Panik atakmısınız?

Başlatan İsra, 23 Nisan 2010, 15:26:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

makaskterh

#15
====================================================

"5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.  Fakat paylaşılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir mazur bulunmamaktadır.

=====================================================

PANİK ATAK NEDİR NASIL OLUŞUR?

Panik atak, psikiyatride en çok görülen hastalık grubundan biridir. Affektif bozukluk denilen duygu durum bozuklukları içinde incelenir.  Bu tür rahatsızlığı olan hastalar, büyük bir sıkıntı içinde ölüm korkusunu yaşamaktadır.  Bayanlarda daha sıklıkla görülmekle beraber, genç ve orta yaş erkeklerde de görülebilir. Panik atakta, tipik belirti; ölüm korkusudur. Açıkçası bu durumu yaşamayan bilmez.

Ölüm konusunda Peygamber efendimiz;

"Ölümden sonra olacak şeyleri, sizin bildiğiniz gibi, hayvanlar da bilselerdi, yemek için semiz hayvan bulamazdınız..." buyurmuştur.

Bu rivayet gösteriyor ki; gaflet verilmesi sebebiyle özellikle hayvanlarda ölüm ve sonrası  bilinmemektedir. Ölüm konusunda, insan olarak bizlere verilen gaflet ve aldırmazlık, bizlerin hayata tutunmasına sebep teşkil eder.

Panik atak hastalığında  oluşan korku , ölüm ve sonrası içindir. Bu korku o kadar  müthiştir ki, insan o anı yaşarken çevresindeki her gördüğünden medet umar. İnsanlardan yardım bekleme duygusu hakimdir. Bu duygu, insanda kalbin hızını, nefes alıp verme sıklığını artırır. Korku ve endişe hali sebebiyle insan ilişkilerinin bozulması ve günlük işlerini yapamaması sürecine girer.

Aşırı terleme, ağız kuruluğu, bulantı, kusma hissi,  vücudun kızarması, rahat olamama, uyku ve iştah problemleri beraberinde gelir. Özellikle kadınlarda hormonsal değişimler, özellikle adet öncesi dönemlerde nöbet halinde gelmektedir. Nöbet geldiğinde hasta genellikle hemen endişe içinde hastaneye başvurma zorunluluğunu hisseder.

Hastalığın oluş sebebine bakıldığında; serotonin sisteminin iyi çalışmaması sorumlu tutulmaktadır. Beyinde EEG tetkikinde anksiyete belirtilerinin hakim olduğu ve aşırı  elektriksel faaliyetlerin olduğu  görülür. Hatta kişide eğer epilepsi veya benzeri hastalıklara meyil var ise, hastalıkların ortaya çıkması daha da kolaylaşır.

Ruhsal hastalıkların hepsinin seyrinde, genel bir mutsuzluk ve huzursuzluk hali mevcuttur. Depresyon ile ilgili yazımızda anlatıldığı gibi, manyetik hafıza ile mevcut dış durum arasında bir uyumsuzluk söz konusu olduğunda, genel anlamda beyin ve vücut elektriği artış gösterir. Bu artışın neticesi insanda oluşan aşırı yük, dışarı akamadığında veya bir sebeple rahatlama olmadığında,  ruhsal olarak  aşırı bir sıkıntı  oluşmuş demektir.

Sebepsiz ve durduk yere, saf panik atak oluşması genelde mümkün değildir. Burada fizyolojik belirtilerin bir veya birkaçı mutlaka eşlik etmektedir. Panik atak yaşamayan bir kişiye,  bu durumu anlatmış olsanız  tamamen yapmacık bir hadise olarak nitelendirecektir.

Peki insan, kendi çevresindeki bu tür hadiseleri  görse bile, onların böyle rahatsızlığı olmadan, fakat sadece kendisinde  panik atak oluşması, hangi analitik, yani psikolojik etkileşimle açıklanabilir?..

Tabii ki açıklanamaz. Eğer, hastalık bulaşıcı olsa, herkese veya anlamlı istatistiksel çoğunluğa bulaşması gerekir. Fakat  bulaşıcı değildir.  Eğer bu rahatsızlığı, bünye kendi başına oluşturuyorsa, bu durumu tetikleyen faktör nedir? Panik atak neden çoğunlukla, ölüm korkusu şeklinde kendini göstermektedir.?

Evrim yobazlarımız;  "Yaşanmayan deneme hakkında yorum yapılamaz.." demişlerdir.  Peki; İnsan ölümü tatmadan, nasıl ölümden korkabilir?..

Hangi beyin, daha önce hiç görmediği, tecrübesi olmayan bir konuda ahkam kesebilir?.. burada hangi beyin tabiri evrim hipotezine inananların beynidir. Çünkü evrime göre her şey aynı kişi tarafından bireysel olarak yaşanır ve biter. Yine evrime göre mutasyon hep iyiye ve güzele gider . Bu ise tam anlamı ile anormal bir düşünce yapısıdır.

Bu durum, bilimsel faaliyet içinde olan hocaların kafasını kuma gömdükleri durumdur. İnsanın bir şeyden korkması için, bunu daha önce yaşamış olması gerekir. Ruhun ve kalbin olmadığı bir bedende, ölümün hiç  yaşanmışlığı yok kabul edenler, panik atak rahatsızlığını hangi yüzle tedavi etmeye kalkarlar.

"Hem bir bedende bulunan kalp ve ruha inanmayacaksın, hem de ölümle ilgili korkuyu yok kabul edeceksin. Bu tamamen mantık dışı.."  Kalp ve ruhun temel karekteri irade göstermektir. Kalp ve ruh beslenmediğinde güzelliklerin gerçek anlamda farkına varamayacağından , irade gösterip kararlı tavır takınamaz. İrade göstermek beyin faaliyeti değildir . kalp ve ruhun ortak olarak aldıkları ve uygulamaya koyacakları karardır.

Şu ana kadar, gelmiş geçmiş insanların hepsinde, ölüm korkusu az veya çok vardır. Ölümden sonra ne olacağına inansalar da inanmasalar da bu korku mutlaka vardır ve olacaktır.

Freud ve onun gibi düşünenler, hani her şeyi geçmişte yaşanmış denemelere benzetiyorlar idi. Ölümü neye benzetti. Anasına olan aşkından dolayı, babasından korkan erkek çocuk! ölümü ne zaman yaşadı ki,   onun hakkında yorum yapabilsin. Bu anlatıdaki maksat Freud ve benzeri düşünenler duygusal yaşamda olan her bozukluğu kastrasyon anksiyetesi denilen , babanın  tarafından , oğlanın  anasına sarkmaması için iğdiş etmesi gibi bir zırva ile açıklarlar. Güya onlara göre her oğlan anası ile yatmak istemektedir.

Şimdi mevcut imkanların kaybı (sevilen obje) diye de açıklayabilirler, ancak o zaman ".Niye ölüm korkusuna , 'felç olma korkusu' yada 'hapse  düşme korkusu' değil!?.." diye sormak lazım.?

Sevgili okurlarım..

Yukarıda anlatılanlar aslında o kadar geniş konuları kapsamaktadır ki, asıl meseleden uzaklaşmamak için kısa kesiyorum.

Fransızların deja vu ( halihazırda yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık hissi veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu ) dedikleri, fakat aslen İslamiyet'ten aldıkları bir yorumları vardır ki o da şudur;  İnsan ruhu, dünya kurulmadan önce, Cenabı Hak tarafından yaratılmıştır.  Sonra , insandan söz alınmış ve bir beden üzerine gönderilip yaşatılacağı zamana kadar askıda bekletilmiştir. O askıda olduğu dönem, sanki ölüme eşdeğerdir.

İnsan bu dünya hayatından sonra, ölümü tekrar tatmasıyla kabir hayatına başlayacaktır. Kabirde, dünyada yaptığı veya yapmadığı şeyler için ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yada cehennem çukurlarından bir çukur ile ödüllendirilecek ya da cezalandırılacaktır. İnsan bunu ruhu ile bilir. Oysa bedeni veya beyni ile asla bilemez.

Elektrik değdiği yeri etkileyebilir. Elektriğin etkilemediği voltaj seviyeleri de vardır. Ancak elektriği meydana getiren manyetik alan, genelde insan tarafından görülemez ama hissedilebilir. Bunun gibi algılayıcının ne olduğu ve ne kadar hassas olduğu da çok önemlidir.

Mesela bilimsel olarak ispatlanmış bilgi ve deneylerle biliyoruz ki; hayvanlar deprem oluşumunu anında hissedip duyarlar. Bu konuda çeşitli spekülasyonlar olsa da, hayvanlar aslen manyetik titreşimi algılarlar. Deprem sırasında aşağıdan yukarı doğru manyetik kırılmadan kaynaklanan korkunç bir manyetik patlama gerçekleşir. O frekanstaki sesi biz algılayamasak ta hayvanlar  kesinlikle algılarlar. Nasıl ki; bizim rahatsız olduğumuz ses frekansları varsa, hayvanların da bu yetenekleri insandan farklı olarak vardır.

Görülmeyene inanmayan ama, bir yandan da bilimsel açıdan izahatlar la ispatlara çalışanlara  şunu söylemek  isterim;

Ölüler, kendi kabirlerinde  bizlerin duyamadığı, fakat bazı hayvanların işitebildikleri frekanstaki seslerle bağırırlar. Tıpkı dünyadayken acı, sıkıntı, vehim,  ıstırap çekmekteyken bağırmaları kadar gerçektir.  Ancak, bizler bu sesleri algılamaktan aciziz. Mesela kabirde ıstırap içinde olan ölünün yanına  ufak bir çocuk veya bazı hayvanlar götürülürse orada huzursuz olup ağladıkları ve siz zorla bile tutmaya çalışsanız kaçmak istedikleri görülür.

Yukarıda yazılanlara insanların bir çoğu inanmayabilir.  Onun için şu delili sunarız ki; ağaçlar ve tabiattaki hemen  hemen tüm bitkiler bizlere misal olsun diye kışın uyku veya ölüme , baharda ise tekrar dirilerek canlanıp rengarenk olmaya başlar. Dinimizde, insanın bu şekilde yaratılmadan önce insanların en üstünü Muhammed Aleyhisselamın  ruhunun yaratıldığı,sonra diğer insanların ruhlarının yaratılıp, onun peygamberliğini tasdik ettikleri, sonra dünyaya gelmeleri için ne kadar olduğu bilinmeyen bir süre askıda tutulduğu, daha sonra da bir vesile ile anne rahmine düşüp, rahimde dokuz ay geçirdiği,  dünyaya geldiği, ne kadar ömrü var ise puzzle nı ( puzzle  denilen çocukların oynadığı parçaları tamamlayıp bütün bir resim oluşumudur. ) tamamlayıp kabre ineceği, orada kıyamet kopuncaya kadar kalıp, sonra kıyamet kopuşunda gerçek ölümü tadacağı, tekrar diriltilip hesaba çekileceği Kuranı Kerimde açıkça yazılıdır. İnananlar olduğu gibi inanmayacakların da olacağını , yine Kuranı Kerim haber vermiştir. Burada insanlar başta gördüğü şeye, sonra niye inanmazlar?.. Bu sorunun cevabını Rabbimiz  Kura 'anda  imtihan şeklinin böyle olacağı olarak haber vermiştir.

Sevgili  okurlarım..

Panik atak anlatısı sanki din dersi gibi oldu. Ancak panik atak başka hiçbir şekilde açıklaması mümkün olmayan bir durumdur. Vücut statik elektriğinde ciddi yükseliş vardır. Bu elektrik bayan ve erkekte farklı karakter gösterir. Bu konunun detayına girmeyeceğim . Ancak TMS ile  manyetik alan  düzenlemesi yaparak, özellikle bayan hastaların çok rahatladıkları bilinen bir gerçektir. TMS ve ilaç tedavisinde asıl yapılan iş  sinirsel ileti hızını yavaşlatarak, toplam statik voltajı düşürmek esasına dayanır.

Tedavi sırasında hastalar, bunu somut olarak ifade  etmektedirler. Panik atak fizyolojisinde  kalsiyum ile sodyum potasyum pompası etkilenmek yoluyla elektriksel yük miktarı artma gösterir. Havadaki elektrik yükünün artması, nefes ile alınan yüklü azot gazı kanalı ile panik atak nöbetini tetikler. Havadaki azotun ne işe yaradığını bazıları bilmez. Onun için azot gazına inert gaz derler. Azot gazının ve karbon atomunun manyetik yazılım şeklini de bilmezler.

Sevgili okurlar..

Daha önceki yazımda azot sarhoşluğundan söz etmiştim. Derin denizde 4 atü (Atmosfer Üstü Basınç )  üstünde, özellikle kuzey yarımkürede yaşayanlarda olayı değerlendirmeme , aşırı gülme, hatta halüsinasyonlar, aşırı heyecan hali görülür. Bu hal panik atak ve hatta bazı pşikozlar ile çok benzerlik gösterir. Şu andaki araştırmalarımız psikiyatrik hastalıklarda azot gazının insan bedeninde ve beyninde pozitif yük ile tahribat yapması ve iletiyi bozması üzerinedir

Panik atakla ilgili yazılarımız daha sonraki zamanlarda daha bireyselleşmiş biçimde anlatılacaktır.

Saygılarımla.                                                                          

Dr. F. Efser GÖKÇEN

====================================================

"5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.  Fakat paylaşılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir mazur bulunmamaktadır.

=====================================================

EN SIK GÖRÜLEN PANİK ATAK ŞEKİLLERİ

Toplumun yabancılaşması problemi kendini yalnız hisseden bireyin problemlerinin artması demektir. Bu sebepten toplumda görülen panik atak ve depresyon vakalarında ciddi şekilde artışlar olmuştur. Maalesef her hastalık için koruyucu tedbirler alınırken, bu tür hastalıkların artması ve derinleşmesi için gereken fazlası ile yapılmaktadır. Çünkü sigara içenlerde tozlu yerlerde kalanlarda, hatta gribal enfeksiyonlarda, korunma amacıyla korkunç paralar harcanırken, ne hikmetse psikiyatrik bozuklukların koruyucu hekimliğine, çocuk yetiştirmedeki canice uygulamalara hala devam edilmektedir.

Toplumda, insanların yabancılaşmasının temel sebebi sevgi ve dostluk unsurunun yok edilmesidir. İnsanlar din afyondur denilerek en zaruri inanma ihtiyacı yok edilmiştir. Çünkü sevgi dinden gelir. Hiçbir kurum, hiçbir müessese sevgiyi işleyemez anlatamaz. Sevgi çocukluktan gelir. O ise büyüğün küçüğünü sevmesi şeklinde olur. Büyük olan yönetici olan;  paranoya, kuşku ve düşmanlık hisleri ile hareket ederse, kendinden alttakilerini ezer. Dolayısıyla daha sonra kendinden alttakilere ezilmişliği ve ezmeyi anlatacaktır. Amir ve yönetici konumundaki kişi , ezildi ise, kendinden altındakini ezer. Bu kuraldır.  Ondan dolayı yöneticinin insan gibi insan olması birleştirici ve insanı seven yapıda olması gerekir. Anlatılan şeyler toplum yabancılaşmasını önlemek amacındadır.

Aile bütünlüğü psikiyatride çok önemlidir. Anne baba çocuğa ortak mesaj verirken ayrıca mutlaka sevgi vermelidir. Evde devamlı kavga anarşi  varsa , o  ortamda büyüyen çocuğa sevgi  nasıl  verilir. Çocuk kendi başına büyürken sevgi ve dostluk arayışını tv ve bilgisayar gibi sanal ortamlarda arayacaktır. Duyguların yerine koyacak bir şey bulamazsanız, onu sanal gerçek olmayan şeylerle doldurmaya çalışırsınız. İşte çocuk bunu yapacaktır.

Büyüyen çocuk daha sonraki yaşamında çeşitli problemler yaşar. Çözüm için önceki denemelerini kullanmak istediğinde duygu ve dostluk anlamında gerek duyduğu şeyi bulamaz. Bulamadığında, en yakın çözümü arar. Ancak erkekler yapı gereği biraz daha dışarı hayatına yönlenirler. Ancak evden çıktıklarında duyguyu bulacakları yer yoktur.  İçki ve uyuşturucu bağımlılığı veya sigara burada bir kaçış olarak görülür. Kişilik yapısına göre, kadınların kendisini devamlı soyduğunu kazık attığını düşünen anne sevgisinden mahrum büyümüş erkek, kadınlardan öç almak için çapkınlık yapmaya başlar. Aradığını kadınlarda bulamayan erkek, bu kez herkesi düşman görmeye başlar. Kadın ise genelde ev kadını ise yemek yeme alışkanlığı ve orada tatmin olma isteği ile şişmanlamaya başlar. Erkeklerde de şişmanlayarak olaylardan kaçış görülebilir. Batı toplumlarında ve son yıllarda ülkemizde kadın da erkek gibi dışarı hayata yönlenmiştir.

Alkol, uyuşturucu, kadın ve görülen diğer olumsuzlukların temelinde yalnızlık ve sevgisizlik yatmaktadır. Sevgi olmadan kişinin temel güvenlik duygusunu oturtması mümkün değildir. Genelde piyasada Erich Fromm un temel güvenli duygusu açılımı sevgi duygusu işlenmediği için yanlıştır. Daha önceki yazılarımızda hep belirttik, batı literatüründe sevginin adı sekstir. Bunu dışında sevgiyi anlamazlar. Anlamadıkları şeyi ise anlatamazlar. İnsan sevgisini bilmedikleri gibi,  seks  için gerekli sevgiyi de bilmezler. O sebeple cinsellikte fantazileri ve uç boyutta arayışları hiç bitmez. Öyle olduğu halde kendilerini rezil ederler. Ama bir şey anlayıp doyuma , huzura, rahatlığa ulaşamazlar.

Şimdi bu yapıdaki toplumda kalan,  amir memur ilişkisini düşünelim; amir kendinden alttakine devamlı aşağılayıcı eleştirisel bir yapıda sevgisiz yaklaşımda bulunuyor. Sanki karşısında potansiyel suçlu mantığı gütmekte iken, alttaki memurun   verimli çalışması nasıl mümkün olacaktır. Çünkü  amir memuruna ters davrandığında , düşmanca sevgisiz konuştuğunda, memurun ona karşı sevgi ve muhabbet beslemesi olamaz. Böyle yaklaşımlı işyerinde memur, devamlı eleştirisel yaklaşımda bulunacağını düşünerek gardını almış bir şekilde, başına her an büyük bir olay geleceği şeklinde sıkıntıya girer. İnsanda anksiyete denilen sıkıntı hali,  defolu olan yerden patlama sebebidir. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz; bir kumaş düşünelim, üretim sırasında bazı bölgelerde iplik dokunuşu hatalı , o kumaş herhangi bir sebeple çekiştirilirse ,  hatalı bölge yırtılır. İnsanda aynen böyledir. Hata, şekline ve sıkıntıya göre panik atak,  psikoz denilen akıl hastalığı , OKB rahatsızlığı veya konversiyon bozukluğu gelişir. Başında zebellah gibi duran  bir amir, ne zaman nerede nasıl saldıracağı hazır şekilde beklemektedir. Çalışanın rahat ve huzurlu olarak çalışması mümkün olmadığından sıkıntısını boğuluyorum, ölüyorum, kalbim çarpıyor, idrar ihtiyacım geldi, sık tuvalete gitmem gerekti gibi yaklaşımlarda bulunarak ifade eder. Bu tablonun genel ismi zaten panik ataktır. Panik atakta ki kişinin düzgün bir şekilde üretici olması, insanlar ile ilgilenebilmesi mümkün olamayacaktır. İnsanların dostluk ve sevgi ile birbirini kucaklayıp, arada problem olduğunda ya kendileri problemi okuyup söyleyerek, yâda sözü geçen birisinin yardım ve desteğine başvurarak olayı çözüme ulaştırır. Günler boyu gerginliğe uğramamış insan zorlanmadığı için ruhsal ve diğer organik rahatsızlıkların görülmesi azalacaktır.

Daha önce hep belli bir işi yapan ve fakat birileri tarafından izlenmekte olan birisinin sıkıntıya girip, sanki hata işleyecekmiş endişesine kapılıp daha sonra aynı işi yüzlerce kez yaptığı halde, paniklemesi olur.  Bu  kişinin bazıları tarafından eleştirisel yaklaşımda bulunmaları dolayısıyla , tekrar eleştiri alma ve rezil olma korkusu hadiseyi daha da  çıkmaza sokmaktadır. İnsanın üzerinden bu yükümlülüğü atması ve rahatlaması gerekir, aksi takdirde işi düzgü çıkarması mümkün olmayacaktır. Amirleri tarafından sıkıntıya sokulan memur, yaptığı hareketten memnun kalmasa da,   ya kendine yönelip panik atak veya  depresyon nöbetine girecektir, ya da  saldırgan  davranış biçimi ile , suçu başkalarına yönlendirecektir.  Sıkıntının bedene yönelmesi ve aşırı derecede yüklenme kanser ve kronik hastalıklar dahil,  her türlü hastalığa kapı açacaktır.

Başka bir şekilde radyo veya TV gibi basın yayın organlarında,  topluma karşı konuşma mecburiyetinde, insanlar panik atağa girebilir. Bu halde temel problem,   toplum fertlerinin ayıplanma korkusudur. Bu sebeple insanlar insan içine çıkamaz olurlar. Çünkü problemi ,  sanki tüm dünya fark edip kendi üstüne gelecekmiş gibi hisseder. Hastalarda genelde çarpıntı , konuşma bozukluğu , terleme  yerinde duramama ,  devamlı idrara çıkma , hatta çok ağır vakalarda altına kaçırma , görülebilen durumlardır.  Hastalarda kekemelikte görülebilmektedir. Görülen panik belirtileri zaten toplumdan kaçan insan için daha fazla sosyal olarak toplumdan kaçmayı ve başka  şeyler ile ilgilenmeyi gerektirir. Arkasından toplum içinde başarı grafiği giderek düşer. Panik ataklı kişinin ;  sinir sisteminde  aktif ve baskın olan sempatik sistemdir.

Bu sistemin aşırı çalışması çarpıntı, terleme , yerinde duramama , fazla idrar gibi belirtileri çok rahat açıklamaktadır. Ancak ölüm korkusunu  , ölümü yaşamamış birisi olarak açıklamak mümkün değildir. Öğrenme yaş grubunda, kişinin çok fazla panik olması öğrenmeyi bozmaktadır. Öğrencilerin öğrenme kalitelerinin düşmesi,  geleceklerini etkilemektedir.  Çünkü hafızalanmada  ana belleğe bilgi depolanması işi REM fazı sırasında olmaktadır. Uykuya hiç doğru olarak giremeyen insan bellek konusunda, sıkıntılar çekecek demektir. Dolayısıyla, ciddi anlamda öğrenme bozulur hasta sanki geri zekalı gibi davranmaya başlar. Bu duruma yalancı debilite denmektedir.

Panik atakta ve sosyal fobili  hastaların çeşitli yerlerde sıkıntı duyarken, mesela mezarlıkta sabaha kadar dolaşabilirler. Bu ise tamamen tersine bir durumdum olarak görülse de  öyle değildir. Kişi toplumun baskısından kurtulmak , insanların eleştirisinden kurtulmak için bu harekette bulunmaktadır. Aslında toplum ve mahalle baskısı olarak nitelendirilen davranış yapısı, insana verilen hakketmediği üst değer dolayısıyla olur. Eğer yaratıcının üst değerini insanlara  yüklerseniz, her insan sanki yaratıcı gibi algılanırsa, toplum düzeni bozulmuş demektir. Sosyolojik anlamda insanların kendi kendilerini yönetmelerinde gizli olarak tanrılaşma yapılmaktadır. Para ve iktidar sahipleri bu gerekçe ile  tanrılık sevdasına  girerler. Tanrılık sevdasında olan her şeyi ben yarattım diyen insan belki panik ataktan çıkıp başka bir çukura girer.

Netice olarak panik atak görülme şekilleri farklı olsa da ; bilinç altı diye bilmeden nitelendirilen duygusal yaşamın , ruhsal yapının olumsuz şekillerde davranış biçimleri ile hırpalanması ile oluştuğu gerçeğini değiştirmez.

Saygılarımla.

Dr. Efser Gökçen
===================================================

"5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nun ilgili maddeleri gereğince özellikle bu yazının  hakları saklı olup, telif hakkı içeren bütün içeriği izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.  Fakat paylaşılacaksa  www.manyetikdunyamiz.com adresi ile Dr.F.Efser GÖKÇEN'e ait olduğunu belirtir bir dip notuyla hiç bir değişiklik yapılmaksızın yayınlanmasında herhangi bir mahzur bulunmamaktadır.

=====================================================

Yönetici Mesajı

Alıntı YapKanun No: 3
* Konu başlıkları mutlaka küçük harfle yazılmalıdır.Aynı durum içerik için de geçerlidir.Yazılar büyütülerek forumun genel görüntüsü bozulmamalıdır. Bu tür durumlarda yönetim, mesajlarınıza haber vermeden müdahele edebilir. Mesajların tamamında yazı karakterini kalınlaştırmak (b karakteri haline getirmek) genel görünüm için uygun değildir. B karakteri (yani kalın yazı şekli) mesaj içerisindeki önemli cümle veya kelimelerin vurgusu için kullanılmalıdır.

İsra

Psikiyatri uzmanı Dr. Nihat Kaya, beslenme alışkanlıklarının panikatağı artırıp-azaltabileceğini söyledi. Kaya, koyu çay, kahve, kolalı içecekler, alkol, aşırı sigara içimi, aşırı yemek yemek, tatlılar, uzun süre aç kalmanın panikatağı tetiklediğini aktardı. Dr. Kaya, panikatağı olanların beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Beslenme alışkanlıkları panikatak rahatsızlığını tetikleyebiliyor. Psikiyatri uzmanı Dr. Nihat Kaya çay, kahve ve kolalı içeceklerin panikatak rahatsızlığını tetiklediğini balık, ıspanak, pırasa, muz, brokoli, kereviz, enginar, mercimek, nohut, fasulye, bezelye, barbunya gibi gıdaların ise panikatak hastalarını rahatlattığını söyledi. "Sorularla Panikatak" kitabının yazarı psikiyatri uzmanı Dr. Nihat Kaya, yeme-içme davranışlarının panikataklarla yakından ilgili olduğunu belirtti.

Uzun süre aç kalmanın kan şekerini düşüreceğini, düşen şekeri normale çıkarmak için böbrek­üstü bezlerimizden adrenalin salgılanacağını ifade eden Kaya, "Kortizol ve büyüme hormonları salgılanır. Bu hor­monlar depolarımızdaki yağlardan, proteinlerden şeker üret­meye çalışır. Bu arada çarpıntı, ağız kuruluğu, terleme, sinirlilik, ortaya çıkar. Panikli bir insan nor­mal olan bu durumu he­men panikatak olarak değerlendirir ve korkuya kapılır. Korkuyla beraber adrenalin daha da yükselir ve gerçek panik başlar." diye konuştu.

Yemek sonrası alınan gıdaların hazmı için midenin daha çok enerjiye gereksinimi olduğunu ifade eden Dr. Kaya, bu enerjinin kanla sağlandığını dile getirerek, "İstirahat durumundaki çalışmasını terk eden kalp, hızlan­maya ve mideye daha çok kan pompalamaya başlar. Panikataklı biri kalbine çok duyarlı ve odaklı olduğundan bunu hisseder. Çarpıntıyı, "Panik başladı" diye düşünür ve korkar. Oysa bu da fizyolojik, normal bir durumdur. Panikle tanışmamış olsa belki hiç dikkatini çekmeyecektir.

Dolayısıyla açlık-tokluk durumumuz, ne yiyip-içtiğimiz panikataklarımızla yakından ilişkilidir." dedi. Dr. Kaya, koyu çay, kahve, kolalı içecekler, tatlı yiyecekler ile aşırı yemek yeme, yemeklerden sonra hemen uyuma ve uzun süre aç kalmanın panikatağı tetiklediğini, buna karşılık ıspanak, pırasa, muz, brokoli, kereviz, enginar, balık, kepekli buğday ekmeği, mercimek, nohut, fasulye, bezelye, barbunya yemenin ve panikatak ve kaygı giderici özelliği olan melisa, papatya gibi bitkisel çayları tüketmenin panikatak hastalarını rahatlatacağını söyledi.

Panikatakta beslenme nasıl olmalı?

    * Panikatağı tetikleyici yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalı.
    * Günde 3 öğün yerine 5 öğün, ama az az yemek tercih edilmeli.
    * Mevsimsel beslenilmeli (kışın kış, yazın yaz sebze ve yiye­ceklerini tercih etmek).
    * Özellikle sebze yemeklerini az pişirip vitaminlerinin hasar gör­mesine engel olmalı. Yemeklerde mutlaka sıvı yağ kullanılmalı. Yağı kesinlikle yakmamalıyız.
    * Kaygı giderici özelliği olan melisa, papatya bitki çaylarından 3 fincan içilmeli.
    * Çay tiryakileri günde beş-altı bardağı geçmemeli ve açık çay içmeli.
    * Omega-3 ve omega-6 bakımından zengin balıklar yenmeli. Balık sevmeyenler her gün bir yemek kaşığı keten tohumu yiyebilir.
    * B vitaminlerinin sinir sistemini güçlendirdiği ve beyindeki serotonini artırdığı, regl öncesi gerilimi azalttığı bilinmektedir. Bu nedenle kepekli buğday ekmeği yemek; mercimek, nohut, fasulye, bezelye, barbunya yemek faydalıdır.
    * Evde, işyerinde lavanta bulundurup ondan yayılan rahatlatıcı kokular içe çekilmeli. Güzel kokulu duş jelleri kullanılmalı.

Panikatağı tetikleyen yiyecekler

    * Koyu çay,
    * Kahve,
    * Kolalı içecekler,
    * Alkol,
    * Aşırı sigara içimi,
    * Esrar, 'ecstasy', kokain,
    * Aşırı yemek yemek,
    * Özellikle tatlı yiyecekler (Bunlar kan şekerini aniden yük­­seltir. Doğrudan glikoz içeren yiyecekler kan şekerini ani­den yükselttiğinden şekeri düşüren insülin hormonunu aşırı salgılatır ve kan şekerini aniden düşürüp paniğe sebep olabilir),
    * Yemeklerden sonra hemen uyumak (özellikle ağır yemeklerden sonra),
    * Aşırı ve hızlı kilo vermek-rejim yapmak (Bu durum vücut kimyasını bozarak paniğe, depresyona yol açabilir. Ayda en fazla iki-üç kilo verecek şekilde diyet yapılmalıdır),
    * Düzensiz ve tek yönlü beslenme,
    * Uzun süre aç kalmak,
    * Vitaminden yoksun yiyeceklerle beslenmek,
    * Rejim amaçlı iştah kesici ilaçlar, paniğe, depresyona sebep olabilmektedir.