Haberler:


X adresimiz

Ana Menü

Fitoterapi

Başlatan Tuğra, 16 Mayıs 2011, 00:24:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

FİTOTERAPİ

Bitkilerle yapılan tedavilere fitoterapi denir. Herbal tedavi de diğer adıdır. Genellikle geçmeyen hastalıklarda başvurulan bir yöntemdir. Aslında diğer tedavilerden önce denendiği takdirde hem tedavi masrafları, hem de an etkiler önemli ölçüde azalabilecektir. Uygun ellerde yapılmadığı takdirde çok kötü neticeler de verebileceği unutulmamalı ve doktor tavsiyesi ile kullanılmalıdır.

ŞİFALI BİTKİLER

Şifalı bitkiler, bol miktarda, biyolojik aktiviteleri olan kimyasallar içerir.Digoxin (yüksük-otundan), reserpine (Hindistan loğusa otundan), colchicine (çiğdemden), morfin (haşhaştan) Bromelain ananastan, şeker hastalığında ve kadın hastalıklarında kullanılan primrose çuha çiçeğinden, likopen domatesten, vinkristin cezayır menekşesinden, taxol porsuk ağacından,  elde edilmiştir..

Dünyaca ünlü Alternatif Tıp uzmanı Dr. Andrew Weil'a göre, ot ve bitki türevleri, kan dolaşımına ve hedeflenen organlara, dolaylı bir yolla ulaşır. Bu da daha direkt yollarla giden saflaştırılmış ilaçlara göre, etkilerinin daha yavaş başladığı anlamına geliyor.

Dr. Weil, "Sentetik ilaçların hızlı ve yoğun etkilerine alışmış olan doktorlar ve hastalar, bu nedenle, botaniklere karşı sabırsızlık gösterebilir" diyor. Ama, bu gecikmenin, botanik tıbbın, yararları yanında, sözü bile edilmez. Hastaya uygun otlar seçildiğinde daha az yan etki ile daha iyi neticeler alınabilir.

Etkilerini değişik şekillerde gösterirler.Onarım mekanizmasını uyararak (sülfür içeren bileşimler yoluyla), antioksidan etkiler meydana getirerek (serbest radikallerin bastırılması ve oksijen radikallerinin  temizlenmesi yollarıyla) ve koruyucu enzimlerle etki edebilirler.

Eski bir ABD İlaç Kurumu araştırmacısı olan Dr. James A. Duke, bugün kullanılan ilaçların yüzde 25'inden fazlasının, bitkilerde doğal olarak bulunan maddelerden yapıldığını söylüyor. Ama bugün dünya üzerinde var olduğu tahmin edilen 250 bin-500 bin arasındaki bitkiden, sadece 5 bini, ayrıntılı şekilde incelenmiştir.

Chicago'daki Illinois Üniversitesi'nden Farmakoloji Öğretim Üyesi Dr. Norman R. Farnsworth  90 tür bitkiden 121 ayrı ilaç elde edildiğini bildirmiş.Bunların %74'ü ise yerli halktan öğrenilen bilgiler ışığında araştırılmışve hazırlanmıştır demiştir.

Örneğin geleneksel antikanser ilaçları vincristine sulfate ve vinblastine sulfate cezayir menekşesinden elde edilmiştir.,  Himalaya mayapple'ının (Podophyllum hexandrum) kurutulmuş kökünden epipodofillotoksin adlı kanser ilacı (etoposide) elde edilmiştir.

Akciğer , lenf bezi, testis, yumurtalık kanserlerinde kullanılır. Podophyllotoxin adındaki bu ilacın satış rakamları 1990'da yılda 100 milyon dolara ulaşmıştır. Şu anda Himalaya mayapple'ı yok olma tehlikesinde olduğundan, podophyllotoxin'in patent sahibi olan ilaç şirketi, alternatif kaynaklar arıyor.

Huş ağacı'ndan elde edilen Betulinik asid, farelere nakledilen insan melanoma tümörlerinin büyümesini engellemiş ve normal hücrelere hiçbir zarar vermemiş. Bu maddenin lenf bezi, akciğer ve karaciğer kanserlerine karşı da etkin olduğu gösterilmiştir.Tuba ağacı'ndan elde edilen thuja ruhu birçok kanser vakasında, ek terapi olarak kullanılmış. 'Ananas'tan elde edilen bromelain de kanser tedavisinde kullanılıyor. 'Nane'den fenolik antioksidanlar elde edilmiştir. Biberiye asidi, bazı nane türlerinde yüksek dozlarda bulunuyor.

'Gotu kola'dan elde edilen centella özünün  toksinleri nötralize ettiği ve bedenden dışarı attığı, beyin fonksiyonunu geliştirdiği söyleniyor. Hindistan Kerala' daki, Amala Kanser Araştırma Merkezi'nden bilim adamları, gotu kola'nın kanser hücrelerini öldürmekte büyük bir yetenek gösterdiklerini bulmuştur. Ayrıca, centella özünün, tümörleri olan farelerin yaşam sürelerini iki mislinden fazlaya çıkardığını ve aşırı dozda bile toksin özelliği göstermediğini görmüşler.

'Lavanta çiçeği'nden perillyl alkol içeren Lavanta yağı elde edilmiştir. 

Bu maddenin, hayvanlarla yapılan çalışmalarda, göğüs kanserlerinin yüzde 80' inden fazlasını engellediği görülmüş. Muhtemelen, kanseri başlattığına inanılan geni (p21 ras onkojeni) engelleyerek kansere iyi gelebildiği sanılıyor.  Polen, bir bitkinin erkek seks hücresidir.

Arılar, nektar aramak için çiçeklere girdiklerinde  bu maddeyi topluyor. 1948'de yapılan ve Ulusal Kanser Enstitüsü Dergisi'nde yayımlanan araştırmada, normal diyetleri arı poleniyle desteklenen hayvanların, sadece normal diyetleriyle beslenen hayvanlara oranla, çok çok daha az tümör geliştirdikleri görülmüş.

Arı sütünün, (polenden elde ediliyor) kanser hücreleri enjekte edilen tüm fareleri, 12 aydan daha uzun bir süre koruduğu saptanmış. Oysa aynı sayıda kanser hücreleriyle enjekte edilen, ama arı sütü verilmeyen fareler 12 gün içinde ölmüş.

Artık ameliyat edilemez durumda rahim kanseri olan kadınlar üzerinde yapılan araştırmalarda da, arı poleni verilenlerin, daha güçlü bir bağışıklık sistemini korudukları ve mide bulantısı, saç kaybı ve yorgunluktan, plasebo (hiçbir işe yaramayan, boş madde) verilen kontrol grubuna göre, çok daha az şikâyetçi oldukları görülmüş. Diğer otlar Başka birçok herbal ilacın daha, kanserde ek tedavi olarak kullanılabileceği ve yararları olduğu belirtiliyor.

Örneğin frenk arpası (Hordeum vulgare), reishi mantarı (Ganoderma lucidum), shiitake mantarı (Lentinula edodes), karnabahar (Brassica oleracea), sarı kabak (Benincasa hispida), aynısefa çiçeği (Calendula officinalis), gür çalılık (Larrea divaricata ve Larrea tridentata), beyaz dut (Morus alba), Japon karabiberi (Piper futokadsura), kekik (Thymus serpyllum), Çin salatalığı (Trichosanthes kirilowii) ve ısırganotu (Urtica dioica).

Kanserde alternatif tedavi Antalya'da yapılan 15. Ulusal Kanser Kongresi'nin en önemli oturumlarından biri oldu. Oturuma katılan bilim adamları kansere karşı 16 bin bitkinin denendiğini bunların yüzde 16'sının kansere karşı etkinliğinin saptandığını açıkladılar.

Günde 4-5 domates yenilmesi öneriliyor

Bilim adamlarına göre kansere karşı etkili olduğu bilinen en önemli sebzelerden biri domates.. Kongrede bir konuşma yapan İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erkan Topuz, domatesin sağlık için yararlı etkileriyle ilgili şunları söyledi: "Domatesin içinde bulunan likopen ve selenyum genellikle prostat kanserinde, meme kanserinde, kolon kanserinde, mide kanserinde ve bunlar ispat edilmiştir. Bunun dışında sayabileceğimiz pekçok kanserlerde etkisi çok fazladır. Biz hastalarımıza günde 4-5 tane domates yemesini tavsiye ederiz veyahut likopen dışardan hap olarak da alabilir."

Havuç

Havuç DNA hasarını önlüyor Domates kadar etkili bir başka sebze ise havuç. Içerdiği betakarotenlerle havuç DNA hasarını önleyici bir etkiye sahip. Prof. Dr. Erkan Topuz, "Bu betakarotenler genellikle kırmızı daha çok olan mesela özellikle havuçta ve sayabileceğimiz pekçok bitkide ve sebzede, meyvelerde olan maddelerdir. Betakarotenler DNA hasarına mani olurlar, kansere karşı vücudun direncini artırırlar, immün sistemi uyarırlar" diyor.                    Flavonlar Kanserde etkili olduğu bilinen bir başka bitkisel madde de flavonlar.

Bitkilerde aşağı yukarı 4 bine yakın flavon tespit edilmiş. Bunlar içinde en zengin olanlarının kara üzüm olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.Erkan Topuz sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bu flavonların en zengin olanların içlerinde genellikle kara üzüm, Kara üzümde 150 civarında flavon var, beyaz üzümde 30 civarında."

Selenyumun yararları Minarellerden selenium ise prostat kanseri başta olmak üzere birçok kanserden korunmada etkili rol oynuyor. "Yapılan randomize çalışmalarda yüzde 40 oranında prostat kanserini azalttığı gösterilmiştir" diyen Prof. Drd. Erkan Topuz şöyle konuşuyor: "Bunun dışında selenyum vücuttaki özellikle rahim kanserinde, mide kanserinde, ağız, baş boyun kanserlerinde koruyucu olduğu tespit edilmiştir.Ünite olarak da 200 ünite gibi en az miktarda alınması gereken bir, mineraldir."

C vitamini Meyve ve sebzelerde en çok bulunan vitaminlerden biri olan C vitamini hem kanserden korunmada hem de yüksek dozlar tercih edilerek kanser tedavisinde başarıyla kullanılıyor. Prof. Dr. Erkan Topuz, C vitaminin yararlarıyla ilgili şunları söylüyor: "C vitamini senelerdir kanseri tedavi etmek amacıyla veya kanserden korunma amacıyla kullanılmıştır.

Normal olarak insanların günlük ihtiyacı günde 2 gram civarındadır. Ama yüksek dozda eğer kanseri tedavi edelim diyorsanız 10 grama kadar çıkması tavsiye edilebilir. Çünkü insan vücudu Cvitaminini yapmadığı ve bundan dolayı da dışarıdan alınan C vitaminin kanseri önlediği ve immün sistemi uyardığı gösterilmiştir."   
                                                                                                                               Omega 3'ün yararları Özellikle Kuzey denizi balıklarında bol olarak bulunan omega 3 de kanserden koruyucu özelliği saptanmış maddelerden biri. Başta meme kanseri, prostat kanseri ve kalın bağırsak kanseri olmak üzere koruyucu bir etki sağlıyor.Kanserden korunmak için her gün düzenli olarak omega 3 tüketilmesi öneriliyor. Yeterli omega 3 tüketilebilmesi için haftada 3 defa balık yenilmesinin yeterli olduğu belirtiliyor.
       
kasadsağlık.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Doğal ürünler ve şifalı bitkiler 

İlaç firmaları yeni bir ilaç için onay alıp piyasaya sürebilmek için yıllar süren hayvan deneylerini ve çok merkezli klinik çalışmaları tamamlamak ve yüz milyonlarca dolarlık harcamayı gözden çıkarmak zorundadır. Üstelik ilaç çıktıktan sonra da imalat, pazarlama ve dağıtımın sürekli kalite kontrolü gerekir...

Ancak bitkisel ürünlerde bu durum farklı gelişmektedir. İsveç Uppsala Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tom Saldeen sağlık ürünleri satan dükkanlarda balık yağı kapsüllerinin antioksidan etkilerini araştırdığında, ürünler arasında 200 kata kadar farklılık saptamıştır.

Bu şu anlama gelir: Faydalı olduğunu düşündüğünüz pek çok ürün aslında oksitleyici etkileriyle bilakis damar duvarlarını tahrip edebilmektedir. Dolayısıyla güvenilir ürünlerin seçimi önem taşımaktadır...

Balık yağı: Omega-3 yağ asitleri (EPA ve DHA) içerir; trigliseridleri düşürür; kan inceltici etkisi vardır; endotel sağlığını  korur. Kalp atışlarını düzenler ve ani kalp ölümü tehlikesini azaltır. Günlük doz 1-2 gr'dır (300-600mg'lık 1-2 kapsül). Yan etkileri arasında mide ve gaz yakınmaları bulunur.
Aspirin ve benzeri kan inceltici ilaç kullananlarda dişeti kanamaları ve vücutta çürüklere yol açabilir. 3 gr'ın üstünde aşırı kanamaya neden olabilir.

Nar suyu: Kalifornia Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada, 3 ay boyunca günde 240 ml narsuyu tüketen kalp damar hastalarında, kalp kasında az kanlanan bölgelerin daha fazla kanlanmaya başladığı görülmüştür. Narsuyunun bunu antioksidan etkisi sayesinde kalp damarlarının içini saran zarın çalışmasını iyileştirerek gerçekleştirdiği düşünülmektedir.

Oleuropein: Zeytin yaprağının içerdiği ana maddedir ve ona keskin tadını verir. Zeytinyağındaki polifenol içeriğinin de ana maddesini oluşturur. Dr. James R. Privitera, zeytin yaprağı ekstresinin, virüs, bakteri ya da mikropların barınması ve çoğalmasına yol açan amino asit üretimini engellediğini, virüslerin hücre zarına müdahalesini önlediğini ve bağışıklık sisteminin mikropları yutma özelliğini arttırdığını göstermiştir.

Bunun sayesinde damarların iç yüzeyinin alev alması ve yangı oluşturması  engellenerek damar sertliğinin başlangıç safhalarında önüne geçilebilinir...

Zeytin yaprağı ekstresinin mikrop karşıtı etkisine ek olarak antioksidan etkisi de vardır. Kötü kolesterolün oksitlenmesini engelleyerek kalp damar hastalığının başlangıcını oluşturan endotel tahribatını durdurur. Ayrıca serbest radikalleri avlar. Kalbi besleyen damarları genişleterek kalbe kan akışını arttırır. Kan basıncını düşürür ve kalp atışlarını düzenler.

Sağlıklı bireyler için enerji sağlayıcı ve koruyucu etkisinden faydalanabilmek üzere alınması gereken günlük doz, biri sabah kalkınca, diğeri öğlen yemeğinden 2.5 saat sonra aç karnına alınmak üzere 500 mg'lık 2 kapsüldür. Hastalık durumunda ise doz, her 4 saatte bir ya da iki kapsül 500 mg'lık kapsül olabilmektedir.

Zehirlenmeye yol açan dozu bulunmamakla birlikte, vücutta hızlı bir şekilde çok fazla sayıda mikrop ya da bakterinin ölümüne yol açtığında, Herxheimer reaksiyonu denen, gribal ya da allerjik bir tablo yaratabilir. Ancak bu durum en geç bir hafta içinde geçer. Eğer bu tarz şikayetler gelişirse dozu azaltmakta fayda vardır.

Sarımsak: etken maddesi allisindir. Aynı zamanda kokusunu ve keskin tadını da bu madde verir. Allisin oda sıcaklığında 3 saatte ya da 20 dakikalık pişirme sonrasında parçalanır.

Kolesterolü ve tansiyonu düşürücü etkisi vardır; hafif kan inceltici etkisi de bulunur. Günlük bir diş önerilir; hap formu da mevcuttur.
M.S. ilk yüzyılda Dioscorides sarmısağın "damarları temizlediğini" söylediğine tanık oluruz.

2. Dünya Savaşı'nda mikroplara karşı direnme etkisinden ötürü "Rus penisilini" olarak adlandırılmıştır; çünkü Rus hükümeti bu dönemde ellerindeki antibiyotikler tükenince yerine sarmısağı kullanmıştır.

Sarımsak, toplam kolesterolü %9-12 oranında düşürür; ancak bunun için en az 1 ay kullanılmalıdır. Kötü kolesterolün oksitlenmesi üçte bir oranında azalır. 1-3 ay içinde 1-2 diş sarımsak tansiyonu % 8 oranında düşürür (ortalama 8/5 mmHg).

Çiğ ya da pişmiş 1-2 diş sarımsak ya da 600-900 mg sarımsak tozu günlük yeterli dozlardır.

Ihlamur (tilia europea): Çay olarak içildiğinde stres ve endişe kaynaklı kalp sorunlarına, özellikle atış düzensizliklerine iyi gelir; idrar söktürücü etkisi vardır.

Limon: Stres ve endişe ile ilişkili kalp çarpıntılarında 4 limonun suyunu 250 cc suyla karıştırıp hafif soğutun; hatta balla tatlandırabilirsiniz. Bu karışımdan günde 1-2 bardak içebilirsiniz.

Soğan: Özellikle kırmızı ve sarı soğan "Quersetin" isimli antioksidan maddeden  zengindir. Kan inceltici etkisi vardır; yağlı gıda tüketildiğinde bir dilim soğanın bile faydası olur.

C ve E vitaminleri: Antioksidan alımını arttırmanın en iyi yolu günde 7-9 değişim miktarında meyve ve sebze tüketmektir. E ve C vitaminleri kullanımı ise düşük dozlarda  tercih edilmelidir. Ayrıca bu vitaminlerin kan inceltici ilaçlarla etkileşim gösterdiği unutulmamalıdır. 

Zencefil: Kolesterolü düşürür; kan inceltici ve antioksidan etkisi vardır; sindirimi kolaylaştırır; ancak kan inceltici hapların etkisini arttırarak kanamaya yol açabilir.

Ginkgo: Kan dolaşımını düzenler; özellikle hafıza ve zihinsel işlemlerde kolaylık sağlar; ancak etkileri 3-4 ay sonra ortaya çıkar; kan inceltici hapların etkisini arttırır.

Ginseng: Yaşlanmayı yavaşlattığı, zihinsel ve bedensel kapasiteyi arttırdığı, bağışıklık sistemini güçlendirdiği tarih boyunca gösterilmekle birlikte hipertansiyonlu hastalarda kesinlikle kullanılmamalıdır.

Selenyum: Kalp krizini önlemede ek selenyumun faydası olmadığı gösterilmiştir. En iyi kaynak kabuklu kuru yemişler, tam tahıllı gıdalar ve deniz ürünleridir. Günde 55 mcg alınması yeterlidir ve bu dozu besinlerle zaten alırız. Çin ve Rusya'nın belirli bölümlerinde toprak selenyumdan fakir olduğu için buralarda yaşayanlara selenyum eklenebilir.

Alıç: Almanya'da hafif  kalp yetersizliği bulunanlarda kalp kasını güçlendirici olarak kullanılmaktadır.

Kereviz: Özellikle zihinsel stres sonrası salgılanan bazı hormonları azaltarak tansiyonu düşürür. Etken madde 3-n-bütil fitalid'dir.

Biberiye: borneol içeriğinden ötürü damar genişletici etkisi vardır. Kalbe ve beyne giden kanı arttırır. Spazm önleyici, ağrı giderici, gerginlik azaltıcı ve damar genişletici özelliklerinden ötürü  angina tedavisinde kullanılabilir.

Üzüm çekirdeği ekstresi: flavonoid (OPC) içeriğinden ötürü güçlü bir antioksidandır. Varis tedavisinde kullanılmaktadır.

Yeşil çay: flavonoid  içeriğinden ötürü güçlü bir antioksidandır. Kolesterol ve tansiyonu düşürür; kan inceltici etkisi vardır. Diş çürümelerine ve dişeti hastalıklarına karşı korur. Günde 3 fincan içilmesi önerilmektedir.

Adaçayı: Kan dolaşımını düzenler. Halsizlik ve yorgunluk giderici etkisi vardır. Hastalıklardan toparlanma döneminde iyileşmeyi hızlandırır. Günde üç fincan tüketilebilir.

Oğulotu: Vücudu saran damarları genişleterek tansiyon düşürücü etki gösterir. Spazm giderici etkisinden ötürü sindirim sistemini rahatlatır. Kalp güçlendirici etkisi bulunur. Sinir sistemini rahatlatarak uykusuzluk şikayeti olanlarda yarar sağlar.

Kalp damar hastalarına verilmemesi gerekenler:

Efedra:  Soğuk algınlığı ilaçlarında ve burun damlalarındaki efedrin ve psödoefedrin maddeleri kalp atışlarını ve tansiyonu yükseltir. Ayrıca kilo verme, enerjiyi ve dikkati arttırma gibi nedenlerle de kullanılan efedra, amfetamin benzeri etki yapar; çarpıntı, sinirlilik hali, başağrısı, bulantı ve uykusuzluğa yol açar. Ancak tehlikeli olanı nabzı ve tansiyonu yükselterek ritm bozukluğu ve hipertansiyona yolaçmasıdır.

Glisirhizik asit: Böbreklerden potasyum atılmasına neden olarak kalbin düzensiz atmasına yol açar; kalp atışlarındaki düzensizlik ani ölümle dahi sonuçlanabilir.

Meyankökü: Kalp ilacı kullananlar kesinlikle almamalıdır; tansiyonu yükseltir.

Özellikle digoksin, idrar söktürücü, şeker düşürücü, coumadin gibi kan incelticiler kullanıyorsanız, bitkisel ürünleri kullanmadan önce mutlaka kardiyoloğunuzla görüşmeniz gerekmektedir.

Doç. Dr. Ayşe EMRE
Siyami Ersek Kalp Merkezi
Kardiyoloji Şef Yrd.

〰〰〰〰🐠

Mücteba


gülçiçek

mum  olmak kolay değildir, ışık saçmak için evvela yanmak gerek.

omur