Çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken noktalar

Başlatan devran, 17 Nisan 2009, 11:32:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

devran


Radyo 7 programcılarından Eda Çelebi’nin hazırlayıp sunduğu Eda’yla Gün Ortası programının dünkü konuğu Çocuk Hastalıkları Uzmanı Emel Torun oldu.

Anne sütünün faydalarından beslenmeye kadar her sorunun cevaplandığı programda konuşulanlar:

EDA: Anne sütü ne için önemlidir?
EMEL TORUN: Biz bebek beslenmesinde ilk altı ay mümkünse anne sütü öneriyoruz. Bunun nedeni anne sütünün besleyiciliği ve içindeki bağışıklık elemanları, içindeki vitamin, demir ve minerallerin hiç eksik olmamasıdır. Anne sütünde az olan vitamin D vitaminidir. Onu da biz zaten yeni doğan döneminden itibaren çocuklara takviye yapıyoruz. Ağızdan damla şeklinde D vitaminin takviye ediyoruz. Onun dışında anne sütü komple bir besindir. Çocuğun her türlü besin ihtiyacını karşılar. Bu nedenle eğer imkân varsa annenin çocuğunu anne sütüyle besleyebilecek durumda olan her bireyin bebeğini anne sütüyle beslemesini istiyoruz.

EDA: Prematüre doğan bebeklerde de durum aynı mıdır? Anne sütünü alamayan bebeklere de ek gıda olarak mama verebiliyor musunuz?
EMEL TORUN: Eğer annenin sütü yeterince geliyorsa 34 haftadan önce doğan bebekler emme refleksleri olmadığı için anne göğsünü ememezler. Bu nedenle o bebeklerin annelerinin sütlerini pompa ile sağmalarını, temiz torbalara koymalarını ve onu çocuğa vermelerini öneriyoruz. Ama 34 haftanın üzerinde doğmuş prematüre bebekler emme refleksi olduğu için bebek anne göğsüne konarak denenmelidir. Bebekler yeterine güçlü çekemiyorlarsa yine aynı şekilde sağarak anne sütü bebeğe verilmelidir. Bunun kaşıkla verilmesi tercih ediliyor ama bu sabır meselesidir. Eğer anne göğsü tutturulamıyorsa biberona da geçilebilir. Ama mümkünse anne sütünü her zaman ön plana çıkarmak gerekiyor. Şayet annenin sütünün yeterli gelmediği, annenin rahatsız olduğu ve bu nedenlerle çocuğun emzirilemediği bir durum varsa anne sütüne yakınlaştırılmış formül süt dediğimiz piyasada bulunan mamalardan faydalanabilirler. İkinci tercih olarak anneler çocuklarını bu şekilde besleyebilirler.

EDA: Ek gıdaları kaçıncı aydan sonra tavsiye ediyorsunuz?
EMEL TORUN: Gününde doğmuş ve anne sütüyle yeterince büyüyen bir çocuğun ilk 6 ay anne sütü alması çok önemlidir. Ek gıdalara en erken 6 aylıkken başlıyoruz. Ek gıda olarak ön planda meyve suyu, meyve püresi, yoğurt, sebze çorbaları, sebze püreleri, muhallebiler verilebilir. Ama eğer çocuğunuz anne sütünü almış olmasına rağmen ilk dört aydan sonra kilosunda bir azalma oluyorsa 4 ila 6 aylık dönemde anne sütünün yanına mama veya yoğurt ve meyve püresi çocuğa yedirilebilir. Bu çocuğun takiplerinde doktorun karar vermesi gereken bir şey. Bebekte haftalık veya aylık alması gereken kiloda bir gerileme saptanıyorsa veya anne çalışan bir anne olup çocuğunu yeterince emziremiyorsa bu durumlarda ek gıdalara daha erken geçilebilir.

EDA: Bunun içine suda dâhil midir?
EMEL TORUN: Suya ek gıdalara başladığımız dönemlerde başlıyoruz. Ondan önce anne sütü alırken çocuğa ekstra su vermeye gerek yok. Bu genellikle toplumda yanlış bilinen bir şey. 4 ila 6 ay arasında ek gıda geçtikten sonra su takviyesi yapılabilir. Ama mutlaka önceden kaynatılmış ve soğumuş su olması gerekir. Normal çeşme suları veya satın alınan suların mutlaka çocuğa içirilmeden önce kaynatılması gerekir. Aksi takdirde bu sulardan bulaşabilecek çeşitli ishal mikroplarını veya solunumla geçen hastalıkların mikroplarını çocuğa vermiş oluruz. O yüzden mümkünse 1.5-2 yaşına kadar mümkünse kaynatılmış suyu çocuğunuza içirmek her zaman için onun sağlığı açısından çok önemlidir.


EDA: Bir de bu yalancı emzikler var. Bu yalancı emzikler kullanılmalı mı yoksa kullanılmamalı mıdır?
EMEL TORUN: Yalancı emzik konusu aslında çok tartışmalı bir konudur. Bazı çocuklarda ilk 6 ay, en çokta ilk üç ay aşırı derecede emme isteğine sahip oluyorlar. Veya çok fazla ağlayan, sancı çeken çocuklar oluyor. Böyle çocuklarda emzirmenin dışında emme refleksi çok aktif olan çocuklarda yalancı emzik kullanılabilir. Yalnız yalancı emzik kullanırken mutlaka damaklıklı olanları tercih etmek gerekir. İkincisi hijyene çok dikkat etmek gerekir. Yalancı emzik her kullanımdan önce en az 10 dk kaynatılmalıdır ve soğutulmalıdır. Aksi takdirde emziğe yapışabilecek mikroplar çocuk ağzına emziği aldığında çocuğa geçmesi ve onu hasta etmesi söz konusudur. Mutlaka o açıdan da çok dikkatli kullanılması gerekir. 2 yaşın üzerinde artık yalancı emziği kullanmayı önermiyoruz. Çünkü emzik 2 yaşından sonra damaklıklı bile olsa çocuğun damak yapısını bozabilir. Bu nedenle en fazla 2 yaşına kadar kullanılmalıdır ama tabi mümkün olduğunca kullanılmaması gerekiyor. Rahat, çok ağlamayan, emdiğinde uyuyan ve doyan bir çocuğa emzik vermek çok doğru değil. Aşırı derecede ağlayan, gaz sancısı çeken, sürekli emmek isteyen, doyduğu halde emme isteği olan çocuklara da ilk 6 ay en fazla da 1 yaşına kadar kullanılabilir. Ama mümkünse 2 yaşın üzerinde emzik kullanımını bıraktırmak gerekiyor.

EDA: Bebeklerde ki kramplar ve karın ağrıları annelerin en büyük sıkıntılarındandır. Bu ağrılar neden kaynaklanır?
EMEL TORUN: İlk 6 ay çocuklarda genellikle gaz sancıları görüyoruz. Bunun tıbbi ismi koliktir. Bunlar 3 aya kadar sık gördüğümüz ama bu 3 aydan sonra genellikle kendiliğinden geçen sancılardır. Bu çocuğun bağırsak gelişimiyle alakalıdır. Bağırsağın gelişimiyle alakalı bir şeydir. Bunun anne sütü veya mama alımıyla çok fazla ilişkisi yok. Anne sütü içen, mama yiyen çocukta da gaz olabilir.

EDA: Yani bu erken doğumla ya da bağışıklık sisteminin gelişmesiyle alakalı bir durum değil öyle mi?
EMEL TORUN: Bağışıklık sistemiyle çok alakası yok. Erken doğum olan çocuklarda da gaz sancısı olabilir ama onların ki biraz daha uzun sürebiliyor. Çünkü onlar geriden takip ettikleri için diğer çocuklara göre bağırsak gelişimleri, gülümsemeleri, baş tutmaları daha geriden geldiği için gaz sancıları daha uzun sürebilir. Gaz sancısının klasik bir tedavisi yok. Genellikle hastaya göre tedavi şekillenebiliyor. Piyasada bitkisel kaynaklı değişik ilaçlar var. Bunların çoğunun bir zararı yoktu ve denenebilir. Ama kesinlikle uzman gözetiminde alınması gerekiyor. Doktorun tavsiye ettiği ilaçlar denenebilir. Ama bunların %100 sonuç vereceği şeklinde bir garanti yok. Çocuk özellikle belli saatlerde ağladığı için (özellikle akşam saatlerinde veya geceleri) o saatlerde annenin çok sakin ve sabırlı olması gerekiyor. Anneye yardımcı olan yanında olan insanların sakin olması gerekiyor. Özellikle ilk anne olan insanlar kronik sancılarla baş etmekte çok zorlanıyorlar. Çocukta bir problem olmadığını, gaz sancısının olduğunu ve bunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Çocuğu rahatlatacak bazı mekanik önlemlerle çocuğun gaz sancılarının kontrol altına alınması gerekiyor. Çocuğun karnına badem yağı ya da bebe yağı damlatılarak karnı ovulabilir, sıcak havluyla karna masaj yapılabilir, o saatte çocuğa ılık bir banyo yaptırılarak çocuğun rahatlaması sağlanabilir, çocuğu omzumuza koyarak mekanik olarak sırtına hafif hafif vurularak gazın çıkması sağlanabilir. Bunun başka bir tedavisi veya önlemi ne yazık ki yok.


EDA: Soğuk algınlığı da çocuklar arasında en çok rastlanan rahatsızlıklardandır. Biz hep üşütmekten dolayı olduğunu düşünürüz. Bu gerçekten böyle midir? Soğuk algınlığı neden kaynaklanır?
EMEL TORUN: Soğuk algınlığının aslında nedeni bizim nezle, grip dediğimiz durumların sebebi %80 virüslerdir. Mikroplar virüsler ve bakteriler olarak ikiye ayrılıyor. virüsler genellikle üst solunum yollarını, bademcikleri solunum yoluyla bulaşarak tutan ve o bölgede hastalık yapan ufak mikroplardır. Genel olarak kendini ses kısıklığı, burun tıkanıklığı, boğazda kızarıklık, ateş, halsizlik, genel vücut ağrısı şeklinde gösterir.

EDA: Mevsim değişikliği de buna etken midir?
EMEL TORUN: Belli mevsimlerde virüsler daha çok yayılır. Özellikle kalabalık ortamlarda virüslerin yayılımı çok ciddi boyutlara ulaşıyor. Salgınlar genellikle okulların ilk açıldığı zamanlarda yoğun olarak görünür. Yaz mevsimlerinde bunu pek fazla görmeyiz. Veya bahara, kışa giriş mevsimlerinde çok ciddi salgınlar görüyoruz. Bunun aslında soğukla direk bir ilişkisi yok. Ama soğuğun çocuğun bağışıklık sistemini zayıflattığı ve kapmış olduğu virüslerin ortaya çıkmasına neden olduğu bir gerçek. Sonuçta bunlar mikroplarla oluşan hastalıklar ama çocuğun mikroplarla savaşabilmesi için hem beslenmesinin, hem genel aşılamasının, bakımının çok iyi yapılması gerekiyor.

EDA: Aşılar gerçekten hasta olmayı engelliyor mu?
EMEL TORUN: Eğer bunu üst solunum yolu enfeksiyonu bazında düşünürseniz bunların çoğu virüs olduğu için çok büyük bir kısmının zaten aşısı yok. Aşısı olan sadece bizim grip aşısı dediğimiz, grip enfeksiyonu yapan mikrobun aşısı tüm dünyada ve Türkiye’de mevcut. Özellikle kışa giriş aylarında grip aşısı riskli çocuklara önerilebilir. Riskli çocukla derken kronik hastalığı olan çocuklar, alerjik bronşiti, astımı olan, enfeksiyonlara yakalandığında çok ağır geçiren çocukları kastediyoruz. Ciddi hastalığı olan çocukların hastalıkları çok ağır geçirmek durumları olduğu için bu kişilere grip aşısı öneriyoruz. Artık sağlıklı çocuklarda yaptırıyor. Ama korunma oranının sınırlı kaldığını, iki ya da üç mikrobu içerdiğini geri kalan mikroplara da çocuğun yine açık kaldığını unutmamak lazım. Bunlarında çoğu nefesle, hapşırmayla, öksürmeyle, damlacık enfeksiyonla bulaştığını ve bu bulaşmanın da önüne geçilemediğini bilmek lazım. Bulaştıktan sonra da hastalığın boyutuna göre gerekli tedaviler uygulanır.

EDA: Anneleri korkutan bir diğer şeyde öksürük. Öksürük hangi noktaya geldiğinde endişelenmeli?
EMEL TORUN: Öksürük yine burundan veya boğazdan giren mikropların özellikle üst solunum yollarında yaptığı tahrişe bağlı olarak oluşur. Çocukların %80 ya da 90ında bu tür öksürükleri görüyoruz. Öksürüğün bir de çok ciddi boyutlara ulaştığı, özellikle akciğerden kaynaklanan çeşidi de var. Bu çocuklar bizim zatürree dediğimiz, bronşit dediğimiz durumlarda enfeksiyon boğaz ve burunla sınırlı kalmıyor. Çocuğun alt solunum yollarına kadar ilerliyor. Bu durumlarda mutlaka doktor kontrolünde çocuğun tedavisinin yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu durum daha ciddi hastalıkların oluşmasına neden olabilir.

EDA: Bu durum kronik bir hastalığın habercisi de olabilir mi?
EMEL TORUN: Özellikle kronik öksürük alerjik çocukların rahatsızlığıdır. Tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu, tekrarlayan öksürükler, geçmeyen burun tıkanıklığı, sabah hapşırıkları gibi sorunların altından çocuklarda genellikle alerji çıkar. Eğer böyle çocuklar ailemizde varsa mutlaka doktor kontrolünde herhangi bir alerjik yapıları veya herhangi bir hastalığı olup olmadığı araştırılmalı ve ondan sonrada çocuk o anki atak tedaviye veya koruyucu tedaviye alınmalıdır. Koruyucu tedavi kullanılması çok kolay tedavilerdir. Ama öncelikle çocuğun var olan alerjisinin veya hastalığının saptanması gerekiyor. Bu konuda aileler çocuk doktorlarından yardım alabilir.

EDA: Devam eden bir öksürük nasıl tedavi ediliyor? Durdurulabilir mi?
EMEL TORUN: Koruyucu tedaviye aldığınızda eğer o esnada üst solunum yolu enfeksiyonu veya bakteriyel solunum yolu enfeksiyonu gibi bir durum yok ama tekrar eden öksürükler varsa koruyucu tedavi çok etkili oluyor.

EDA: Son günlerde en çok rastladığımız hastalıklardan biri de beta mikrobu. Nedir beta mikrobu?
EMEL TORUN: Beta her zaman vardı. Mevsimsel olarak betanın sıklığında bu mevsimde bir artış oluyor. Beta bir çeşit bakteridir. Bu bakteri nefesle, öksürükle, damlacık enfeksiyonuyla boğaza yerleşiyor. Genellikle beta bademciğe oturur. Bademcikte ufak, beyaz iltihaplar yapar. Bu esnada çocukta çok ciddi ateş (40 dereceyi bulabiliyor), çok ciddi halsizlik, boğazda yutma zorluğu yapabilir. Beta eğer boğazla sınırlı kalırsa ortalama bir hafta 10 gün içerisinde geçer. Ama betanın bizim korktuğumuz iki tane yan etkisi var. Yani hastalık geçtikten sonra çocuğun vücuduna miras bıraktığı iki tane sorun var. Bunlardan bir tanesi akut romatizmal ateş dediğimiz eklem romatizması, diğeri de böbrek yetmezliği. Betadan bu nedenle korkuyoruz.

EDA: Betanın önüne geçilebiliyor mu?
EMEL TORUN: Diyelim ki çocuğunuzda erken dönemde boğazında bu bulgular var. Bademciklerinde iltihap var, çok yüksek ateşi var, kusuyor, karnı ağrıyor… Böyle durumlarda hemen doktora başvurmak ve gerekli işlem yapıldıkta sonra hemen en az 10 gün antibiyotiğe başlamak gerekir. Şayet antibiyotiğe başlarsa ilk 24 saatte çocuğun bulgularını kontrol altına alıyoruz. Ondan sonrada çocukta sözünü ettiğimiz iki komplikasyonun oluşmasının önüne geçebiliyoruz. Eğer enfeksiyon kendi kendini sınırlar ve herhangi bir antibiyotik tedavisi başlanmazsa saydığım bu yan etkilerin oluşma ihtimali doğacağından beta asıl bu gruplarda tehlike oluşturuyor. Betanın oluşturduğu başka hastalıklarda var. Bunlardan biri kızıl. Kızıl da enfeksiyonun boğazla sınırlı kalmadığı, vücuda yayıldığı ve döküntülü ateş yaptığı bir hastalıktır.

EDA: Peki bunlar bulaşıcı mıdır?
EMEL TORUN: Evet bulaşıcıdır. Boğaz enfeksiyonu olduğu için damlacık enfeksiyonu şeklinde öksürmeyle, tükürükle, nefes alıp vermeyle bulaşır.

EDA: İshal neden kaynaklanıyor?
EMEL TORUN: İshali biz özellikle yaza giriş mevsimlerinde çok görüyoruz. İshalin %80 nedeni yine viral enfeksiyondur. Bu virüslerden bizim en korktuğumuz rota dediğimiz bir mikroptur. Rotanın kliniği çok ağır seyreder. Genellikle önce çok yüksek ateşle beraber kusma başlar. İki ya da üç gün çocuk kustuktan sonra ishal başlar. Neyse ki bunun şimdi ufak çocuklarda yapılabilen aşısı var. Artık aşılar yapılarak hastalık %80-%90 geçiyor. İshal mikropları ağızdan bulaşır. Yenilen yiyeceklerle, sularla bulaşabilir. O yüzden yemekleri hazırlayan kişilerin el temizliğine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bu sadece el temizliğiyle sınırlandırılamaz. Kapların temizliği, havluların temizliği, bardakların, çatalların temizliği vb. bunlar çok önemlidir. İshal mikrobu bulaştıktan sonra çocukta karın ağrısı, kusma, çok yüksek ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilir. İshalli vakalarda önemli olan sıvı takviyesi yapmak. Eğer çocuğa yeterince sıvı takviyesi yapılmazsa çocuk kusarak devamlı sıvı kaybettiği için vücut susuz kalacaktır. O zaman da çocukta şoka kadar gidebilen bulgulara rastlayabiliyoruz. bu sıvı alımı da ağızdan yapılabilir. Anneler ishal sırasında sürekli çocuklarına su ve sıvı gıdaları yedirmelidirler. Ama eğer çocuk sıvıyı aldığında sürekli kusmaya devam ediyorsa o zamanda hastane bakımı gerekmektedir. Çocuğu bekletmemek gerekiyor. Yoksa şoka doğru giden bulgular gerçekleşebilir. O zamanda damardan enjekte edilerek serum şeklinde çocuk 4 ya da 6 saat tedavi edilebilir. Eğer serumla da çocuğun kusmalarını kontrol altına alamıyorsak böyle vakaları hastaneye yatırmak gerekiyor.


(Haber 7)

Gün Olur devran döner.

devran

Atatürk Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Ceviz, girişimsel kardiyolojik yöntemler ve ameliyatlarla artık en ağır doğumsal kalp hastalıklarının bile başarıyla tedavi edilebildiğini bildirdi.

Prof. Dr. Ceviz, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sağlık Yüksekokulunca düzenlenen ''Çocukluk Dönemi Kalp Hastalıkları'' konulu konferansta, Türkiye'de her yıl ortalama 13 bin kalp hastası bebeğin dünyaya geldiğini söyledi.

Her doğan bin çocuktan 8'inde doğumsal kalp hastalığı görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Ceviz, şöyle konuştu:

''Çocuklarda görülen kalp hastalıklarının doğru tanısı ve zamanında tedavisi çok önemli ve hayat kurtarıcıdır. Özellikle yeni doğan döneminde erken müdahale önemli hale geliyor. Günümüzde girişimsel kardiyolojik yöntemler ve ameliyatlarla artık en ağır doğumsal kalp hastalıkları bile başarıyla tedavi edilebiliyor.''

Doğumsal kalp hastalıklarının erken teşhisi için bebeğin doğumundan itibaren düzenli muayeneden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ceviz, şöyle devam etti:

''Örneğin, annenin yüzünde sivilceleri var. Hekime sormadan sivilceleri için A vitamini kullanıyor. Yüksek dozda A vitamini kullanması, hamilelikte doğumsal kalp hastalığı oluşumuna neden oluyor. Hamileliğin erken dönemlerinde geçirilen enfeksiyonlar, akraba evlilikleri, kromozom anomalileri, annenin diyabet hastası olması, annenin hamilelikte alkol ya da sigara kullanması doğumsal kalp hastalığı oluşumuna yol açıyor.''

-''UYARICI BELİRTİ, ÇOCUĞUN DOĞDUKTAN SONRA MORARMASI''-

Bir kısım doğumsal kalp rahatsızlıklarında hastada hiçbir belirti olmadığını bildiren Prof. Dr. Ceviz, şunları kaydetti:

''Kalp yetersizliğinin temel vurgusu, bireyin güç kapasitesinin azalmasıdır. Ciddi ve erken müdahale gerektiren doğumsal kalp hastalıkları konusunda aileler için uyarıcı belirti ise çocuğun doğduktan hemen sonra morarmaya başlamasıdır. En sık görülen doğumsal kalp anomalisi, halk arasında genel olarak kalbin delik olması şeklinde tanımlanan hastalıktır.''

Hiçbir ebeveynin çocuklarının hasta olmasını istemediğini ifade eden Prof. Dr. Cengiz, ''Doğumsal kalp hastalığı bulunan bebekler de hayata yeniden, pürüzsüz olarak başlayabilir. Toplumda bu bebekler için 'Ameliyat olsalar da yarım insan olarak kalırlar' şeklindeki inanış artık tarihe karışmıştır. Yeter ki aileler, ortaya çıkabilecek hastalık belirtilerine karşı daha duyarlı olsun'' diye konuştu.

AA
Gün Olur devran döner.

devran

Yeni yapılan bir araştırmaya göre, iyi bir gece uykusu çocuklar arasında hiperaktivite ve kötü davranışlarda bulunma oranını azaltıyor

BBC'de yer alan habere göre, araştırmada, az uyuyan çocukların yorgun görünmedikleri, aksine kötü davranışlarda bulundukları saptandı. Pediatrics dergisinde yayınlanan ve 7-8 yaşlarındaki 280 çocuk üzerinde yapılan çalışmada, 8 saatten daha az uyuyan çocukların daha hiperaktif oldukları görüldü.

Uzmanlar, yeterli uykunun sağlıklı çocuklarda davranışları iyileştirdiğini, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtilerinin azaldığını söylüyor. Batı ülkelerinde birçok yetişkin için kronik uyku yetersizliği büyük bir problem ve bu sağlıklarını ve günlük yaşamlarını etkiliyor. Araştırma ekibi, Amerikalı çocukların üçte birinin yeteri kadar uymadıklarını tahmin ettiklerini belirtiyor.

Helsinki Üniversitesi ve Finlandiya Ulusal Sağlık Enstitisü'nün yürüttüğü çalışma, az uyuyan çocuklarda DEHB belirtileri görülüp görülmediği tespit etmek amacıyla gerçekleştirildi. Çocuklardan hiçbirinde dikkat bozukluğu görülmedi. Aileler, çocuklarının genel uyku alışkanlıkları hakkında bir anket doldurdular ve sonra 7 günlük sürede çocuklarının ne kadar uyuduklarını not ettiler. Çocuklara da hareketi ölçen, ne kadar süre dinlendiklerini gözlemleyen bir cihaz taktılar. Ailelerin uyku süresi tahmini, cihazın ölçümünden daha uzun olmadı.

Ailelere aynı zamanda çocukların davranışları da soruldu. Çocuklarda 7.7 saatten az uyumanın hiperaktivite ve atılgan davranış skorunu artırdığı görüldü. Aynı zamanda az uyuyan çocuklarda DEHB belirtinin görüldüğü açıklandı.

Araştırma lideri, Dr Juulia Paavonen, "Kısa uyku süresinin ve uyuma güçlüklerinin DEHB ile ilişkili olduğunu gösterdik. Çocuklarda uyku periyodu oluşturmak, davranışsal bozukluklarını önlemede önemli olabilir " dedi.

İngiltere'deki Doğu Anglia Üniversitesi'nden uyku uzmanı Neil Stanley, ailelerden çocuklar için uykunun çok önemli olduğunun farkına varmalarını istedi.


(Zaman)

Gün Olur devran döner.

Tuğra


Uzmanlar çocuklarda görülen; yineleyici, istem dışı, amaca yönelik olmayan, ancak baskılanabilen göz kırpma, burun çekme, boğazını temizleme gibi garip hareket ve ses çıkarmaları 'tik' olarak adlandırıyor.

FacebookDiggDel.icio.usredditMixxStumbleUponGoogleYahooÇarşamba, 03 Haziran 2009 06:00
Ses çıkarma şeklindeki tiklerin; boğaz temizleme, ses çıkarmadan konu dışı belirli sözcükleri ya da deyişleri yineleme, açık saçık sözcükler kullanma, küfür etme ve kendi söylediklerini, duyduğu son sesi ve cümleyi yinelemesi şeklinde ortaya çıktığı belirtiliyor.

Bir harekete tik denilebilmesi için yineleyici istem dışı, amaca yönelik olmayan, ancak baskılanabilen garip hareketler olması gerektiğini belirten Çocuk Hastalıkları uzmanı Dr. İsmail Özcan, "Nedeni tam olarak anlaşılamamış olmakla birlikte tiklerin oluşmasında genetik ve çevresel etkenlerin rol oynadığı düşünülmektedir.

Beyin kimyasallarından (nörotransmitter) biri olan dopaminin anormal metabolizmasından kaynaklandığına dair dikkate değer kanıtlar bulunmuştur. Tik belirtileri genellikle gerginlik veren bir olay sonrasında artar." dedi.

Uzman doktor Özcan, "Aile ve çevre tarafından yapılan uyarılar ile cezalandırmalar tiklerde artışa neden olabilir. Tiklerin genetik özelliği belirgin olup, yakın akrabalarında tikler olan çocuklarda daha sık rastlanır. Tikler sıklıkla çocuk ve ergen yaş dönemlerinde başlar. En sık görüldüğü yaşlar 7-12 arasındadır. Tikler geçici ya da kalıcı olabilir." şeklinde konuştu.

Geçici olarak niteleyebilecek olan tiklerin, çeşitli beden bölgelerinde ortaya çıktığını ve bir yıldan kısa bir sürede kaybolduğunu kaydeden Özcan, "Bu bozukluk, çocuklar arasında oldukça yaygındır. Sağlıklı çocukların yüzde 12-14'ünde, daha sık, 3-10 yaşları arasında görülür.

Eğer bir çocukta bu davranışlar bir yıldan fazla sürerse buna 'uzun süren tik bozukluğu' adı verilmektedir. Çocuklarda görülen tiklerin büyük bir kısmı erişkin yaşa gelmeden kaybolur, ancak bir kısmında erişkin dönemde de kalıcı olabilir." diye konuştu..

Tiklerin yerleşmesinde anne, baba ya da öğretmen gibi, çocukların iletişimde olduğu kişilerin rolünün önemine dikkat çeken Uzm. Dr. İsmail Özcan, yetişkinlerin, çocukta ortaya çıkan tikler nedeniyle kaygılandığını, çocuğun her davranışını kontrol etmeye çalıştığını ifade etti.

Yetişkinlerin, çocukları sürekli uyararak kendilerini kontrol etmelerini istemelerinin, iki şekilde etkili olarak çocuklarda tiklerin yerleşmesine yol açtığını söyleyen Özcan şöyle konuştu: "Anne babanın kaygısı nedeniyle çocuk davranışlarını kontrol etmeye çalışır sonuçta da, yaşadığı gerginlik tiklerin daha çok ortaya çıkmasına neden olur.

Bu nedenle tikleri söndürme ve yok etmede, aile öğretmen işbirliği önemlidir. Öğretmenin bilgilendirilmesiyle sınıfta çocuk için daha olumlu ve destekleyici bir çevre sağlanabilir. Öğretmen tarafından çocuğun tikleri nedeniyle sürekli azarlanması okuldan uzaklaşmasına neden olabilir. Öğretmenin bilgilendirilmesi de, tik davranışlarına olumlu yaklaşmasının sağlanması çok önemlidir.

Destekleyici tedavi ve ilaç tedavisi yararlı olabilmektedir. Eğer çocuk tikleri ev dışı ortamlarda sergilemiyor, belirli durumlarda gösteriyorsa; bunun nedenlerinin değerlendirilmesi gerekecektir. Gerginliğin arttığı ya da yoğun ilginin gösterildiği durumlar tespit edildiğinde gerginliğin azaltılması, destek ve ilginin çocuğun pozitif yönlerine kaydırılması, tiklerin ortadan kalkmasına yardımcı olur.

Tikler sık sık yeniden ortaya çıkıyor, çocuğu rahatsız ederek arkadaş ilişkilerinde sosyal hayatında sorun açıyor çocuğun kendine güvenini olumsuz etkiliyorsa, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı, ilaç tedavisi eklenmelidir."

(CİHAN)
〰〰〰〰🐠