Üzüm çekirdeği ve tarçın diyabete iyi geliyor

Başlatan İsra, 02 Mart 2010, 04:39:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İsra

Dünyadaki en yaygın hastalıklardan biri olan diyabet, insan sağlığını tehdit ediyor. Dünya çapında ölüm nedenleri arasında ilk 5 hastalık arasında yer alan diyabet, tedavi edilmediğinde böbrek yetmezliği, körlük, kalp-damar hastalıklarına yol açıyor.

Ancak uzmanlar, diyabet hastalarının doğru besin seçimi ile ilaç kullanımına gerek kalmadan hastalığın kontrol altına alınabileceğini söylüyor. Üzüm çekirdeği, yeşil çay, tarçın, kuru baklagiller gibi besinler diyabete bağlı ortaya çıkan hastalıkları önlüyor ya da hastalığın kontrol altında tutulmasını sağlıyor.

Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya insülinin etkisine dokularda direnç olması sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan bir hastalık. Sağlıklı bireylerde kana geçen şeker, pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelere taşınır. Diyabetli kişilerde ise insülin eksik veya etkisiz olduğu için şeker hücre içine giremez ve kandaki miktarı yükselir.

Krom, diyabette kullanılması gereken en önemli doğal bileşen. Vücutta insülin etkinliğini artıran krom, kan şekerinin düzelmesine yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Aksoy, diyabet hastalarının tam tane ekmek veya buğday özü ilave edilmiş ekmek tüketerek krom bileşeninden faydalanabileceğini belirtti. Yulaf kepeğinin içindeki beta glukan posasının da diyabete iyi geldiğini aktaran Aksoy şunları söyledi:

"Beta glukan şekere yapışarak, şekerin daha geç emilmesini, böylece kan şekerinin yavaş bir şekilde yükselmesini sağlar. Diyabetliler süt veya yoğurdun içine yulaf ezmesi koymalı. Ayrıca günde bir çay kaşığı tarçın tüketerek kan şekerini yüzde 10-29 arasında düşürebilirler. Tarçını meyvelerin üzerine serpip tüketebilecekleri gibi çubuk tarçınların çayını da içebilirler.''

Üzüm çekirdeği ve yeşil çay da diyabette kullanılabilecek ilaç dışı doğal maddelerden. Bu gıdalar vücutta insülinin etkinliğini artırdığı gibi diyabet sonucu ortaya çıkan hastalıklara karşı da koruma sağlıyor. Üzüm çekirdeğinin iyi bir antioksidan kaynağı olduğunu ifade eden beslenme uzmanı Seyran Tombul ise bu gıdaların aç karnına tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Prof. Dr. İlhan Yetkin, beslenmeye dikkat edilerek diyabetten kurtulunabileceğini belirtti. Yetkin, "Şeker hastaları beslenme kurallarına uyarsa ek bir vitamin ya da katkı maddesine ihtiyaç duymaz. 46 yaşında bir diyabet hastam vardı. Beslenmesine dikkat edip 20 kilo verdikten sonra kullandığı ilaca ihtiyaç kalmadı. Şu anda yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürüyor.'' dedi.

Diyabet hastası nasıl beslenmeli?

Öğünler hemen her gün aynı saatlerde olmalı: Kan şekeri kontrolü için öğün saatleri günler içinde tutarlılık göstermeli. Örneğin kahvaltı bir sabah 7'de ertesi gün 11'de yapılmamalı.

Şeker içeren yiyecek ve içeceklerden sakının: Şeker ve şeker içeren besinler çok hızlı emilip kan şekerini çok hızlı yükseltir. Bu nedenle bu besinlerden kaçınılmalıdır. Bunların yerine sebze, meyve, süt, yoğurt, kuru baklagiller, yulaf ve kepekli ekmek tüketilmeli.

Yağ alımını azaltın ve sıvı yağları tercih edin: Yağları azaltmak, enerji alımını dengeleyerek kilo alma riskini azaltır. Diyabet hastaları sofralarında sıvı yağa daha çok yer vermeli. Yemek pişirirken sıvı yağ kullanmalı.

Posalı yiyecekleri tercih edin: Posası yüksek bir beslenme programı sürdürmek hem bağırsak faaliyetlerinin düzgün olmasını hem de kan yağlarının düşmesini sağlar. Rafine edilmemiş gıdalar (kuru baklagiller, bulgur, buğday, yulaf, tam tane ekmekleri), sebze ve meyveler yüksek posa içeriğine sahiptir.

Tuzu azaltın: Sodyum, vücudumuzda suyun tutulmasını sağlayarak tansiyonun yükselmesine neden olur. Sodyum, tuzun dışında salamura, konserve, hazır çorba, et suyu tabletleri, şarküteri ürünleri (salam, sosis, sucuk vb.), maden suyu ve sodalarda bulunur.

zaman

mazhar

Diabet(Şeker Hastalığı)

Önleme Programı



(Gözde diabet tahribatının başlangıç evresi-
Osaka Medical College Opthalmic Library)

Diabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar.



Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, “zehir” etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.



YAVAŞ AMA KESİN TAHRİBAT
Bu tahribat, çok yavaş ama “kararlı”dır. Yavaşlık, “düzeltme fırsatı” açısından iyidir. Ama kötü yanı, şeker hastalarında şekerin önemli bir zararının olmadığı hissini yaratması ve hastalıkları konusundaki vurdumduymazlıklarını artırmasıdır. Oysa şeker, “azimli bir düşman” gibi, vücudu içten içe, sessizce çürütür. Bu çürüme hem yaşam kalitesini bozar, hem ömrü kısaltır.

 

Tahribatın etkilemediği organ yok gibidir. Ama en büyük tahribat, damarlarda olur. Erişkinlerdeki görme kaybının başlıca nedeni şekerdir. Ayrıca katarakta ve glokom dediğimiz göz tansiyonuna da yol açar. Böbrek yetmezliği ve üreminin en önemli nedenlerinden biridir. Şeker hastaları, koroner kalp hastalığına ve felce 2-4 kat daha fazla yakalanırlar. Gangren yüzünden ayak-bacak kesilmesine neden olabilir. İsteksizlik, sertleşmeme gibi cinsel işlev bozukluklarıyla karşımıza çıkabilir. Sinir tahribatı yüzünden his kusurları, mide-barsak sorunları gelişir. Pek çok cilt hastalığına çanak tutar.



ŞÜKÜR Kİ, TEDAVİSİ VAR
Bir yüz yıl önce şeker hastalığına yakalansaydınız, tıp dünyası henüz insülinden haberdar olmadığı için, saydığımız tahribat karşısında pek bir şey yapamayacaktınız. Ama diabet artık tedavi edilebiliyor. Ağızdan alınan ilaçlar var, insülin var ve nasıl bir yaşam biçimi değişikliğinin hastalığı önleyebileceğini ve iyileştirebileceğini biliyoruz.

Yine de, titiz bir yaklaşımla, tedavinin tüm gereklerinin yerine getirilmesi bile tahribatın sıfırlanmasını sağlayamamaktadır. Ne yazık ki, ağızdan alınan ilaçlar mükemmel değildir. İnsülinle ise, vücudun ihtiyaca göre salgılamasını yeteri mükemmelikle taklit edememekteyiz.

 

İyi haber: Şeker önlenebilir bir hastalıktır
Ama, şeker hastalığına “yatkın” biriyseniz ya da “gizli şeker” iniz varsa, hastalığın ortaya çıkmasını önleyebilirsiniz. Son zamanlarda bu konuda pek çok çalışma yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Bunlardan birinin özetini sitemizde bulabilirsiniz.



Kimler şeker hastalığına daha yatkın?
Belki bunu cevaplamadan önce, şeker hastalığının 2 tipinin olduğunu hatırlatmalıyız. Tip 1 dediğimiz, “genç tipi” şeker hastalığı 10-14 yaş civarında ortaya çıkar. Tip 2 dediğimiz “erişkin tipi” şeker hastalığı ise genellikle 40 yaşın üstünde görülür. Erişkin tipi şeker hastalığı, tüm şeker hastalarının yaklaşık %90’ını oluşturur. Biz, bundan böyle, “şeker hastalığı” derken, aksini belirtmedikçe erişkin tipi şeker hastalığını kastedeceğiz.

Bazı kişiler şeker hastalığına daha yatkın. “Risk faktörü” dediğimiz özellikleri taşıyanlar diabete daha çok yakalanıyorlar:


Bunlardan ilki, ailede ve kan yakınlarımızda şeker hastalarının bulunması.


İkincisi kilo fazlalığı ve şişmanlık. BKİ’niz 25’ten ne kadar fazlaysa, o kadar risk altındasınız. (Dilerseniz, BKİ’nizi sitemizden öğrenebilirsiniz).


Kilo kadar önemli bir başka faktör de, yağın vücutta daha çok nerede toplandığı. Kilo normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’i aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok riskliler. Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar ise dikkat etmek zorundalar.


Ne kadar hareketsizseniz o kadar risk altındasınız.


Yüksek tansiyonlularda ve kolesterol sorunu olanlarda; gebeliğinde şeker sorunu (gestasyonel diabet) yaşayanlarda şeker hastalığı daha çok görülüyor.


Son risk faktörü de yaş. Yaş arttıkça risk artıyor. Fakat çağımızda şeker hastalığı salgın denilecek oranlarda arttı, bu da hastalığa yakalanma yaşını epey aşağılara çekti.

Bu risk faktörlerinden ne kadar fazlasına sahipseniz, sizin için tehlike o derece büyük. Yukarıda saydıklarımızdan biri, hele birden fazlası sizin için geçerliyse şimdi söyleyeceklerimizi daha bir dikkatle okumalısınız.



Gizli şeker on yıl kadar sürüyor
Şeker hastalığına yatkınlığı olan, yani az önce sıraladığımız risk faktörlerini taşıyanların bazısı şeker hastası olurken bazılarında hastalık çıkmamaktadır. Ama, işin ilginç yanı, hastalığa yakalananlarda hastalık, yıllarca sessiz seyretmektedir. Kişi şeker hastası olduğu halde hiçbir şikâyeti olmamaktadır. Bu sessiz dönem on yıl kadar sürmektedir.

Allahtan, bu sessiz dönemde şeker hastalığını (bundan böyle gizli şeker diyelim) bazı tahlillerle ortaya koymak mümkün.



Bunlardan üç tanesi önemli. İlki ve en kolayı, kan şekerine açken bakmak. (Açlık Kan Şekeri) Sonuç şayet 110-125 arası ise gizli, 126 ve üstü ise açık şeker hastası sayılabilirsiniz.



İkincisi, “şeker yükleme testi” dediğimiz bir testle, tokken kan şekerine bakmak. 2 saatlık bu test sırasında, şekeriniz 140-199 arasında değerlere sahipse gizli, 200 ve üstü ise açık şeker hastalığınız var demektir.



Daha az yaygın bir başka testte, özellikle “insülin direnci”ni erken yakalamak için, açlık insülinine bakılmaktadır. İlk dönemlerde, insülin düzeyi yüksek çıkacaktır.



Gizli şeker hastalığının, açık şeker hastalığı haline geçisini önlemek mümkün
Bu yazının en mutlulukla yazdığım kısmı burası: Gizli şeker hastalığının açık şeker hastalığı haline geçişini önlemek mümkündür. Yukarıda belirttiğimiz gibi konuyla ilgili, tamamlanmış ve yürütülmekte olan pek çok çalışma bulunmaktadır.



Bu çalışmalarda, kilo kontrolü, daha sağlıklı beslenme ve daha hareketlilik yönünde yaşam biçimi değişikliği sayesinde, çalışmaya katılanların beşte üçünde şeker hastalığı önlenebilmiştir. Bazı ilaçlar, yaşam biçimi değişikliği kadar olmasa da, önlemede yarar sağlayabiliyor. Kaldı ki, yaşam biçimi değişikliği ile ilaç desteğini birlikte gerçekleştirmek mümkündür.



dr. pozitif, önleme çabalarınızda yanınızda
İç hastalıkları uzmanı, beslenme uzmanı, egzersiz uzmanı ve klinik psikologdan oluşan drpozitif ekibi,

Şeker hastalığına yatkınlığınızın değerlendirilmesi,

Gizli şekere yönelik testlerin yaptırtılması,

Genel olarak sağlığınızın değerlendirilmesi,

Sağlıklı beslenme rehberliği,

Hareketliliğin artırılması ve egzersiz rehberliği,

Stresle başetme ve sorun çözme yetkinliğinin artırılması çalışmalarıyla şeker hastalığını önleme çabanızda size destek olur.

Yaşama sevinciyle taçlanmış, daha sağlıklı, daha uzun, daha mutlu bir yaşam dileğiyle...

drpozitif.com

mazhar

Sarımsağın kan şekerinin kontrolünde yararlı olabileceğini ortaya koyan deneysel çalışmalar bulunmasına rağmen etkinliğini gösteren bilimsel ölçekte klinik çalışma sayısı az.

Günümüzde gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yaygın sağlıksız yaşam ve beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak tip 2 şeker hastalığı gelişme sıklığı giderek artıyor. Dünya Sağlık Örgütü 1995 yılında yüzde 4 olan şeker hastalığı oranının 2025 yılında yüzde 5.4’e yükseleceğini yani rakamsal olarak şeker hastası sayısının 135 milyondan 300 milyona yükseleceğini öngörüyor. Bir başka değerlendirme çalışmasında gelişmekte olan ülkelerde tip-2 şeker hastalığı riskinin gelişmiş ülkelere göre üç misli daha yüksek olduğu ifade ediliyor.

Tip-2 şeker hastalarında ağız yoluyla uygulanan şeker ilaçları, hastalığın ilerleyici özelliği nedeniyle zaman içerisinde yetersiz kalıyor ve ilave ilaçların kullanılması zorunlu hale geliyor. Dolayısıyla daha etkili ve yan etkisi bakımından daha güvenli ilaçların ya da ilaç dışı tedavi seçeneklerinin geliştirilmesi amacıyla çalışmalar sürdürülüyor. Diğer taraftan şeker ilaçlarının sürekli olarak kullanılması nedeniyle önemli bir başka beklenti ise uygun tedavi maliyeti. Bu nedenle tip-2 şeker hastaları arasında daha ucuz ve daha güvenilir olduğu düşünülen bitkisel ilaçların kullanımı yaygın.

Kalp-damar sistemi için olumlu

Sarımsağın kan şekerini düşürdüğü ve tip-2 şeker hastalarında kan şekerinin kontrolünde yararlı olabileceğini ortaya koyan deneysel çalışmalar bulunmasına rağmen etkinliğini gösteren bilimsel ölçekte klinik çalışma sayısı oldukça az. Yeni yayımlanan ve bilimsel kriterlere uygun (plasebo kontrollü, çok merkezli, tek-körlü) klinik bir çalışmanın sonuçlarından bahsetmek istiyorum.

25-70 yaşları arasında karışık cinsiyette ve başlangıç açlık kan şekeri değerleri 100-130 miligram/desilitre arasında olan gönüllüler arasında seçilen 60 tip-2 şeker hastası iki eşit gruba ayrılmış. Bir gruba yaygın olarak kullanılan şeker düşürücü ilaç olan metformin günde iki defa 500 miligram dozda uygulanırken, diğer gruba günde üç defa 300 miligram sarımsak tabletinin (eczanelerde satılan bilinen bir marka kokusuz sarımsak tableti; içerisinde yüzde 0,6 allisin taşıyor) yanı sıra günde iki defa 500 miligram metformin tablet uygulanmış. Altı aylık deney süresince gönüllülerin normal yaşam ve beslenme alışkanlıklarına devam etmesi istenmiş, başka bir ilaç kullanmalarına izin verilmemiş. Her iki haftada bir hekim tarafından kontrol edilerek izlenimleri ve varsa şikayetleri kayıt edilmiş. Ayrıca üçüncü ay ve son olarak da altıncı ayda kan biyokimyasal analizleri yapılmış.

Çalışma sonunda yapılan değerlendirmede sadece metformin verilen grupta açlık kan şekeri seviyesinde yüzde 1.78’lik bir azalma sağlanabilirken sarımsak hapıyla birlikte metformin verilen grupta yüzde 3.12 düşme sağlanmış. Ancak asıl kayda değer sonuçlar kan lipit değerlerinde gözlenmiş. Sadece metformin verilen grupta kolesterol, total gliserit ve kötü kolesterol (LDL) seviyelerinde düşme görülmezken sarımsak+metformin grubunda yüzde 2.12-3.1 oranında düşme sağlanmış. Bir başka dikkati çekici sonuç ise metformin verilen hastalarda iyi kolesterol (HDL) yüzde 3.2 oranında düşmesine karşılık sarımsak+metformin grubunda yüzde 6.2 oranında yükselme görülmüş. Sarımsağın kan lipit değerlerinde sağladığı bu belirgin değişiklik tip-2 şeker hastalarında sıklıkla görülen kalp-damar sistemi komplikasyonları gelişimi riskinin düşürülmesi bakımından önemli.

Beraberinde ilaç da kullanmış

Bu çalışmada daha önce sarımsakla yürütülen klinik çalışmalardan farklı olarak standart sarımsak hapıyla birlikte şeker düşürücü bir ilaç uygulanmaktadır. Kanımca bu çalışmayı değerli kılan da bu uygulama. Bu suretle şeker hastalarında zamana bağlı olarak ilaca karşı gelişen tolerans riskinin asgariye indirilmesi mümkün olabilir, şeker ilacının dozunun artırılması veya diğer ilave ilaç uygulamalarına gereksinimi azaltabilir. Ayrıca kan lipit değerleri üzerinde sağladığı düzelme, şeker hastalarında önemli bir sorun olan kalp-damar komplikasyonlarının azaltılması bakımından da yararlı. Bir hususa dikkatinizi çekmek isterim; araştırmaya katılan gönüllülerin kan şekeri seviyeleri fazla yüksek değil (en yüksek 130 miligram/desilitre). Dolayısıyla yüksek açlık kan şekeri olan hastalarda ne derece etkili olabileceği ayrı bir araştırma konusu.

Çalışmada enterik kaplı (bağırsakta açılan) ve kokusuzlaştırılmış, içeriği standart sarımsak tabletleri kullanılması nedeniyle altı aylık uygulama süresince kayda değer herhangi bir tahammülsüzlük görülmemiş. Daha önce de yazılarımda ifade etmeye çalıştığım üzere sarımsak yutarak ya da çiğneyerek başarılı bir tedavi uygulamak mümkün değil.

Prof.Dr. Erdem YEŞİLADA Stargazete.com.25/03/2012 Pazar