Ev'den Yuva'ya

Başlatan Lika, 27 Aralık 2009, 23:57:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Lika

Dünyada mutlu olabilmemiz ve yaşadığımız hayatı sevebilmemiz, kendimizden olan eşlere sahip olmamızla mümkün olduğu bildirilmektedir.



Kadın ve erkeğin hayatlarını birleştirmesiyle birlikte ilahi kudret onları birbirine yaklaştırıp gönüllerinin birbirine kaynamasını temin edecek, birbirlerini koruyup esirgeme duyguları gelişecek ve ilahi rahmetin bereketli ikliminde sevgi çiçekleri açacaktır. İşte o zaman “ev” canlanıp “yuva” olacaktır.



YUVADAKİLER UĞRUNA



Sabahın erken saatlerinde yavrularını yuvada bırakıp onlara yiyecek bulmak için uçup giden kuş misali, yavruları uğrunda çalışıp, çabalayan, onların huzurlu olması için nice zahmetlere göğüs geren, nice kendini bilmezlerin ağız kokusuna katlanan baba ve anne, yuvada kendi sevgisi ile atan kalpleri düşündükçe rahatlayacak, gönlüne yeni bir nefes gibi dolan bu sevginin hayaliyle canlanacak, hayatın zorluklarına karşı daha güçlenmiş olarak direnip mücadele edecektir.



Akşam evine yorgun argın vardığında sevgili eşi veya yavruları kapıyı açacak, onların gülen yüzlerini görünce bütün sıkıntılarını unutacak, eğer evine kadar getirdiği üzüntüleri varsa, “Yuvamızın huzurunu bozmaya hakkım yok” deyip çıkardığı ayakkabı ile birlikte onları da içinden sıyırıp atacaktır.



DERTLER PAYLAŞILDIKÇA...



Aynı incelik ve anlayışı yüreğinde taşıyan sevgili eşi de, “evin bereketi” diye bildiği kocasını, sevgi dolu bakışları ile ısıtacak, tatlı dili ile onun yorgunluğunu alacak, herhangi bir tatsızlığa fırsat vermeyecektir.



“Onun sıkıntıları ona yeter” diyerek kocasına söylemeden halledebileceği problemleri ona anlatıp üzülmesine gönlü razı olmayacaktır. Kocasının bilmesi icap eden konuları ise, ne kadar sıkıcı olursa olsun, uygun bir anda ve zamanda ona söyleyip haberdar olmasını sağlayacaktır. Yani onunla dertleşmesini de bilecektir.



Zaten hayatta bir kalbin yalnız başına taşıyamayacağı dertler, sıkıntılar vardır. Bazan dayanılması mümkün olmayan, zavallı bir kalbi korkunç ağırlığı ile ezip sıkıştıran dağ gibi dertler, sevilen biri ile paylaşıldığında azalır ve hatta yok olup gider.



Sevdiğimiz insanın güzel bir yorumu ve hoş bir tesellisi ile o sıkıntılar büsbütün kaybolur. İnsanın dert ortağı da hayat arkadaşı olmalıdır. Sırlarını yabancılara değil, ona anlatmalı, teselliyi ondan beklemelidir.



Hz. Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam) ilk vahiyle karşılaştığında, başka bir yere gitmeden, başka bir arkadaşına dahi derdini açmadan, nasıl hemen koşup Hz. Hatice (r.anha)’ye olanı biteni anlattı ve ondan da en büyük destek ve teselliyi gördü ise bizim de aynı yolu izlememiz gerekir.



HER ZAMAN BİR OLMAZ!



Eşlerin birbirine karşı anlayışlı davranması, yuvanın huzuru, yuvadakilerin mutluluğu için son derece önemlidir. Fakat insanın her anı bir olmaz. Herhangi bir sebeple eşlerden biri, kendinden beklenen davranışı gösteremeyebilir.



Boşuna dememişler: “İnsan gah olur dağı kaldırır, gah olur darıyı kaldıramaz.” Gönül halidir bu! Böyle durumlarda karşılıklı anlayış ve hoşgörü beklenir. Eşiyle ilgilenip, uygun bir dil ile problemin sebebini sorması ve üzüntüsüne çare olması arzu edilir.



Anlayış ve ilgiye muhtaç olan kimse, gösterdiğimiz alaka ve yakınlığa rağmen yine de yumuşama alameti göstermiyorsa, daha fazla üzerine gitmemek gerektir. Zira bu durumda ya bizim ilgimizde beklenen sıcaklık yoktur, ya da karşımızdaki kimse ağır bir sıkıntı altındadır.



Eğer öyleyse problemin çözümünü zaman denilen büyük tabibe havale etmek icap edecektir. Zamanın sunacağı şifa, bizim gösterdiğimiz anlayışla birleşince çok geçmeden etkisini gösterecektir.



DUMANSIZ BACA



Eşler yuvanın huzur ve mutluluğu için ne kadar özen gösterirlerse göstersinler, insanoğlunun karmaşık ruh yapısı, arada bir istenmeyen durumların yaşanmasına sebep olur. Ufak tefek tartışmaları ileriye götürmeyerek normal karşılamak gerekir.



Atalarımız boşuna dememişler: “Dumansız baca, çekişmedik karı koca olmaz” diye. Hatta denilebilir ki bu tür durumlar eşlerin birbirini daha iyi anlamaları ve ölçüp tartmaları için lüzûmludur bile. Karşı tarafın su yüzüne çıkmayan huyları, ufak tefek huysuzlukları, müşterek hayata değişik bir çeşni veren bu gürültüler esnasında “Ben de varım” dercesine kendini gösteriverir.



Birbirini ve yuvasını seven insanlar, sular durulduktan sonra, bu torbada kalmış huyları dikkate almak suretiyle yuvalarını, geleceklerini sağlamlaştırmış olurlar. Yeter ki iyi niyet ve mutlu yuva anlayışı esas olsun!


M.Yaşar Kandemir
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim