Oruç da yemeğe son verdiğimiz vakit nedir?

Başlatan sena gül, 26 Ekim 2012, 22:52:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sena gül

imsak kesildikten sonra oruca niyetlenen kişinin temkin vaktinde yemek yememesi gerektiğine dair deliller nedir nasıl izah edilebilir?

tarihman

Kitabî kaynağı bilmemekle beraber, Eski Balıkesir ve Bilecik Müftüsü Merhum Mehmet EMRE Hocaefendi'nin bir sohbetinde dinlemiştim. Peygamber Efendimiz (SAV) ile Hz. Ali (R.A.) beraber sahur yapıyorlar. Yemek yemeği bırakınca, Hz. Ali namaza başlamak istiyor. Peygamber Efendimiz, Hz. Ali'ye biraz beklemesini söylüyor. Bu bekleme anında ya Hz. Ali yada Peygamber Efendimiz "Tebare" sure-i celilini okuyor. Okuma işi bitince, Peygamber Efendimiz "Şimdi namazı kılabiliriz." diyor. Temkininin delillerinden birisi bu diye biliyorum.

Mücteba

#2
Alıntı yapılan: Mücteba - 26 Temmuz 2012, 01:26:42
Muhterem okuyucularımız;

Takvimimizdeki namaz vakitleri dört hak mezhep -öncelikle hanefi mezhebi- imamlarının ictihatlarına dayanmaktadır.
Bu fıkhî esaslara göre hesaplama yapılırken enlem, boylam, saat dilimi, yükseklik, arazi genişliği gibi birçok astronomik, klimatolojik ve jeolojik unsurlar kullanılmaktadır.

Bir yerin namaz vakitlerinin doğru olarak hesaplanabilmesi için; küresel üçgen formüllerinin ve diğer astronomik formüllerin fıkhî esaslara tam olarak tatbîki gerekmektedir. Bunun için hesaplamalarda sadece “geometrik değer” sonuçları değil, fıkhî ölçülere uygun olan “görülen değer” sonuçları esas alınmıştır. Mesela, güneşin doğuş-batışı için 'geometrik doğuş-batış' değil, çıplak gözle gözlenebilen 'görülen doğuş-batış' asıldır. Sadece geometrik değerlerin hesaplanması ile elde edilen değerler -bunların sapmasına sebep olan pek çok unsurdan dolayı- gerçek değerleri karşılayamamaktadır. Bu sebeple namaz vakitlerinin hakiki değerlerini koruyabilmek için İslâm âlimleri bazı zarurî tedbirler almışlardır. Bu tedbirler; geometrik değerlerin yine astronomi otoriteleri tarafından yaygın kabul gören ilmî teoriler, kurallar ve metotlar çerçevesinde düzeltilmesidir. İşte bu hakiki değerleri elde etmek için yapılan düzeltmelere “Temkin” adı verilmektedir. Temkin, daha ihtiyatlı olmak için yapılmış bir düzeltme değil, fıkhî olarak yapılması zarûrî bir düzeltmedir. Bu düzeltmelerden sonra ortaya çıkan değerler fıkhî ölçülere uygun hale gelir. Binaenaleyh temkinsiz vakitlerin kullanılması sakıncalıdır.

Temkin ve diğer bilimsel yollarla sapmaları zarûrî olarak düzeltilmiş vakitler, asırlardan beri İslam aleminde kullanıldığı gibi; Türkiye'de de 1982 yılına kadar -Diyanet dahil- bütün takvimlerde kullanılmıştır. Fazilet takvimi de bunu kullanmaya devam etmektedir. Bu yeni bir uygulama değildir.

Bu kadar önemli olan ve asırlardan beri İslâm âlemi takvimlerinde kullanılagelmekte olan ve zamanın âlim ve fakîhleri ile mü'minlerin emîrleri tarafından tasvîp edilmiş bulunan temkin vakitleri 1983 yılından îtibaren Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 21.01.1982 gün ve 6 sayılı kararı ile Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından kaldırılmıştır. Diyânet İşleri Başkanlığı'nın bahis mevzuu tasarrufuna uymamız, her ne kadar kanûnî bir mecbûriyet değil idiyse de, her hangi bir ihtilâfa sebep olmamak için, 1983 ve 1984 yıllarında çıkarmış bulunduğumuz takvimlerimizde buna, istemeye istemeye biz de uymuştuk.

Ancak, bu tatbîkâtın büyük bir vebâli mûcip olacağını ilk anda görmüş ve bütün Müslümanların bilhassa Ramazan günlerinde çok dikkatli olmalarını ve takvimde gösterilen imsak vakitlerinden itibaren yeme-içme ve sair orucu bozan şeylerin derhal kesilmesi gerektiğini, vakitlerde artık en ufak dikkatsizliğin büyük vebâl olacağını; ayrıca günlük namazlarda, takvimlerde gösterilen vakitlerden hangisine kaç dakika ilâve edilip, hangisinden kaç dakika çıkarılması icap ettiğini her ayın sonunda, büyük hassâsiyetle ve tekrar tekrar îzah etmiş ve bununla da iktifâ etmeyerek, her türlü mânevî vebâlden sakınmak için, Diyânet İşleri Başkanlığı'nın kaldırdığı temkin vakitlerini, takvim yapraklarının ön yüzün alt satırında göstermiştik.

Fakat maalesef, bütün bu gayretlerimizin istediğimiz netîceyi hâsıl etmekten çok uzak olduğunu, okuyucularımızın gerek mektup ve gerekse şifâhî olarak bu iki sene (1983-1984) içinde bize yapmış oldukları mürâcaatlardan tesbît ettik.  

Zîra Müslümanlardan pek çoğu, asırlardan beri hâsıl olan bir alışkanlıkla, “Nasıl olsa müsâadesi vardır!” diyerek imsaktan sonra beş-on dakika daha yemeye-içmeye devam ediyor. Oysa temkinli vakitlerin kullanıldığı takvimlerde bile böyle bir şey caiz değilken temkinsiz gösterilen imsak vakitlerinde hiç caiz olamaz. Çünkü beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa farklılıkları sebebiyle vakitleri çok kesin bir şekilde tesbit etmek de mümkün olmadığından temkinsiz vakitleri kullanmak hatalıdır.

Bu durum karşısında, Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun mezkûr kararına uymaya devam etmeyi son derece tehlikeli ve o nisbette de mânevî bakımdan mes'ûliyetli bulduk. Bu mes'ûliyetten kurtulmak için, 1985'ten îtibâren takvimimizde 1982 ve daha evvelki yıllarda Türkiye'de yayınlanan -Diyânet takvimi de dâhil- bütün takvimlerde gösterilen ve asırlardan beri kullanılagelmekte olan temkinli vakitler kullanılmıştır.

Yatsı vakti için güneşin 17 derece ufkun altına indiği, imsak vakti için de 19 derece ufka yaklaştığı anlar hesaba esas alınmıştır. Ayrıca, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ile irtifâ farklılıkları da nazar-ı dikkate alınarak lüzumlu temkinler vakitlere ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır.

Tatbik edilmiş bulunan bu temkinlere göre; öğle, ikindi ve yatsı namazı vakitlerine 10'ar dakika, akşam namazı vaktine 7 dakika ilâve edilmiş; imsaktan 10 dakika, güneşin doğuşundan da 5 dakika çıkarılmıştır. Ancak bunlar teknik değerlerdir.

Bu sebeple müslümanlara,

   * Takvimimizde verilen vakitlere riayette titizlik göstermelerini,
   * Namazlarını vaktin sonuna kadar geciktirmemelerini,
   * Oruca başlarken takvimimizdeki imsak vakitlerini kullanmalarını,
   * Sabah namazını ise imsak vaktinden en az 15-20 dakika sonra kılmalarını tavsiye ediyoruz. Daha erken kılınması isabetli olmaz.


Büyük Haydar Efendi'nin Usûl-i Fıkıh Dersleri kitabında, “Vaktinden evvel kılınan namaz sahih değildir. Musallî, vaktin hulûlünden (girmesinden) evvel namaz kılarsa, o namaz edâ edilmiş olmaz.” buyrulmuştur.

   * Kezâ Ahmed Bîcan Hazretleri'nin Envâru'l-Âşıkîn isimli eserinde de, “Vaktinden evvel kılınan namaz, gönül nûrunu söndürür; yerine zulmet girer.” buyrulmaktadır.
   * Vakti girmeden bir namazı kılmak Allâh'ın emrine aykırı olduğundan, insanın rûhunu ifsad eder ve -vakti içinde kılmadığından- o namazı kılmamış olur.
   * Nisâ Sûresi'nin 103. âyet-i kerimesinde (meâlen) şöyle buyuruluyor: “Şüphesiz namaz, mü'minlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır.”

Namaz vakitleri:

Câbir bin Abdullah ile İbn-i Abbâs ve Ebû Hüreyre (r.anhüm)‘den rivâyet edilen hadîs-i şerîfte Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:
“Cibrîl (a.s.) bana iki defa (yani iki gün) Beyt-i Muazzam'ın yanında imam oldu.
İlk def'a güneşin gölgesi bir nalın tasması kadar uzadığında bana öğle, her şeyin gölgesi birer misli uzadığında ikindi, oruçlu orucunu açtığı vakitte akşam, şafak kaybolduğunda yatsı, oruçluya yemek-içmek haram olduğu vakitte sabah namazını kıldırdı. Ertesi gün öğle namazını her şeyin gölgesi bir misli, ikindi namazını iki misli olduğu, akşam namazını oruçlu iftar ettiği zamanda, yatsı namazını, gecenin sülüsüne doğru, sabah namazını da ortalık iyice aydınlandığı vakitte kıldırdı. Sonra da bana döndü ve: 'Yâ Muhammed, bu, senden evvelki peygamberin vaktidir. Namaz vakti işte bu ikişer vakitler arasındadır' dedi.”


Ehl-i Sünnet âlimlerinin ve râsıdlarının (Allah onlardan râzı olsun) asırlar boyu bitmek tükenmek bilmeyen gayreti, çalışmaları, araştırmaları neticesinde astronomi esaslarına uygun olarak tesbit ettikleri namaz vakitlerine ait güneş'in derece değerleri ise, aşağıda beyan edilecektir. Bu vakitlerin dışında indî olarak kendi kafasından vakit îcad etmek, uydurmak -Allah korusun- çok büyük mes'ûliyeti mûciptir.

---------------------------------------------------------------------------------------------


ÖĞLE NAMAZI VAKTİ

Cebrâil aleyhisselâm'ın namaz vakitlerini bildirmek için nüzûlü, Mîrac Gecesi'nin hemen akabindeki günde vukû bulmuş ve ilk kıldırdığı namaz salât-ı zuhur (öğle namazı) olduğundan bu namaza, salât-ı ûlâ (birinci namaz) denilmiştir.

Astronomi bakımından da öğle namazının vakti diğer vakitlerin mebdei; başlangıcı olmuştur. İlk olarak öğle namazının vakti hesap edilir, diğer vakitlerin hesabı ondan sonra ve ona istinâden yapılabilmektedir.

Gündüzün tam ortasında güneşin en yükseğe çıktığı noktadan alçalmaya başladığı zaman -ki, buna zevâl vakti denir- öğle namazı vakti başlar ve ikindi namazının vaktine kadar devam eder. İkindi namazının birinci ve ikinci ikindi olmak üzere iki vakti vardır. Bu vakitlerle alâkalı tafsilât ikindi namazı vakti izah edilirken verilecektir.

İKİNDİ NAMAZI VAKTİ

Güneş gündüz en yüksek noktaya çıktığı anda, Nısfü'n-Nehâr Kavsi (yani, bulunulan yerin meridyeni) üzerindedir ve bu anda her şeyin gölgesi en kısadır. Her şeyin gölgesinin en kısa olduğu bu zamana “Fey'-i zevâl” denilir.

Bir cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge inzimam ettiği (eklendiği)nde, yani cismin gölgesi fey'-i zevâl + cismin yüksekliği kadar uzunlukta gölge boyuna geldiğinde, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna “Asr-ı evvel” denir ve bu imâmeyn kavlidir.

Cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyunun iki misli kadar daha gölge inzimam ettiği (eklendiği)nde de ikindi namazının ikinci vakti girmiş olur ki buna “asr-ı sânî” denir ve bu İmâm-ı A'zam'ın kavlidir.

Bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline  kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika ka-
lıncaya kadar kılabilir ve ikindi namazını da ikinci  ikindi vakti girdikten sonra kılar. Takvimimizde asırlarca Osmanlı Devleti'nde müftâbih (kendisiyle fetva verilen) ve mâ'mûlünbih (kendisiyle amel edilmiş) olan birinci ikindi, yani asr-ı evvel kullanılmıştır.

AKŞAM NAMAZI VAKTİ

Eimme-i Erbaa (İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed bin Hanbel rahimehümullah) indinde, güneş ufukta battıktan sonra güneşin merkezi, ufuktan bir derece aşağı indiğinde akşam namazı vakti girer. Akşam namazının son vakti ihtilâflı olduğundan ihtiyâten yatsı vaktinden 15-20 dakika evvel bitirilmiş olmalıdır. Bunun için yatsı vaktinin erken girdiği günlerde15 dakika evvelki, geç girdiği günlerde de 20 dakika evvelki vakitleri kullanmalıdır. Yani, yatsı vakti girmezden 15 veya 20 dakika evvel akşam namazı kılınmış olmalıdır.
Bununla beraber sıkışık durumlarda, yatsı namazının vakti girinceye kadar da akşam namazı edâ edilir, kazâya bırakılmaz.

YATSI NAMAZI VE İMSÂK VAKTİ

Güneş battıktan sonra, ufkun altında alçalmaya devam eder. Bu arada ufuk bir süre kızıl bir renk alır, ardından da kısa süreli bir beyazlık devam eder. Güneş battıktan sonra ve doğmadan önce gökyüzünde güneş ışınları atmosfer içinde kırılma ve dağılmaya uğrar. Bunun neticesi olarak görülen atmosfer içinde güneş ışınlarının yansımasından kaynaklanan kızıllık ve beyazlığa Astronomi'de “Tan hâdisesi” denir. Akşam vaktindeki tan hâdisesine “şafak” da denilir. Modern astronomi cihazlarıyla yapılan ölçümlere göre bu hâdise, güneş battıktan sonra güneşin ufuktan -17 derece alçalmasına kadar devam eder. Bu andan itibaren güneş ışınları atmosfere giremez, gözden kaybolur ve gece başlar.

İslâm âlim ve râsıdlarına göre; Akşamleyin güneş ufuktan -17 derece aşağı indiği zaman ufuktaki kızıllık kaybolur, bu vakit, yatsının başlangıcıdır.

SABAH NAMAZI VAKTİ

Gece yarısı güneş, en aşağı noktaya indikten sonra tekrar yükselmeye devam eder. Güneş ufuktan -19 dereceye geldiğinde bu sefer doğu ufkunda tan hâdisesi (fecr) meydana gelir. “Fecr-i sâdık” başlar ve gece nihâyet bulur. Güneş ufuktan inebileceği en aşağı noktaya indikten sonra, tekrar yükselmeye başlar; ufka -19 derece yaklaştığı anda ise kızıllıktan evvelki beyazlık başlar, fecr-i sâdık doğar; bu an imsâk vaktidir. Güneş ufuktan doğmadan evvel, güneşin merkezi ufka 1 derece yaklaştığı anda sabah namazının vakti biter ve güneş doğar.
Hanefî mezhebine göre Sabah namazı takvimimizdeki imsak vaktinden en az 15-20 dakika sonra kılınabilir.

Hanefî mezhebine göre sabah namazını, güneşin doğmasından 45 dakika öncesi kılmak müstehaptır.

Şâfiî mezhebine göre ise, fecr-i sâdıkın doğmasıyla birlikte, yani imsaktan en az 15-20 dakika geçtikten sonra kılmak efdaldir. Maamâfih Hanefî mezhebi mensupları da, Ramazan ayında ve zarûri hallerde, sabah namazlarını fecr-i sâdıkın; ikinci fecrin doğmasıyla (imsaktan 15-20 dk. sonra) birlikte kılabilirler.

Güneşin doğuşu, öğle vaktinden ne kadar önce ise, batışı da o kadar sonradır. Yani güneşin doğuş ve batış vakitleri öğle vaktine (güneşin en yüksek noktada olduğu vakte) göre mütenâzır (simetrik)dır.

Takvimimizde yer alan namaz vakitleri hakkında, uzun bir ilmî tetkik neticesinde hazırladığımız bu açıklamada, göremediğimiz bazı hatalarımızdan dolayı Cenâb-ı Hakk'ın afvına ve okuyucularımızın derin müsâmahalarına sığınırız. Muvaffakiyet Allahü Teâlâ'dandır.


[IMG]http://i.imgur.com/E3mvp.png[/img]



http://www.sadakat.net/forum/islamgenel/takvim_yapragi_deyip_gecmeyin-t56966.0.html;msg264073#msg264073

http://www.sadakat.net/forum/hakikat_ekseninde/vakit_hususunda_fazilet_takviminden_sasmayin-t4197.40.html


sugibi

#3
Bir konuyu şii, sünni, alevi, mezhepsiz birinin söylemesi o meseleyi araştırmamıza mani midir? Bu takvim meselesi üzerinde icma mı vardır ki? konuşulmasın, araştırılmasın. Kim söylemişse söylemiş. Müslümanların önüne böyle bir mesele gelmiş. Biz elimizden geldiği kadarıyla hakkı tespit etmek adına ehli sünnetinde kabul ettiği Peygamberimizin hadislerinde bildirdiği zamanı görerek, uygulayarak aramak suç mu? Hata mı? Yoksa efdal olan bir hareket mi?

Kişiler böyle bir tespit yapabilir ama Diyanet ne iş yapacak? Diyanet müslümanların önderi, itaat edilmesi gereken ulul emr'leri midir ki yetkili merci olsun? Ne diyanet kendini bu makamda görüyor, ne de Türkiye Devleti bu yetkiyi diyanete vermiş olsun. Diyanet müslümanlara dini konularda yardımcı olsun diye vardır. Mutlak itaat edilecek yegane yetkili merci değildir.

Ayrıca "Toplumun ekserisi sünni müslümanlara göre hüküm vermek zorundadır" diyorsunuz. Toplumun ekserisi Şii olsaydı, Alevi olsaydı, Vehhabi olsaydı yine ona göre mi hüküm vermesi gerekirdi Diyanetin. Yoksa İslam (Kur'an, hadisler) ne diyorsa onu mu söylemek zorundadır. Size göre Diyanetin görevi toplumun çoğunluğu hangi mezhep üzereyse (Şii'lere Şia, Alevilere Alevi, Vehhabilere Vehhabi, Şafiilere Şafii, Hanefilere hanefi) o mezhebe göre hüküm vermesi mi gerekiyor?

Hangi kurum olursa olsun, ister Diyanet ister bir başkası İslam adına konuşuyorsa Kur'an ve hadislerle, icma edilmiş meselelerle konuşması gerekir.

Yine iddia ediyorsunuz ki ehli sünnet arasında bir içtihad farkı mı vardır ki? Buyrun söyleyin bu konuda ehli sünnet takvim hususunda icma mı etmiş? Bu icmanın sabit olduğunu kim, hangi kitabında, hangi yılda, hangi alimlerin toplantısı sonucu belirlenmiştir. Bu arada bunu söylemeden önce icmanın tanımına bakın. Öyle yazın lütfen.

mazhar

   Su gibisin kardeşim akıp gidiyorsun..! Şimdi ben bu yazdıklarının hangisine cevap vereyim...sizin vaktiniz bol gibi...bir önce'ki alevi bir erkekle evlilik konusuna cevap yazmayı düşünüyordum ama sen burada beni  soru yağmuruna tutmuşsun...

   Şunu öncelikle belirteyim ben Sadakat sitesinde sizin gibi bir üyeyim sorulara da cevap verme gibi bir durumum yok...sizden tek farklılığım,daha fazla paylaşım yapmam... ama sizin sorduğunuz sorulara bende bazen cevap vererek katılıyorum...görüşlerimi paylaşıyorum.

Alıntı YapBir konuyu şii, sünni, alevi, mezhepsiz birinin söylemesi o meseleyi araştırmamıza mani midir?

    Kesinlikle mani değildir,Araştırabilirsiniz. Sadece yukarıdaki saydığınız meşrebler dışında, Budist rahiplerinde buna benzer sözleri var onlarıda araştırabilirsiniz...hatta bir zamanlar komünist olup sonra,islama dönen birileri(yoksa önce dindar sonra kömünist mi olmuştu) vardı neydi ! Duran Dursun'mu nedir..? tam hatırlayamıyorum o şahsın da bu konuda düşünceleri vardı onlarıda araştırabilirsiniz...ama ben araştımacı değilim...Amerikayı da yeniden keşf etmek istemiyorum...Bu konuda yazılanlar yazılmış. Söylenenler söylenmiş. Yıllarca araştırsanız yeni bir şeyler'mi bulacaksınız..? Şimdi ben burada siz  o konuyla ilgili çok şeyler paylaşabilirim, yukarıda yazılar yazılmış, Ben de şimdi size bununla elgili bir çok bilgi,belge aktarırım ama bu sabaha kadar sürer...Sonra da Site yönetimi(sadakatnet) Miftahulkulub kardeşimiz hemen uyarabilir, isra kardeşimiz site kurallarını madde madde sıralar,sansüre uğrarız...en iyisi günlük her sorduğunuz soruyu vaktim olduğu bile bildiğim kadarıyla cevaplayayım.

Başını ağırttıysam kusura bakma...
Saygılar.

sugibi

#5
Estağfirullah kardeş. Ben konu hakkında doğruyu bulmaya çalışıyorum. Vaktiniz boldur ne zaman isterseniz yazın. Ben kuru kuruya bir şeyi iddia etmiyorum. Filancanın doğru olduğunu da iddia etmiyorum. Sadece ihtilaf sahiplerini açıkladım. İsteyen istediği kişiyi, cemaati sizin de dediğiniz gibi araştırabilir. Bu konuda mesele sizin yazınızda  bu işin icma olduğuna kadar dayandı. Bende hakkı öğrenmek için icma olduğunu iddia edenlerin delillerini bekliyorum.

Yıllarca araştırsanız yeni bir şey mi bulacaksınız, diyorsunuz. Takvim konusunda kim ne demiş, hangi hususta icma etmişler. siz zannediyor musunuz ki Ebu Hanife, İmam şafii, Maliki, Ahmed b. Hanbel "namazların kılınmasında takvimi esas almayı" ele alıp bu konuda içtihad etmişler. Bu imamlar 1300 sene önce yaşamış ve vefat etmişler. "Namazların kılınmasında takvimi esas almak" konusunun tarihi ne olaki bu imamlar bu konuda içtihad etsinler.

Tekrar ediyorum "Namazların kılınmasında takvimi esas almak" konusu ne zaman hangi yıllarda hangi alimler görüş birliğine varıp, icma etmişlerdir.

Yıllarca araştırılıpda bulunan şeyden kastınız nedir sizin?

Dediğim gibi zamanınız boldur ne zaman isterseniz yazarsınız. Ben de gördüğümde cevabımı yazarım.

azizistanbul

namazların kılınmasında takvim eskiden yoktu ki icma olsun diyorsunuz . evet doğrudur takvim yoktu ondan dolayı da icma olmaz.

Peki : son 100 yıla kadar resimli namaz ilmihali varmıydı ki biz namaz kılma şeklinde küçük farkların dışında icma halindeyiz.


evet namaz bize resimli ilmuhallerle gelmedi ama tabaka tabaka müslümanların birbirlerine tevatür yoluyla verdikleri mütevatir haber ile hz. peygamberin namazı bizlere kadar geldi.
namaz malum erkanı ile kılınırken herhangi bir yüzyılda birden değişmesi mümkün müdür? değişse veya değiştirilmeye çalışılsa buna engel olmak isteyen büyük kitleler çıkacaktır ve mümkün olmayacaktır.

işte namazın erkanı gibi namazların vakitleri de hz.peygamberden bugüne tabaka tabaka tevatür halinde gelmiştir.  yani imsak güneşin doğmasına 1 buçuk saat varken kesilirken birden 30 dakikaya indirilse saat olmasa bile o dönemin müslümanları bir buçuk saat ile yarım saat dilimini ayırmazlarmıydı.  ve yahut ta tüm ümmet güneş doğmasına yarım saat kala oruca başlarken birden bunu birbuçuk saate çıkarabilirlermi toplu olarak icmaen.


namazın rükünları gibi namazın vakitleride tevatür olarak ümmetin genelinin kabul gördüğü şekilde bugüne gelmiş ancak 1980 darbesiin etkisinde diyanette saltanat süren bir grup tarafından astronomik ölçümlerin hassaslaştığını beyan ederek 19 derece 18 dereceye değiştirilerek yaklaşık 18 dakikalık bir fark oluşturulmuştur.

abdülaziz meselesine ise bu günün makul karşılayabileceğimiz bir durumda olan bu günün diyaneti cevab verme tenezzülünde bulunmamıştır. İyi de yapmıştır ayakta alkışlıyorum.


her deliye cevap verilirse akıllılar pert olur.
جُلُوسُكَ سَاعَةً عِنْدَ حَلَقَةٍ يَذْكُرُونَ اللهَ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ اَلْفِ سَنَةٍ

sugibi

Halen kanıt olabilecek bir kitap, kaynak göstermiyorsunuz. Lütfen kitap, kaynak göstererek yazın.

Bahsettiğiniz "yani imsak güneşin doğmasına 1 buçuk saat varken kesilirken birden 30 dakikaya indirilse saat olmasa bile o dönemin müslümanları bir buçuk saat ile yarım saat dilimini ayırmazlarmıydı.ve yahut ta tüm ümmet güneş doğmasına yarım saat kala oruca başlarken birden bunu birbuçuk saate çıkarabilirlermi toplu olarak icmaen. " yazıyı İCMA olduğunu mu iddia ediyorsunuz?

Yine siz "evet namaz bize resimli ilmuhallerle gelmedi ama tabaka tabaka müslümanların birbirlerine tevatür yoluyla verdikleri mütevatir haber ile hz. peygamberin namazı bizlere kadar geldi. " diyerek ehli sünnet içerisinde peygamber efendimizin tek bir şekilde namaz kıldığını mı söylüyorsunuz. Bu konuda icma olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Hayret doğrusu 4 mezhebe göre sünnetleri, vaciplerinde dahi farklılıklar vardır namaz içerisinde. Nasıl olurda bu hususta icma olduğunu söylersiniz?

İcma müslümanların rutin yapageldikleri işlerle açıklanmaz.

İcma = İttifak etmek, görüş birliğine varmak, azmetmek, kasdetmek. Hz. Peygamber'den sonraki bir çağda amelî bir meselenin şer'î hükmü üzerinde İslâm müctehidlerinin birleşmesi.[Şamil İslam ansiklopedisi]

Alimler bu konuda ittifak etmese müslümanların geneli bir mezhebe göre hareket etse o konuda icma var, nasıl dersiniz?

Mücteba

#8
Alıntı yapılan: sugibi - 09 Kasım 2012, 19:30:24
Ne yaptık da pes doğrusu diyorsunuz. konu hakkında ihtilafı ve kaynağını söyledik. Abdulaziz Bayındır haklı mı dedik. Diğerleri yanlış mı dedik. Kimseye ne hüküm verdik, ne de fetva. İhtilaf var ise müslümana düşen görev bu takvimlerin hangisi doğru olduğunu kendi gözüyle görmenin yolunu söyledik. Hata mı ettik.

Müslüman kalkıp birebir kendisi tespit etmenin neresi yanlış.

Sadakat gibi ehlisünnetin kalesi mesabesinde olan bir mekanda ehlisünnet düşmanlarının görüşlerini kıyaslıyorsunuz. Usul ve uslübunuz absürd ve arızalı.

Tutturmuşsunuz kaynakta kaynak diye.

"Osmânlı  âlimlerinin  en  yüksek  makâmı  olan  (Meşîhat-i islâmiyye)nin  hâzırladığı 1334 [Miladi 1916] senesinin  (İlmiyye  sâlnâmesi) ismindeki  takvîmde  ve  İstanbul üniversitesi  Kandilli  rasadhânesinin  1958  târîh  ve  14  sayılı  (Türkiyeye mahsûs Evkât-ı şer’iyye)  kitâbında,  namâzların  şer’î  vaktlerini  ta’yîn  ederken,  Temkin miktârı hesâba katılmıştır. Bunun  için,  temkin  zemânlarını  ve  dolayısı  ile  namâz vakitlerini değiştirmek câiz değildir. "


Buyrun kaynak : Namaz Vakitleri nasıl hesâb edilir?

Sadakate mezhepsizlerin, ehli bidatların, ehlisünnet düşmanlarının görüşleriyle değil hakiki ehlisünnet alimlerinin görüşleriyle gelin.

http://www.sadakat.net/forum/islamgenel/mezhepsizler_ve_mezhepsizlige_karsi_olanlardan_bazilari-t1251.0.html

http://www.sadakat.net/forum/fikih_ve_itikad/iste_73_firkanin_listesi-t54631.0.html

http://www.sadakat.net/forum/islamgenel/mezhepsizleri_nasil_taniriz-t3622.0.html


Son olarak size bir sorum ve birde tavsiyem olacak.
Soru: Siz hangi takvimi kullanıyorsunuz?
Tavsiye: Aşağıdaki yol haritasını hayatınıza uygulayınız.



Bir mü'min hayatı boyunca sırasıyla şu 3 fiili gerçekleştirmelidir.


1- İtikadını Ehl-i Sünnet Vel Cemâ'at İtikadına uydurmalı,

2- İlmihalini öğrenip ihlâsla uygulamalı (ilim->amel->ihlâs),

3- Kamil-i Mükemmil Mürşid olan "Zamanın Hakiki Sahibi"'ni arayıp bulmalı, eteklerine yapışıp ölene kadar bırakmamalıdır.( Hakikisi mi? İstidraç Sahibi Sahtesi mi?)

sugibi

#9
Soru: Siz hangi takvimi kullanıyorsunuz?
Cevap : ihtilaflı takvimlerin ittifak ettikleri vakit aralığında namazlarımı eda etmeye çalışıyorum. Delilsizce birini alıp, birini bırakmıyorum.

Tutturmuşsunuz kaynak da kaynak diye, diyorsunuz. Devrinin en büyük âlimlerinden. Horasan'da 118 (m. 736)da doğup aynı yerde 181 (m. 796)da vefât etti. Babası Türk, annesi Harzemlidir. Büyük âlim, şaşıranların yol göstericisi, dînin senedi, Hanefî mezhebinin reisi olan İmâm-ı a'zamdan ilim tahsil etti. Bakınız bu alim ne diyor

"İmam Abdullah İbnu’l-Mubarek (rh.a)derdi ki:
“Eğer Din bize sabit olmayan ve güvenilmeyen ve mu’temed edilmeyen bir nakille gelseydi bilen de bilmeyen de bu din  hakkında  konuşurdu. Acil de  âlim de dilediğine helal ya da haram derdi.  Her isteyen de dilediğini haram kılabilirdi. Böylece din bir  karmaşaya dönüşür ve bu selin önünü kimse almazdı.  Fakat Allah  temiz Sünneti korumak için Allah’ın bu ümmetin en hayırlıları olarak seçtiği sahabe-i kiram ki onları Allah bu emaneti taşımakla mükellef kıldı ve onlar kendilerinden sonra gelen tabiuna ev onlara tabi olanlar bu  Dini naklettiler. Böylece bu din onların vasıtasıyla sahih bir nakille bize kadar geldi. Bunun için İmama, Abdurrahman İbn Mehdî şöyle demiştir:“Kişi;  dinde sahih olanla sahih olmayanı birbirinden ayırmadan, kendisine ulaşan her haberle hüccet beyanına kalkışmayı bırakmadan ve ilmin nerden sahih olarak gelmiş olduğunu bilmeden dinde İmam olamaz.”(Şerhu İleli’t-Tirmizî: c.1,s.476)

İmam herşey kaynak göstermeyebilir, Fakat ilmi öğrenen kişi onun kaynağını göstermesini isterse İddia sahibi alimde olsa o kaynağı göstermek zorundadır. Bakınız siz de diyorsunuz mezhepsizler, şunlar , bunlar  var. Böyle bir ortamda kaynak istememizden daha doğal ne olabilir? Yoksa bayındırda, bir başka alleme de atıp, tutarsa nerden bileceğiz bu kişilerin atıp, tutmadıklarını.

Şunu tekrar etmekte fayda var. Kişiler illa ki kaynak istemek zorunda değildir. Fakat şüphe veya ihtilaf var olduğunda kaynak gösterilmesi istenirse iddia sahipleri kaynak göstermemezlik yapamazlar. Bu onların iddialarındaki şüpheyi daha da artırmaktan başka bir işe yaramaz.

Buyrun kaynak dediğiniz pdf örneğini kim kaleme almıştır. Bunun yazarını kitapda göremedim. Gözümden kaçmış olabilir. Bu pdf kitapda yazıyor ki;

"Güneşi ve üfku görenler, güneşin, şer’î üfkdan, nemâz vaktinin irtifâ’ına geldiği şer’î vaktlerde kılar. Görmiyenler, hesâb ile bulunan
şer’î vaktlerde kılar

Fecr-i sâdık vaktinin irtifâ’ı, dört mezhebde de, -19 derecedir.
Yatsı nemâzı vaktinin başlaması irtifâ’ı, İmâm-ı a’zama göre, -19 derece, iki imâma ve diğer üç mezhebe göre -17 derecedir. Öğle vaktinin başlaması irtifâ’ı, gâye irtifâ’ıdır. Gâye irtifâ’ı, arz derecesinin temâmîsi ile meylin cebrî toplamıdır. Güneşin merkezinin, üfk-ı hakîkîden gâye irtifâ’ına yükseldiği görülünce, mer’î hakîkî  (Zevâl vakti) olur. "

Fakat her iki yerde de mezheplerin bu görüşünün hangi kitapdan alındığına dair hiçbir kaynak belirtilmemiştir. Kaynak yazılsaydı bizde o kaynaklarda yazıyor mu? Yazmıyor mu? araştırma imkanımız olurdu.

Yine diyorsunuz ki; ""Osmânlı  âlimlerinin  en  yüksek  makâmı  olan  (Meşîhat-i islâmiyye)nin  hâzırladığı 1334 [Miladi 1916] senesinin  (İlmiyye  sâlnâmesi) ismindeki  takvîmde  ve  İstanbul üniversitesi  Kandilli  rasadhânesinin  1958  târîh  ve  14  sayılı  (Türkiyeye mahsûs Evkât-ı şer’iyye)  kitâbında,  namâzların  şer’î  vaktlerini  ta’yîn  ederken,  Temkin miktârı hesâba katılmıştır. Bunun  için,  temkin  zemânlarını  ve  dolayısı  ile  namâz vakitlerini değiştirmek câiz değildir. " Bu belirttiğiniz kaynaklar dinde sened olmaya yeterli değildir. Bu alimler içtihad edip böyle bir hüküm verselerde bunun bağlayıcılığı olabilmesi için İCMA olması şarttır. İcma olmadıkça hiçbir içtihad bir başka içtihad sahibinin içtihadına engel değildir. Eğer ki bu konuda icma var diyorsanız delilleri ile belirtin. Biz de öğrenelim. 1916 senesinde yazılmış bir alimin kitabından kaynak sunupda buyrun kaynak bu demeniz için o kitabında İmamı Azam, İmam Malik, İmam Şafii vs vs dönemine kadar isnadını senedleriyle, kaynaklarıyla belirtmek zorundadır. Eğer ki belirtmemişse bu delil olarak sunulamaz.

Bu kitap sadece o alimin içtihadının olduğunu gösterir ki bende itiraz etmiyorum zaten bu içtihadların varlığına. 1916 senesinde bazı alimler bu içtihadda bulunmuş olabilirler. Fakat bu içtihad bugün teknolojinin çok daha ilerlediği bir zamanda bir başka alimin o konuda içtihad yapmasına mani olamaz. İçtihada mani olabilmesi için KESİN NAS (Kur'an, sahih hadis, Zamanın tüm alimlerinin bu konuda ittifak ettiği İCMA) olması gerekir. Bu alimler hepsi aynı dönemde yaşamış, biri başka bir zamanda, bir diğeri onların ölümünden veya doğumundan önce olmaması gerekir.

Son olarak şunu diyeyim. Göz var, izan var. Yukarıdaki kitapta da belirtildiği gibi "Güneşi ve üfku görenler, güneşin, şer’î üfkdan, nemâz vaktinin irtifâ’ına geldiği şer’î vaktlerde kılar." . Ben ufku net olarak görebildiğim halde ve Diyanet veya Faziletin takvimine göre ezan okunduğunda ufukta fecri sadık doğmadığı halde, diyanet veya fazilet takvimine göre namaz kılarsam bu namazım batıl olur mu? olmaz mı? Bana bunu net olarak açıklayın lütfen.

NOT : Şunu da belirteyim. Ben Hanefi mezhebine göre amel ediyorum. Bayındırcı,Nurcu falancı, filancı değilim. Burada Bayındır'ın bu iddiasını araştırdığımdan dolayı Bayındır ve ekibinin İslam'daki tüm fetvalarını kabul ettiğimi çıkarmayın.



tarihman

Bu forumda ehl-i sünnet dışı görüşlere, mezhepsizlerin, neo-selefilerin görüşlerine asla müsamaha gösterilmemektedir. Velevki bu şahısların o mesele hakkında görüşleri doğru bile olsa... Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir. Dolayısıyla, burada Abdülaziz Bayındır'ın görüşleri tarafımdan silinmiştir.

sugibi

Alıntı yapılan: tarihman - 11 Kasım 2012, 16:26:23
Bu forumda ehl-i sünnet dışı görüşlere, mezhepsizlerin, neo-selefilerin görüşlerine asla müsamaha gösterilmemektedir. Velevki bu şahısların o mesele hakkında görüşleri doğru bile olsa... Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir. Dolayısıyla, burada Abdülaziz Bayındır'ın görüşleri tarafımdan silinmiştir.

Evet. Bir çok sitede kimse kimsenin görüşüne müsamaha etmiyor. Sizin gibi düşünenlerde başka forumlarda itiraz etmeye başladığınızda aynı şekilde yazılarınız siliniyor. Herkes aynı şekilde hareket ediyor. Garip yeri geldiğinde de kimse kimsenin düşüncelerini engellememeli diye düşünce özgürlüğünden bahsediyorlar. Forum sizin, yetki sizin, takdir sizin. Ben illa ki yayınlayacaksınız diye size baskı yapamam. Canınız sağolsun :)

Mücteba

#12
Daha önceki belirtiğim kaynakta mevzuu detaylı olarak açıklanmış. Dikkatli okursanız anlarsınız.
Ama yok ben buna güvenmiyorum başka kaynak ismi verin diyorsanız. Gâzi Ahmed Muhtar Paşa'nın (1839-1919) "Islâh-ut-Takvim Riyâd-ül-Muhtâr" isimli eseri bu konuda temel eser niteliğindedir.
Bu eserler Edille-i Şer'iyye-i Asliyye ve Edille-i Şer'iyye-i Fer'iyye'ye dayanır. Kıyasladığınız isimler gibi değildir. Esasen İcma-i Mürekkep halini almış; ehl-i Sünnet âlim ve astronomlarının neredeyse ittifak halinde oldukları bir mevzuu bu kadar uzatmanın da hiç bir mânâsı ve yararı yok.
Zaten 1982'ye kadar tüm takvimler aynı idi. Şuurlu bir müslüman mevzuu ve oynanan oyunu buradan da çıkarabilir.

Ahiren:
İbadetlerinizi Abdülaziz BAYINDIR takvimine göre yaparsınız; oruçlarınız yanar.
İbadetlerinizi Diyanet takvimine göre yaparsınız; oruçlarınızın yanma ihtimali vardır.
İbadetlerinizi Fazilet takvimine göre yaparsınız; oruçlarınıza vakitten dolayı birşey olmaz.

Tavsiyemiz ibadetlerinizi "tilke hudûdullâh" âyeti kerimesiyle amil olan Fazilet Takvimine göre yapmanızdır.

Bu kadar açıklamaya rağmen yok arkadaş ben gözümle görücem diyorsanız. Buyrun ufku gözetleyin.

tarihman

Alıntı yapılan: Mücteba - 11 Kasım 2012, 17:13:27

Ahiren:
İbadetlerinizi Abdülaziz BAYINDIR takvimine göre yaparsınız; oruçlarınız yanar.
İbadetlerinizi Diyanet takvimine göre yaparsınız; oruçlarınızın yanma ihtimali vardır.
İbadetlerinizi Fazilet takvimine göre yaparsınız; oruçlarınıza vakitten dolayı birşey olmaz.



Sizin de söylediğiniz gibi, velev ki, Bayındır'ın veya Diyaten Takvimi'nin hesaplama yöntemi doğru olsun... Fazilet Takvimi'ne göre oruca başlamak hiç bir şey kaybettirmez. Ama, Ya Fazilet Takvimi'nin hesaplaması doğru ise... :)

sugibi

#14
Alıntı yapılan: tarihman - 11 Kasım 2012, 18:23:41
Alıntı yapılan: Mücteba - 11 Kasım 2012, 17:13:27

Ahiren:
İbadetlerinizi Abdülaziz BAYINDIR takvimine göre yaparsınız; oruçlarınız yanar.
İbadetlerinizi Diyanet takvimine göre yaparsınız; oruçlarınızın yanma ihtimali vardır.
İbadetlerinizi Fazilet takvimine göre yaparsınız; oruçlarınıza vakitten dolayı birşey olmaz.



Sizin de söylediğiniz gibi, velev ki, Bayındır'ın veya Diyaten Takvimi'nin hesaplama yöntemi doğru olsun... Fazilet Takvimi'ne göre oruca başlamak hiç bir şey kaybettirmez. Ama, Ya Fazilet Takvimi'nin hesaplaması doğru ise... :)

sizin dikkate aldığınız orucun başlaması. Fakat ben sabah namazını konuşuyorum. Sorumu yukarıda sordum fakat yine cevap verilmedi. Ya Fazilet Takvimi hesaplaması yanlışsa ki gözüyle ufku gözetleyen kişinin durumun sormuştum. Bu durumda Fazilet takvimine göre kılınan namaz batıl olmuş olur.

Eğer Oruç meselesinde görüşümü sorarsanız en erken hangi takvim imsak gösteriyorsa o vakitte yeme, içmeyi keserim. Böylece yine ittifak edilen vakit haricinde yeme, içme yapmamış olurum.

Ben size sabah namazını soruyorum, siz ise orucu örnek gösteriyorsunuz.
Esasen Diyanetin veya diyanete uygun görüşleri olanların şu durumunu görüyorum. Ters çevrilmiş bir kap var. Bu kabın içinde bir elma var. fakat kimse bu elmayı görmüyor. Daha öncekiler bu elmanın bu kab içerisinde olduğunu bildiriyor. Bu kabın içinde elma olduğunu daha önceki kişiler söylediği için kimse cesaret edip de bu kabı açıp içinde elma var mı? yok mu? diye düşünmüyor. Nedendir bilinmez. Halbuki kabı kaldırıp içinde elma var mı? yokmu? diye bakmak bu insanların elinde. Neden doğruluğunu (imkanları olduğu halde) kontrol etmiyorlar ve buna karşı çıkıyorlar anlamıyorum.

İş şimdide icmalıktan çıktı. Mürekkep icmalığa döndü. Mürekkep icma nedir? Bunu ilk kim ortaya atmıştır. Mürekkep icma hakkında icma var mıdır? Mürekkep icmaya ehlisünnet alimlerinden kimse karşıt görüş sunmamış mıdır? Mürekkep icmaya karşıt görüş içtihad edilemez mi?