Televizyonun hiç kapanmadığı evlerimizde birbirimizin yüzüne bakmayı unuttuk

Başlatan enfa, 10 Temmuz 2009, 00:01:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

enfa

"Uydu kanalından yabancı bir diziyi hiç kaçırmadan izliyordum. Dizide Hıristiyanlıkla ilgili birçok şey yapılıyordu. Bir süre sonra bunlardan etkilendiğimi fark ettim. Mesela bazen elimi alnıma, omuzlarıma götürüyordum farkında olmadan.

Bir yerde mum yanarken önünde eğilip ellerimi birleştirip dizidekiler gibi duruyordum. Bunun nasıl bir duygu olacağını merak ediyordum." Bu sözler Anadolu'nun ücra bir kasabasında yaşayan 16 yaşındaki Nuran'a ait. İlköğretimi bitirdikten sonra kasabadaki Kur'an kursuna devam eden Nuran, özentili davranışlarını fark ettikten sonra 'ben ne yapıyorum' diye üzüldüğünü ve o diziyi izlemeyi bıraktığını söylüyor. Nuran, yedi çocuklu bir ailenin ortancalarından. Evlerinde televizyon gün boyu açık. Gündüzleri küçükler çizgi filmleri izliyor. Arada annesi kadın programlarına, kız kardeşleri müzik kanallarındaki kliplere bakıyor. Akşam babası mutlaka haberleri açtırıyor. Bu arada küçük büyük bütün çocuklar haberlerdeki şiddet ve felaket unsurlarına tanık oluyor. Haberlerden sonra yayınlanan dizileri ailece izlemekte zorlanıyorlar. O yüzden o vakitte kumandanın kimin elinde olduğu önemli. Dizi ve reklamlardaki müstehcen sahnelerde dikkatli ablalardan biri hemen kanalı değiştiriyor. Çocuklar ve anne-baba uyuduktan sonra televizyon çoğunlukla korku, şiddet ve müstehcenlik içeren filmleri, dizileri izlemek isteyen meraklı gözlere kalıyor.

Ülkemizde TV seyretme oranı dünya ortalamalarına göre çok yüksek. Tek gözlü fakirhanelerde bile baş köşedeki TV'nin yeri değişmiyor. İnönü Üniversitesi ve Malatya Emniyet Müdürlüğü'nün 2008'de varoşta yaşayan 65 aileyle yaptığı görüşmelerde çok ilginç sonuçlara ulaşıldı. Ailelerin hemen hepsinin evinde televizyon yer alıyordu; ancak bu evlerin çoğunda tuvalet ve mutfak bulunmuyordu. Özellikle kışın kötü hava şartlarında, yolların bile kapandığı ücra köylerde, ev dışında sosyal hayatın olmadığı şehirlerde televizyon insanların tek eğlence aracı haline geliyor. Erkekler kahvehanelerde, kadınlar ve çocuklar evlerde sürekli televizyona bakıyor. Bazı evlerde televizyon hiç kapanmadığı için komşular bir araya gelince sadece oturup birlikte TV seyredilmiş oluyor. Sohbetlerin konusunu da çoğu zaman izlenen veya kaçırılan diziler ve dramatik hikayelerin anlatıldığı kadın programları oluşturuyor. Hal böyle olunca, insanlar, kendi sosyal, ahlakî, manevî değerlerine hiç uymayan milyonlarca mesajı farkında olmadan zihnine yüklüyor. Bu yüzden bir köy bakkalında yabancı markalı ürünleri, bir yayla çocuğunun kucağında örümcek adam oyuncağını görmek; kasabalı gençlerin filmlerde gördüğü hayata özenmesi, oyuncular kadar romantik bir eş hayali kurması kimseyi şaşırtmıyor.

Sosyolog Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, televizyonun dönüştürme gücü hakkında şunları söylüyor: "Televizyon programları bireyleri dahil oldukları gerçek evrenden kopararak ekrandaki sanal evrene ait kılıyor. Yüz yüze baktığı, aynı ortamı paylaştığı yakınlarının acılarına duyarsızlaşan bireyler, söz konusu bir dizi film kahramanı olduğunda günlerce yas tutuyor. Diğer taraftan TV dizileri, gayri meşru ilişkilerin normal gibi algılanmasına sebep oluyor. İlköğretim çağındaki çocukların kız ve erkek arkadaşları ile yaşadıkları gerilimleri konu alan dizi filmler bilhassa 6-14 yaş grubunu çok etkiliyor. Özellikle bu dizilerin günün her saati tekrar tekrar yayınlandığı hatırlanacak olursa, etkinin geometrik bir yayılma gücüne sahip olduğu daha iyi anlaşılır. Diziler ve filmler üzerinden Hıristiyanlığın özendiriciliği dünya ölçeğinde yaşanan bir olay. Mesela, Japonya'da genç kızların kırmızı halı üzerinde nedimelerle gerçekleşen Hıristiyan düğününün etkisinde kalarak, sadece öyle bir düğün yapabilmek için Hıristiyan olduklarından bahsediliyor."

Ekran, şiddetin azmettiricisi

Ekran, şiddetin azmettiricisiSosyolog Fatma Karabıyık Barbarosoğlu: "Çocukların ve gençlerin televizyon seyretme saatleri göz önünde bulundurulduğunda okuldan daha çok zamanın televizyon karşısında geçtiği ortaya çıkıyor. Son yıllarda hızla artan, gençlerin birinci dereceden akrabalarına uyguladıkları şiddet ve katliamda azmettiricinin ekran olduğunu söylemek mümkün. Gerek dizi filmler gerekse internet ortamında, iyi ile hiç tanışmadan hilenin, ihanetin, şiddetin sapkınlığın alıcısı oluyor gençler ve çocuklar. Kötüler ve kötülük bütün çağlar boyunca vardı. Ama hiçbir zaman kötülük post-modern dönemde olduğu gibi kurumsallaşıp tüketim nesnesi haline gelmemişti."

Çocuklara sınır konulmuyor

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun açıkladığı bilgilere göre, Türkiye'de bir yetişkin günde 5 saati, çocuklar ise 3 saati televizyon karşısında geçiriyor. Çocukların yılda 900 saati okulda, 1500 saati TV karşısında geçiyor. İlköğretim çağını tamamlamış bir çocuk yaşadığı süre boyunca yaklaşık 100 bin kadar şiddet sahnesi seyretmiş oluyor. Bu görüntülerin 8 bini ölüm ve öldürme sahnesi. Ülkemizde her 5 çocuktan birisinin odasında ya televizyon bulunuyor ya da çocuk televizyon bulunan odada uyuyor. Çocuklar düzenli TV izlemeye 2-2,5 yaşında başlıyor. Çocukların yüzde 82'si TV izlemeyle ilgili kararları kendileri veriyor. Televizyonu istedikleri saatte izledikleri gibi, istedikleri programı, istedikleri kadar izleyebiliyor.

ŞEMSİNUR ÖZDEMİR

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Tuğra



Televizyon seyretmek eskisi gibi gözlerimize zarar vermiyor. Ama bu "tamamen zararsızdır" anlamına da gelmiyor... Cahillikler kitabından...

1960'ların sonuna kadar katok ışın tüplerinin kullanıldığı televizyon cihazları çok düşük seviyelerde ultraviyole radyasyon yayardı ve televizyon seyredenlere 2 metreden dahayakından televizyon seyretmemeleri tavsiye edilirdi.

Çocular en risk altında olanlardı. Çocukların gözleri mesafede meydana gelen değişikliklere çok kolay uyum sağladığından, çocuklar yetişkinlere göretelvizyonu çok daha yakından seyredebiliyorlardı.

Yaklaşık 40 yıl önce, Sağlık ve Güvenlik için Radyasyon Kontrolü Sözleşmesi, üreticilerin katot ışını tüpleri için kurşunlanmış cam kullanmalarını zorunlu hale getirerek televizyonları tamamen güvenli hale getirdi.

Televizyonun asıl zararı, yarattığı tembel hayat tarzından kaynaklanmaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalarla, çocuklardaki obezite oranının arttığı, bunun da televizyon seyretmekle doğrudan ilgili olduğu ortaya kondu.

Araştırmalara göre çocukların televizyon başında geçirdiği süre, spor yaparak ya da açık hava etkinliklerinde geçirdikleri süreden çok daha fazlaydı.

2004'te Pediatrics dergisinde yayınlanan bir araştırma, günde 2-3 saat televizyon seyreden çocuklarda Dikkat Toplama Bozukluğu (ADD) görülme ihtimalinin diğer çocuklara göre yüzde 30 daha fazla olduğu sonucuna vardı. 2005'te Nielsen araştırma şirketi ortalama bir Amerikan ailesinin günde 8 saat televizyon başında olduğunu ortaya koydu. Bu on yıl öncesine kıyasla yüzde 12,5'luk bir artıştır ve 1950'lerde ilk kez yapılan televizyon izleme istatistiklerinden beri görülmüş en yüksek orandır. Amerikan Pediatri Akademesi 70 yaşına gelmiş bir Amerikalının televizyon izleyerek ortalama 8 yıl harcamış olacağını hesapladı.

Kaynak: Cahillikler Kitabı
〰〰〰〰🐠