Ramazan Ve sonrası Sağlıklı Beslenme Rehberi

Başlatan Fatihan, 14 Eylül 2007, 17:12:31

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fatihan

Nefse getirdiği terbiye ve manevi güzellikleriyle, Ramazan ayı bambaşka... Bu güzel, bu mübarek aya hazırlananlar, sahurda, iftarda ne yemeleri gerektiğiyle ilgili bir sürü bilgiye maruz kalıyorlar. Bu bilgi kirliliği içinde, iftar ve sahurda beslenmeyle ilgili minik bir dosya hazırladık. Dosyamızda, önce bütün bir yıl boyunca nasıl beslenmek gerektiğini okuyacak, sonra Ramazan'a özel tavsiyeleri bulacaksınız.

12 ay boyunca nasıl beslenmeli?

"Şunu ye, bunu yeme" demeden önce, bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Ne yerseniz yiyin, zevkle, mutlulukla, güzel aile sofralarında yediğiniz zaman vücudunuza daha çok yarayacaktır. Koşturmaca içindeyken, bir yandan televizyon seyrederken değil; yemeğin tadını çıkara çıkara, sadece yemeği düşünerek yediğimizde vücudumuz çok daha iyi sindirebiliyor ve yediklerimizden daha iyi faydalanabiliyor.

• Hangi mevsimdeyseniz, onun meyve sebzesini yiyin: Eskiden çilek yemek için haziranın, salçalık biber almak için sonbaharın gelmesi bekleniyordu. Günümüzde "modern" tarım uygulamalarıyla kabak, patlıcan, biber, domates, salatalık bütün bir sene raflarda. Aslında doğanın o kadar latif bir dengesi var ki; çok suya ihtiyacımız olan yaz aylarında karpuz, hastalıklardan korunup güçlü kalmaya çalıştığımız kış aylarında narenciye yetişiyor. Ramazan ayının başlayacağı şu günlerde elma, domates, biber, taze fasulye, patlıcanın mevsimi. Karnabahar, pırasa gibi kış sebzeleri yavaş yavaş çıkmaya başlıyor. Alıç, harnup, kızılcık, muşmula, trabzon hurması gibi az bilinen meyveleri de unutmayın.

• Yerli ürün almaya özen gösterin: Ulaşım imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle eskiden herkes kendi civarında yetişenleri yerdi. Şu anda Arjantin'den armut, Şili'den üzüm, ABD'den pirinç ve çeşitli ülkelerden tropik meyveler ithal edilmekte. Oysa insanoğlu kendi ikliminin, kendi coğrafyasının ürünü olan gıdalarla beslendiğinde vücudu için daha şifalı bir etkisi oluyor. Örneğin, kendi yaşadığımız bölgenin balını yersek, bu bal, çevremizde alerjiye neden olabilecek polen ve diğer tozlara karşı anti alerjen görevi yaparak sağlığımızın korunmasına yardımcı oluyor.

• Tarımsal üretiminde kimyasal gübre, böcek ilacı veya hormon kullanılmayan ürünleri tercih edin: Bu ilaçların tortuları meyve sebzenin kabuğunda kalabiliyor. Hormonlar ve gübreler gıdanın yapısından bizlere de aktarılıyor. Bu son derece zararlı yöntem yerine sadece doğal gübre ve böceklerle-zararlı otlarla doğal mücadele yöntemleri kullanılarak yapılan tarıma günümüzde ekolojik / organik / biyolojik / yeşil tarım adı veriliyor. Ayrıca, kendi bağında bahçesinde doğal gübreyle çiftçilik yapan, kendi tohumunu kendisi sağlayan "dürüst" köylülerimiz de, hâlâ var.

• Rafine edilmiş gıdalardan uzak durun; "gerçek" gıdalara yönelin: Rafinasyon işlemleri sırasında un, şeker, yağ gibi gıdalar doğal mineral ve vitaminlerini kaybediyorlar. Rafine ürünleri besleyici değerlerinden çok şey feda edilmiş olarak alıyoruz; hem de bilmeden birçok paketlenmiş gıda aracılığıyla, dolaylı olarak yiyoruz. Bugün çok yesek de doymadığımız oluyor, gıdaların besleyici değerinde noksanlar var. Çok aşırı şişmanladığı halde bir türlü iyi beslenemeyenler mevcut. Rafine edilmiş gıdalara örnek olarak, marketlerde satılan paketlenmiş ürünlerin çoğunu gösterebiliriz; bisküvi, gofret, rafine şeker, beyaz un, reçel, cips gibi.

• Genetik müdahale yapılmamış gıdaları tercih edin: Günümüzde ABD'nin başını çektiği ülkelerde, soya fasulyesi, mısır, buğday ve pirinç başta olmak üzere birçok tahıl, bakliyat, sebze ve meyvenin genleri ile oynanıyor. Genleri ile oynanmış tohumların üreticisi olan uluslararası şirketler ülkemizde de tohum satıyor!

• Katkı maddelerinden uzak durun: Kimya endüstrisinin de gelişmesiyle çilek kokusu veya haşlanmış tavuk kokusu laboratuvarlarda üretilebiliyor; gıda üretiminde boyalar ve daha birçok katkı maddesi kullanılıyor. Bu katkı maddeleri de çoğunlukla doğal değiller ve vücudumuza "yabancı"lar. Birçoğu kanserojen.

Ramazan'da nelere dikkat etmeli?

• İftarda ve sahurda azar azar, iyi çiğneyerek ve sık aralıklarla yemek yememiz tavsiye ediliyor. Ani mide gerginliği hem tansiyon yükselmesine, hem de nörolojik hormonların hızlı salgılanmasına yol açar.

• Yemeklerin seçiminde çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınmak gerekli. Bunların yerine hazmı kolay, mide-bağırsak sisteminde uzun süre kalabilen, lifli sebze, meyve ve kepekli tahıllar, kepekli ekmek çeşitleri tercih edilebilir.

• Yetişkin bir insanın günde en az 1,5-2 litre su içmesi gerektiği için, sıvı alımına çok dikkat edilmeli ve bol su içilmelidir.

İftarda ne yemeli?

Beslenme uzmanları, iftarda önce çorba içildikten sonra bir ara verilmesini, ardından diğer yemeklerle devam edilmesini tavsiye ediliyorlar.

• Ne çok sıcak, ne de çok soğuk olmayan, hafif bir çorba

• Etli veya etsiz, çok yağlı olmayan bir sebze yemeği

• Tercihen kepekli tahıllarla (bulgur, kepekli pirinç gibi) yapılmış pilav veya patates

• Yoğurt ve meyve

• Tatlı olarak güllaç, sütlaç, muhallebi gibi sütlü tatlılar

Sahurda ne yemeli?

Sahura kalkılmadan oruç tutulursa aç kalma süresi artacağından metabolik hız düşer. Halsizlik, baş ağrısı görülebilir. Mutlaka sahura kalkılmasını öneren uzmanlara göre aşağıdaki gibi bir beslenme şekli uygulanmalı:

• Protein içeriği fazla olan yumurta, yoğurt, peynir, süt gibi gıdalar. Bu gıdalar midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirirler.

• Kahvaltı şeklinde bir öğün olabilir.

• Bol sıvı alınmalı ve su içilmelidir.

• Meyve yenilebilir.

• Fazla tuzlu besinler tüketilmemelidir.

Sahur yemeklerini azar azar, iyice çiğneyerek yiyin. Çiğ sebze, domates, salatalık gibi yiyeceklere mutlaka sahurda yer verin.

iyibilgi.com

İsra

malesef bazı sebzeleri mevsiminde yemiyoruz

ramzanda da önerilen şeklide beslenmiyor ve pek dikkatte etmiyoruz Allah sonumuzu hayır eylesin:)

biz insanlar ne kadar tuhafız  okuruz araştırırız buluruz ama uygulamaya gelince yanından bile geçmeyiz ancak birgün sağlığımız bozulduğunda dikkat etmeye başlarız yani iş işten geçtikten sonra :)

paylaşım için teşekkürler fatihan kardeşim

Ber-ceste

Uzmanlar oruç tutarken vücudun enerjik kalabilmesi için sahurda yumurta yemeyi öneriyor..
Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Başkanı Derya Pala, ramazanda oruçla birlikte tüm gün aç kalan vücudun, tok ve enerjik olması için sahurda yumurta tüketilmesini önerdi.

Pala, yüksek kaliteli protein kaynağı olan yumurtanın, ramazan ayında dengeli beslenmeye destek verdiğini belirtti. Yüksek proteinin yanı sıra vücut için gerekli tüm vitamin, mineral ve aminoasitleri içeren yumurtanın kalori miktarının çok düşük olduğunu dile getiren Pala, sağlık açısından gerekli olan doymamış yağ asit oranları oldukça yüksek olan yumurtanın, kişinin kendisini uzun süre tok hissetmesini sağladığını vurguladı.

Pala, yumurtanın aynı zamanda açlığı geciktirici özelliğe sahip olduğunu ifade ederek, araştırmalarla yumurtanın sabah öğününde tüketildiğinde dikkati artırdığının, öğlen saatlerine kadar kişinin kendini tok hissetmesini sağladığının ortaya konulduğunu belirtti.

star
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Tuğra

Teşekkürler,

iftarda çorbadan sonra namaz kılınması da tavsiye edliyor.
〰〰〰〰🐠

ihvan

uymaya çalışırız inşaAllah......uyulsa güellikler  çok.....

ikra42

birde süt öneriliyor arkadaşlar..uygulasak çok iyi olacak ama...işte nekadar başarabildiğimiz şüpheli kendi adıma konuşuyorum tabiki.. :)

konu için teşekkürler fatihan...

enfa

Orucun asıl amaçlarından olan sindirim sisteminin dinlendirilerek insan sağlığının korunması maalesef çoğunlukla unutulur amacın aksine iftar ve sahurda dengesiz ve çok yemek yiyerek vücudumuzu daha fazla yorarız. Bedenin veya organların dinlendirilmesi binlerce yıldır bilinen bir şeydir.

Eski uygarlıklar daha sonra Yunan ve Roma uygarlıkları bu yöntemi uygulamış pek çok dinde de oruç yer almıştır. Oruç sağlık açısından organların dinlendirilmesi yönünden bilinen en eski uygulamadır. Çağımız pek çok beslenme uzmanı zaman zaman organların dinlendirilmesi gerektiğini savunurken insanlar dünyanın dört bir yanında açılan detox merkezlerinin kapısını çalıyor.

İşte Ramazan ayı bize sağlık açısından böylesine bir imkan sunuyor. İnsan istediği kadar iyi ve kaliteli besinler alsın eğer toksinler birikmişse bunlardan arınılmadıkça beden sahibini sağlıklı bir biçimde besleyemez. Bedeni çevreleyen bu zararlı ortamdan kurtulmanın en akıllıca yoluysa oruçtan geçmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda gündeme gelen 1900'lerin başında Alman Profesör Arnold Ehret'in geliştirdiği oruç terapisi teorisi bunu kanıtlar nitelikte. Hatırlayacak olursak bu teori insanın çocukluk çağlarından itibaren tükettiği besinlerin dışarıya atılamayan parçaları nedeniyle bağırsakların ve damarların zamanla tıkandığını ve dolayısıyla hastalıkların meydana geldiğini savunuyor. Alman doktor, Ehret bu tıkanıklığı açmanın tek yolunun ise oruç olduğunu savunmakta.

DÜŞMANLARINIZI TANIYIN

Toksin!!! Toksin zehir demektir. Toksin dış ortamdan sigara dumanı, egzos, kimyasal maddeler, havalandırma sistemlerinden soluduğumuz hava ve yiyecekler yoluyla vücuda girdiği gibi aynı zamanda vücut tarafından da üretilir. Kısacası vücudumuz bu zehire sürekli maruz kalmaktadır. Özellikle büyük kentlerde yaşayanlar. Bu zehirli maddeler ve parazitler, vücudumuza bilinçsiz beslenme yoluyla da girerler. Bu besinleri kullanıp zehirlerden etkilenen organlarımız yorgun düşer. İşte bedenin arındırılması organların dinlendirilmesi dolayısıyla oruç bu düşmana karşı savaşımda en büyük silahtır.

Aç kalmak başka, vücudu dinlendirmek başka

Yemek yememek yani bedeni aç bırakmak; onu gereksinim duyduğu vitamin ve minerallerden yoksun bırakmaktır. Organların dinlendirilmesinde amaçlanansa vücudu zararlı maddelerden özellikle toksinlerden arındırmaktır. Ramazan boyunca sahura kalkmayı ihmal etmeyin, böylelikle metabolizmanız daha az yavaşlayacaktır. Yine oruç tutarken sahurda ve iftarda aldığımız besinlerin kalitesine ayrıca önem göstermeliyiz.

Vücudunda 5 kilo zehirle dolaşanlar var

Beden kısmen bağırsaklar kısmen de böbrekler yoluyla temizlenir. Oruç tutan insanların idrarı daha koyu ve asitlidir. Bağırsaklar normal çalışamaz. Alman profesör Arnold Ehret'in Oruç terapisi teorisinde ortalama alışkanlıklarla beslenen bir insanın bağırsaklarında en az beş kilo dışarıya atılmamış dışkıyla dolaştığını bunun da vücut sisteminin zehirlenmesine neden olduğunu belirtiyor. Detox merkezlerinin çoğunda terapi öncesinde hastalara ya lavman yapılmasının ya da müshil ile bağırsaklarının temizlenmesinin nedeni budur.

Bedenin dinlendirilmesinde ozon desteği

Bağırsakların temizlenmesinde ozon terapinin önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Ozon(o3) hücre elemanlarını ve enzim sistemlerini uyararak vücudun kendi antioksidan korumasını hızlandırır. Antioksidan enzimlerin kanda süratle artması vücudun kendisine zararlı olan gelişmeleri önler.

Bu sayede çeşitli yollarla insan bedenine girmiş olan veya metabolizma sonucu üretilmiş olan ama insan sağlığına zarar verebilecek kimyasallar bertaraf edilir. Bir yandan damarların genişlemesini diğer yandan kan hücrelerinin yapımını hızlandıran ozon yetersiz kan giden bölgelere kanın daha iyi gitmesini sağlar.

Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşım bozukluklarının tedavisinde kullanılır ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar. Ozon (o3) terapisi bedenin dinlendirilmesi ve toksinlerden arındırılmasında önemli bir destek programdır. Kan, sauna ve rektal olarak uygulanan Ozon terapisi toksinlerin vücuttan atılımını hızlandırır. Ozon terapi uygulaması Ramazan ayında dinlendirilen bedenin tam anlamıyla arındırılmasında büyük önem taşıyor.

O3 gazının rektal yolla uygulanmasında (tıbbi olarak rektal insuflasyon denir). Kişi hiçbir rahatsızlık hissetmez, çünkü O3 gazı direkt olarak hassas barsak cidarı (membranı) tarafından emilir; buna ek olarak tüp ve torbalar tek kullanımlık olduğundan tamamen hijyeniktir.

Son zamanlarda detox programlarında önemli yer tutmaktadır. Ozon sauna ve kanın ozonlanması yöntemi, ozonun bedenin dinlendirilmesi ve detox programlarında diğer uygulanma yöntemleridir.

Bilinçli bir biçimde oruç tutan insanlar açlık duymayabilir

Ramazan boyunca iftarda ve sahurda taze meyve ve sebze karışımları hazırlayabilirsiniz. Ancak yemek sırasında tüketmek sindirimi zorlaştıracaktır.

O nedenle yemekten yarım saat önce ya da sonra içmek faydalı olacaktır. İftarda buğuda pişireceğiniz ya da haşlayarak hazırlayacağınız sebze, karışık mevsim salatası, öğününüzün yüzde 25'i kadar kuru sebze, ızgara et,yumurta ya da peynir, kepekli ekmek kepekli pirinç, bulgur ve tahıllara yer verebilirsiniz. Günde en az 2 porsiyon meyveyi çiğ ya da komposto olarak tüketin. Su içmek bağırsak ve böbreklerin çalışmasını hızlandırır. Ancak yemek esnasında su içmek, sindirim sistemini bozabilir.

Tuz tüketiminize dikkat edin

Kanımızda litre başına 7 gram tuz vardır. Tuz insan yaşamında büyük önem taşır ancak tuzun aşırı kullanımı hücrelerin suyunu atmasına engel olur ve pek çok artık bedenden çıkamaz. Özellikle sürekli etli ve peynirli beslenme tarzı su gereksinimini arttırır. Özellikle Ramazan ayı boyunca iftarda ve sahurda kullandığımız tuz miktarını kontrol altında tutmak gereklidir. Bu vücudun aşırı su ihtiyacını arttıracaktır.

Dr. İsmail Ağar / Bugün

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Miftahulkuluub

Yemekten sonra su içmenin zararlı olduğunu duyarım ara ara. Hatta ebced hesabı yapılmış ve iki saat 6 dakika içilmemesi gerekli gibi kulağımda bi şeyler kalmış. Mışlı konuşmaları sevmem ama işte öyle kalmış aklımda..

Yemeğin ortasında içilmemesi meyanında ilk defa duyuyorum.

Sonu ya da ortasını bilmem ama başında sıvı bir şeyle ki tercihen bu sudur ya da çorba olabilir başlanmasının önemli olduğunu duymuştum bundan bir kaç yıl önce batini marazat hakkında sohbet ettiğim piri fani ile ;)
İncemeseleler    Sadakat.Net    İns SadakatForum  Sevadı Azam


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

enfa

Oruç tutanların, iftar ile sahur arasında iki bardak süt içerek, günlük vitamin ihtiyacını büyük oranda karşılayacağı belirtildi.
Dr. Murat Akbaş,  yaptığı açıklamada, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu protein, karbonhidrat, B ve D vitaminleri, mineraller, potasyum ve kalsiyumun alınmasında sütün en önemli besin kaynaklarından biri olduğunu vurguladı.

Yetişkin bir insanın 1 bardak sütle günlük kalsiyum gereksiniminin yüzde 30'unu, D vitamini gereksiniminin yüzde 25'ini, proteinin yüzde 16'sını, potasyumun yüzde 11'ini ve B-12 vitaminin yüzde 13'ünü sağladığına işaret eden Dr. Akbaş, şunları kaydetti:
"Ülkemizde süt, ağırlıklı olarak yemek ve tatlılarda tüketiliyor. Ancak bu yolla tüketilen süt, günlük besin ihtiyacını yeterince karşılamıyor. Sağlıklı koşullarda üretilmiş sütün besin değerinin korunabilmesi için, sıvı gıda olarak tüketilmesi gerekiyor. Bilimsel araştırmalar, günlük gerekli süt tüketim miktarını en az 2 bardak olarak saptıyor."

Sütün bileşiminde bulunan laktozun açlıkta kullanılan glikojen depolarına destek olarak vücudun enerji ihtiyacını karşılamasına yardımcı olduğuna dikkat çeken Akbaş, "Sütün bileşimindeki yağ, tokluk duygusunun uzun sürmesinde etkili oluyor. Sütün yapısında yer alan kaliteli, biyolojik değeri yüksek protein, yağ ve laktoz ile tüm mineral ve vitaminler, bağışıklık sisteminin korunmasından kanser, kalp-damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik hastalıklardan korunmada büyük önem taşıyor" dedi.

Dr. Akbaş, Ramazan'da günlük sıvı ihtiyacının önemli bir kısmını sahur ile iftarda karşılamak gerektiğine de dikkat çekerek, "Bu nedenle gerek iftar vaktinde, gerekse de daha sonra sahura kadar geçen süre içinde süt içmek doğru bir tercihtir. İftar ile sahur arasında 2 bardak süt içmek, oruçlu bireyin günlük vitamin ihtiyacını büyük oranda karşılar" diye konuştu.

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Lika

Geçen gün bende sahurda süt içmenin kişiyi gün boyu açlık ve susuzluktan koruduğuna dair bir bilgi aldım..Uyguladım hakikaten aradaki fark anlaşılıyor.Tavsiye olunur.
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Lika

İftar sonrası yorgun düşenlere öneriler.

Bazı yemeklerden sonra çoğu kişinin üzerine bir rehavet çöker ve uyuklamaya başlar. Bu durum özellikle Ramazan’da iftar sonrası ortaya çıkar. Peki insan organizmasında böyle bir durumun gelişmesine neden olan faktörler nelerdir?

Yemek sonrası neden uyku gelir?


Gün içerisinde vücut ısısı iki kez düşer. Bunlardan biri sabaha karşı 03.00 suları, diğeri ise öğleden sonra 14.00-15.00 saatleri arasıdır. İnsanların öğle yemeğinin ağırlığına bağladığı bu rehavet dönemi, aslında vücudun uykuya en meyilli olduğu saat dilimi olup, bu saat aralıkları uykunun en kaliteli olduğu zamandır. Diğer bir neden ise ağır yiyeceklerin yenildiği öğün sonrası karbonhidratlı besinlerin insüline hızlı cevap vermesi sonucu gelişen kan şekeri azlığıdır. Yeteri kadar enerji alamayan beyin çalışmasını yavaşlatarak en ekonomik şartlarda görev yapmaya çalışır. Laktik asit de yemek sonrası uyku halinin önemli bir nedenidir. Laktik asit, vücut yorulduğunda oksijensiz solunum sonucu kaslarda üretilen bir ürün olup vücuda yorgunluk verir ve bu durum kişilerde uykuya eğilim oluşturabilir. Bazı durumlarda da yemek sonrası vücutta metabolik alkaloz gelişir. Mide içerisindeki besinlerin sindirilmesi için asit ortama ihtiyaç vardır. Mide bu asit ortamı sağlayabilmek için kandan hidrojen iyonlarını alır. Bu durum kanda hidrojen iyonlarının azalmasına neden olarak kanı alkalik ortama doğru kaydırır. Kanda oluşan bu alkaloz ortam ise uyku eğilimine neden olabilir.

İftar sonrasındaki uyku halinin nedeni

Uzun süren açlık sonrası, yiyeceklerle beyne hızlı glikoz ulaşmasını sağlayan şekerli yiyecekler alındığında, ani yükselen kan şekerine karşılık salınan insülin hemen kan şekerinde düşmeye neden olur. İşte yemek sonrası kişilerde ortaya çıkan rehavetin nedeni, bu tür biyokimyasal olaylardır.

Sahurda sıvı ve protein alınmalı

İftar ve sahurda mide, aşırı miktarda yiyeceklerle doldurulmamalı. Sahur yemeğinde, gün boyu ihtiyaç duyulacak sıvı ve protein gereksinimi ön planda olmalı, karbonhidratlar uyku ve uyuşukluk verdiği, düşünsel fonksiyonları engellediği için, sınırlı veya az miktarda tüketilmeli. İnsanlar, enerji kaynağı olarak organik maddeleri kullanırlar. Bunlar; karbonhidratlar, proteinler ve yağlardır. Yaklaşık, 1 gr. karbonhidrat ve 1 gr. proteinden 4 kalori sağlanırken, yağlardan 9 kalori elde edilir.

Karbonhidratlar; en çok tüketilen besin kategorisidir. Gelişmiş ülkelerde günlük enerjinin ortalama yüzde ellisi karbonhidratlardan gelirken, gelişmekte olan ülkelerde oran yüzde yetmişi aşabiliyor. Kanda dolaşan başlıca yakıt, glikozdur. Beyin gibi bazı organlar, başka bir yakıtı hemen kullanmazlar. Açlık sırasında beyin; diğer organlara giden glikozun çoğunu durdurarak kendine alır ve sistemini korur. Bu durum, öncelik hakkı gibi düşünülmemeli. Proteinler de gerekli enerjinin sadece yüzde on beşini sağladıklarından, genelde kalori kaynağı şeklinde düşünülmezler. Çünkü sindirilmeleri ve yakılmaları sırasında harcanan enerji, verdiklerinin yüzde otuzuna kadar ulaşabilir. Esasında proteinler, hücre ve dokuların yapı taşları olmak üzere görev alırlar. Aynı zamanda, enzim ve hormonların yapımı için de gereklidirler. En yoğun enerjiyi ise yağlar sağlar.

Bunlara dikkat!

* İftarda fazla yemek tüketilmemeli, mide bir anda doldurulmamalı.

* Karbonhidrattan fakir, proteinden zengin besinler tüketilmeli.

* Kişinin kalp hastalığı yoksa yemek sonrası kafeinli içecekler içmemeli. Türk kahvesi tercih edilebilir.

* Kısa bir yürüyüş yapılmalı.


Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü PROF. DR. YAVUZ BAYKAL
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

ihvan