Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
CUMA SOHBET, HUTBE VE VAAZ ARŞİVİ / Ynt: Arabca klavye orjinal
« Son İleti Gönderen: Pridezero 21 Ağustos 2017, 11:42:16 »

Anyone choosing to access the site because of its round shape
2
GÖNÜL SULTANLARIMIZ / Ynt: Öfkeden Kurtulmak İçin
« Son İleti Gönderen: Pridezero 21 Ağustos 2017, 11:42:08 »
A good choice to find information quickly
3
İSLAM-GENEL / Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Son İleti Gönderen: Togika 16 Ağustos 2017, 12:56:43 »
Efendimiz (sav) buyururlar ki:
<<Dünyayı isteyene ahiret haramdır, ahireti isteyene de dünya haramdır. Allah-u Teâlâ (cc)'yı isteyene ise ikiside haramdır.
Arifler demişler:
<< Dünya fahişe bir kadın gibidir. ( kim o kadını istese isteyenin koynuna girer. Sakalına güler, fakat hiç kimseye vefa etmez.) Böyle kadına gönül verip sohbet etmek kadınlığa özenenin işidir.
Resûlullah Efendimiz (sav) buyurur;
<< Allah-u Teâlâ (cc) dünyayı üç kısma ayırmıştır. Birinci kısmı müslümanlara, ikinci kısmı münafıklara, diğer kısmınıda kafirlere vermiştir. Mü'min payına bağışlanan dünyayı âhiret için azık yapar. Münafıklar, kendilerine bağışlanan dünya ile süslenirler. Kafirler ise; gece gündüz yemek içmek, ahiret amellerini terk etmek, bu dünyada zevk u safa sürmektedirler.>>   
Ey okuyucu! Diyecek olursan ki bu dünya bizlerden önce peygamberlere verilmiştir. Onlar ne yaptılar?
Dinle: << Peygamberler gerçi dünyaya mâlik oldular. Fakat ona gönül vermediler. Zevk u safâsını sürmediler. Allah onlara dünyayı verdiyse onlarda dünyayı Hak yoluna verdiler. Kendileri arpa ekmeği yer aba giyerlerdi, diye cevap veririm.
4
GEZELİM, GÖRELİM / Ynt: Bayramlık gezi güzergâhları
« Son İleti Gönderen: Floresava 10 Ağustos 2017, 21:13:04 »
Alıntı
Çünkü bayram, tatil için değil akraba, eş dost, komşu ziyaretleri içindir.

Ben de bu şekilde düşünüyorum en güzel bayramlar  dost ve akrabalarla geçirmektir.Başlığı görünce banada ters geldi değiştirmeyi düşündüm ancak orjinal başlığık bu olduğu için ve yazı bize ait olmadığı için birşey yapamıyoruz ama başlığın yanına bizim istediğimiz gibi bir başlık daha ekledim :)

yazıyı eklememin sebebi bayram dışında gezilecek güzel yerler tespit etmişler :)

Çok dindar bir insan olmasam da bayramın tatil amacı hâline getirilmesine ben de karşıyım. Yaşım genç olmasına rağmen ben de akraba ziyaretlerine geri döndüm çünkü artık çocuklarımız sokakta akrabasını bıçaklasa kendi kanını öldürdüğünden bihaber olacak hâlde büyüyorlar. Ayrıca kim ne derse desin, hiçbir tatil başınız sıkıştığında danışabileceğiniz bir yakın çevreniz olmasının yerini tutmuyor, irtibat halinde kalmak aradaki bağları güçlendiriyor. Geçen bayram herkes bir yerlere gidince şunu fark ettim, bayram öncesi değil tatilinde mağazalara giderseniz bayrama kadar satılamayan şeyleri çok daha ucuza alabiliyorsunuz. Mesela biz geçen bayram o şekilde aldığımız iki çocuk kıyafetini sakladık, bu bayram öncesi ihtiyaç sahibi iki çocuğa vereceğiz. O fırsatı kaçırdığımızda da yabancı bir arkadaşımızdan öğrendiğimiz gibi http://promocodius.com/tr/magazalar/lc-waikiki-kampanya-kodu gibi sayfalardan faydalanıyoruz, arttırdığımız kısmı da belediyedeki fona veriyoruz yine ihtiyacı olan birilerine kullanmaları için. Hepinize tavsiye ederim.
5
LİNK PAYLAŞIMLARI / Polikarbon Deposu
« Son İleti Gönderen: lokmansir 10 Ağustos 2017, 11:23:12 »
Polikarbon Deposu, polikarbon ürünlerinin Türkiye geneli organizasyon ve dağıtımını yapmak amacıyla deneyim ve dinamik yaratıcı ruhu birleştirerek yola çıkmış bulunuyor. Sahip olduğumuz yeni heyecan ve vizyonumuzla polikarbonat sektöründe hak ettiğimiz yeri kazanacağımızı ümit ediyoruz.

Ürün yelpazemizi daha da genişleterek Polikabonat Levha, Pleksi Akrilik Levhalar, Alüminyum Levhalar, Alüminyum Profiller ve Kompozit Levhalar gibi endüstriyel levhaları büyük bir titizlik ile müşterilerimizin hizmetine sunmaktayız.

Türkiye’de bir ilke imza atarak internet satış kanalı yanında, toptan polikarbonat ürünleri satışı da gerçekleştirmekteyiz.

Polikarbon Deposu sektördeki en beğenilen markaların da bayiliğini yapmaktadır. Pazarının en çok tercih edilen markası ile başlamanın verdiği güvenle sektörün kaliteli ürün dağıtımını yapmanın sorumluluğunu layıkıyla taşıyacağımıza inanmaktayız.

Polikarbon deposu olarak ilkemiz, müşteri memnuniyetini gözeten hızlı çözüm ortağı olarak en iyi hizmeti vermektir.

6
İLAHİ SÖZLERİ / Ynt: SELAM OLSUN İLAHİsi
« Son İleti Gönderen: lokmansir 09 Ağustos 2017, 15:03:12 »
Aleyküm selam kardeşim
7
Teşekkürler
8
MİZAH KÖŞEMİZ / Ynt: Kavuklu İle Pişekar: Fakirlik Başa Bela
« Son İleti Gönderen: Serdar102 03 Ağustos 2017, 12:33:35 »

KAVUKLU HİKAYE YAZIYOR

Pişekar: Vay Kavuklu, garanti hikaye yazıyorsundur.
Kavuklu: Üstüne bastın, kaldır ayağını.
Pişekar: Sağı mı, solu mu?
Kavuklu: İkisini de.
Pişekar: O zaman yere düşerim.
Kavuklu: Tamam işte, ben de senin yere düşmeni istiyorum.
Pişekar: Yazıyorsun, yazıyorsun da ne kazanıyorsun? Beş kuruş veren mi var? Sal ipin ucunu gitsin.
Kavuklu: Bilmem kaç yıl önce hikaye yazmaya başlarken, para diye bir şey aklımın ortasından geçmedi.
Pişekar: Onu bin kere söyledin ama istemez misin şimdi sana bu hikayeler için, çuvalla para versinler. Bak istemem deme bir küserim bir daha konuşmam.
Kavuklu: Ben de yalan yok. Doğru oturur, doğru konuşurum. Kazandığım az bir para ne sana yeter, ne bana yeter. Şu hikayeleri satın  alan olsa pek sevinirim. Benim hikayeleri kitabına alana, bundan para kazananlara kırgınım. Konuştuklarım oldu: Bak kitap basmışsın. Şu hikayeler benim eserim. Hikayelerim lokomotif olmuş, yedi baskı yapmışsın. Ben zor geçiniyorum. Bu durum beni üzüyor. Bana da bir şeyler ver. Ben sana hiç yayınlanmamış hikayelerimden gönderirim, dedim. Sana para yok Kavuklu, sen git dağ başında ulu,  dediler.
Pişekar: Hazıra konuyor, uyanık. Sıkıntısını sen çekiyorsun, kaymağını o yiyor. Çaresi yok mu bu işin?
Kavuklu: Çaresi yok. Ben hikaye yazarım, onlar paraya döndürürler.
Pişekar: Halktan yardım istesek. Bakın Kavuklu geçim zorluğu çekiyor, biraz yardım desek. Bağış kampanyası düzenlesek.
Kavuklu: Benimle eğlenme Pişekar. İnsanlar, hikayelerimi çok beğeniyor, alkışlıyor ama para, bir yardım deyince,  bizden sana bir kuruş yok Kavuklu diyorlar.
Pişekar: Yapma ya, denedin mi bunu?
Kavuklu: Tabi denedim. Hikayelerimden okudum. Güzel dediler, övdüler. Geçinemiyorum,  dedim, para, yardım, dedim. Kuruş veren olmadı.
Pişekar: Sanatkara bu yapılır mı? Üç beş kuruş verseler servetleri mi eksilecek?
Kavuklu: Sayın Pişekar Efendi, sen zenginsin. Eve ekmek götürmem gerek. Bir ekmek parası verebilir misin? Borç olarak. Gün gelir öderim.
Pişekar: Ben dilencileri sevmem bilirsin. Sana borç verirdim ama bozuk yok, der ve yürüyüp gider. Pişekar'ın arkasından bakakalan Kavuklu'nun gözleri dolar. Daha sonra gözyaşlarını silen Kavuklu ekmek alamadan evinin yolunu tutar.

SON



Serdar Yıldırım


9
MİZAH KÖŞEMİZ / Ynt: Kavuklu İle Pişekar: Fakirlik Başa Bela
« Son İleti Gönderen: Serdar102 03 Ağustos 2017, 12:28:45 »
KAVUKLU İLE PİŞEKAR

Kavuklu: Dün hekime gittim.
Pişekar: Sonra ne oldu?
Kavuklu: Baktı, etti.
Pişekar: İlaç verdi mi?
Kavuklu: Vermedi.
Pişekar: Demek ki bir derdin yokmuş.
Kavuklu: Bir derdim yok, iki derdim var.
Pişekar: İki derdin mi? Senin ne derdin var ki?
Kavuklu: Tarla, bahçe, inek, öküz.
Pişekar: İki dediydin. Dert dörtmüş.
Kavuklu: Yok iki. İnek tarlaya, öküz bahçeye girmiş.
Pişekar: Devam et.
Kavuklu: Bulduğunu yemiş, zarar vermişler.
Pişekar: Kimin davarı bunlar?
Kavuklu: Muhtarın.
Pişekar: Muhtarla konuşsaydın, zararı öderdi.
Kavuklu: Konuştum, zararı öderim, dedi.
Pişekar: Tamam işte.
Kavuklu: Yarısını peşin verdi, yarısı yarın, dedi.
Pişekar: Helal be muhtar!
Kavuklu: Yarın oldu, yarısını daha verdi.
Pişekar: Yani çeyrek kaldı.
Kavuklu: Kalan iki gün sonra, dedi. Dün süre doldu.
Pişekar: Süre dolmuşsa ne olmuş? İki gün daha bekle.
Kavuklu: Ama süre dolmuştu. Sözünü tutmadı.
Pişekar: Canım eli sıkışıktır. Para bulunca öder.
Kavuklu: Ben de kızdım, hekime gittim.
Pişekar: Hekime değil, hakime gidecektin. Sorun çözülürdü.



Serdar Yıldırım

10
HİKAYELER / Keloğlan Zenginler Ülkesinde
« Son İleti Gönderen: Serdar102 02 Ağustos 2017, 18:11:39 »

Zaman zaman içinde, zaman saman içinde, saman duman içinde, yaman bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan çok çalışkanmış. Çok çalışır, çok kazanırım umuduyla köyünden ayrılmış, şehre çalışmaya gitmiş. Günler, haftalar, aylar birbirini kovalamış, fakat Keloğlan istediğini bir türlü elde edememiş. Şehirde iş varmış var olmasına da bulduğu işler sürekli olmazmış. Beş gün çalışır, üç gün boş gezer, bir hafta çalışır, on gün boş gezer iş ararmış. Çalıştığı günler biraz para arttırırmış, boş gezdiği günlerde bu para ile geçinirmiş. Sonuçta sıfıra elde var sıfır. Ne uzar ne kısalırmış. İstermiş ki, devamlı çalışacağı bir işi olsun, para biriktirsin. Şöyle kocaman bahçeli bir evi olsun. Evin içine yeni eşyalar alsın, giyinsin, kuşansın. Bayram günlerinde bile hep aynı elbiseyi giymek zorunda kalmasın.

Ülkesinde hangi şehre gitse bu durumun değişmeyeceğini düşünmüş. Çocukluğundan beri bolluk ve refah ülkesi diye adını sıkça duyduğu Zenginler Ülkesi’ne gitmek üzere yollara düşmüş. Günlerce, haftalarca yol yürümüş. Sonunda Zenginler Ülkesi’ne varmış. Uğradığı ilk köyün girişinde evinin kapısı önüne kurduğu çardak altında oturan bir adama rastlamış. Keloğlan adama uzun yoldan geldiğini, çalışmak istediğini, iş aradığını söylemiş. Adam, Keloğlan’a dik dik bakmış ve sinirli bir şekilde sormuş: “ İş bulup da ne yapacaksın? “
Keloğlan: “ Çalışıp para kazanırım “ demiş.
Adam otururken birden dizlerinin üzerinde doğruluvermiş. Öncekinden daha da sinirli bir şekilde: “ Parayı ne yapacaksın? “ diye sormuş. Adamın son sözüne Keloğlan çok bozulmuş. Şöyle bir yutkunmuş. O anda aklına geleni söylese kavgaya neden olacağını düşünüp vazgeçmiş. Sakin bir şekilde: “ Kazandığım para ile temiz elbiseler alırım. Bağ-bahçe alırım. Ev alırım. Yeni eşyalar alırım. Mal sahibi olurum. Para ile başka ne yapılır ki? “ demiş.

Keloğlan’ın cevabına adam kahkahalarla gülmüş. “ Sen çok yaşa emi Keloğlan “ demiş. “ Yıllar var ki, ne ağladım ne güldüm. Sen beni güldürdün, ben de seni güldüreyim. Bak Keloğlan, bizim ülkeye Zenginler Ülkesi derler. Bu ülkede para kullanılmaz. Zaten her ihtiyacın karşılanır.

Burada her şey pek boldur
Dere akar paldır küldür
Elma, armut daldan düşer
Çardak altında uyunur.

Giysilerim temiz urba
Dert ve keder yoktur burada
Ekmek, yemek bedavadır
İşte lokantamız şurada.

Karşıdaki evde oturan komşu şehre taşındı. Orada sen otur istersen. Satın alma yok, kira yok. Her ay yeni elbise, ayakkabı dağıtılıyor. Günde üç öğün köy lokantasında bedava yemek veriliyor. Bahçede meyve ağaçları, ceviz ağaçları pek boldur. Ye, iç, yat, keyfine bak. “

Keloğlan o gün eve yerleşmiş. Durup dururken ev-bark sahibi oluvermiş. Adamın çardağının karşısına kendi de bir çardak kurmuş. Akşama kadar yan gelmiş yatmış. Akşam yemeğine komşusuyla beraber gitmişler. Sofrada yok yokmuş. Etli yemekler, kavurmalar, tatlılar, pilavlar, hoşaflar çeşit çeşitmiş. Keloğlan şimdiye kadar böyle bir sofra görmemiş. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yemiş, içmiş. Sofra başında baygınlıklar, fenalıklar geçirmiş. Keloğlan’ı zorla sofradan uzaklaştırmışlar. Evine getirip yatağına yatırmışlar. Keloğlan o gece sabaha kadar uyumuş. Sabah kahvaltısına yine komşusuyla beraber gitmişler. Ballı-börekli, pastalı-çörekli kahvaltı yapmışlar. Sonra evlerine gelip çardak altında oturmuşlar. Öğlen oldu haydi yemeğe, akşam oldu haydi yemeğe, sonra yatıp uyumaya, bu böyle tekdüze şekilde aylarca sürmüş. Keloğlan gün geçtikçe kilo almış, şişman bir oğlan olmuş. Keloğlan adı unutulmuş. Köydekiler kendisini Şişmanoğlan diye çağırmaya başlamışlar.

Bir gece evinde uyurken rüya içinde rüya görmüş. Her çeşit yiyecek ve içeceğin bulunduğu büyük bir sofrada kendisini yemek yerken görüyormuş. Yemiş içmiş, yemiş içmiş, içtikçe şişmiş, şiştikçe şişmiş, sonunda boom diye patlamış ve yerlere yayılmış. Bu durumu acıma duygusu ile seyreden Keloğlan’mış. Şişmanoğlan’a doğru çok sert bir hareketle hızla dönmüş. Kaşlarını çatmış:

“ İşte gördün Şişmanoğlan. Rüya içinde gördüğün rüya bitti. Şimdi ben senin asıl rüyanım. Böyle bol bol yiyip bel bel bakınmaya, yan gelip yatmaya devam edersen sonunun ne olacağını anladın. Eskiden sen de benim gibiydin, Keloğlan’dın. Kuvvetliydin, çeviktin, çalışkandın. Ya şimdi şu haline bak. Parmağını bile kıpırdatmak sana zor geliyor. Sorarım sana aylardır bu Zenginler Ülkesi’ndesin. Ne kazandın sanki? Dur, hiç boşuna düşünüp de yorulma. Cevabını söyleyeyim: Hiçbir şey kazanmadın, ayrıca sağlığını kaybettin. Bana bak Şişmanoğlan. Benim canımı sıkma. Ya eski günlere geri dönersin, ya da her gece rüyalarına girer, bu sopayla seni döverim “ demiş, sopayı kaldırmış ve Şişmanoğlan’a vurmaya başlamış. Şişmanoğlan gördüğü korkulu rüyadan feryat ederek uyanmış. Ter içindeymiş, her tarafı ağrıyormuş.

“ Akşam yemeğinde haddinden fazla pilav yemiştim. Bu korkulu rüyayı görmemin sebebi bu herhalde “ demiş kendi kendine. Rüyasında gördükleri hatırına gelmeye başlamış. Sonunda, rüyasındaki Keloğlan’ın söylediklerinin mutlak doğru olduğuna karar vermiş. Açıklamasını ise şöyle yapmış: İnsanın mutlaka çalışması lazım geldiği, çalışmadan yaşamanın tembellik olduğu, tembelliğin insanı bunalımlara sevk edeceği, bunalımın ortaya çıkış biçiminin insandan insana değişebileceğini, kendisinde bu durumun bol bol yemek yeme şeklinde meydana geldiğini ve bunun sonucu olarak şişmanladığının bilincine vardığını, bu zor durumdan kurtulmanın tek yolunun yeniden çalışmaya başlamak olduğunu anlamış.

Bu durumu bir kağıda yazıp, bu kağıdı defalarca okumalarını, yaptıkları yanlışı fark etmelerini rica etmiş. Kağıdı yatağının üzerine bırakmış. Sabah güneş doğarken bir daha dönmemek üzere Zenginler Ülkesi’ne veda edip memleketine, evvelce yaşadığı şehre doğru yollara düşmüş. Eskiden olduğu gibi, çalışkan günlerin yakın olduğunu biliyor, hayalinde tığ gibi Keloğlan’ı görür gibi oluyormuş.


Yazan: Serdar Yıldırım



BU MASALIN BULUNDUĞU KİTAPLAR:

Limon Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015 Sayfa: 144-157
Elma Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015
Masal Saati TİK TAK - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2014 Sayfa: 176-192
En Güzel Keloğlan Masalları - Yakamoz Çocuk - Sayfa: 195-210
Masal Ülkesi - Revzen Kitap - Yayın Yılı: 2015 Sayfa: 7-22
Masal Dünyası - Çıra Çocuk - Yayın Yılı: 2011 Sayfa: 33-38
Keloğlan Masalları - Çocuk Gezegeni - Yayın Yılı: 2012 Sayfa: 131-136
Keloğlan Masalları - Akvaryum Yayınevi - Yayın Yılı: 2009 Sayfa: 54-58
Keloğlan Zenginler Ülkesinde - Fora Yayıncılık - Yayın Yılı: 2011 Sayfa: 3-22

Bunlar benim bulup satın aldığım kitaplar. Kim bilir daha kaç tane var? Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.


Hikayenin adını googleye yazıyorum ve genç arkadaşların pek çok site ve foruma eserlerimi kopyaladığını görüyorum. Sizler de şiir veya hikaye yazıyorsanız önce yakınlarınıza okuyun. Beğenirlerse doğru yoldasınız demektir. Sonra internete verin. Okuyucu eğer şiiriniz, hikayeniz güzelse güzel der. Bazı yerleri hatalıysa uyarırlar. Gerekli düzeltmeleri yaparsınız. Çeşitli yazarların şiirleri okunacak. Hikayeler okunacak.

Yazarların hayat hikayeleri de önemli. Kim nerede doğdu, hangi şartlarda büyüdü, nasıl yazar veya şair oldu. Bunların hep bilinmesi gerekiyor. Direk hikaye yazacağım deyip işe girişmek yanlış. Genelde hikaye ve masal yazarları şiirden işe başlarlar. Ben de şiirden işe başladım. Lise 1'e giderken okuldaki şiir yarışmasında benim şiirim ilk 10 sıraya girmeyince bu işte başarılı olmak istedim. Aslında birincilik bekliyordum.

Neden önce şiir derseniz: 800 - 1500 metre koşularına girmeden, bu mesafelerde başarılı olmadan 5000 - 10.000 metre koşularına girene rastlamadım. Maraton yarışı 42.195 metredir ve ben maraton yarışına roman yazmak benzetmesi yapıyorum. 200 - 300 sayfa yazıyorlar. O çok zor iş. Bir roman için aylarca uğraşan yazarlar var. Ben roman yazmaya yönelmeyeceğim. Bana hikayeler yeter. Anlatılmak istenen kısa ve öz olarak okuyucunun ilgisine sunulmalı.

Çeşitli yayınevleri haberim olmadan masal - hikaye kitaplarına, yardımcı ders kitaplarına alıyorlar. Ben şimdi Bursa'dayım. Çeşitli kırtasiyelerden şu son 4 yılda 124 tane kitapta eserlerimi buldum ve satın aldım. Bazısında bir tane bazısında iki tane almışlar. Birinde yedi tane var. Telif hakları diyorlar. Geçen yıl bir yayınevine telefon etmiştim. Hikaye kitaplarınıza benim pek çok hikayemi koymuşsunuz dedim. Kitapların ve hikayelerin adını söyledim. Araştırın dedim. Googleye Serdar Yıldırım Hikayeleri yazın dedim. Yayınladığınız hikayelerin adını yazın dedim. Tamam, dedi yayınevi sahibi, yarım saat sonra ben seni ararım.

Yarım saat sonra aradı. Dedikleriniz doğru dedi. Benim dedim 10 bin lira borcum var, Bana bu parayı verirseniz ben size hiç yayınlanmamış hikayelerden gönderirim. Yayınevi sahibi, Serdar ben senin yazdığın hikayelerden gelen parayla Ankara'da 5 katlı apartman yaptırdım. Yeni hikayelerini internetten bulup kullanırım. Sana para yok, dedi. Çok üzüldüm. Demek dedim insanlar arasındaki benim değerim bu.

Çok istedim bunları yazmayı, aylardır kafamdaydı. Bilgisayarın başında  bunları yazıverdim. Pek çok site ve forumda da okunmasını sağlayacağım. Okuyucu neyin, nasıl ve şekilde olduğunu bilmeli. Kim, neyi, nasıl ve hangi şartlarda yazmış ve yazıyor. Sevgiyle kalın.



Serdar Yıldırım


Sayfa: [1] 2 3 ... 10