Gönderen Konu: Hazır cevaplar  (Okunma sayısı 25340 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ıssızada

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 107
Ynt: Hazır cevaplar
« Yanıtla #45 : 03 Şubat 2012, 10:08:32 »

          DÜŞMANIN CANI
Şair Nefi bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine:
-Merhaba canım! demiş.
Nefi durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:
-Derhal çıkıyorum.

          FİKİR YAKALAMAK
Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim'e:
-Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:
-Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?

          UYKU KARDEŞLİĞİ
Mevlana Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.
Yanındaki talebesi:
-Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.
Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir:
-Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

BİZ DE ONLARA YAKLAŞIYORUZ
Sulltan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Biz de onlara yaklaşıyoruz.

ALDIĞIMIZ FİYATA
Keçecizâde’nin Rusya’da bulunduğu sıralarda Rus Çarı, Keçecizâde Fuad Paşa’ya takılır:
- Paşa şu Girit’i satsanız!
- Hay hay, satalım ekselans
- Kaça satarsınız?
- Aldığımız fiyata

Girit’in yirmi seneyi aşkın bir zamanda ve binlerce şehitle alındığını bilen Çar sararır.
 

           BİLMEK İÇİN ÖĞRENMEK
Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal) a sormuşlar:
- “Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?”
Şöyle cevap vermiş:
- Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!

GÜNLÜK
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa ya:
-Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyor sunuz? diye sorduğunda,ondan şu cevabı almış:
-Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz….


          BİR HOCANIN SORUŞU BAŞKA OLUR
Osmanlı zamanında, Diyarbakır köylerinden bir delikanlıyı ailesi okusun adam olsun niyetiyle İstanbul’a tahsile yollamış. Delikanlı, o zamanki adı Mekteb-i Kuzat olan Hukuk fakültesine girmiş ve oradan mezun olmuş. Köyüne dönecek, tek vasıta var; at veya eşşek. Bir eşek satın alıp yola koyulmuş. Günlerce yol aldıktan sonra bir gün iyice yorulunca bir ağacın gölgesine sığınmış. Birkaç saat uykudan sonra bakmış ki, hayvanı yok.

Derken karşıdan bir çoban çıkagelmiş. Çobandan hayvanı soracak ama şu kadar tahsilden, terbiyeden sonra “hemşerim, eşeğimi şu ağaca bağlamıştım. Ben uyurken yularını çözüp kaçmış, onu gördün mü?” diye soramaz ya. Kendine yakışır bir dille başlamış derdini anlatmaya “şu karşıda görünen enacir(incir) ağacının zil-i kebirine(büyük gölgeliğine) kayd-u bent eylediğim (bağladığım) dabbe(hayvan), nevmim galebe edip hâbe erdikte(uykuya dalınca) cezmü bağın çözüp hâl-i firarı irtikap eylemiştir.(ipinden kurtulup kaçmıştır) Hangi bende azimet eylediğinin lütfen ihbarı.(hangi tarafa gittiğini lütfen bildiriniz)

Zavallı çoban hiçbir şey anlamamış, Arapça dua zannetmiş ve; “Hudeşte râzı be beyim. Duavi pür bâşa. Serinim bine figi”(Beyim Allah razı olsun. Duan çok iyidir. Başıma üfür) demiş.

NE İŞİN VAR?
Sultan 1. Ahmet devri sadrazamlarından Mehmet Paşa’ya ‘öküz’ lakabı verilmesi, babasının İstanbul’un Karagümrük semtinde nalbantlık yapmasından dolayıdır. 1614 yılında İran seferine çıkan Öküz Mehmet Paşa, ordusuyla Revan’a yaklaşınca geniş bir çölde karargâhını kurmuştur.

İran ordusuyla nasıl bir taktikle savaş yapılması için bütün savaş meclisini çadırına çağırmış. Herkes görüşünü söylerken tam o
sırada olacak iş ya bir öküz başını çadırın içine sokmuş. Herkes gülmeye başlamış. 

Mehmet Paşa:

- Niye gülüyorsunuz diye vezirlere sormuş.

- Hiç paşam bir şey yok. Özür dileriz demişler.

- Bu defa Mehmet Paşa: Bu Öküz demin ne dedi biliyor musunuz? diye sormuş.

-Hayır demişler.

Bunun üzerine paşa; “demin içeri giren öküz etrafa bir baktı, sonra bana şöyle dedi: “Yahu Mehmet Paşa! Sen bizim neslimizden çok asil bir varlıksın. Bu eşeklerin arasın da ne işin var.”


ŞEMSİ PAŞA’NIN NÜKTEDANLIĞI
Üsküdar’da Şemsi Paşa Camii’ne adını veren Şemsi Paşa, II. Selim dönemin de yaşamıştır. Dedelerinden Kızıl Ahmed İsfandiyaroğulları beyliğinin (Kastamonu) son beyidir.(Bu beyliğe Fatih Sultan Mehmet son vermiştir) 1580–1581 yıllarında ünlü mimar Mimar Sinan’a Şemsi Paşa Camii’ni yaptırmıştır.

Şemsi Paşa nüktedanlığıyla tanınır. İran elçisi Şahkulu Han bir defasında Osmanlı Merasim Bölüğünün şaşaalı giysilerini düğüne gelen insanların giyimlerine benzetir. Şemsi Paşa ise Yavuz’un Çaldıran’da İran şahı Şah İsmail’in hanımı Taçlı Hatun’u esir alıp İstanbul’a getirmesini kastederek ‘’Beli (evet) Çaldıran’dan gelin getiren bu askerdir’’ demiştir.

« Son Düzenleme: 03 Şubat 2012, 12:59:01 Gönderen: Tuğra »
'' Hudâ yardımcıdır ehl-i hüdaya ,

   Sizi ısmarladım hıfz-ı Hudâ'ya ''

Çevrimdışı ıssızada

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 107
Ynt: Hazır cevaplar
« Yanıtla #46 : 03 Şubat 2012, 10:35:33 »
Benjamin Franklin'e sormuşlar: Acaba ruh ölümsüz müdür? Cevabı ise: "Bugüne

kadar bu meseleyle meşgul olamadım, bundan sonra da olmayı lüzumsuz

buluyorum. Çünkü ihtiyarım, nasıl olsa pek yakında hiçbir zahmete gerek

kalmadan gerçeği öğreneceğim."

***

Abraham Lincoln ABD eski başkanıdır. Sima olarak da yakışıklı değildir.

Birgün politik bir tartışma koptuğunda muhalefetten biri: "Bu adam

ikiyüzlünün teki, inanmayın." demiş. Lincoln ise: "Ya ben ikiyüzlü olsam,

neden bu yüzü kullanayım ki?"

***

ABD başkanı George Wahsington'un sekreteri birgün işe geç kalır ve mazereti

şudur: "Efendim, saat geri kaldı, o nedenle geciktim." Washington'un cevabı

ise: "O halde ya sen kendine yeni bir saat almalısın, ya da ben yeni bir

sekreter!"

***

İngiltere eski başbakanı Winston Churchill doğum gününde genç bir fotoğrafçı:

"Umarım 100. doğum gününüzün de fotoğrafını çekebilirim." Churchill genci

şöyle bir süzmüş ve: "Niye mümkün olmasın delikanlı, bana oldukça zinde ve

sıhhatli görünüyorsun!"

***

Varlıklı bir adam çok içmiş ve tüm denizi içebileceğini iddia etmiştir; ve

kaybettiği takdirde de evini, arazisini kazananlara verecektir. Ertesi gün

uyandığında yaptığının ne kadar saçma olduğunu anlar, ama bir iddiaya

girmiştir bir kere. Yunanlı bir filozof ona bu konuda yardım eder. O gün

iddiaya girdiği kişilerle karşılaşır ve: "İddia hala geçerlidir, denizin

içeceğimi söylemiştim ancak bir sorun var. Ben sadece bu denizin suyunu

içerim diye bahse girdim, denize dökülen ırmakları ve çayları içmem söz

konusu değil. Irmak ve çayların yönünü değiştirirseniz denizi içerim."



AHMET MÜSADE ETMEZ
Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa'ya yetmişlik bir kadının otuz yaşında bir gençle evlenmek istediğinden bahsetmişler. Paşa hemen:
- Ahmet müsaade etmez, demiş. Sormuşlar
- Hangi Ahmet
- Karaca Ahmet.

AK SAKALLI
Varna Savaşı'nda muharebe meydanında gezen II. Murad, düşman askerlerinin hep genç olduğunu görür. Komutanlarından birine sorar. "Garip değil mi? Bu kadar ölünün içinde hiç ak sakallı görmedim. Hepsi genç, hepsi taze!" Komutan şu cevabı verir:
- Padişahım! İçlerinde bir ak sakallı olsaydı, başlarına bu felâket gelir miydi?

FATİH NİYE ÜSTÜN
Napolyon, S. Helen adasında sürgün bulunduğu sırada 'Fatih mi yoksa siz mi büyüksünüz? Sorusunu soranlara şöyle cevap vermişti:
Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. Çünkü ben, kılıçla zaptettiğim yerleri henüz hayattayken geri vermiş bir bedbahtım. O ise; fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.

GENÇ FATİH
Bir genç, "Fatih Sultan Mehmed'in resmini neden hep yaşlı bir insan suretinde çiziyorlar" diye sorunca, bir yazarımız şöyle cevap vermiş:
- Yaptığı işler o kadar büyük ki, bunları genç bir insanın yapacağını hayallerine sığdıramıyorlar

GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN
Fatihe sorarlar:
-İstanbulu niçin fethettin?
Cevap verir:
-Önce o benim gönlümü fethettiği için!

HERŞEYİNİ ALDIM AMA...
Halet Efendi, kendisine dalkavukluk etmeyen Moralı Osman Efendiyi bir takım basit işlerle Anadolu'da dolaştırır. Ama onun birgün kendisini görmek için geldiğini duyunca, sofaya koşarak karşılar ve gideceği zaman da merdiven başına kadar uğurlar. Olaya şahit olan İzzet Molla:
- Efendim! der. Bu adama etmediğiniz kötülük kalmadı. Şimdi bu kadar iltifat edişinizin hikmeti nedir?

Halet Efendi cevap verir:
- Evet, ben bu adamın herşeyini aldım. Ama üzerinde bir "efendilik" var ki, onu bir türlü alamıyorum. Onu görünce de saygı duymak zorunda kalıyorum

KARINCA
Kanuni Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülmesi için Şeyhül İslam Ebussud Efendi'den şu beyitle fetva istemiş:
Dırahta ger ziyân etse karınca
Zararı var mıdır ânı kırınca
(Ürünlere zarar veren karıncaların öldürülmesinde dinen bir zarar var mıdır?)
Ebussud Efendi bir beyitle cevap vermiş:
Yarın Hakkın divanına varınca
Süleyman'dan hakkın alır karınca

Napolyon

Fransız imparatoru 3. Napolyon, bir gün opera salonuna girerken, Osmanlı sefiri Keçecizâde Fuat Paşa’nın ayağa kalkmadığını görür ve protokol nâzırı olan memura der ki:
“gidip sorun bakalım. yoksa kendisini Kanunî’nin elçisi mi zannediyor?”
bu suale Keçecizâde’nin cevabı şu şekilde olur:
"hâşâ!.. eğer ben Kanunî’nin sefiri olsa idim, sizin kralınız, benim olduğum yere, benden izin almadan girebilir miydi?"

Fuat Pasa, Batılı diplomatlarla görüsme yaptıgı bir sırada, bulundukları yerde açılıp kapanan kapı gıcırtı yapıyormus.
Batılı bir diplomat bu gıcırtıdan hareketle Osmanlı Devletinin yönetim yeri olan Bâb-ı Âli’yi (Yüce Kapı) kastederek:
— Kapı gıcırdıyor (imparatorluk sallanıyor), demis.
Fuat Pasa:
— Gres’e (Greece) (hem makine yagı hem de Yunanistan’ın Batı dillerindeki adı, bir anlamda yaglanmaya, bir anlamda
Eski Yunan kültür ve medeniyetine veya Yunanistan’ın yeniden bize baglanmasına) ihtiyacı var, diye cevap vermis!..


Fuat Pasa’nın da aralarında bulundugu Batılı diplomatlar:
— Zamanımızın en güçlü devleti hangisidir acaba, diye tartısıyorlarmıs.
Fuat Pasa tartısmaya müdahale ederek demis ki:
— Zamanımızın en güçlü devleti Osmanlı Devletidir. Çünkü üç yüz yıldır siz dısardan biz içerden yıkmak için çalıstıgımız halde hâlâ sapasaglam ayakta durmaktadır.
« Son Düzenleme: 03 Şubat 2012, 13:02:59 Gönderen: Tuğra »
'' Hudâ yardımcıdır ehl-i hüdaya ,

   Sizi ısmarladım hıfz-ı Hudâ'ya ''

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Üç Papaz ve Hoca Merhum
« Yanıtla #47 : 19 Şubat 2013, 16:02:40 »
Üç Papaz ve Hoca Merhum

Üç papaz, Akşehir'e hoca merhum ile tanışmaya ve bazı sorular sormaya geldiler. Bir meydan yerine toplanarak konuşacaklardı. Papazlar ve kalabalık halk topluluğu meydan yerini doldurmuştu.
 Papazlar sorularını sormaya başladılar.
 
Birinci papaz:
— Dünyanın ortası neresi? diye sordu.
 
Hoca eşeğin ön ayaklarının olduğu yeri gösterdi:
— İşte dünyanın ortası burasıdır, dedi.

Papaz itiraz etmek istedi:
— Ne biliyorsun orası olduğunu? diye sorunca,

Hoca Nasreddin:
— İnanmazsan ölçebilirsin, dedi.
 
Kendisinden gayet emindi. Acaba dünyanın yuvarlak olduğunu ta o zaman tahmin etmiş miydi? Çünkü dünya yuvarlak olduğuna göre her yer dünyanın ortası olabilir.
 
İkinci papaz sordu sorusunu:
— Gök yüzünde kaç tane yıldız var hoca efendi?.
 
Hoca cevap verdi:
— Eşeğin sırtında ne kadar kıl varsa o kadar da yıldız var.

Papaz itiraz etti:
— Olur mu canım nereden belli doğru söylediğin? deyince,

Hoca cevabı yapıştırdı:
— İnanmıyorsan sayabilirsin!...
 
O da verecek cevap bulamadı tabii.

Sıra geldi üçüncü papaza:
— Benim sakalımda ne kadar kıl var? dedi.
 
— Eşeğin kuyruğunda ne kadar varsa senin sakalında da o kadar kıl var.
 
Papaz yine itiraz etti:
— Ne malûm aynı olduğu? deyince,
 
Hoca gayet kestirme bir yol buldu:
— Alırız cımbızı elimize, bir eşeğin kuyruğundan, bir senin sakalından çekeriz. Evvelâ hangisi biterse belki de "o azdır. Eğer denk gelmezse ben dâvayı kaybetmiş sayılırım, dedi.
 
Papazın işine gelmedi sakalını yoldurmak:
— Haklısın hoca efendi! demek zorunda kaldı.
 
Bu konuşmalar papazların çok hoşuna gitmişti. Çünkü onlar beklemedikleri bir cevapla karşılaşmışlardı. Hocanın böyle zeki ve kestirme cevaplarına hayran kaldılar.