmemektir.. Sizin de böyle düşündüğünüzü düşünüyor, İslamî hayatınızda ebedilikler diliyorum.

 
« Son Düzenleme: 07 Ekim 2008, 00:53:43 Gönderen: müteallim »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı dört mevsim

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 278
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #29 : 05 Ekim 2008, 13:20:18 »
Amiiiin.
- Efdalü'l a'mali edvemühâ! Amellerin en efdali, en devamlı olanıdır. Ramazan'dan sonra bırakılanı değil.