Cemaatlik ibadetlerde kime yaranmalıyız?

Başlatan Tesniye, 11 Mayıs 2008, 02:19:35

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tesniye

Bir İmam düşünelim. e52))

Arkasında birsürü saf oluşmuş. Ve bu imam, cemaatte kalabalık olduğu için en az 7, 8 satırdan aşağı zamlı sure okumuyor. Ve en güzel makamla okuyor kıraati. Özene büzene de tadili erkana riayet ediyor.
Yine namaz sonunda aşrı şerifi aynı güzellikte okuyor. Ve tüm bunları okurken bilinç altı hep cemaate endexlenmiş durumda. Yani makamı beğeniyorlar mı beğenmiyorlar mı düşüncesi.

Yine bir arkadaş hatim duası yapıyor. Dua yaparken tek derdi yanlışsız bir şekilde duayı nihayete erdirip bu stresten kurtulmak. Allaha yapmış olduğu dakikalarcalık duada belkide bir kez bile Allah C.C. aklına gelmiyor.

Yine sohbet yaparken kurmuş olduğu cümlelerin sahihliği, uygunluğu cemaate hış gelip gelmemesi derdi...

Örnekler çoğaltılabilir. Bu tür bir mümin profiline sahip olabiliyoruz. Bunun dini anlamda ne gibi bir keraheti vardır. Yani bir imamın cemaate göre hareket etmesi normal bir davranış mı? Münferiden kılınan namazlarda en kısa sureleri okurken cemaate namaz kıldırılacağı zaman en uzun sureler tercih ediliyor.

Eminimki demek istediğimi anlamışsınızdır. Çevremde gördüğüm sık bir davranış biçimi olduğu için sizin çevrenizdeki izlenimlerinizi kendi tecrübelerinizi ve olması gerekeni merak ettim?
Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma.
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben..
<< Lüzumsuz Konular Atlası >>

Ferzin

İbadetlerde riya
Birinci derece

Riya derecelerinin en kabası olan bu derece muradının asla sevab olmaması demektir. Halk arasında olduğunda namaz kılıp, tek başına kaldığında namaz kılmayan kimse gibi... Bu tür adamlar, çoğu zaman, halkla beraber olduğunda, abdetsiz namaz kılar! O halde bu adam, maksadını sadece riyakârlığa tevcih etmiştir. Bu bakımdan Allah´ın katında nefret edilen bir kimsedir. Sevabı kasdetmeyip sadece halkın korkusundan sadaka veren de böyledir; zira bu kimse tek başına kalsaydı, muhakkak o sadakayı vermezdi. Bu derece, riyanın en yüksek derecesidir

Riyanın bir diğeri, yaptığı ibadetlerde az buçuk Allah rızası gütmekle beraber daha çok desinler kaygısı taşıyan kimsenin halidir. Bunlar birilerinin kınamasından korktukları ya da menfaat göreceklerini bildikleri zaman ibadetlerini yapar, yalnız kaldıklarında terk ederler. Bir öncekinden farkları, ibadet esnasında arada bir de olsa Allah’ı hatırlamalarıdır. Bu kişilerin, günah bakımından birinciye yakın olduğu söylenmiştir.

Üçüncü kısım, yaptığı ibadetlerde hem Yaradan’ın hem de yaratılanın rızasını eşit düzeyde isteyen kimsenin riyasıdır. Bu kimse amelleriyle hem Allah’ı hem kulları razı etme sevdasındadır. İkisinden biri eksik olsa ameli terk eder. Alimlerimizin kavline göre, kişi bu niyetle yaptığı amelinden fayda görmese de zarar da görmez. Bizim Allah´tan ümidimiz, onun bu durumdan başabaş kurtulmasıdır. Ne lehinde, ne de aleyhinde olmasıdır veya üzerindeki ceza kadar sevabı olmasıdır.

Riyanın dördüncü ve son kısmı, ibadetlerini her halükârda Allah için yapmaya çalışan, fakat insanlar duyup görünce de hoşnut olan, bu şekilde daha bir gayrete gelen kimsenin halidir. İmam Gazalî rh.a. bu gruptaki riyakârların durumunu Allah’a havale etmekle birlikte, kendi kanaatini şöyle açıklıyor: “Bize göre böyle birinin durumu, sevabının kökünden yok olmayacağı ama azalmış olacağı ya da riyası nispetinde azap, ihlâsı nispetinde sevap göreceği şeklindedir.” (İhya)


Ferzin

İkinci Kısım
İbâdetlerin asıllarıyla değil, vasıflarıyla riyakârlık yapmaktır. Bu da üç derecedir:

Birinci Derece: Terkederek, ibâdette eksiklik yaparak riyakârlık yapmaktır. Gayesi, rükü ve secdeyi hafif yapıp, okumayı uzatmamak olan bir kimse gibi... Bu zat, halkı gördüğü zaman, güzel rükû ve secde yapar. Sağa sola bakmayı terk eder. İki secde arasındaki oturmayı tamamlar.

İbn Mes´ud der ki: ´Kim bunu yaparsa, bu yaptığı rabbiyle istihza etmek ve rabbini hafife almaktır!´ Yani Allah´ın tenhada iken de yaptıklarına muttali olduğuna aldırmaz. Fakat bir insan kendisini gördüğünde, güzel namaz kılmaya başlar.


Ferzin

Riyakârın burada iki hali vardır:

Birinci hâl: Riyakârlığıyla halk nezdinde övülmeyi ve büyük mevkî sahibi olmayı istemesidir. Bu kesinlikle haramdır.

ikinci hâl: Rükû ve secdenin güzel yapılmasında ihlâsı değil, fakat ´Eğer hafif yapsam, Allah katında namazım eksik olur. Halk gıybetimi yapmak ve aleyhimde bulunmak suretiyle bana eziyet verir. Bu bakımdan görünür tarafı güzelce yapmak suretiyle onların aleyhimde konuşmalarından kurtulur, herhangi bir sevap da ummam. Oysa böyle yapmam, namazın zâhirî güzelliğini terk edip hem sevabın elimden kaçmasından hem de halkın aleyhimde konuşmasından daha hayırlıdır´ demesidir.

Burada biraz düşünmek gerekir. Sıhhatli fetva şudur:

Kişinin üzerine farz olan, hem namazını güzel kılmak, hem de ihlâslı yapmaktır. Eğer bu hususta niyeti teminden aciz ise, tek başına bulunduğundaki âdetine devam etmelidir. Hiçbir zaman halkın zemmini, Allah´ın tâat ve ibâdetiyle riyakârlık etmek suretiyle bertaraf etmesi uygun değildir. Çünkü daha önce de geçtiği gibi böyle yapmak, ibâdetle oynamaktır.

İkinci Derece: Terkinde herhangi bir eksiklik sözkonusu olmayan ancak ibâdetin tamamlayıcısı hükmünde olan şeyin yapılmasıyla riyakârlık yapmaktır. Rükû, secde ve kıyamı uzatmak, namazdaki hareketleri güzelce yapmak, elleri kaldırmak, birinci tekbiri (tahrim tekbirini) aceleyle almak, îtidali (rükûdan sonraki kalkışı) güzelleştirmek, mûtadı olan sûreden fazlasını okumak gibi...
(İhya)

suhup

İmam, cemaatin huzurunda bulunduğunu düşünmeden evvel Cenab-ı Hakk'ın huzurunda bulunduğunu, cemaatin hoşnut olmasından evvel Cenab-ı Hakk'ın rızasını düşünmesi gerekir. Aksi durumda ihlas olmaz, ihlas olmayınca da riya olur; böyle olunca da ibadetten zevk alma gibi bir durum söz konusu olmaz.
Kişiye sadakat yakışır görse de ikrah;doğruların yardımcısıdır Hazreti Allah.