Bedenin Kusursuz Ambalajı Deri

Başlatan İsra, 01 Şubat 2010, 06:30:48

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İsra

Deri olmadığında insanın alabileceği görünümü düşünmek dahi insana sıkıntı verir. Derisinin düzgün görünümü sayesinde insan aynaya rahatça bakabilmekte, diğer insanlarla muhatap olabilmektedir. Düşünsenize ya deriniz olmasaydı aynada kendi yüzünüze bakmaya tahammül edebilir miydiniz?

Bazen bir nimetin kıymetini anlayabilmek için bir süre ondan mahrum olmak gerekir. Böyle bir durum, insanın o nimet üzerinde derin düşünmesine sebep olur. Meydana gelen acizlikler ise o nimetin değerinin bilinmesini sağlar. Mesela deri insan bedenini her milimetrekaresine kadar saran, çok muazzam özellikler içeren mükemmel bir ambalajdır. Ama günlük hayatta bunlar hiç düşünülmediğinden çoğu zaman derinin varlığı sıradan karşılanır. Ta ki onunla ilgili bir acze düşünülene ya da onunla ilgili hakikatlerle uyarılana ya da yanmış bir insanla karşılaşılana dek...

Örneğin hayatında bir ya da birkaç kez elini yakmamış insan sayısı çok azdır. Çok küçük bir yanık bile iyileşene ve yanık kapanana kadar hem verdiği acıyla, hem sebep olduğu komplikasyonlarla derinin hayatımızdaki önemini kavramamıza ve bundan ötürü Allah’a daha çok şükretmemize vesile olur. Hele ki büyük yanıklar çok daha büyük bir etkiyle bunları düşündürür. Bu bütün nimetler için geçerlidir.

Deri, diğer önemli organlara göre çok daha hayati özellikler içerir. İnsan diğer duyu organları olmadığında yaşamını sürdürebilir ancak derisi olmadan yaşamını sürdürmesi mümkün değildir.


Derimiz olmasaydı ne olurdu?

Deri kaybı genellikle yanma durumlarında oluşur. Yanık, şiddetine göre birinci, ikinci ve üçüncü derece olmak üzere hafiften ağıra doğru sıralanır. İkinci ve üçüncü derece yanıklar ölümle sonuçlanacak kadar tehlikelidir. Bu tür durumlarda zararlı mikroorganizmalar bedene saldırır, günde 8 litreye varabilen önlenemeyen sıvı kayıpları olur ve büyük bir ısı kaybı görülür. Bu durumda yapılması gereken şey yanık bölgeyi deriyle kaplamaktır.

Ancak laboratuarda sentetik bir şekilde deri üretmek mümkün değildir. Hastaya kadavradan, hayvandan ya da yakın bir akrabasından deri nakli yapılır. Fakat bu durumda da bedenin nakli kabul edip etmeme problemi vardır. Açıkça görüldüğü gibi deri her insan için çok büyük bir nimettir, eksikliği büyük acılara sebep olur.


Deri ve özellikleri

Vücut ağırlığının ortalama %16’sını oluşturan ve insan bedenindeki en büyük organ olan deri çok fonksiyonlu bir yapıya sahiptir:


1-Derinin kendi kendini tamir edebilme ve yenilenme özelliği vardır.

Yetişkin bir insanın derisi 7 metrekare alan kaplar, derisinin ağırlığı ise 4-5 kilo kadardır. Derinin kendisini yenileyebilme özelliği vardır, kesilme ya da yaralanma olduğunda çevresindeki sağlam dokudaki hücreler hızla çoğalarak yarayı kapatır.


2-Deri şaşırtıcı bir dizayna sahiptir; insan bedeninin her türlü hareketine olanak verecek kadar esnek ve ince, kolay yırtılmayacak kadar da kalındır.

Alt deri canlı hücrelerden oluşur. Üst deri yüzeyindeki hücreler ise belirli bir süre sonra sahip olduğu özellikleri kaybeder ve keratin denilen sert bir maddeye dönüşür. Keratin ölü hücrelerin bir arada tutulmasını sağlayarak, koruyucu bir zırh haline gelir. Böylece deri esnek ve dayanıklı bir yapıya sahip olur. Kalınlığı 1 ile 4 milimetre arasında değişen deri kalınlık ve sertlik açısından ideal ölçülerdedir.


3-Deri dizaynındaki mükemmellik sebebiyle terleme yoluyla dışarıya su verebildiği gibi yüzeyinde bulunan gözenekler sayesinde suyu içeri geçirmeme özelliğine sahiptir.

Su insan bedenindeki en hayati sıvıdır. Suyun vücutta tutulabilmesi ise deri sayesinde mümkün olmaktadır. Üst deri her iki taraftan su geçirmez bir yapıya sahiptir. Bu sayede vücuttaki suyun kontrolü sağlanır. Deri terleme yoluyla solunum yapar, vücudun ısı dengesini korur ve toksinlerini atar. İnsan derisinde gözenek denilen delikler vardır, bu gözenekler ter bezlerinin bulunduğu alt deriyle bağlantılıdır. Ter bezleri kandan aldıkları suyu gözeneklerden geçirmek suretiyle buharlaştırarak vücudun dışına atarlar. Buharlaşma işleminde vücudun ısısı kullanılır, böylece bedende bir serinleme hissi uyanır. Soğuk havalarda da vücut sıcaklığının korunmasında deri etkili olur. Ter bezleri çalışmalarını yavaşlatır, kan damarları daralır ve deri altında kan dolaşımı azalır. Böylece vücut ısısının dışarı kaçması önlenir ve vücut sıcaklığı korunmuş olur.


4-Deri insan bedenini soğuktan, sıcaktan ve güneşin zararlı ışınlarından korur.

Derinin insanı soğuktan ve sıcaktan koruduğu bilinmektedir. Fakat derinin koruyucu etkisi yalnızca bunlarla sınırlı değildir. Aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, rüzgâra, ıslaklığa, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere, hastalık yapan mikroplara ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da bedeni koruyan deridir. Nitekim deri olmasaydı, beden virüslere, bakterilere, mor ötesi ışınların ve ani sıcaklıkların olumsuz etkilerine açık hale gelirdi.


5-Deri insan bedenine estetik bir görünüm verir.

Deri olmadığında insanın alabileceği görünümü düşünmek dahi insana sıkıntı verir. Derisinin düzgün görünümü sayesinde insan aynaya rahatça bakabilmekte, diğer insanlarla muhatap olabilmektedir. Düşünsenize ya deriniz olmasaydı aynada kendi yüzünüze bakmaya tahammül edebilir miydiniz? Peki derileri olmasaydı çevrenizdeki insanların yüzüne bakabilir miydiniz? Meydana gelebilecek ortamı bir düşünün. Dünya nasıl bir hal alırdı? Şu bir gerçektir ki bedeni örten deri olmasaydı insan çok korkunç görünürdü. Nitekim ağır yanıklara maruz kalındığında oluşan manzara derinin kıymetini anlamak için yeterlidir. Ama insan doğduğu andan itibaren derinin varlığına ve konforuna öylesine alışmıştır ki adeta bu nimete karşı ülfet oluşmuştur. Bu ülfeti kırmanın ve nasıl bir nimete sahip olunduğunu anlamanın yollarından biri de derinin olmadığı şartları düşünmektir.


6-Deri dokunma duyusu organıdır

Deride beyne sinirsel uyarılar gönderen milyonlarca sinir hücresi vardır. Çeşitli hassaslık derecelerinde olan bu sinir hücreleri, dokunmaya, ağrıya, basınca, soğuğa, sıcağa, sarsılmaya, sertliğe, yumuşaklığa tepki verecek şekilde programlanmışlardır. Bu sinir ağları deriye müthiş bir duyarlılık vermektedir. Basit bir dokunma eyleminde bile parmak uçlarındaki binlerce dokunmaya duyarlı sinir alıcısı harekete geçer. Örneğin bir kalemi tuttuğunuzda parmak uçlarınızda basınç hissedersiniz. Bu basınçla birlikte elektrik akımı ortaya çıkar, elektrik akımı sinir lifleri aracılığıyla saniyede 130 metre hızla omurilik ve beyne iletilir.

Vücut yüzeyine yayılmış şekilde 640 bin tane hassas deri alıcısı bulunmaktadır. Özellikle de parmak uçlarında m2 ‘de 9000 tane alıcı vardır. Bu alıcılar parmak uçlarındaki hafif bir sürtünmeye bile milisaniye içinde tepki verirler. İnsanların parmak uçları işte bu yüzden çok hassastır. Deri altında bulunan bu sinir hücreleri darbe alır ya da hasara uğrarsa, darbenin şiddetine bağlı olarak o kadar şiddetli uyarılırlar. Ağrı ve acı hisleri işte bunun göstergesidir.


Allah Kur’an-ı Kerim’de cehennemden bahsederken “derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz” (4/56) diye buyurmuştur. Vaat edilen bu azabın hem verdiği acı hem de oluşan görünüm açısından mutlaka çok tefekkür edilmesi gerekir.


moral dergisi