Gönderen Konu: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?  (Okunma sayısı 10500 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tesniye

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 391
  • Nişan aldık yıldızları..
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #15 : 06 Mayıs 2008, 11:25:34 »

Ankebut kardeşimle biz madem hazır konuya el atmuşken şu bidatı hasene meselesine el atalım. Ben de tam bilmiyorum bu hususu aşağıda iki farklı yazı dikkatimi çekti nette. Beraber okuyalım.
[/i][/color]


Hz. Ömer, Übey b. Ka’b'in, (r.a.) sekiz rekât olan terâvih namazını yirmi rekât olarak kıldığını ve Rasûlüllah (s.a.s.) döneminde münferiden kılınan bu namazın cemaat halinde kılındığını gördüğünde: “Bu ne güzel bid ât”demiştir. (Muhammed Revvâs Kal’acî, Mevsüatu Fıkhı Umar b. e!Hattâb, Kuveyt 1984, s. 125).
Hz. Ömer, Übey b. Ka’b'in, (r.a.) sekiz rekât olan terâvih namazını yirmi rekât olarak kıldığını ve Rasûlüllah (s.a.s.) döneminde münferiden kılınan bu namazın cemaat halinde kılındığını gördüğünde: “Bu ne güzel bid ât”demiştir. (Muhammed Revvâs Kal’acî, Mevsüatu Fıkhı Umar b. e!Hattâb, Kuveyt 1984, s. 125).


BİD'AT

 

Resûl-i Ekrem (sav)'in devr-i saadetlerinde izledikleri yol ve Hülâfa-i Raşidin dönemindeki tatbikat "sünnet" kavramı ile açıklanabilir. Zira bizzat Resûl-i Ekrem (sav)'in "Benim ve raşid halifelerin sünnetine sarılın"(1)  buyurduğu sabittir. Hûlefa-i Raşidin döneminden sonra İslâm'a sokulmaya çalışılan itikâdî ve siyasî doktrinler bid'at hükmündedirler. Bunların bir çoğunu bid'at-ı hasene olarak nitelendirmeye çalışanlar, Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Dinimizden olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur. Her bid'at dalâlettir"(2) hükmünü dikkate almıyorlar, demektir.

 

Halkı müslüman ülkelerin uğradığı felâketlerin temelinde bid'atler yatmaktadır. Çünkü, bid'at, sünnetin zıddıdır(3). Her bid'atın; mutlaka bir sünneti ortadan kaldırdığı dikkate alınırsa, işin vehameti daha kolay kavranır. Zira bid'at çıkarma arzusu; tam ve kâmil olan İslâm nizamında noksanlık veya fazlalık varmış vehmine dayanır. Bu vehim ise, "Bugün dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı (verip ondan) hoşnut oldum"(4) âyet-i kerimesinden şüpheyi beraberinde getirir. Bunun itikâdi yönden insanı hangi noktaya getireceği basiret sahiplerince malûmdur. Kaldı ki, İslâm'da olmayan herhangi birşeyi, İslâm'a sokmaya çalışmak veya hükümlerin bir kısmının çıkarılmasını arzu etmek, küfrü beraberinde getirir. Ehl-i Sünnet'in bütün müctehid imamları: "Kur'ân-ı Kerim'den olduğu sabit olan herhangi bir harfi, bir kelimeyi veya bir âyeti inkâr eden kimsenin küfrü üzerinde" ittifak etmişlerdir(5). Ayrıca, "delâlet-i ve subûti kat'i olan mütevatir bir sünneti inkâr etmek de" insanı küfre sürükler(6). İmam-ı A'zam Ebû Hanife (rha)'nin "Bid'atçının arkasında namaz kılmayın"(7) buyurduğu dikkate alınırsa, mesele kolayca kavranır.

 

Bu girişten sonra; .İslâm ûlemasının mezhepleri niçin ehl-i sünnet ve ehl-i bid'at diye taksim ettiğini kavramamak mümkün müdür? (8) Halk arasında "Dört Hak Mezhep" kavramı; ehl-i bid'atla mücadele veren İslâm ûlemasının gayretiyle yerleşmiştir. ancak "ehl-i kıble'nin tekfır edilemiyeceği"(9) yolundeki külli kaide ve ehl-i kıble ıstılâhı unutulunca; her önüne geleni tekfır eden, hâricî mantığı yeniden gündeme girmiştir. Tabii bu arada; ideolojik taarruzlar sonucu, "ehl-i sünnetin akaidi" ile hiçbir alâkası kalmayan tiplere de rastlamak mümkündür. Ancak bu tipler; "ehl-i sünnet akaidi"nin verasetle kendilerine geçtiği vehmine kapılmışlardır. Dikkat edilirse; kahir ekseriyeti "ehl-i sünnet” olduğu farzedilen İslâm topraklarında müstekbirlere ait ideolojik hareketler güç kazanmıştır. Bu durumu nasıl izah edebiliriz? Türkiye'de Latin harfleriyle yayınlanan birçok eserde bid'at-ı hasene kavramı ortaya atılmış ve müslümanların zihinleri bulandırılmıştır. Felsefi kelâmın öncüsü sayılan "Mutezile" mezhebine mensup müelliflerin eserlerinde bid'at-ı hasene kavramı mevcuddur(10). Mütercimler, tercüme ettikleri eserlerin kime ait olduğuna veya faydalandıkları kaynakların mahiyetlerine dikkat etmeden bid'at-ı hasene kavramının yaygınlaşmasına vesile olmuşlardır.

 

Bu arada sünnet ile bid'at arasında "uzlaşma" ortamı meydana getirmeye gayret eden bazı tipler: "Başta uçak ve otobüs olmak üzere, bir çok nakil vasıtaları Resûl-i Ekrem (sav) zamanında yoktu. Bunlar da bid'attır, bunlar da mı reddedilecek?" gibi demagojilerle saf zihinleri bozmuşlardır. Bu mantığın ne kadar sefil olduğu şuradan bellidir ki; ilim ve teknik, Kur ân, sünnet ve icma ile övülmüş iki alandır. Mü'minlerin yerde ve gökte rızık aramaları, Allah (cc)'ın dinine düşman olan kâfırlere karşı hafif ve ağır bütün silâhları hazırlamaları farz-ı kifâye olan bir ibadettir. Eğer İslâm toprakları işgal edilirse, cihad farz-ı ayn hâle geleceği için, cihad vasıtalarının da imâli farz olur. Kaldı ki, uçak ve otobüs, dine sokulmuş vasıtalar değil ki, bid'at kavramı içine girsin!...

 

Bid'at-ı hasene kavramını Hz. Ömer (ra)' in teravih namazı ile ilgili uygulamasına dayandıran ve bizzat onun dilinden "İşte en güzel bid'at" cümlesi ile tanımlayanlar, yanılmaktadırlar. İmam-ı Ebû Yusuf (rha) İmam-ı A'zam (rha)'a: "Teravih namazı için, Hz. Ömer (ra)'in yaptığı ictihadın hükmü nedir?" diye sorduğunda İmam-ı Â'zam (rha) "Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Bu sebeple kimse bid'attır diyemez. Resûl-i Ekrem (sav) zamanında olan ve onun bizzat yaptığı işi, düzenli ve devamlı hâle getirmiştir" cevabını verir. Gerçekten Resûl-i Ekrem (sav)'in sahabe-i kirama imamlık yaparak teravih kıldırdığı sabittir(11). Kaldı ki; sahabe-i kiramın icmaını bid'at-ı hasene diye nitelendirmek, selim akıl sahiplerinin yapabileceği bir cinayet değildir.

 

İmam-ı Gazzalî: "Bid'atı red ve ondan el çekmek, beğenilmiş sünnettir. Her bid'at mezmum (zem edilmiş) ve delâlettir"(12) ·buyurmaktadır. Ayrıca el-Mustasfa isimli usûl kitabında, din emniyetinin sağlanabilmesi için, bid'at ehlinin cezalandırılmasını şart koşmaktadır(13). Müceddid-i elfi sani İmam-ı Rabbani de Mektubat isimli ünlü eserinde "bid'atın hasenesi olmaz, hepsi mezmumdur"(14) buyuruyor. Bütün bu izahlardan sonra şunu söylemek mümkündür: Modernistlerin büyük bir çoğunluğu, hevâ ve heveslerine uyarak bid'at-ı hasene kavramını kullanmakta, ehl-i sünnet mü’minleri, müstevlîlerin esiri haline getirmektedirler. Bu tuzağa, feraset sahibi mü'minler düşmemelidirler.

 

KAYNAKLAR

 

(1) Sünen-i İbn-i Mace, İst:1401 Çağn Yay. c. I, sh.16, Had. No: 42. Ayrıca, Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, . c. IV, sh.126-127; Sünen-i Darimi, Mukaddime,16, c. I, sh. 45; Molla Hüsrev, Dürerû'l Hükkâm fi Şerhû'l Ahkdm, İst. 1307, c. I, sh. 119 (Gcırer ve Dürer Tercümesi, İst.1979, Eser Yay. c. I, sh. 206).

(2) Sahih-i Müslim, İst.1401, Çağrı Yayını, sh. 592, Had. No: 867 K. Cuma: 43. (Türkçe: Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. 1977, c. IV, sh. 2416 Had.IV no:43'e müracaat).

(3) İbn-i Manzur, Lisanû'l Arab, Beyrut: ty. c. VIII, sh. 6 vd; İslam Ansiklopedisi, lst. 1979 (5. bsm) c. II,sh. 599.

(4) Kur'ân-ı Kerim, Maide Sûresi: 3.

(5) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet, el-Fetevâ-ı Hindiyye, Beyrut:1400, c. II, sh. 266 vd; el-Heysemi, el-İ'lam bi Kavatı'il İslam, b. Halebi Mtb.1951, c. II, sh. 42.

(6) Molla Husrev Serhi Mirkat el-Vüsul İst:1979, sh. 24.

(7) İmam-ı Â'zam, Fıkh-ı Ekber (Aliyyü'l Kari Şerhi)

(8) Taftazani, Şerhû'l Akaid, İst.1980, sh. 95.

(9) İmam-ı A'zam, Fıkh-ı Ekber·, (Aliyyü'l Kari Şerhi) İst:1979, sh. 424.

(10) el-Cahiz, el-Havavaıı, Kahire:1357, c. I, sh. 86 vd.

(11) İbn-i Abidin, Reddü'I Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar, Mısır:1972 c. t, sh. 591.

(12)  Gazzalî, el-Camlû'l Avam, İst:1978 (ikinci bab) sh. 78·

(13) İmam-ı Gazali, el-Musıasjiı nıin İlmû'I Usül, Beyrut:

(14) İmam ı Rabbani el-Mektubat, İst: 1978, Çağrı Yayını. c. I, sh. 121 Mektub No:186 (Mektubat-ı Rabbani, İst.1977, Çile Yayın. c.1, sh. 391). İmam-ı Rabbanî "bid'at-ı hasene" kavramına itirazla şunu kaydeder: "Ulemadan bazıları, namazda niyyet için kalben dileyerek, dille söylemeyi bid'at-ı hasene diye anlatmıştır. Bu bid'at, sünnet bir yana, farzı dahi kaldırmaktadır. Şundan ki, insanların pek çoğu bu durumda, niyyet işinde yalnız dille olanı ile yetinecektir. İşte o zaman dahi namazın farzlarından biri olan kalble niyet, tamamen bırakılacak, namaz dahi fesada girecektir. Kalan bid'atler dahi, anlatılan bu manâya göre kıyas edilebilir.” buyurulmaktadır.




ve aşağıdaki araştırma yazısı....


BİDAT

الْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِى وَرَضِيتُ لَكُمُ اْلاِسْلاَمَ دِينًا

“…Bugün size, dininizi kemale erdirdim, nimetimi üzerinize tamamladım ve size din olarak İslâm da, razı oldum….”

الْيَوْمَ Bugün اَكْمَلْتُ kemale erdirdim لَكُمْ size دِينَكُمْ dininizi وَاَتْمَمْتُ tamamladım عَلَيْكُمْ üzerinize نِعْمَتِى nimetimi وَ ve رَضِيتُ razı oldum لَكُمُ size اْلاِسْلاَمَ İslâm da دِينًا din olarak

Ayetin Nüzûlü ve Açıklaması
Taberi, Suddî'den rivayette o şöyle demiştir: "Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'dan razı oldum." âyet-i kerimesi Arafe günü nazil olmuştur. Bundan sonra helâl ve haram nâzil olmamış ve Hz. Peygamber o hacdan dönüşünde vefat etmiştir. Esma bint Umeys şöyle anlatıyor: O veda haccında Allah'ın Resûlü (a.s) ile birlikte haccettim. Biz yürürken ve Allah'ın Resûlü biniti üzerindeyken birden Cibril O'na tecelli etti ve biniti, Efendimiz (a.s)'e inmekte olan Kur'ân'ın ağırlığına dayanamayarak çöktü. Ben Allah'ın Resûlü'ne geldim ve kendi üzerimdeki bir bürdeyi Efendimiz (a.s)'in üzerine örttüm.

Esma bint Umeys'ten bu âyetin nüzul vakti olarak rivayet edilen bilgi Esma binti Yezîd'den Mâide Sûresi ile ilgili olarak rivayet edilmekte ve "Adbâ adlı devesinin üzerinde iken nazil olduğu ve vahyin ağırlığından devenin bacaklarının neredeyse kırılacağı" ayrıntılarına da yer verilmektedir. Ancak burada Mâide Sûresi ile kastedilenin Mâide Sûresinden sadece bu âyetin olması da ihtimal dahilindedir ve esbâb-ı nüzule dair rivayetlerde bunun benzeri pek çoktur. İbn Abbâs (a.s)'tan gelen bir rivayette de bu âyetin nazil olduğu gün pazartesi olarak gösterilip: "Peygamberimiz (a.s) Pazartesi günü doğdu, hicrette Mekke'den Pazartesi günü çıktı, Medine'ye Pazartesi günü girdi ve Mâide Sûresinden "Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'dan razı oldum." âyeti Pazartesi günü nazil oldu" denilmektedir.

Târik ibn Şihâb'dan rivayette o şöyle demiştir: Bir Yahudi Hz. Ömer'e: “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'dan razı oldum." âyet-i kerimesi nazil olduğu sırada: "Biz Yahudiler topluluğu böyle bir âyetin indiği günü bilseydik o günü kendimize bayram edinirdik." demişti. Hz. Ömer (r.a): "Bu âyetin nazil olduğu günü, nazil olduğu saati ve o nazil olduğu esnada Resûl-i Ekrem'in nerede olduğunu çok iyi biliyorum; Bu âyet-i kerime biz, Arafe günü Allah'ın Resûlü ile Arafat'ta iken O, vakfe yaparken nazil oldu." dedi. Yine Hz. Ömer'den gelen başka bir rivayette onun: "Arafatta bir cuma gecesi nazil oldu." dediği nakledilmektedir.

Ashab-ı Âsâr (hadisciler) şöyle demişlerdir: "Hz. Peygamber (a.s) bu âyetin nüzulünden sonra, ancak seksen bir veya seksen iki gün yaşadı ve İslâm dininin ahkâmında bu âyetten sonra kesinlikle ne bir ziyade, ne bir nesih, ne de bir değişiklik vaki olmamıştır. Böylece bu âyet, Hz. Peygamber (a.s)'e, adetâ vefatının yaklaştığını haber verme gibi olmuştur ve bu bir gayptan haber vermedir. Bu da, bir mucizedir. Bunu te'kid eden bir konuda rivayet edilen şu husustur! Hz. Peygamber (a.s) bu âyeti ashaba okuduğu zaman, onlar, Hz. Ebû Bekir (r.a) hariç, son derece sevinmiş ve büyük bir sevinç göstermişlerdir. Hz. Ebû Bekir (r.a) ise ağlamış. Ona, niçin ağladığı sorutunca, "Bu âyet, Resûlullah (a.s)'ın vefatının yakın olduğuna delâlet etmektedir. Çünkü kemâlden sonra zeval bulunur" demiştir. Binâenaleyh bu hâdise, bu âyet vesilesi ite, kendisinden başkasının vâkıf olmadığı bir sırra (manaya) vâkıf olduğu için, Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a)'in ilminin mükemmelliğine bir delil olur.

Birisi şöyle diyebilir: Yüce Allah'ın: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim" buyruğu, dinin bir zamanlar kâmil olmadığının delilidir. Bu ise, daha önce vefat eden Muhacir, Ensar, Bedir ve Hudeybiye'de bulunmuş, Resûlullah (a.s)'a biati de yapmış, Allahiçin canlarını feda etmiş kimselerin karşı karşıya kaldıkları büyük ve türlü mihnetlere rağmen, eksik bir din üzere ölmelerini; Resûlullah (a.s)'ın da bu durumda insanları eksik bir dine davet etmesini gerektirir. Bilindiği gibi eksiklik de bir kusurdur. Allah'ın dini ise dosdoğru bir dindir. Nitekim yüce Allah: "Dosdoğru bir dine..." diye buyurmaktadır.

Böyle bir şüpheye şu şekilde cevap verilebilir: Neye dayanarak bir eksikliğin bir kusur olduğunu söylüyorsunuz? Buna dair deliliniz nedir? Ayrıca şunlar da söylenir: Ayın eksik olması bir kusur mudur? Yolcunun namazının eksik olması o namaz için bir kusur mudur? Yüce Allah'ın: "Uzun ömürlü birisinin ömrünün uzatılması da ömrünün eksiltilmedi de ancak bir kitaptadır" buyruğunda işaret ettiği şekilde, dilediği ömrün eksikliği o ömür için bir kusur mudur? Alışılmıştan daha eksik olan ay hali günleri, hamilelik günlerinin eksik oluşu, hırsızlık, yangın veya sel baskını dolayısıyla sahibini fakir bırakmadığı takdirde malın eksikliği, acaba bir kusur mudur? O bakımdan, yüce Allah'ın ilminde bulunan dinin geri kalan bölümlerinin bildirilmesinden önce sert hükümler açısından dinin bölümlerindeki eksikliğe karşı gösterilen bu tepkir aslında böyle bir tepkiyi gerektiren herhangi bir kusur veya olumsuz bir yönden dolayı değildir.

Yüce Allah: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim" buyruğu ile şunu kastetmiştir. O, dinin rükünlerinden başka herhangi bir rüknün kalmamış olduğu, hacca da onları muvaffak kıldı ve haccettiler. Böylelikle bütün rükünlerini eda ve farzlarını yerine getirmek suretiyle dini onlar için tamamlamış oldu, Hz. Peygamber (a.s) de: "İslam beş esas üzerine bina edilmiştir..." diye buyurmuştur. Bundan önce ise şehadet kelimesini getirmişler, namaz kılmışlar, zekât vermişler, oruç tutmuşlar, cihad etmişler, umre yapmışlardı, ama henüz haccetmemişler di. İşte o gün Peygamber (a.s) ile birlikte haccedince şanı Yüce Allah, onlar Arefe akşamı vakfe yerinde iken: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim…” buyruğunu indirdi. Bununla da dinini onlar için vaaz edişini tamamlamış olduğunu kastetmektedir. İşte bunda, Allah'a yapılan bütün itaatlerin bir din, iman ve İslâm olduğuna dair açık delil vardır.

Yukarıdaki ayeti kerime yüce İslam dininin kemale erdiğini artık önden ardında hiçbir eksikliğinin kalmadığını ve ilave de edilmeyeceğini göstermektedir. Aşağıdaki hadisi şerif ise bundan sonra dine önden ve ardından ek yapmak bidat olduğunu ve bu eklemeleri yapma cüretine girenlerin dalalette olacağını bize haber vermektedir.

Yüce Allah cümlemizi bidatlerden sakındırıp dalalete düşmekten muhafaza buyursun.



------
Kaynakça
Maide, 5\3
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi, 6,51
Taberî, age. 6,54.
Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 5/2; İman, 33; Meğâzî, 77; Muslim, Tefsir, 3-5; Tinnizî, Tefsir, 5/1,2, hadis no: 3043, 3044; Neseî, İman, 18; Menâsik, 194; Ahmed ibn Hanbel, Musned, 1,27.39.
Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 8/466
En'âm, 6/161
Fâtır, 35/11
Buhâri, İman 2, Tefsir 2. sûre 30; Müslim, İman 19-22; Tirmizi, İman 3; Nesai, İman 13.
el-Hakim, el-Müstedrefı, II, 427-428; İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 6/54-56; İbnu'l-Esir, en-Nihâye, II, 80.

Tirmizî, İlim: 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne: 6.
Tirmizî, İlim: 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne: 6, (4607); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/330-331.
İbn Mâce, Mukaddime, 15.
Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınlanı: 3/392.
Müslim, Cum’a, 43.
İbn Mâce, Mukaddime, 7.
Müslim, Cum’a, 43.
Ebû Dâvud, Sünnet, 5.
İbrahim bin el-Musâ eş-Şâtıbî, el-İ’tisam; DİA, “Bid’at” maddesi.
Tahânevî, Keşşâfu İstilahâti'l-Funûn, İstanbul 1984 I, 133.
Buhârî, Teravih, 1.
İmamı Rabbani, Mektubat, İstanbul, 1978,Çğrı Yay. C,1, s, 121, Muktup no:34-35.
Et-Tergîb ve’t-Terhîb Trc, 1:109
M. Paksu, Sünnet ve Aile, s. 19.
Müslim, Cum’a, 43.
Mâide Sûresi, 3.
İbn Abidin, Reddü'l-Muhtâr, Mısır,1972,c,1,s,591.
M. Yaşar Kandemir, İ. Lütfü Çakan, Raşit Küçük, Riyazu’s-Salihin Tercüme ve Şerhi, Erkam Yayınları: 2/13.



Araştırmacı
Salih ÖZBEY


« Son Düzenleme: 06 Mayıs 2009, 19:56:02 Gönderen: Miftahulkuluub »
Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma.
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben..
<< Lüzumsuz Konular Atlası >>

Çevrimdışı ankebut-57

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 908
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #16 : 06 Mayıs 2008, 11:46:03 »
Şimdi iş az-biraz rayına oturmaya başladı.  :)

En başından beri direk olarak "bid'attir" deyip çıkamamış olmamızda, muteber başka birinin de söylediği şeklinde duyumlar almış olmamız. Aksi yönde de söylenenler olunca ikilemde kalındı haliyle. Şüphelerden arındırılırsa aler’re’si ve’l-ayn demek düşer cümlemize. :)

Bu konuda sitedeki hocalardan da malumat beklemiyor değiliz.

***

Bid'at konusunda ben yine de link vereyim, olmaz mı? (Ne yapalım, huy olmuş) :)

Sünnete uymak, bid'atlerden kaçınmak>>

Bid'at nedir, hurâfe neye denir?>>
« Son Düzenleme: 06 Mayıs 2009, 22:39:32 Gönderen: mystic »
Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ)
Mü'minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان)

www.ayasofya.org

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1939
    • http://www.sadakat.net
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #17 : 05 Mayıs 2009, 23:59:26 »
Yine bir 5 mayıs geldi çattı : )
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com  :|:Herkonudan.com


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #18 : 06 Mayıs 2009, 00:21:36 »
Yine bir 5 mayıs geldi çattı : )

bid´atlardan kacalim kacmayanlari uyaralim.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı Uludag

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 922
    • www
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #19 : 06 Mayıs 2009, 00:25:08 »
Ne kadarı bid'attır anlatılsa iyi olur. İki zatın buluşup sohbet etmesine inanmakmı yoksa o günü bayramlaştırmakmı? Bu konuyu burada okuyacak olan ve bu konuda bilgi sahibi olmayan iyi niyetli bir müslüman yanılabilir. Teşekkürler..
Ya rabbi, şu acizi ümmeti Muhammede hizmet etmeğe muktedir kıl.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #20 : 06 Mayıs 2009, 00:31:55 »
bu konunun basina dogru kayarsak bi´ati görür ögreniriz.bu bir
ikinci olarak  mesele hizir ve ilyas a.s.in bulusmasi degil o günde insanlarin agaclara caput baglamasi veya agac diplerine dilek yapmasigibi seyler.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı Uludag

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 922
    • www
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #21 : 06 Mayıs 2009, 00:36:17 »
Konunun başına kayıp herkesin yazdığını okumak istemedim malum ciddi uslub kullanılmamış.

Teşekkür ederim.
Ya rabbi, şu acizi ümmeti Muhammede hizmet etmeğe muktedir kıl.

Çevrimdışı elzem

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 191
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #22 : 06 Mayıs 2009, 01:29:58 »
Bu gecede çaput vs bağlamanın bid-at olduğunu duymuştum.Ancak kağıda isteklerimizi yazıp gül ağacının dibine gömmekte bi mahsur olmadığını biliyordum.Hatta hocalarımız hıdırellez ile alakalı büyüklerimizin bu gecede yapılması gereken şeyler diye tavsiyelerinden dahi bahsetmişlerdi +=) benim kafam karıştı şimdi e52))
Bize Bir Nazar Oldu
Cumamız Pazar Oldu
Zaten Bize Ne Olduysa
Hep Azar Azar Oldu..

Çevrimdışı adilcevaz

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 235
  • susukunlugum asaletimdendir.
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #23 : 06 Mayıs 2009, 04:30:44 »
evet baya bi kafa karıştırıcı durum,bizim zamanımızda istanbuld kaldıgımız sırada bütün arkadaşlarımız dileklerimizi yazıp bir gül  agacının dibine gömmüştük.bi ikilem oluştu şimdi. e52))
Bütün dünyayı verseler gamım bitmez nedendir bu
Taa ezelde gam turabıyla yoğrulmuş bendendir bu
Terk etme insafı makamı imtihandır bu
Gelen gider giden gelmez iki kapılı handır bu!

Çevrimdışı elzem

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 191
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #24 : 06 Mayıs 2009, 11:59:39 »
 g2)) g2)) g2))
Bize Bir Nazar Oldu
Cumamız Pazar Oldu
Zaten Bize Ne Olduysa
Hep Azar Azar Oldu..

Çevrimdışı Tesniye

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 391
  • Nişan aldık yıldızları..
Ynt: Hızır a.s. arzularınızı ilettiniz mi ?
« Yanıtla #25 : 06 Mayıs 2009, 12:41:52 »
1 sene sonra tekrar:
Araştırmalar neticesinde: Bidat olduğu ile alakalı görüşler ağır basıyor. Zira hiç bir fıkıh ve akaid kitabında böyle dilekle alakalı bilgilere rastlanmış değil. Gören varsa paylaşsın. Sohbetinde zikretmiş falanca zat denen büyüklerime de  telefonla bizzat şahıslarına sormam neticesinde kendilerinin böyle şey söylemediğini öğrendim.

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma.
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben..
<< Lüzumsuz Konular Atlası >>

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
6 Mayıs'ta dilek tutmak bidattir...
« Yanıtla #26 : 04 Mayıs 2016, 23:02:52 »
1 sene sonra tekrar:
Araştırmalar neticesinde: Bidat olduğu ile alakalı görüşler ağır basıyor. Zira hiç bir fıkıh ve akaid kitabında böyle dilekle alakalı bilgilere rastlanmış değil. Gören varsa paylaşsın. Sohbetinde zikretmiş falanca zat denen büyüklerime de  telefonla bizzat şahıslarına sormam neticesinde kendilerinin böyle şey söylemediğini öğrendim.