Gönderen Konu: Günün Sohbeti  (Okunma sayısı 43138 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
iman ve kul
« Yanıtla #30 : 12 Ekim 2008, 01:01:47 »

İnsan, Allah’ı kabul ediş ile kulluk kapısını açıyor. Madem ki kabul ediyorsun, o zaman, O’na karşı mükellefiyetlerinin de olması gerekiyor. Mükellefiyet şuuru da insana kulluk kapısını açıyor. Böyle bir vadiye giriyorsunuz.
İman, aslında, insanı insan eden en önemli cevherdir, özdür, sıfattır, mahiyettir. Bir insanın vicdanının da hayat bulması, Allah’a bağlılığı ve O’na olan yakınlığı, korkusu münasebetiyledir. Bunu kalbinde duyan insan ancak beşeriyet içerisinde üzerine düşen vazifeyi bihakkın eda etmeye gayret edebilir. Onun için Kur’an–ı Kerim’in bir çok ayetinde, Cenab–ı Hak, "Ey İman edenler!" diyerek, "İman" kavramı üzerinde çok durmuştur.
Mükellefiyet zaten imandan sonra gelir. Kabul ettiklerimiz, hayatımızda, fiil, düşünce, duygu olarak bize yansıyor; böylece hayat, inançla amel bütünlüğü haline gelmiş oluyor. Yani inanç, düşünce ile fiiller bir bütün haline gelmiş oluyor. Siz, inandığınız şey ile beraber varsınız. Veya var olan şey sizin inancınızın eseridir.
Toplumlara baktığınız zaman; o toplumlarda, dinin güzel tarafı görülmüyor ise, sizin inancınız sadece kuru bir iddiadan ibaret kalır. "İman ettim" demek, aslında, kulun bir iddiasıdır. "iman ettim" demek mücerret bir olaydır. Esas olan kabulün amele dönüşmesidir. Onun için iman ettiğimiz güzelliklerin, insan menfaatine yarayan, insanları birbirine yakınlaştıran, kaynaştıran, aralarındaki hukuku düzenleyen, bütün insanları ’ahlak–ı hamide’ sahibi yapan o inanç, hayatta aksiyon haline geldiği zaman, imanın tezahürü kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Cenab–ı Hak, Kur’an–ı Kerim’de, insanı tarif ederken, onun iman eden, iman etmeyen, bir de iman etmediği halde inanmış gibi görünen olarak üç sınıfta ortaya koyuyor. İman eden insandan sudûr etmesi gereken fiiller, iman etmeyen insandan sudûr eden fiiller, iman etmediği halde, etmiş gibi görünen insanlarda zuhur eden haller, Kur’an–ı Kerim’de tek tek anlatılıyor ki, bir insan da nefis muhasebesi yapıp, hakikaten inandığını veya inanmadığı halde kendi kendini kandırdığını, bu ölçü ile, mikyas ile tespit edip bulabilir.
Ayet–i kerimede Cenab–ı Hak şöyle buyuruyor: " O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, muttakiler için bir yol göstericidir." (Bakara, 2/2). Burada Cenab–ı Hak, Müslüman’a sıfat atfediyor. Muttaki kişiler Kur’an’dan şüphe etmez buyuruyor.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #31 : 16 Ekim 2008, 23:41:42 »
Hâlid b. Ukbe Allah Rasûlü’ne (s.a) gelip, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bana Kur’ân oku!’ diye teklifte bulununca, Hz. Peygamber şu ayeti okudu: ‘Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor’ (Nahl/90). Bunun üzerine Hâlid, Rasûlullah’a ‘Ne olur, aynı ayeti tekrar et’ diye yalvarınca, o da aynı ayeti yeniden okudu.
 hazreti Hâlid ‘Allah’a yemin ederim ki Kur’an’ın halâveti vardır. Kur’an’ın üzerinde pırıl pırıl parlayan bir nur vardır. Onun altı yapraklı, üstü ise meyve vericidir. Beşer böyle bir sözü asla söyleyemez’.(İbn Abdilberr, İstiâb; Beyhakî, Şuab’ul-İman)
Hasan Basrî (r.a) şöyle demiştir: ‘Allah’a yemin ederim, Kur’ân dan daha üstün bir zenginlik olmadığı gibi, ondan mahrum olmaktan da daha fakirlik yoktur.
Fudayl b. Iyaz şöyle der: ‘Haşr sûresinin son ayetlerini sabahladığında okuyup aynı günde ölen bir kimsenin defteri, şehidler defterinin mührü ile mühürlenir. Akşamleyin aynı sûrenin son ayetlerini okuyup o gecede ölen bir kimsenin de defteri şehidlerin defterlerini sonuçlandıran mühürle mühürlenir’.
Kasım b. Abdurrahman şöyle der: "Abidlerden birine dedim ki ‘Senin oturduğun bu halvethanede kendisiyle arkadaşlık edeceğin kimse yok herhâlde’. Bunun üzerine elini mushafa uzatıp dizlerinin üzerine koydu ve dedi ki: ‘İşte arkadaşım budur’.

Hz. Ali şöyle demiştir: ‘Üç şey vardır ki, insanın zekâsına kuvvet verir ve balgamı söker:
a) Misvak kullanmak,
b) Oruç tutmak,
c) Kur’ân okumak’.
Kur’an-ı Kerim’i gafletle okumak yanlıştır. Nitekim Resulullan (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kur’ân seni yasaklardan alıkoyduğu müddetçe Kur’an’ı oku. (O zaman onu okumuş sayılırsın). Eğer Kur’ân, seni yasaklardan alıkoymazsa onu okumuş sayılmazsın". (Taberânî, Abdullah b. Amr’dan).

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı slh1112

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 9
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #32 : 18 Ekim 2008, 00:58:05 »
Allah razi olsun bu kadar güzel sohbetler icin...

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #33 : 17 Kasım 2008, 23:59:29 »
İlim ve irfan öğren ve ihlâs sahibi ol. Ta ki, nifak, ikiyüzlülük ve samimiyetsizlik tuzağından kurullasın, ilim ve irfanı halkın teveccühünü kazanmak ve dünyalık top lamak için değil, Allah’ın rızası için öğren.
 

İlim irfanı gerçekten Allah rızası için öğrendiysen Onun emirlerini sevgiyle yerine getirir ve Ona karşı huşu içinde bulunursun. Diğer insanlara karşı mütevazi olursun.
Eğer kurtuluş istiyorsan, Rabbine itaatte nefsine muhalefet et. Nefsinle birlikte olmakta devam ettiğin müddetçe insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın. Dünya sevgisi ile dop dolu olduğun müddetçe âhireti tanıyamazsın. Ahiret sevgisi ile dolmadıkça âhirette Rabbini göremezsin. Nefis devamlı kötülüğe meyillidir, bu onun fıtratıdır, huyudur. Onun fıtratı bu olunca, artık var, ötesini sen düşün, neler yapmaz ki?
Allah’ın rızasına ulaşmaya çalış. O senden razı olmuşsa bil ki seni sevmiştir. Rızık ve geçim endişesini kalbinden çıkar. Zira sen gönül huzuru içinde çalıştığın müddetçe sıkıntısız olarak rızkın Allah’tan gelecektir.

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı ay-yüzlüm

  • yazar
  • ****
  • İleti: 641
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #34 : 19 Kasım 2008, 10:51:58 »
RAHMAN razı olsun teşekkür ederiz ellerinize sağlık..
Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider.
Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider.
Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye,
Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #35 : 31 Ocak 2009, 23:37:51 »
Kendini öven, başkasını kötüler

Allahü teâlâ, ilim, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz ihsân buyurmuştur. Fakat, yalnız üç sıfatı kendine mahsûstur. Bu üç sıfattan hiçbir mahlûkuna vermemiştir. Bu üç sıfatı, kibriyâ, ganî olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriyâ, büyüklük, üstünlük demektir. Ganî olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şey O’na muhtaç olmak demektir. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına tecâvüz etmek olur. Kullara kibirlenmek yakışmaz. En büyük günâhtır. Hadîs-i kudsîde;
(Azamet ve kibriyâ bana mahsûstur: Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azâb ederim) buyuruldu.
Bu sebeple islâm âlimleri, tasavvuf büyükleri, her zamân, müslümânlara tevâzu yani alçak gönüllü olmayı emir buyurmuştur. Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, sevenleri ile beraber dicle nehri kenârında otururken, orada bulunanlardan birisi, kendisini övücü sözler söylence;
“Dünyâda, benden aşağı bir müslümân bulunacağını sanmam” buyurarak, oradakileri gaflet uykusundan uyandırmıştır.
İnsanları, kendilerinde bulunmayan sıfatlarla, yalan sözlerle övmenin haram, günah olduğu kitaplarda yazılıdır. Peygamber efendimiz;
(Medh olunmayı, övülmeyi sevmek, insanı kör ve sağır eder. Kabâhatlerini, kusûrlarını görmez olur. Doğru sözleri, kendisine yapılan nasîhatları işitmez olur) buyurmuştur.
İnsanlara zulmeden zâlim bir kimseyi, âdil diyerek övmenin ve din düşmanlarının ölüsüne, dirisine duâ etmenin de, imânı tehlikeye sokacağı, yine kitaplarda yazılıdır. Hadîs-i şerîfde;
(Fâsık medholunduğu zamân, Rabbimiz gadaba gelir) buyurulmuştur.
Çok kimse, yaratılışta sefîh yani aklı az olur. Böyle bir kimsenin eline çalışmadan, alın teri dökmeden mal geçerse, edindiği kötü arkadaşları, bu mala konmak için, dağıtmasını, saklamanın, arttırmanın erkeklik, yiğitlik olmadığını söyleyerek onu kandırırlar ve isrâf etmesine, haram ve günah olan yerlere harcamasına yol açarlar. Bunun içindir ki, kötü arkadaşlardan kaçmakla emrolunduk. Zengin çocuklarının çoğu, böyle isrâfa alışmakta ve sefîh olmaktadırlar. Sefâheti arttıran sebeplerin başında, insanların çok hürmet, saygı göstermesi, yüz vermesi, onu övmeleri gelmektedir. Bunun için Celâleddîn-i Devânî hazretleri;
“Çocuğa büyüklerin âdeti olan temiz, tayyib bir kazanç getirecek iş yaptırmalıdır. Baba veya anasından kendine ulaşana güvendirmemelidir. Çünkü babalarının malı, parası ile gururlanan, övünen zengin çocukları, sanat öğrenmekten mahrûm olmuşlar, durumları değişince de sıkıntıya düşmüşlerdir” buyurmuştur.
Övülmeyi sevmek, kalb hastalıklarından yani kalbin hasta olmasındandır. Bunun sebebi, insanın kendini beğenmesi, yüksek, iyi sanmasıdır. Medh olunmak, böyle kimselere tatlı gelir. Bunun üstünlük, iyilik olmadığını, olsa da, geçici olduğunu düşünmelidir. İbn-i Vefâ hazretleri, sevdiği birine hitaben;
“Devamlı elde kalmayacak olan bir şeyin varlığı ile övünmek ve kendi başına da gelebilecek bir şeyden dolayı başkasını ayıplamak ahmaklıktır. Çünkü pek iyi bilirsin ki, başkasının başına gelen senin, senin başına gelen şey de, başkasına revâ görülebilir” buyurmuştur.
Başkalarının sevgisine ve onların övmelerine kavuşmak için, dünyâ işleri ile, onlara iyilik yapmak, riyâ olur. İbâdet ile olan riyâ bundan dahâ kötüdür. Allahü teâlânın rızâsını hiç düşünmeden yapılan riyâ ise, hepsinden dahâ fenâdır. Ahmed bin Hanbel hazretleri;
“İnsanların ahmak sınıfı, kendilerinin övülmelerinden hoşlananlarıdır” buyurmaktadır.
İnsanın, kendini övmesi veya övülmeyi sevmesi, hep nefsine düşkün olması sebebiyledir. Bir kimsenin kalbinde ya Allahü teâlânın sevgisi veya nefsinin sevgisi bulunur. Zira kalbin, birden fazla şeye muhabbeti, sevgisi olmaz. Sevilen şeylerin çokluğu, her ne kadar birden fazla şeye kalbin muhabbetini gösterse de, yine sevgisi birdir ve o da kişinin kendi nefsidir. Bu kimsenin bu şeylere olan muhabbeti, hep nefsine olan sevgisinin parçalarıdır. Kişinin nefsine olan muhabbeti, sevgisi, yok olursa, onlara olan sevgisi de yok olur. Ma’rûf-ı Kerhî hazretleri;
“Dilini, başkalarını kötülemek ve aşağılamaktan koruduğun gibi, medh etmekten de koru” buyurmuştur.
Netice olarak, kişinin kendini övmesi ve başkaları tarıfından övülmeyi sevmesi, hep kendi nefsini sevmesindendir. Nefsini seven, kendini över ve herkesin de kendisini övmesini bekler. Kendisini beğenen ve öven bir kimse, başkalarını beğenemez ve onlardaki güzellikleri, üstünlükleri anlıyamaz ve böylece onları kötüler. Ali Kazvânî hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Kendini çok öven bir kimse, başkasını da aynı derecede kötüler. Başkasını fazla kötüleyen de, kendisini aynı derecede medheder, över.”
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #36 : 31 Ocak 2009, 23:39:28 »
Namaz kilma sekli
Hâtem-i Zâhid (k.s.)hazretleri Âsım İbn-i Yûsuf hazretlerinin yanına geldiğinde Âsım (kuddise sırruh) ona sordu:-Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?O da 'Evet'deyince, Âsım (k.s.):-Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu. Hâtem-i Zâhid hazretleri başladı anlatmaya:-Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet üzere tazeliyorum ve namaz kılacağım yere dikiliyorum. Tâ ki her uzvum yerleşiyor.Sonra Kâbe'yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı İbrahimi göğsümün hizasında, Allah Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde başımda hâzır ve kalbimdeki her şeyi bilir halde görüyorum.
Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum ve kılacağım namazın son namazım olduğunu düşünüyorum.
Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini tekbirini alıyorum, tefekkürle okuyorum, tevâzû ile rükûa eğiliyorum, tazarrû ile secdeye kapanıyorum.
Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunuyor ve sünnet üzere selâm veriyorum.
Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum.
Bunu duyan Âsam hazretleri:
-Ey Hâtem!Senin namazın böylemi? diye sordu. O da:
- Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum! deyince Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi:
-Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir namaz kılamadım!
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı bin_sultan

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 341
    • http://www.teslimiyet.com.tr.tc
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #37 : 31 Ocak 2009, 23:42:31 »
Allah razı olsun hocam
NANIYORSANIZ EN ÜSTÜN SİZSİNİZDİR

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #38 : 04 Şubat 2009, 00:27:19 »
ASHAB-I RAKIM

“Yoksa sen, Ashab-ı Keyf ve Rakım’ım ayetlerinden şaşılacak bir olay olduklarını mı sandın ?” 18/9

Bir zamanlar üç kişi yolda giderlerken kendilerini yağmur tutmuş ve dağda bir mağaraya sığınmışlar. Arkasından mağaranın ağzına dağdan bir kaya düşmüş ve onları kapamış.
Bunun üzerine yolcular birbirlerine;
“Bakın Allah (cc) için salih amel işledinizse, o ameller vasıtasıyla Allah’ a (cc) duâ edin. Ola ki Allah (cc) bu kayayı bizden açar”
İçlerinden biri;
“Allah’ım ! Benim iki ihtiyar geçkin ana - babamla, bir karım ve küçük çocuklarım varı. Onlara iyi bakardım. Hayvanlarımı yanlarına süt sağar, önce annemle babamdan başlayarak çocuklarımdan önce onlara içirirdim. Şu kadar var ki, bir gün ağaçlık beni uzaklara götürdü de akşamlayıncaya kadar gelemedim ve gelince onları uyumuş buldum. Hemen önce yaptığım gibi süt sağdım ve kabı getirerek başları ucuna dikildim. Onları uykularından uyandırmaya kıyamıyor, çocuklara da onlardan evvel süt vermekten çekiniyordum. Çocuklar ayaklarımın dibinde çağrışıyorlardı. Ben ve çocuklarım hali bu hal üzerinde tan yeri ağarıncaya kadar devam etti. Eğer benim bunu Senin rızanı dileyerek yaptığımı biliyorsan, bu kayadan bize bir miktarını arala da ondan gökyüzünü görelim.” Diye duâ etmiş.
Bunun üzerine Allah (cc) kayanın bir miktarını aralamış ve ordan gökyüzünü görmüşler.
Bir diğeri ise;
“Allah’ım ! Benim bir amcamın kızı vardı. Onu erkeklerin kadınları sevmesinin en son derecesiyle sevmiştim. Ondan kendisiyle evlenmek istediğimi talep ettim. Ama o benimle evlenmek istemedi. Peşinden sıkıntılı günler yaşadıve bana geldi. Ben de kendisine yüz yirmi altın verdim. Ayaklarımın önüne oturduğunda ; “Ey Allah’ ın kulu ! Allah’ tan kork ve beni istemediğime zorlama !” dedi. Ben de yanından kalktım. Eğer bunu Senin rızanı dileyerek yaptığımı biliyorsan, bu kayanın bir kısmını bize aç !”
Diye duâsını bitirince Cenab-ı Allah (cc) kayayı biraz daha açmış.
Üçüncüsü ise;
“Allah’ım ! Ben bir ölçek pirince bir çırak tutmuştum. İşini bitirdiği vakit: “Bana hakkımı ver” dedi. Ben de kendisine ölçeğini arz ettim. Fakat o kabul etmedi. Bunun üzerine onun pirinçlerini ekmeye devam ettim. Nihayet o pirinçten çobanlarıyla birlikte bir sürü sığır elde ettim. Derken bana geldi ve : “Allah’ tan (cc) kork ta benim hakkıma zulmetme” dedi. Ben de “Çobanla beraber şu sığırlara gitte onları al” dedim. Bunun üzerine: “Allah’ tan (cc) kork ve benimle alay etme” dedi. Ben de : “Ben seninle alay etmiyorum. Bu sığırları çobanlarıyla al” dedim. O da aldı ve götürdü. Eğer bunu Senin rızanı talep için yaptığımı biliyorsan, bize kayanın kalan kısmını da aç”
Diye duâsını bitirince Cenab-ı Allah (cc) kayanın kalanını da mağaranın önünden çekmiş ve adamlar gitmişler.
“Halbuki Rabbimiz: “Bana duâ edin ki size karşılık vereyim. Çünkü bana ibadet etmekten kibirlenenler, yakında hor, hakir olarak cehenneme girecekler.” Buyurdu.” 40/60 Selam ve Duâ ile...


ASHAB-I KEHF-ASHAB-I RAKİM
 

Sen yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? O gençler mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki: "Rabbimiz katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik). Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık. Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık. Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbi'dir; ilah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız (eğer tersini) söyleyecek olursak andolsun gerçeğin dışına çıkarız." "Şunlar bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?" (İçlerinden biri demişti ki:)"Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız o halde (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın." (Onlara baktığında) Görürsün ki güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu Allah'ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse işte hidayet bulan odur kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın. Sen onları uyanık sanırsın oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın geri dönüp onlardan kaçardın onlardan içini korku kaplardı. Böylece aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de hangi yiyecek temizse baksın size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız." Böylece Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim onların sayısını daha iyi bilir onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma. hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşAllah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir." Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (18/9-26)
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #39 : 04 Şubat 2009, 10:09:31 »
emeğinize sağlık hocam .Allah cc razı olsun

Çevrimdışı Lika

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 3884
    • Herkonudan.com
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #40 : 05 Şubat 2009, 19:57:44 »
Allah razı olsun hocam.
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Çevrimdışı zirve

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 11
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #41 : 07 Şubat 2009, 00:10:34 »
hastalık Allahın verdiği bir nimet mi yoksa bir külfetmi bunu nasıl ayırt edebilir
 kul?

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #42 : 12 Şubat 2009, 10:58:42 »
Allah dostlarına hürmet 
 
 

"Kim bu mü’minden dünya üzüntülerinden bir üzüntüyü giderirse Allah da ondan kıyamet günü üzüntülerinden bir üzüntüyü giderir. Kim bir fakire kolaylık sağlarsa, Allah da ona dünya ve ahirette kolaylık sağlar. Kim bir Müslümanı örterse, Allah da onu dünya ve ahirette örter. Kul, kardeşinin yardımında oldukça, Allah da o kula yardım eder. Kim ilim için yola düşerse, Allah onunla o kimse için cennete giden yolu kolaylaştırır. Allah’ın evlerinden bir evde Allah’ın kitabını okuyan ve aralarında onu müzakere eden hiçbir topluluk yoktur ki, üzerlerine sekinet (emniyet) inmesin, onları rahmet bürümesin, melekler her taraflarından kuşatmasın.
Allah (cc) da yanında bulunanlara anmış olmasın. Kimi ameli geri bırakırsa onu nesebi ileri götüremez".
(Müslim rivayet etmiştir).

 
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #43 : 09 Mart 2009, 23:17:06 »
 
Peygamber efendimizin şefâati   

Peygamber efendimize, ümmetinin yaptığı ameller, ibâdetler, sabâh-akşam gösterilir ve bunları yapanları da görür. Günâh işleyenlerin affolması için duâ eder.
Peygamber efendimizin kabrini ziyâret etmek, Müslüman kadınlara da müstehâbdır. Kadınların başka kabirleri ise, yalnız tenhâ zamânlarda ziyâret etmeleri câizdir.
Allahü teâlâ, Resûlullah efendimiz diri iken olduğu gibi, vefâtından sonra da, dünyânın her yerinde ve her zamân Ona tevessül edenlerin yani Onun hâtırı ve hürmeti için isteyenlerin duâsını, kabûl eder. Bir kimse, Peygamber efendimizin kabrinin yanına gelip;
“Yâ Rabbî! Köle âzâd etmeyi emrettin. Bu senin Peygamberindir. Ben de senin kölelerinden biriyim. Peygamberinin hâtırı için, Beni Cehennem ateşinden âzâd et!” diye duâ etti. O kimse bu şekilde duâ edince bir anda;
(Ey kulum! Niçin yalnız kendinin âzâd olmasını istedin? Bütün kullarımın âzâd olmalarını niçin istemedin? Haydi git! Seni Cehennemden âzâd ettim) sesi işitildi.

“BENİ, ELİ BOŞ ÇEVİRME”
Evliyânın meşhûrlarından Hâtim-i Esam hazretleri, Resûlullah efendimizin kabrinin yanında durup;
“Yâ Rabbî! Peygamberinin kabrini ziyâret ettim. Beni, eli boş olarak çevirme!” diye yalvardı, duâ etti. O anda;
(Ey kulum! Habîbimin kabrini ziyâret etmeni kabûl ettim. Seni ve seninle berâber ziyâret edenleri mağfiret ettim) sesi işitildi.
İmâm-ı Ahmed Kastalânî hazretleri;
“Birkaç sene hastalık çektim. Doktorlar çâresini bulamadı. Mekke’de bir gece Resûlullah efendimize çok yalvardım. O gece rüyâda bir kimse gördüm. Elindeki kâğıtta; ‘Burada Ahmed Kastalânînin hastalığı için, Resûlullahın izni ile ilâcı yazılmıştır‘ yazısını okudum. Uyandığım zaman hastalığımın kalmadığını gördüm, iyileşmiştim” diye buyurmuştur.
Mahşer günü, kabrinden ilk önce Resûlullah efendimiz kalkacaktır. Üzerinde Cennet elbisesi bulunacaktır. Burak isimli bir hayvan üzerinde mahşer yerine gidecektir. Peygamber efendimizin elinde livâ-ül-hamd denilen bayrak olacaktır.
Peygamberler dahil bütün insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Mahşer halkı, beklemekten çok sıkılacaklardır. Önce Âdem aleyhisselâma, sonra Nûh aleyhisselâma, sonra İbrâhîm aleyhisselâma, Mûsâ aleyhisselâma ve Îsâ aleyhisselâma gidip, hesâbın başlanması için şefâat etmelerini dileyeceklerdir. Her Peygamber, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler ve şefâat edemeyeceklerdir. Son olarak insanlar, Resûlullah efendimize gelip yalvaracaklardır. Peygamber efendimiz secde edip, duâ edecek ve şefâati kabûl olacaktır.
Mahşer günü, önce Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin hesâbı görülecek, sırâttan geçecek ve Cennete gireceklerdir.
Resûlullah efendimizin kızı hazret-i Fâtıma, sırât köprüsünden geçerken;
(Herkes gözlerini kapasın! Muhammed aleyhisselâmın kızı geliyor) denecektir.

ALTI YERDE ŞEFÂAT...
Resûlullah efendimiz, altı yerde şefâat edecektir:
Birincisi, Makâm-ı Mahmûd denilen şefâati ile, bütün insanları mahşerde beklemek azâbından kurtaracaktır.
İkincisi, Resûlullah efendimiz şefâati ile, çok kimseyi hesâpsız Cennete sokacaktır.
Üçüncüsü, azâb çekmesi lâzım olan mü’minleri azâbdan kurtaracaktır.
Dördüncüsü, imân ile ölüp günâhı çok olan mü’minleri Cehennemden çıkaracaktır.
Beşincisi, sevâbı ve günâhı eşit olup, A’râf denilen yerde bekleyen mü’minlerin Cennete gitmelerine şefâat edecektir.
Altıncı olarak Peygamber efendimiz, Cennette olanların derecelerinin yükselmesi için şefâat edeceklerdir.
Netice olarak, Peygamber efendimizin şefâat ile hesâptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefâatleri ile de, yetmişer bin kişi hesâpsız Cennete gireceklerdir. Bu fazilet, üstünlük de, yalnız Peygamber efendimize mahsustur. Allahü teala, hadîs-i kudsîde;
(Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurarak, Resûlullah efendimizin üstünlüğünü bildirmektedir.


alinti.
osman ünlü
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı feyiz

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 436
Ynt: Günün Sohbeti
« Yanıtla #44 : 13 Mart 2009, 13:06:21 »
Allah razı olsun hocam paylaşımlarınızın bir bölümünü okudum,kalan kısmı da okuyacağım inşaAllah...okuyoruz,faydalanıyoruz,tefekkür ediyoruz... Sadakatle seyr-i ilAllah ne güzel...
"Allah'ın elinden daha üstün el yoktur.Zulmünün cezasını çekmeyen hiçbir zalim yoktur".